Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3126, sondan 3111. ayet; 26. sure ve Şu'arâ Suresinin 194. ayetidir. Şu'arâ Suresi 194. ayetinin kelime sayisi 5, harf sayısı 22 ve toplam ebced değeri ise 1939 olarak hesaplanmıştır. Şu'arâ Suresinin toplam ebced değeri 392049 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure طسم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ط (0) س (0) م (2) bulunuyor.
Rûhulemîn’den (güvenli ruh) maksat Cebrâil’dir. Yaratılış özellikleri sebebiyle güvenilirliği ihlâl etmediği ve Allah’ın emaneti olan vahyi tam bir emniyet içerisinde peygamberlerine ulaştırdığı için “güvenli” anlamına gelen emîn sıfatı ile nitelendirilmiştir (bk. Taberî, XIX, 111-112; İbn Âşûr, XIX, 189). Ruh teriminin yukarıdaki anlam akışı içerisinde “mutlak güvenilirlik derecesinde vahiy” mânasında kullanılmış olabileceği ifade edilmişse de (Esed, II, 758) kanaatimizce bu yorum dil kuralları bakımından uygun değildir. Zira cümlenin öznesi “ruh” kelimesidir. “Bihî” ifadesindeki “bi” edatı ise “indi” anlamına gelen “nezele” fiilini geçişli kılmaktadır. “Hî” zamiri de vahyi yani Kur’an’ı ifade eder. Buna göre ruh inen değil, vahyi indirendir (bk. Râzî, XXIV, 165). Cümlenin anlamı ise şöyle olur: “Onu senin kalbine Rûhu’lemîn indirmiştir.” Esed’in verdiği mânadan ruhun indirdiği değil, indiği anlaşılmaktadır ki bize göre bu mâna uygun değildir. Ayrıca vahyin Hz. Peygamber’in kalbine bir melek (Cebrâil) tarafından indirildiğine dair başka deliller de vardır (bk. Bakara 2:97; Buhârî, “Bed’ü’l-vahy”, 2). Yüce Allah mesajını insanlara iletmek üzere peygamberleri hangi kavimden seçmişse kitaplarını da o kavmin diliyle göndermiştir (bk. İbrâhim 14:4). Hz. Peygamber de Araplar arasından seçilerek görevlendirildiği için Kur’an ona Arapça olarak indirilmiştir. Fakat bu, onun sırf Araplar’a hitap ettiği anlamına gelmez. Nitekim Kur’an’ın evrensel olduğunu gösteren birçok âyet vardır (meselâ bk. A‘râf 7:158; Furkan 25:1; Kur’an’ın Arapça olarak indirilmesi ve evrenselliği hakkında bilgi için bk. Yûsuf 12:2; ez-Zümer 39:28; vahyin geliş şekilleri hakkında bilgi için bk. “Tefsire Giriş” bölümü, “I. Kur’ân-ı Kerîm A) Tanımı ve özellikleri,
Mehmet Okuyan
193,194,195. Uyarıcılardan olasın diye onu (Kur’an’ı) apaçık Arapça diliyle Güvenilir Ruh (Cebrail) senin kalbine indirmiştir.
Cebrail, Kur’an’ı doğrudan doğruya senin kalbine indirerek onu tüm benliğinle kavramanı sağladı ki, kıyâmete kadar gelecek bütün insanlığı hakîkate çağıran bir uyarıcı olasın.
Mustafa İslamoğlu Şu'arâ Suresi 194. Ayet Açıklaması
[3261] Buradaki kalp ile fizikî bir organ kastedilmemiştir (Bkz: 50:37). Bu tür bir bağlamda kalb ile düşünme, duyma, bilme, inanma eylemlerinin kendisinden sudur ettiği mânevî merkez olan akleden kalp kastedilmektedir (Krş: 7:179; 67:10). Zemahşerî bu âyetleri şöyle açıklar: Eğer Kur’an Arapça dışında başka bir dille indirilmiş olsaydı, o zaman bu âyetleri anlamada kalbiniz (aklınız) değil kulaklarınız devreye girerdi. Çünkü bu durumda anlamını bilmediğiniz birtakım harflerin seslerini duyardınız. Birden çok dil bilen bir insan, kendi anadilini konuştuğunda kalbi aklı sözlerin anlamlarına yönelir, bu mânaları oluşturan sözlerin nasıl kurulduğunu hiç düşünmez. Fakat aynı kişi ana dili dışında başka bir dili konuştuğunda, bu dili ustaca kullansa bile, önce sözler, sonra anlamlar dikkatini çeker.” Dolayısıyla Kur’an “açık seçik bir Arapça ile” indirildiği için Nebi’nin akleden kalbine nâzil olmuştur.
Ömer Nasuhi Bilmen
Senin kalbin üzerine, tâ ki, sen korkutuculardan olasın.