Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2802, sondan 3435. ayet; 24. sure ve Nûr Suresinin 11. ayetidir. Nûr Suresi 11. ayetinin kelime sayisi 28, harf sayısı 100 ve toplam ebced değeri ise 8384 olarak hesaplanmıştır. Nûr Suresinin toplam ebced değeri 414067 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ان الذين جاؤ بالافك عصبة منكم لا تحسبوه شرا لكم بل هو خير لكم لكل امرئ منهم ما اكتسب من الاثم والذي تولى كبره منهم له عذاب عظيم
O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir güruhtur. Bu iftirayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden (elebaşılık ederek) o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır.[385]
Bu âyet ile sonraki dokuz âyette, İslâm tarihinde “ifk (iftira) olayı” diye bilinen olay konu edilmektedir. Hz. Peygamber, Benî Mustalik Gazvesi’nden dönerken beraberinde bulunan Hz. Âişe tabii ihtiyacını gidermek için uzaklaşmıştı. Bu arada, düşürdüğü gerdanlığını ararken birlik bulunduğu yerden ayrılmış, kendisi geride kalmıştı. Birliğin artçılarından Safvân b. es-Sülemi, Hz. Âişe’yi kendi devesine bindirip hayvanı yederek Medine’ye getirdi. Aralarında münafıkların reisi Abdullah b. Übey ile bazı mü’minlerin de bulunduğu bir grup bu olaya dayanarak, Hz. Âişe ile Safvân arasında ilişki bulunduğu iftirasını ortaya attılar. Bunun üzerine, Hz. Âişe’nin masum olduğunu açıklayan bu âyetler indi.
Diyanet İşleri (Yeni) Nûr Suresi 11. Ayet Tefsiri
Hem Hz. Peygamber’in aile hayatını ve yakınlarıyla ilişkilerini daha iyi anlayıp kavramamızı sağlamak hem de iffet ve namusa iftira olayı karşısında müminlerin nasıl bir tavır ve yaklaşım içinde olmaları gerektiği konusunda yol göstermek için indirilmiş olan bu âyetler, Hz. Âişe’nin de katıldığı bir yolculuk olayına ve bazı münafıkların bunu fırsat bilerek onun hakkında uydurdukları bir düzmeceye atıfta bulunmaktadır. Müslim’in (“Tevbe”, 56) genişçe rivayet ettiği olayın özeti şöyledir: Hz. Peygamber hicretin 5. yılında (Benî Müstalik diye de anılan) Müreysî‘ seferine çıkarken her zaman yaptığı gibi eşlerinden birini –bu defa Hz. Âişe’yi– yanına almıştı. Daha önce Peygamber eşlerinin başkalarıyla ancak perde arkasından görüşüp konuşmalarıyla ilgili emir gelmiş bulunduğundan (Ahzâb 33:53) Hz. Âişe, deve üzerine kurulmuş çadır benzeri bir yerde (perdeli mahfede) seyahat ediyordu. Dönüşte Medine’ye yaklaşıldığında bir yerde istirahat edilmiş ve gece hareket emri verilmişti. Bu sırada Hz. Âişe ihtiyacını gidermek için biraz uzaklaşmış, yerine geldiğinde değerli bir kolyesinin düşmüş olduğunu farketmiş, aramak için tekrar gitmiş, epeyce aradıktan sonra bulup dönmüştü. Bu arada görevliler Hz. Âişe’nin kapalı mahfesini kaldırıp deveye yüklemişler, onun mahfenin içinde olmadığını anlayamamışlardı. Hz. Âişe dönüp de kafilenin gitmiş olduğunu görünce, “Farkettiklerinde beni burada ararlar veya arkayı toparlayarak gelen kişi beni burada bulur” diyerek olduğu yerde oturmuş, beklemeye koyulmuş, beklerken uyku bastığı için de uyuyakalmıştı. Birliğin arkasını emniyete almak ve toparlamak üzere görevlendirilmiş bulunan Safvân isimli sahâbî konaklama yerinden geçerken bir karartı görmüş, yakınına geldiğinde onun Hz. Âişe olduğunu anlayınca “innâ lillâh...” diye seslenerek uyandırmış, devesini çökertip kendisi biraz uzaklaşmış, Hz. Âişe deveye binmiş, yola koyulmuşlar ve öğle üzeri istirahat etmekte olan kafileye yetişmişlerdi.
Hadise bundan ibaret olduğu halde başta meşhur münafık Abdullah b. Übey b. Selûl olmak üzere küçük bir grup olayı kötü yorumlayarak çirkin bir iftira ürettiler: Hz. Âişe ile Safvân arasında iffete aykırı bir olay yaşandığını söylediler ve bunu halk içinde yaymaya başladılar. Hz. Âişe Medine’ye gelince hastalanmış, bir ay kadar yatmıştı. Dedikodudan haberdar olamadı, nihayet bir vesile ile iftira onun da kulağına geldi. Beyninden vurulmuşa dönen Âişe üzüntüsü yüzünden yeniden hastalandı, meseleyi ailesinden öğrenmek maksadıyla Hz. Peygamber’den izin alıp baba evine gitti. Annesi, eşi tarafından sevilen, kumaları bulunan her güzel kadın için böyle dedikoduların yapılabileceğini söyleyerek kızını teselli etmeye çalıştıysa da Âişe günlerce ağladı.
Bu arada Hz. Peygamber yakınları ile istişarede bulundu, hepsi Hz. Âişe’nin lehinde konuştular; Hz. Ali de aleyhinde bir şey söylememekle beraber “kadın kıtlığının bulunmadığını” ifade etti ve evin hizmetçisinden tahkik etmesini tavsiye etti. Hizmetçi Hz. Âişe’yi savundu. Yeterince araştırma, soruşturma yaptıktan sonra Hz. Peygamber mescide geldi, minbere çıkarak hem eşi hem de Safvân hakkındaki müsbet kanaatini ifade etti. Baş iftiracıdan şikâyette bulundu, cemaatin görüşüne başvurdu. İftiracıyı cezalandırma konusunda, İslâm öncesinden kalma kabilecilik gayretiyle ileri geri sözler söylendiği için konuşmayı bu noktada kesti. İftira atılalı bir ay geçmiş olmasına rağmen konu hakkında bir vahiy gelmemiş, âdeta bu büyük imtihanın süresi kasıtlı ve hikmetli olarak uzatılmıştı. Bir ayın hitamında Hz. Peygamber eşini görmek üzere kayınpederi Ebû Bekir’in evine geldi, burada aile arasında şu konuşma geçti:
Hz. Peygamber:
– “Âişe, senin hakkında bana şunları, şunları söylediler. Eğer sen mâsum isen Allah bunu ortaya çıkaracak, seni bu iftiradan arındıracaktır. Eğer bir günaha bulaştıysan Allah’tan af dile, tövbe et; çünkü kulu suçunu itiraf ederek Allah’a tövbe ederse O bağışlar.”
Bu sözleri işitince kendine gelen ve göz yaşları kesilen Hz. Âişe, önce babasının, sonra annesinin cevap vermelerini istedi; onlar “Biz Resûlullah’a karşı ne diyebiliriz?” deyince kendisi şöyle konuştu: “Öyle anlaşılıyor ki siz bunları işittiniz ve inandınız. Allah benim suçsuz ve günahsız olduğumu biliyor, ancak ben size ‘yapmadım’ desem inanmayacaksınız, ‘yaptım’ desem inanacaksınız. Durumumuz Hz. Yûsuf’un babasının durumuna benziyor, o şöyle demişti: “Artık (bana düşen) güzelce sabretmektir. Anlattığınız karşısında, yardım edecek olan ancak Allah’tır” (Yûsuf 12:18). Hz. Âişe bunları söyledikten sonra kırgın olarak yatağına uzandı, arkasını dönüp örtüsünü başına çekti. İşte tam bu sırada vahiy işaretleri belirdi, durumu açıklığa kavuşturan, iftiracıların yüzünü karartan on âyet (11-20) nâzil oldu.
“İftira kandan çetindir” diye bir atasözü vardır. Toplum hayatını dinamitleyen, dostlukları bitiren, aile facialarına yol açan, cinayetlere sebep teşkil eden bu ahlâksızca davranışı engellemek ve müminleri eğitmek üzere söz konusu edilen meşhur iftira olayında büyük ders ve ibretler vardır. Bu âyetlerle iftira edenlere, iftiraya uğrayanlara, iftirayı duyanlara nasıl davranmaları gerektiği konusunda ders ve öğütler verilmiş, İslâm ahlâkının önemli ilkeleri bu vesile ile bir daha hatırlatılmıştır. Bu arada müslümanların içine sızmış bulunan bazı münafıkların perdeleri düşmüş, kötü duygularına mağlûp olan veya dedikoduya kapılan birkaç mümin de büyük bir imtihan geçirmiş, sonra tövbe ederek temizlenmişlerdir. Bazı rivayetlere göre bunlara iftira cezası da uygulanmıştır. Sonuç olarak iftira olayı derin üzüntülere sebep olsa da mânevî getirisi bakımından müminlerin hakkında hayırlı olmuştur.
19. âyette söz konusu edilen “ahlâksızlığın yaygınlaşması” ifadesi, hem fiilen ahlâka aykırı davranışları hem de bunların dedikodusunun, sohbetinin yapılmasını, tabii bir olaymış gibi kınamadan konuşulmasını kapsamaktadır. Topluluk içinde birçok kötülük, buna karşı zamanında ve yeterli tepki gösterilmemesi sebebiyle yayılmakta ve yerleşmektedir. Erdemli bir toplulukta ancak erdeme uygun davranışlar açıkça ve takdir edilerek konuşulur, sohbet konusu olur; çirkin ve kötü olaylar ise yalnızca gerektiği kadar dile getirilir ve erdem ölçülerine göre değerlendirilir, mahkûm edilir, ıslah çareleri üzerinde durulur. Topluluk içinde erdemsizliğin yaygın hale gelmesi öncelikle yasaklar ve cezalarla değil, toplumun erdem ve erdemsizlik karşısında takındığı tavırla engellenebilir.
Mehmet Okuyan
(Peygamber’in eşine) o iftirayı atanlar, şüphesiz ki içinizden (küçük) bir gruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın; aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan her bir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı) vardır. Onlardan bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için büyük bir azap vardır.
Kendisinin başına gelen “İfk” olayını Hz. Ayşe şöyle anlatmıştır: Rasûlullah savaştan dönüp Medine’ye yaklaştığında bir yere konakladı. Daha sonra da tekrar hareket edileceği duyuruldu. Bu sırada kalkmış, yürüyüp ordugâhı (konak yerini) geçip [def-i hacete] (tuvalet ihtiyacına) gitmiştim. İhtiyacımı giderdikten sonra yerime dönerken, göğsümü yokladım ve baktım ki Zafâr boncuklarından olan gerdanlığım kopmuş. Bunun üzerine dönüp onu aramaya başladım. Onu aramam beni epey alıkoydu. Derken, hevdecimi taşıyan askerî takım gelip hevdecimi deveye yüklemişler ve hafif olduğum için beni o hevdec içinde sanmışlar. Döndüğümde, orada hiç kimseyi bulamadım. Böylece oturdum ve ‘onlar beni aramak için geri dönerler’ diye beklemeye başladım. Derken uyuyakalmışım. Safvân b. Mu‘attal beni görünce tanıdı. ‘Seni insanlardan geri bırakan ne?’ deyince, ona olayı anlattım. O da bineğinden indi ve ben ona bininceye kadar oradan çekildi. Sonra deveyi çekip götürdü. Oradan sonraki konaklama yerine indiğinde insanlar beni bulamayınca çalkalanmışlar. Herkes konuşmuş, beni diline dolamış, hakkımda bu iftiraya dalan dalmış!” (Buhârî, Tefsîru Sure-i Nûr, 6).
Bayraktar Bayraklı
O iftirayı atanlar şüphesiz içinizden bir gruptur. Bu olayın, hakkınızda bir kötülük olduğunu sanmayınız. Tam aksine sizin için daha hayırlı olmuştur. Onlardan her biri işlediği suçun cezasını çekecektir. İçlerinden önderlik yapıp suçun büyüğünü yüklenen kişiye ise, büyük bir azap vardır.[364]
[364] İfk hadisesi/Hz. Ayşe’ye atılan iftiranın yersizliği hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XIII, 343-355.
Erhan Aktaş
Bu ifk'i¹ edenler içinizden birileridir. Sizin için bunun bir şer olduğunu sanmayın. Aksine bu sizin için bir hayırdır. Onlardan her birine günahtan bir pay vardır. İçlerinden önderlik yapıp bunu organize eden kimse için de çok büyük bir azap vardır.
(Hz. Peygamberin eşine -Hz. Aiyşe’ye- yönelik) Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla ve ağır (zina iftirasıyla yanınıza) gelenler, kendi içinizden (zahiren sizinle birlikte hareket eden) bir ekiptir; siz onu (iftira olayını) kendiniz için (kötü) bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. (Çünkü bu tavırları, münafıkların tanınmasına ve ayrışmasına vesile olacaktır.) Onlardan her bir kişi kazandığı günahın cezasını çekecektir. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenen (o çirkin yalanı uyduruveren) ise daha ağır bir azabı hak etmiştir.
O uydurma haberi size getiren sizden bir taifedir; onu şer sanmayın kendinize, hatta o, hayırdır size. Onlardan herbirinin kazandığı günah, kendisine aittir, içlerinden, suçun en büyüğünü yüklenene gelince: Onundur en büyük azap.
Doğrusu peygamberin hanımına iftira edenler, içinizden aralarında işbirliği olan bir gurupdur. Ey mü'minler! Bu olayı, kendiniz için şer sanmayın, belki bu sizin için bir hayırdır. İftira edenlere gelince, onların her biri işledikleri günahın vebalini çeker. İftira işinde başı çekenlere gelince, o da büyük bir azaba uğrayacaktır.
Peygamberin eşine, bu ağır iftirayı atanlar, iffetsizlik suçlamasında bulunanlar, şüphesiz sizin içinizden bir gruptur. Bunu kendiniz için kötü bir olay sanmayın. Aksine o sizin için hayırlı bir olaydır. Onlardan her bir kişiye, hür iradeleriyle bilerek işledikleri suçun-günahın karşılığı olan ceza uygulanacaktır. Onlardan elebaşılık yapıp, bu günahın, vebalin büyümesine yol açan kimse için de çok büyük bir azap vardır.
O düzmece haberi (iftirayı) getirenler içinizden bir gruptur. Siz onu kendiniz için kötü sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her birine kazandığı günah(ın cezası) vardır. Onlardan (suçun) büyüğünü üstlenene ise büyük bir ceza vardır.
11-18.Buhari, Müslim ve daha başkaları Hz. Aişe (r.a.)`nin şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir: "Resulullah (a.s.) bir sefere çıkacak olduğunda hanımları arasında kur`a çekerdi, hangisine çıkarsa onu yanına alırdı. Gazvelerinden birinde yine kur`a çekti. Bana çıktı. (Rivayetlerde bildirildiğine göre bu Benu Mustalik gazvesidir). Böylece ben (Resulullah (a.s.) ile birlikte) yola çıktım. Bu olay örtünme emrinin inmesinden sonraydı. Ben hevdecimin (devenin üstüne konan kapalı bir oturak) içinde taşınır ve (konaklama yerinde) onunla indirilirdim. Yolculuğum böyle sürdü. Resulullah (a.s.) gazvesini tamamlayıp geri döndüğünde Medine`ye yaklaştığımız sırada (konaklamadan sonra) bir gece yola çıkılacağını duyurdu. Ben ihtiyacım için ordudan uzak bir yere yürüdüm. İhtiyacımı görünce geri kervanın yanına geldim. Bu sırada göğsümü yokladım. Bir de baktım ki gerdanlığım düşmüş. Hemen dönüp gerdanlığımı aradım. Ancak onu aramak beni alıkoydu. Bu sırada benim yol işimle ilgilenenler gelip beni içinde sanarak binmekte olduğum hevdecimi deveme yüklemişler. O zaman kadınlar hafif olurlardı, öyle yağ tutmazlardı ve kendilerini et bürümezdi. Az yemek yerlerdi. Dolayısıyla hevdeci yükleyenler ağırlığına dikkat etmeyip kaldırmış ve devenin üstüne koymuşlar. Sonra da deveyi sürüp gitmişler. Bense ordu gittikten sonra gerdanlığımı buldum. Sonra onların konak yerlerine geldim. Baktım ne bir ses veren ne de çağrıya cevap veren vardı. Ben eski konak yerimde oturdum. Onların beni bulamayıp, geri dönerek arayacaklarını düşündüm. Konağımda otururken gözlerime uyku çöktü ve uyudum. Safvan bin el-Mu`attal da ordunun arkasından giderek kalanları topluyordu. O havanın hafif karardığı sırada gelmiş ve benim konakladığım yerin yanında sabahlamış. Bu sırada uyuyan bir insan karartısı görmüş. Beni görünce de tanımış. O, örtünmekle emrolunmadan önce beni görürdü. Onun istircasıyla ("innâ li`llahi ve innâ ileyhi raci`un" demesiyle) uyandım. Hemen yüzümü cilbabımla örttüm. Vallahi bana tek bir söz söylemiş değildir ve bineğini çökertmesi esnasındaki istircası dışında ondan bir söz işitmedim. O devenin ön ayağına bastı, ben de deveye bindim. Böylece bineğimi yularından tutarak götürdü ve ordunun öğle sıcağında bir yere konakladığı sırada orduya yetiştik. Bunun ardından benim hakkımda helake giden gitti. En büyük yükü yüklenen de Abdullah bin Ubeyy bin Selul`du. Sonra Medine`ye geldik. Geldiğimizde ben bir ay hasta oldum. İnsanlar iftira uyduranların dedikodularına dalıyorlardı bense bu konuda bir şeyden haberdar değildim. Ben biraz toparlandıktan sonra Ummu Mıstah ile el-Menası` tarafına doğru gittik. Burası bizim ihtiyacımızı giderdiğimiz yerdi. Ummu Mıstah`la dış elbisesini (cilbabını) giyinmiş olduğu bir halde karşılaştım. "Perişan olsun Mistah!" dedi. Ben: "Ne kötü söz söylüyorsun! Bedir`de bulunmuş birine sövüyor musun?" dedim. "Ah zavallı! Sen onun ne dediğini duymadın mı?" dedi. Ben: "Ne dedi?" diye sordum. Bunun üzerine iftira uyduranların söylediklerini bana bildirdi. Bu kez benim hastalığım daha da arttı."Hadisin devamında Hz. Aişe (r.a.), Resulullah (a.s.)`tan izin alarak anne babasının yanına gittiğini, onlardan işin ayrıntılarını sorduğunu, bunları öğrenince sabaha kadar ağladığını, sonra Resulullah (a.s.)`ın Ali bin Ebi Tâlib (r.a.) ile Usâme bin Zeyd (r.a.)`i yanına çağırarak ailesi hakkında ne yapmasının uygun olacağı konusunda onlarla görüş alışverişinde bulunduğunu bildirmiştir. Bu olaylardan sonra Resulullah (a.s.), Hz. Aişe (r.a.)`nin yanına giderek: "Ey Aişe! Senin hakkında bana şöyle şöyle haberler ulaştı. Eğer bir suçun yoksa Allah seni temize çıkarır. Eğer bir hata işlediysen Allah`a tevbe et ve O`ndan mağfiret dile. Şüphesiz kul günâhını i`tiraf eder ve tevbe ederse Allah da tevbesini kabul eder" diye buyurmuştur. Hz. Aişe (r.a.) de kendisinin bir suçunun olmadığını, suçsuzluğunu Allah`ın bildiğini söylemiş, bundan sonra aradan çok vakit geçmeden Yüce Allah, Resulullah (a.s.)`a Hz. Aişe (r.a.)`nin suçsuzluğunu ortaya koyan ayeti kerimelerini yani burada ele aldığımız ayeti kerimeleri indirmiştir.İfk (iftira) olayı diye bilinen bu olay İslâm tarihi kitaplarında etraflı bir şekilde ele alınmıştır. Biz de konunun önemi dolayısıyla olayı biraz uzun bir şekilde ele aldık. Bu olayı en çok istismar edenler münâfıklar olmuştur. Onların başını çeken Abdullah bin Ubey de olayla ilgili haberlerin her tarafa yayılması için elinden geleni yapmıştır. 11. ayeti kerimede: "Onlardan (suçun) büyüğünü üstlenene ise büyük bir ceza vardır" denirken kastedilen de Abdullah bin Ubeyy bin Selul`dür.
Ali Bulaç
Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azab vardır.
(Hz. Aişe hakkında) o iftira haberini getirenler, içinizden (münafık olan) bir zümredir. O iftirayı, Allah katında sizin için bir kötülük sanmayın. Bilâkis o, (sevab bakımından ahirette) hakkınızda bir hayırdır. (Bu hitab, iftira hadisesinden üzülen müminleredir). O iftiracılardan her kişiye, kazandığı günah kadar ceza vardır. Onlardan günahın büyüğünü yüklenen (Abdullah İbni Ubeyy) için büyük bir azab vardır.
O iftirayı ortaya atanlar, sizin içinizden bir grupturlar. Siz böyle hadiseleri kendiniz için kötülük sanmayınız. Aksine o sizin için hayırdır. O iftira edenlerden her biri kazandığı günahın cezasını çekecektir. Onlardan iftiranın en büyüğünü üstlenene ise büyük bir azap vardır.()
(*) O (Abdullah b. Übeyy) hem iftiracı idi hem de münafık.
Besim Atalay
Size yalanla, iftirayla gelenler, sizden birtakımıdır, onu kötü sanmayın, sizler için hayır olabilir bu, her kişinin kazandığı günahı kendisinindir, onlardan en büyük günah yapana ulu azap var
(Resul'ün eşi Ayşe'yi) iffetsizlikle suçlayanlar (ona iftira atanlar) içinizden bir gruptur. Siz (ey bu iftiranın mağdurları)! Bunu kendiniz için kötü bir şey sanmayın! Tersine (iftiraya uğramanız) belki sizin için hayırdır! (İftiracılara gelince,) onların her biri (böyle yaparak) işledikleri günahın yükünü taşıyacaklardır ve onlardan bu (günahın) işlenmesinde başı çekeni vahim bir azap beklemektedir!
“Beni Mustalik Gazvesi” nden İslam ordusu ile birlikte dönen Hz. Ayşe, ordunun konakladığı sırada ihtiyaçtan dolayı konaklama yerinden uzaklaşmış ve dönerken de gerdanlığını kaybetmişti. Gerdanlığını ararken ordu hareket etmiş, Hz. Ayşe’nin devesini süren, onun devenin üzerindeki kapalı yerde olduğunu sanarak yola devam etmişti. Artçı olarak ordunun arkasında görevli bulunan Safvan Hz. Ayşe’yi devesine bindirerek orduya yetiştirmişti. Bu durumu gören başta Abdullah İbni Ubeyy olmak üzere bazı münafıklar Hz. Ayşe hakkında hoş olmayan dedikodular çıkarmıştı ve bu asılsız konuşmalar bir aya yakın bir zaman devam etmişti. Gönderilen bu ayetle hem atılan iftiranın asılsız olduğu ortaya konmuş, hem de bu olaya çok fazla üzülen Hz. Muhammed teselli edilmiştir.
Diyanet İşleri (Eski)
(Peygamber'in eşi hakkında) o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine kazandığı günah karşılığı ceza vardır; içlerinden elebaşılık yapana ise büyük azap vardır.
(Peygamber'in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir guruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan her bir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. Onlardan (elebaşlık yapıp) bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır.
Bu ve bundan sonraki 9 âyetin inzâline sebep teşkil eden ve «ifk (iftira) hadisesi» diye bilinen olay kısaca şöyledir: Hz. Peygamber’in bir askerî seferine Hz. Âişe de katılmıştı. Dönüşte bir ara Hz. Âişe ihtiyacını gidermek için çekildiği bir köşede gerdanlığını düşürmüş, sonra bunun farkına vararak aramaya gitmişti. Bu arada, birlik Hz. Aişe’yi devesinin üstündeki hevdec adı verilen kapalı, yuvarlak ve üstü kubbeli kafesi içinde sanarak konaklama yerinden ayrıldığı için Hz. Âişe orada kaldı. Orduyu geriden takip etmekle görevli bir zat, Hz. Âişe’yi alarak birliğe yetiştirdi. İçlerinde münafıkların önde gelenlerinden Abdullah b. Ubeyy’in de bulunduğu birkaç kişi, bu hadiseye dayanarak Hz. Âişe ile onu birliğe yetiştiren kişi arasında ilişki cereyan ettiği iftirasını uydurdular. Bu iftira Hz. Peygamber’i oldukça üzmüştü. Bu sırada zaten rahatsız olan Hz. Âişe, hakkında böyle bir iftira uydurulduğunu bir müddet sonra öğrenmiş ve büyük bir ızdıraba boğulmuş; artık, kendisi gibi kederli olan ailesine, babası Hz. Ebubekir (r.a.)’in evine gitmeyi tercih etmişti. Bu arada Hz. Peygamber (s.a.) zaman zaman Hz. Ebubekir’in evine giderek, onlardan Hz. Âişe’nin sıhhatini, hal ve hatırını sorardı. İşte yine böyle bir ziyaret sırasında ve iftira olayının vukuundan takriben bir ay sonra Âişe validemizin masumiyetini ifade eden bu âyetler inzâl buyuruldu.
Edip Yüksel
O iftirayı, sizden bir çete uydurdu. Onun sizin için kötü olduğunu sanmayın; aksine sizin için iyi (bir ders) dir. Bu arada, onlardan her biri günahı paylaşmıştır. Elebaşılık yapanları da büyük bir cezayı haketmiştir.
Kuran, söylentilerle kendisi hakkında suçlama yapılan kişinin kimliğini açıklamayarak olayın evrensel yönünü korumak istiyor. Bak 111:1.
Elmalılı Hamdi Yazır
Haberiniz olsun ki (Muhammed'in eşine) bu ağır ifki (iftirayı) uyduranlar sizin içinizden bir gruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük saymayın; aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan herbir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. (Elebaşlılık yapan, bu yüzden de) bu günahın büyüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır.
Haberiniz olsun ki ifk ile gelenler içinizden bir takımdır; onu hakkınızda bir şer sanmayın, belki o, hakkınızda bir hayırdır, onlardan her kişiye o vebalden kazandığı, büyüğüne tesaddî eden, ona da büyük bir azâb vardır
O uydurma haberi (iftirayı) getirenler içinizden (mahdud) bir zümredir. Onu (o yalanı) sizin için bir şey sanmayın. Bil'akis o, sizin için bir hayırdır. Onlardan herkese kazandığı günah (nisbetinde ceza) vardır. Onlardan (günâh) ın büyüğünü der'uhde (ve irtikâb) eden o adam (yok mu? işte) en büyük azâb onundur.
Şübhesiz ki o iftirâyı getirenler, içinizden bir topluluktur. Onu (o iftirâyı),kendiniz için bir şer sanmayın! Bil'akis o, sizin için (hakkınızda inen âyetlere ve bir çoksevâba vesîle olmakla) bir hayırdır. Onlardan (o iftirâyı çıkaranlardan) her bir kişiye (ise, âhirette cezâsını görmek üzere) o işlediği günah vardır. Onlardan, (elebaşılık yaparak, bu günahın) büyüğünü yüklenen kimseye ise, (pek) büyük bir azab vardır.(1)
(1)Burada geçen iftirâ, Abdullah İbn-i Übey ismindeki yahudi asıllı bir münâfığın, mü’minlerin annesi Hz. Âişe-i Sıddîka vâlidemiz (ra) hakkında ortaya attığı iftirâdır ki, târihe “İfk Hâdisesi” olarak geçmiştir. Cenâb-ı Hakk bu âyetlerle, o iftirâyı reddetmiştir. (Nesefî, c. 3, 200)
İlyas Yorulmaz
Elbette ki iftira olayını getiren sizden bir guruptur. Bu iftiranın sizin için şer olduğunu zannetmeyin. Tam aksine sizin için hayırdır. Bu iftirayı yapanlardan her birisi için kazandıkları günahın karşılığı vardır. Ayrıca onların içinden bu büyük günaha katılan (yönelen) kimse içinde büyük bir azap var.
Ayşe hakkında iftirada bulunanlar içinizden bir cemaattir. Siz bu iftirayı hakkınızda kötü bir şey sanmayın, belki o, hakkınızda hayırlıdır [¹]. Herkesin kazandığı günahı kendisi çeker. İçlerinden sözün büyüğünü üzerine alan için büyük bir azap vardır.
İsmail Hakkı İzmirli Nûr Suresi 11. Ayet Açıklaması
[1] Yani Allah mükâfatını veriyor.
Kadri Çelik
(Peygamber'in eşine) Bu ağır iftirayı uyduranlar, şüphesiz sizin içinizden bir guruptur. Bunu (iftirayı) kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine o, sizin için bir hayırdır (imanı nifaktan ayıran bir imtihandır). Onlardan her bir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. Onlardan (elebaşlık yapıp) bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır.
O iftirayı ortaya atanlar, sizin içinizdeki münâfıklardan oluşan örgütlü bir çetedir. Fakat ey inananlar; bunu kendiniz için kötülük sanmayın; aksine, bu sizin için hayırlıdır. Çünkü öncelikle, aranıza sızan münâfıkların maskesi bu olay sayesinde düştü. Ayrıca, Hz. Aişe’nin masumiyeti de ilâhî vahiyle belgelenmiş oldu. Korkmayın, size karşı atılan her iftira, sizin daha da güçlenmenizi ve Allah katında derecenizin yükselmesini sağlayacaktır. Masum insanlara alçakça iftira atan o münâfıklara gelince; onların her biri, kazandığı günahın cezasını çekecektir; hele iftirada öncülük ederek bu işin başını çeken Abdullah b. Übeyy adındaki münâfıkların reisi yok mu, işte onun hakkı cehennemde ebediyen mahkûm edileceği büyük bir azaptır!
O İftira’yı atmış olanlar, içinizden bir takımdır.
Bunu sizin için şerr saymayın! Belki o sizin için hayırdır.
Onlardan her bir kişinin Günah’tan kazandıkları kendisine aittir.
Onun büyüğünü tezgâhlamış olana gelince; ona da çok büyük bir azap vardır.
Doğrusu (Aişe hakkında uydurulan) o iftirayı1 getirip ortaya atanlar,2 sizin içinizden bir topluluktur. Siz o (olayı) kendiniz için bir şer saymayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. O (iftiracılardan) her bir kişiye kazandığı günâhın karşılığı (bir cezâ) onlardan (iftiranın) en büyüğünü yapana3 ise daha büyük bir azab vardır.
1 İfk: Esasından çevrilmiş, hakikati tahrif edilmiş söz, yani yalan, iftira, bühtan demektir. Bühtan da ansızın atılıp insanı üzen iftira demektir. 2 İfk hadisesi: Hz. Safvan’la, Hz Aişe’nin iffetiyle ilgili yapılan bir iftiradır. İfk, yalan ve namuslu birisinin namusu hakkında iftira etmek demektir. İfk; Peygamber (s.a.v)’in eşi Hz. Âişe hakkında münâfıklar tarafından uydurulan bir iftiradır. Buhâri, Müslim gibi ana kaynaklarda bizzat Hz. Âişe, tarafından anlatılan olayın gerçek yönü, münâfıkların Medine’de günden güne gelişen İslâm toplumunu parçalamak için Peygamberin aile mahremiyetini hedef alarak, başvurdukları bir karalama hareketidir. Peygamberimiz H.5. Yılda Mustalik Oğulları’na bir sefer düzenledi. Bu sefere münâfıklar kalabalık bir şekilde katılmışlardı. Efendimiz bu sefere Hz. Âişe’yi de götürmüştü. (Buhârî) Sefer dönüşü ordu, geceleyin bir yere konakladı. Hz. Âişe ihtiyacı için ordugâhın dışına çıktı. Döndüğünde, boynundaki gerdanlığının düşmüş olduğunu gördü. Hz. Âişe, gerdanlığı aramak için ihtiyacını giderdiği yere gitti. Bulup döndüğünde ise kendisinin devesi üzerindeki yerinde olduğu zannedilerek, ordunun oradan ayrılıp gitmiş olduğunu gördü. Orada oturup beklerken olduğu yerde uyuyup kaldı. Sonra ordunun artçısı Safvan b. Muattal kendisini görerek, hiç konuşmadan onu devesine bindirdi. Devenin yularını çekerek orduya yetiştirdi. Münafıklar bu olayı fırsat bilerek dedikoduya başladılar. Zeyd b. Rifa’ ve Abdullah b. Übeyy bu dedikoduyu besledi. Mıstah b. Üsase, Hassan b. Sâbit ve Hamne binti Cahş da bu iftira olayına karıştılar. Bu âyet indikten sonra bu şahıslara “kazif” cezâsı uygulandı. Konuyla ilgili âyet, olaydan bir ay sonra indi. Bu da Peygamberimizin eğer Allah bildirmezse ğaybı bilemeyeceğine de bir delildir.3 Yalanın en büyüğünü yapan Abdullah b. Übeyy isimli münâfıktır.
Muhammed Esed
Başkalarını yalan yere iffetsizlikle suçlayanlar içinizden bir güruhtur; 12 [fakat, siz, bu haksız suçlamaya maruz kalanlar,] bunu kendiniz için kötü bir şey sanmayın; tersine bu sizin için hayırdır! 13 [İftiracılara gelince,] onların her biri (böyle yaparak) işledikleri günahın yükünü taşıyacaklardır; ve onlardan bu [günahın] işlenmesinde başı çekenleri 14 vahim bir azap beklemektedir!
Gerçek şu ki o iftirayı tasarlayanlar içinizden bir gruptur. Fakat bunu kendiniz için şer olarak görmeyin. Aksine o, sizin için hayırlı olmuştur. Onlardan her biri için kazandığı günah oranında cezası vardır. Bu işin elebaşılığını yapan kimse var ya işte onu korkunç bir azap beklemektedir. 24/4- 11...23
GERÇEK şu ki, iftirayı tasarlayanlar içinizden bir güruhtur.[2981] Siz (ey bu iftiranın mağdurları)! Sanmayın ki bu size dokunan bir şerdir, aksine bu sizin için bir hayırdır![2982] Onlardan her biri işlediği günahın cezasını çekecektir; ama onlar içerisinden bu işin elebaşılığını üstlenen kimse var ya: onun hakkı korkunç bir azaba mahkûm olmaktır.[2983]
[2981] Ahzab savaşı, müşriklerle mü’minler arasındaki mücadelenin dönüm noktasıydı. Mekke’nin son ve en büyük taarruzuydu. Başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra bir daha Mekke kendini toparlayamadı. Bu savaş aynı zamanda Medine’deki kırılgan yapıyı bütün zaaflarıyla ortaya çıkardı. Dost ve düşmanı kesin hatlarla ikiye ayıran bu savaşın ardından, Allah Rasûlü öncelikli konunun Medine’deki iç güvenliği kesin bir biçimde sağlamak olduğunu gördü. Bu olumlu gelişme, öte taraftan, İslâm düşmanlarının sıcak savaştan psikolojik savaşa geçmeleri sonucunu doğurdu. Önce Ahzab sûresinde bir parça ele alınan Hz. Zeyneb’le evlilik olayını çarpıtmayı denediler. Bu olay etrafında olmadık efsaneler düzüp koştular. Hz. Âişe’ye iftira olayı, söz konusu psikolojik savaşın bir parçasıydı. Mekke, varlığını ortadan kaldıramadığı Allah Rasûlü’nü can evinden vurmayı kafasına koymuştu. Bunun için de Medine’deki işbirlikçilerini kullanıyordu. Bu sûretle hem İslâm dâvâsını yıpratmak, hem de Medine’deki birlik ve bütünlüğü zedelemek istiyordu. Çünkü Müslümanlar başarılarını ahlâkî bir toplum modeli oluşturabilmelerine borçlulardı. Öyle ki, bu ahlâkî cazibe sayesinde bir çok insan Muhammedî çağrıya koşuyor, bu çağrıya evet demeyenler bile bu durumu takdirle karşılıyordu.
[2982] Bireysel boyutuyla, iftiranın mağdurlarının sabırları sınandı ve karşılığını gördüler. Tarihsel boyutuyla, içerideki çürükler ortaya çıktı ve toplum arındı. Evrensel boyutuyla, bu gibi durumlarda nasıl bir tutum ve tavır takınılacağına ilişkin bir model ortaya kondu. Bunların hepsi hayırdı.
[2983] Âyette kastedilen kimse münafık elebaşı Abdullah b. Ubey’dir. Aslında tüm zamanlarda iffetli insanlara iftira üzerine bina edilen psikolojik ve organize savaşı ifade eder.
Ömer Nasuhi Bilmen
Muhakkak o kimseler ki, iftira ile geliverdiler, sizden bir zümredirler. Onu sizin için bir şer sanmayın, belki o sizin için bir hayırdır. Onlardan her kişiye de günahtan kazandığı şey vardır. Onlardan o kimse ki, onun büyüğünü deruhte etmiştir, onuniçin de pek büyük bir azap vardır.
O İftirayı çıkaranlar, içinizden küçük bir gruptur. Siz o iftirayı kendi hakkınızda fena bir şey sanmayın, bilakis o sizin için hayırlıdır. O iftiracılara gelince, onlardan her birinin, kazandığı günah nisbetinde cezası vardır. Bu yaygaranın elebaşılığını yapan şahsa ise cezanın en büyüğü vardır.
Benî Mustalık gazvesinde Hz. Peygamber (a.s.)’a Hz. Âişe refakat etti. Dönüşte Medine yakınında ordu konakladı. Hareket edileceği sırada Hz. Âişe (r.a) tabiî ihtiyaç için kafileden geride kalmıştı. Deve üzerindeki hevdeç içinde taşınıp kendisi de zayıf olduğundan, farkına varılmayıp kafile hareket etmiş, Hz. Âişe ihtiyacını giderdikten sonra kolyesini düşürdüğünü fark edince onu ararken kafileyi kaçırmış, geldiğinde, sadece hareket sonrası kontrolü ile görevli Safvan (r.a.) kalmıştı. Devesine Hz. Âişe’yi bindirip kendisi yaya Medine’ye döndüler. Münafıkların başı İbn Übey yaygara çıkarıp namus iftirası attı. Dedikodu yayıldı. Herkesten sonra dedikoduyu işiten Hz. Âişe iftiranın dehşetinden donup kaldı. Hz. Peygamberden izin isteyip babasının evine döndü. Hastalandı, dünya başına zindan oldu. Tam bir ay kadar sonra, bu âyetler vahyedilip Allah tarafından mâsumluğu, kıyamete kadar her gün ve her saat okunacak şekilde ebediyyen tescil edildi.
Süleyman Ateş
O yalan haberi getir(ip ortaya at)anlar, içinizden bir topluluktur. Siz, onu sizin için şer sanmayın. Tersine o, sizin için hayırdır. Onlardan her kişi işlediği günah'ın cezasını görecektir. Onlardan o(yala)nın en büyüğünü idare edene de büyük bir azab vardır.
peygamberimiz, Benû Mustalik Gazâsına, zevcesi Hz. Âişe'yi de götürmüştü. Dönüşte ordu, bir yerde konaklarken Hz. Âişe, gittiği tuvalette gerdanlığını düşürdü. Sonradan farkına varınca gerdanlığını aramaya gitti. Hz. Âişe, bineğinde hevdec denilen çadır gibi kapalı bir şey içinde oturduğundan, hayvanını süren kişi, onu hevdeci içinde sandı. Hz. Âişe ordugâha döndüğünde ordu hareket etmişti. Orada bekledi. Geriden artçı olarak gelen Safvân, hayvanından inip onu bindirdi ve ordugâha yetiştirdi. Bazı kimseler bunu dedikodu konusu yaptılar. Sonradan işin farkına varan Âişe, üzüntüsünden hastalandı, babasının evine gitti. Aradan bir ay geçmişti. Bir gün Hz. peygamber, Hz. Ebubekir'in evine gitmiş: Ğ Ey Âişe, senden bana şöyle bir söz yetişti. Şimdi eğer sen suçsuz isen Allah, muhakkak suçsuzluğunu ortaya çıkarır. Ama bir günâha düştüysen, Allah'a istiğfâr ile tevbe et, dedi. Hz. Âişe de çok üzülüyordu: Ğ Suçsuz olduğumu Allah biliyor, ama siz, başka sözlere inanıyorsunuz! Ne diyeyim, Allah bana sabır versin!...dedi. Hz. peygamber, henüz yerinden kalkmamış idi ki Hz. âişe'nin ma'sumluğunu bildiren bu âyetler indi.
Süleymaniye Vakfı
O çarpıtılmış haberi getirenler içinizden bir çetedir. Onu sizin için şerli görmeyin, aksine o sizin hayrınızadır. Onlardan her biri için, suça ortaklığına denk ceza vardır. Suçun elebaşlığını yapan için de ağır bir azap vardır.
[*] مَّا اكْتَسَبَ مِنَ الْإِثْمِ ayetine مقدار ما اكتسب anlamı verilmiştir.
Şaban Piriş
O iftirayı yapanlar içinizden bir topluluktur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın. Aksine o, sizin için hayırlı olmuştur. Onlardan her biri için günah olarak kazandıkları şeyler vardır. En büyük azap da onlardan elebaşılık yapanadır.
İftirayı ortaya atanlar, içinizden bir topluluktur. Onu hakkınızda şer saymayın; aslında o sizin için bir hayırdır.(2) Onlardan herbirinin bu günahtan kazandığı bir pay vardır. Günahın büyüğünü üstlenen kimsenin hakkı ise büyük bir azaptır.
(2) Uğradığınız sıkıntılar bir kısım günahlarınızın bağışlanmasına vesile olur.
Yaşar Nuri Öztürk
O ifki/yalan haberi/iftirayı getirenler, içinizden bir gruptur. Onu sizin için şer sanmayın. Aksine, o, sizin için bir hayırdır. Onlardan her kişiye o günahtan kazandığı vardır. Onların, günahın büyüğünü yönetenine de büyük bir azap vardır.
bayıķ anlar kim getürdiler yavuz yalan ya'nį āyişe ķatında cemā'atdur sizden. śanmañ anı yavuz size belki ol eyidür size. her bir gişiye anlardan oldur kim kesb eyledi yazuķdan daħı ol kim başın duttı uluśına ya'nį buḥtānuñ anlaruñ anuñdur 'aźāb ulu.
Taḥḳīḳ ol kişiler ki ḳatı yavuz bühtān söz getürdiler sizden bir cemā‘at. Anısize şer ṣanmañuz, bel ki ol size ḫayrdur. Her kişiye anlardan ḳazanduġıyamanlıġuñ cezāsı vardur ve ol kişi ki başın dutdı bühtānuñ anlardan. Añavardur ulu ‘aẕāb.