Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1754, sondan 4483. ayet; 14. sure ve İbrahim Suresinin 4. ayetidir. İbrahim Suresi 4. ayetinin kelime sayisi 19, harf sayısı 75 ve toplam ebced değeri ise 3354 olarak hesaplanmıştır. İbrahim Suresinin toplam ebced değeri 263593 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (11) ل (11) ر (2) bulunuyor.
Arapça Metin
وما ارسلنا من رسول الا بلسان قومه ليبين لهم فيضل الله من يشاء ويهدي من يشاء وهو العزيز الحكيم
Biz her peygamberi, ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (Allah’ın emirlerini) iyice açıklasın. Allah, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Diyanet İşleri (Yeni) İbrahim Suresi 4. Ayet Tefsiri
Müşrikler Kur’an’dan önceki kutsal kitapların genellikle İbrânîce veya Süryânîce indirilmiş olduğunu duyuyor ve biliyorlardı. Bu sebeple bu dillerin ilâhî vahyin özel dili olduğunu sanan bazı kimseler Kur’an’ın da Hz. Muhammed’e bu dillerden biriyle indirilmesi gerektiğine inanıyor, Arapça olarak indirilmiş olmasını yadırgıyorlardı (İbn Âşûr, XIII, 185). Bu yanlış anlayışı düzeltmek maksadıyla yüce Allah, peygamber hangi kavimden ise onlara iyice açıklasın diye mesajı o kavmin diliyle göndermiştir. Kur’an’ı tebliğ etmekle görevli Hz. Peygamber ve kavmi Arap olduğu için Kur’an Arapça olarak gönderilmiştir. Fakat bu durum, onun sadece Araplar’a indirilmiş olduğunu göstermez. Nitekim onun ilgi alanının evrensel ve bütün insanlığa hitap ettiğini gösteren birçok âyet mevcuttur (Bakara 2:185; Âl-i İmrân 3:138; Sebe’ 34:28).
Allah Teâlâ âyetlerini gönderdikten sonra tercihini ısrarla inkâr yönünde kullananları zorla doğru yola iletmez. Bilâkis onları kendi irade ve tercihleriyle baş başa bırakır; inkârcılık ruhlarına yerleştikten sonra artık iman etmezler. Gerçeği araştırıp tercihini o yönde kullanmaya çalışanlara da Allah yardım ederek onları doğru yola iletir. İşte “Allah’ın dilediğini saptırması, dilediğini doğru yola iletmesi”nden maksat budur (bu konuda bilgi için bk. Bakara 2:7, 26).
Mehmet Okuyan
(Allah’ın emirlerini) onlara açıklasın diye her elçiyi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Allah dileyeni (layık gördüğünü) saptırır, dileyeni (layık gördüğünü) de doğru yola ulaştırır. O güçlüdür, doğru hüküm verendir.
Bu cümlede Yüce Allah’ın peygamber görevlendirmedeki sistemine dikkat çekilmekte, her peygamberin yalnızca kendi kavminin diliyle görevlendirildiği ifade edilmektedir. Bu ayette dillerin birbirinden üstün olmadığına, vahyin ilk muhataplarının dilinin tercih edildiğine dikkat çekilmektedir. ,Bu cümle şöyle de tercüme edilebilir: “Allah dilediğini (layık olanı) saptırır, dilediğini (layık olanı) ise doğru yola ulaştırır.”; “Allah (azabı tercih edip) dileyeni (layık gördüğünü) saptırır, (bağışlanmayı) dileyeni (layık gördüğünü) ise doğru yola ulaştırır.” Benzer mesajlar: Bakara 2:284; Âl-i İmrân 3:129; Mâide 5:18, 40; Ra‘d 13:27; Nahl 16:93; Hacc 22:16; ‘Ankebût 29:21; Fâtır 35:8; Fetih 48:14; Müddessir 74:31.
Bayraktar Bayraklı
Onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin dili ile gönderdik. Artık Allah dileyeni saptırır, dileyeni de doğru yola iletir. Çünkü O, güçlüdür; hikmet sahibidir.[240]
Bayraktar Bayraklı İbrahim Suresi 4. Ayet Açıklaması
[240] Ana dili ile eğitim hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, X, 156-162.
Erhan Aktaş
Biz, mesajımızı anlaşılır olarak iletebilmesi için hiçbir resulü kendi halkının dilinden başka bir dille göndermedik. Allah, artık dileyen kimseyi saptırır, dileyen kimseyi de hidayete iletir. O, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Biz her bir Elçiyi, ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (İlahi gerçekleri ve insani görevlerini) apaçık beyan edip (anlatabilsin) . Böylece Allah dilediğini (küfrü ve kötülüğü tercih edeni) şaşırtıp saptırır, dilediğini (imana ve iyiliğe yöneleni) hidayete erdirir. O Üstün ve Güçlü olandır, Hüküm ve Hikmet sahibidir.
[Not: Bu ayet, Kur’an’ın Arapça bilmeyen kavimlerin dillerine mealen çevrilmesi gerektiğine de işarettir.]
Abdulbaki Gölpınarlı
Onlara iyice anlatabilmesi için kendi kavminin dilinden başka bir dille hiçbir peygamber göndermedik. Gerçekten de Allah, dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola sevk eder ve odur üstün ve hüküm ve hikmet sahibi.
Allah'ın emirlerini onlara iyice açıklasın diye, her peygamberi kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık bundan sonra, Allah sapmayı dileyeni, sapıklık içerisinde bırakır. Doğru yolu tutmayı dileyeni de, doğru yola yöneltir. O güçlüdür, O'nun gücüne hiçbir güç ulaşamaz, yine O yaptığı herşeyi, yerli yerince yapar.
Allah'ın emirlerini iyice açıklasın diye, her Rasulü, özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere, yalnız kendi milletinin diliyle gönderdik. Bu sebeple Allah sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimselerin hak yoldan uzaklaşıp, dalâleti tercihlerine özgürlük tanır. Sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimseleri doğru yola da sevkeder. O kudretli, hikmet sahibi ve hükümrandır.
Biz her peygamberi ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açıklasın. Artık Allah dilediğini sapıklığa düşürür dilediğini de doğru yola eriştirir. O, yücedir, hakimdir.
Biz hiç bir elçiyi, kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik ki, onlara apaçık anlatsın. Böylece Allah, dilediğini şaşırtıp saptırır, dilediğini hidayete erdirir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
Biz, her gönderdiğimiz Peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara apaçık anlatsın. Artık, Allah dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidayete erdirir. O, her şeye galibdir, hükmünde hikmet sahibidir.
Bütün peygamberleri, ancak kendi toplumlarının diliyle gönderdik ki onlara (hakikatleri) açıklasınlar. Bu şekilde Allah, istediğini saptırır, istediğini doğru yola iletir. O, güç, izzet ve hikmet sahibidir.
Onlara açıkça anlatsın diye göndermiş olduğumuz her bir peygamberi ancak kendi ulusunun dilince gönderdik; imdi Allah dilediğin saptırır, dilediğin doğru yola iletir; o emredir, o bilge
Biz, her resulü kendi milletinin diliyle gönderdik ki onlara (Allah'ın buyruklarını) iyice anlatsın. Allah, (sapmayı) dileyeni sapıklık içinde bırakır, (doğru yolda kalmayı) dileyeni de doğru yola iletir. O, mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir.
Cemal Külünkoğlu İbrahim Suresi 4. Ayet Açıklaması
Bkz. 7:158“Biz, her resulü kendi milletinin diliyle gönderdik” demek, her peygamberi kendisiyle aynı dili konuşan topluma gönderdik ve kitaplarını da aynı dilde indirdik demektir. Bu da gösteriyor ki; her toplum kitabını kendi diliyle almış ve ibadetlerini de kendi diliyle yapmıştır. Dili farklı olan bir kitabın muhatabına mesajını ulaştırması nasıl ki istenilen neticeyi veremezse, bilinmeyen bir dille ibadet etmek de arzu edilen bereketi sağlamaz. İbadetin feyizli olması için ya ibadetin dili öğrenilecek ya da konuşulan dilde ibadet edilecek.
Diyanet İşleri (Eski)
Kendilerine apaçık anlatabilsin diye, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik. Allah dilediğini saptırır ve dilediğini de doğru yola eriştirir; güçlü olan, Hakim olan O'dur.
(Allah'ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Çünkü O, güç ve hikmet sahibidir.
Her peygamberin ancak kendi kavminin diliyle gönderilmiş olması, bütün insanlardan tek bir dil ile, mesela Arapça ile anlaşmalarının, yalvarıp niyazda bulunmalarının istenmediğini gösterir. Zaten bir âyet-i kerimede de konuşulan dillerin muhtelif olması dahi Allah’ın varlığının ve kudretinin delillerinden sayılmıştır. Bunun yanında bu âyet-i kerimenin işaret ettiği önemli noktalardan birisi de, Hakk’a davet ile uğraşanların içinde bulundukları toplumun dilini çok iyi bilmeleri gerektiği hususudur.
Edip Yüksel
Biz her elçiyi ancak halkının diliyle göndeririz ki onlara bildirebilsin. ALLAH dileyeni/dilediğini saptırır, dileyeni/dilediğini de doğruya ulaştırır. O, Güçlüdür, Bilgedir.
Cengiz Özakıncı tarafından yazılan "Dil ve Din" adli kitap bu ayetin bildirdigi gerceği güzel ve ilginç örneklerle tartışmaktadır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz, her peygamberi, ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki, onlara apaçık anlatsın. Bu itibarla Allah dilediğini sapıklıkta bırakır, dilediğini de hidayete erdirir. O her şeye galibdir, hükmünde hikmet sahibidir.
Ve biz her gönderdiğimiz Resulü ancak bulunduğu kavminin diliyle gönderdik ki onlara iyi beyan etsin sonra da Allah dilediğini dalâlette bırıkır, dilediğini de hidayete irdirir, ve öyle azîz hakîm o
Biz hiçbir peygamberi kendi kavminin dilinden başkasıyle göndermedik ki (emr olunduklarını) onlara apaçık anlatsın. Artık Allah kimi dilerse sapdırır, kimi de dilerse doğru yola götürür. O, (irâdesinde) yegâne (haakim ve) gaalibdir, tam hüküm ve hikmet saahibidir.
Hâlbuki (biz,) her peygamberi ancak kendi kavminin lisânıyla gönderdik ki,(Allah'ın emirlerini) onlara açıklasın! Artık, Allah dilediğini (kendi isyankârlıkları yüzünden) dalâlete atar, dilediğini de (hikmetine binâen kendi lütfuyla) hidâyete erdirir. Çünki O, Azîz (kudreti daîmâ üstün gelen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.
Biz hiçbir elçiyi, kendi kavminin dilinden başka bir dille göndermedik ki, onlara Allah’ın ayetlerini açıklasın. Allah dileyeni sapıklık içinde bırakır, dileyeni de doğru yola iletir. Çünkü O çok güçlü ve her şeyin hükmünü verendir.
Her bir peygamberi ancak, kavmine beyan etsin diye o kavmin lisanıyle gönderdik. Allah dilediğini sapıklığa düşürür, dilediğini de yola getirir. O, galib-i yektadır, hakimdir.
Biz onlara (halkına) apaçık anlatsın diye hiç bir peygamberi, kendi kavminin dilinden başkasıyla göndermedik. Böylece Allah, dilediğini saptırır, dilediğini hidayete eriştirir. O üstün güç sahibidir, hikmet sahibidir.
Ey Muhammed! Biz senden önce de her Peygamberi ancak kendi halkının diliyle gönderdik ki, onlara mesajımızı açıkça anlatabilsinler. İşte bu açık ve net duyurudan sonra Allah, kötülüğü tercih ederek sapıklıkta kalmak isteyenleri sapıklıkta bırakır, samîmî olarak gerçeğe, doğruya ulaşmak isteyenleri de doğru yola iletir. Çünkü O, sonsuz kudret sahibidir, her konuda en âdil hükmü veren, sonsuz hikmetiyle her şeyi yerli yerince yapan bir hakîmdir. İşte size, o Peygamberlerden bir örnek:
Her rasûlü ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki; onlara açıklasın!
Allah, dileyeceği kimseleri şaşırtır;
Dileyeceği kimseleri doğru yola eriştirir.
Hakîm Azîz de O’dur.
Biz, (emirlerimizi) kendilerine açıkça anlatmaları için Peygamberlerin tamamını kesinlikle kendi kavminin diliyle1 gönderdik. Allah dilediğini sapkınlık içerisinde bırakır, dilediğine de hak yolu gösterir. Zîrâ O çok güçlüdür, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
1 Bu âyete göre; insanlara dini anlatan kişinin, onların anlayacağı bir dille anlatmak mecburiyeti vardır. Yani anlaşılmayan tebliğin faydası yoktur. Ayrıca tebliğci dini anlatırken, (لِيُبَيِّنَ لَهُمْ) emrine göre; bir de beyan etmek yani açıklamak zorundadır.
Muhammed Esed
BİZ HER ELÇİYİ, mutlaka kendi halkının diliyle [vahyedilmiş bir mesajla] gönderdik ki, [hakkı] onlara açık (ve dolaysız) bir biçimde ulaştırabilsin; 3 artık bundan sonra Allah [sapmayı] dileyeni sapıklık içinde bırakır, [doğru yolu tutmayı] dileyeni de doğru yola yöneltir, 4 çünkü doğru hüküm ve hikmetle edip-eyleyen en yüce iktidar sahibi O'dur.
Biz, vahyi açık ve net olarak iletebilsin diye, her elçiyi kendi halkının diliyle gönderdik.1 Allah artık, sapkınlığı tercih edeni sapkınlığa iletir, doğru yolu tercih edeni de doğru yola iletir.2 Zira O her işi mükemmel ve her hükmü doğru olandır.3, 19/97, 41/44, 22/256, 16/93, 28/56, 34/8, 32/255, 4/87-122, 34/26
BİZ her elçiyi yalnızca kendi kavminin diliyle gönderdik ki, mesajı onlara açık ve net olarak iletsin.[1986] Bundan sonradır ki Allah tercih edeni/ettiğini saptıracak, tercih edene/ettiğine hidayet edecektir:[1987] Zira her işinde mükemmel olan, hükmünde tam isabet eden O’dur.
Mustafa İslamoğlu İbrahim Suresi 4. Ayet Açıklaması
[1986] Elçilerle gönderilen mesajın gönderildikleri toplumların diliyle olmasının gerekçesi dikkat çekicidir: “..mesajı onlara açık ve net olarak iletsin”. Burada vahyin beşer diliyle indirilmesinin maksadı verilmektedir. O maksat açık ve net olarak anlaşılmaktır. Zira vahyin indiriliş amacı, ancak anlaşılmasıyla gerçekleşir.
[1987] Zımnen: Sapmayı tercih edenin sapmasını tercih eder, hidayeti tercih edenin hidayetini tercih eder. Men yeşâ’ ibarelerinin geçtiği birçok yerde standart olan “tercih edeni/tercih ettiğini” veya “hak edip isteyeni/istediğini” şeklindeki çevirimizin dilsel gerekçesi, men ile birlikte gelen yeşâ’ fiillerinin iki özneyi (insan ve Allah/men ve huve) de gören konumudur. İki özneyi de gören men yeşâ’ ibaresi, hem “tercih eden kimseyi” hem de “tercih ettiği kimseyi” anlamını birlikte verir. Biz mealimiz boyunca, ilâhî irade ile beşeri iradenin etkileşim içinde olduğu bağlamlarda men yeşâ’ ibaresini, “tercih edeni/tercih ettiğini” şeklinde karşıladık. Bu iki özneyi birlite gören çevirimizin dilsel ve lafzi gerekçesidir (Krş: 16:2, not 4). Geleneksel tefsir, kaderciliğin baskısı altında şekillenen kelâmın da etkisiyle, şâe fiilini “tercih edip yapma/yaratma” asli anlamından çıkarıp, “irade etti” (erâde) sınai anlamına taşımıştır. Bu konuda Matüridi (ö. 333) istisna teşkil etmektedir. O bu âyeti açıklarken, şâe fiilini diğer müfessirler gibi erâde ile değil, “tercih etti” anlamına gelen âsera ile tefsir etmiştir (Te’vîlât, VII, 458).
Bir de çevirimizin istikrai ve Kur’ani gerekçesi vardır ki, birincisinden daha kesindir. Soru şudur: Allah saptırır mı? Kur’an’da yudillullahu men yeşâ’ ve yehdî men yeşâ’ ibaresinin geldiği tüm âyetleri “Allah dilediğini saptırır, dilediğine hidayet eder” şeklinde anlayan ve çevirenler, doğru mu söylüyorlar? Madem dilediğini saptırıyor, niçin sapanları cezalandırıyor? Madem cezalandırıyor, niye saptırıyor? Madem insanlar O dilediği için sapıp, O dilediği için hidayet buluyorlar, o zaman bu kadar peygamberi, kitabı niçin gönderiyor? O elçiler niçin davete adanıyor, eza cefa çekiyor, ölümü göze alıyorlar? Madem Allah saptırıyor, o zaman “Ebu leheb’in eli niçin kurusun?” Sapanların akıbeti niçin azap olsun? Gerçekten de Allah dilediğini mi saptırır, yoksa sapmayı tercih edenin sapmasını mı tercih eder, yani ona izin mi verir? İşte cevabı kolaylaştıran ipuçları: “Allah kâfir bir topluma asla rehberliğini bahşetmez.” (2:264 ve daha bir çok yerde). “Allah günahkarlıkta (ittifak hâlindeki) bir topluma asla rehberliğini bahşetmez.” (5:108 ve daha bir çok yerde). “Allah zulme gömülmüş bir topluma asla rehberliğini bahşetmez.” (2:258 ve 8 ayrı yerde daha). “Yalanı tabiat haline getiren hiçbir nankörü, Allah asla doğru yola yöneltmez.” (39:3). “Allah yalan dolanla kendini ziyan eden birini asla hedefe ulaştırmaz.” (40:28). Onlarca âyet böyle söylerken, hâlâ men yeşâ’ ibarelerini insani özneyi gören gözünü kör ederek, sadece ilâhî özneyi gören gözüyle çevirmek, hem Allah’a iftira, hem insana haksızlık, hem de ilâhî ve beşeri emeğe saygısızlıktır. İşte bu iki nedenle men yeşâ’ ibareleri çift özneyi gören konumuna layık olarak çevrilmek zorundadır.
Zira kul hak etmeden Allah ceza da, bela da vermez. Kulun ceza ve belayı hak eden işler yapması, açık veya örtük, onun o akıbeti “istemesi” anlamına gelir. (Konuyla ilgili örnek âyet ve daha ayrıntılı açıklamalar için bkz: 10:25; 13:27; 24:21, notlar.)
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve Biz her peygamberi ancak kendi kavminin lisaniyle gönderdik ki, onlara beyan etsin. Artık Allah Teâlâ dilediğini saptırır ve dilediğini doğru yola sevkeder. Ve azîz, hakîm olan O'dur.
Biz her peygamberi, kendi milletinin lisanı ile gönderdik, ta ki onlara hakikatleri iyice açıklasın. Artık Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. O azîzdir, hakîmdir (mutlak galiptir, tam hüküm ve hikmet sahibidir). [7, 158]
Allah hangi millete peygamber gönderirse, mesajını o milletin dili ile gönderir. Maksat, onların iyice anlamalarıdır. Bu sebeple bu âyet, kitabın mânalarının diğer dillere çevrilmesini de gerektirir. Fakat mesajı anlamak, kabulü gerektirmez. Bu, insanın tercihinden sonra Allah’ın takdirine bağlıdır.
Süleyman Ateş
Biz, her elçiyi kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açıklasın. Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini yola iletir. O, azizdir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Biz, her resulü[1] kendi halkının dili ile gönderdik ki onlar için her şeyi ortaya koysun. Bundan sonra Allah, sapıklığı tercih edeni sapık sayar, hidayeti tercih edeni de yoluna kabul eder. Daima üstün ve bütün kararları doğru olan O’dur.
Süleymaniye Vakfı İbrahim Suresi 4. Ayet Açıklaması
[1] Resul (رسول), "gönderilen" demektir. Bir bilgiyi iletmek için gönderilen elçiye resul dendiği gibi onunla gönderilen bilgiye de resul denir (Müfredat). Kur'an'daki resul kelimeleri ya elçi ya da Allah'ın Kitabı anlamındadır. Elçi ölümlü, Kitap kalıcıdır. Uhud savaşında Nebîmiz'in öldüğüne dair haberlerin yayılması üzerine Allah Teâlâ şöyle demiştir: "Muhammed sadece elçidir. Ondan önce de elçiler geldi. O ölse veya öldürülse, gerisin geri mi döneceksiniz?" (Al-i İmran 3:144) Arap toplumuna, Arap dili ile gönderilen resul, Kur'an olduğu için bu âyette kelimeye başka anlam verilemez. Âyet, Allah'ın kitabının, her topluma kendi dili ile ulaştırılması gerektiğini bildirmektedir.
Şaban Piriş
Kendilerine apaçık anlatabilsin diye, her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik. Allah dilediğini sapıklıkta bırakır ve dilediğini de doğru yola çıkarır; güçlü olan, Hakim olan O'dur.
Biz herbir peygamberi, onlara dinlerini açıklasın diye, kendi milletinin lisanıyla gönderdik. Sonra Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir. O herşeyin mutlak galibi ve sonsuz hikmet sahibidir.
Biz, görevlendirdiğimiz her resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki, onlara açık-seçik beyanda bulunsun. Bunun ardından, Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Azîz'dir, Hakîm'dir O!