Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1734, sondan 4503. ayet; 13. sure ve Ra'd Suresinin 27. ayetidir. Ra'd Suresi 27. ayetinin kelime sayisi 19, harf sayısı 67 ve toplam ebced değeri ise 3547 olarak hesaplanmıştır. Ra'd Suresinin toplam ebced değeri 239045 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure المر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (11) ل (11) م (3) ر (2) bulunuyor.
Arapça Metin
ويقول الذين كفروا لولا انزل عليه اية من ربه قل ان الله يضل من يشاء ويهدي اليه من اناب
İnkâr edenler diyorlar ki: “Ona (Muhammed’e) Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” De ki: “Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.”
Bir uyarıcı ve bir müjdeleyici olarak peygamberin görevi mûcize göstermek değil, insanları uyarmak; onlara hakkı, adaleti, güzeli ve doğruyu göstermek; haksızlık, adaletsizlik ve sapkınlıktan sakındırmaktır. Allah Teâlâ bir lutuf olarak gönderdiği peygamberleri mûcizelerle de desteklemiştir; ancak inkârcılar Hz. Peygamber’in getirdiği mûcizeleri yeterli bulmuyor, herkesin kabule mecbur kalacağı bir mûcize istiyorlardı. Böyle bir mûcize ise imtihan amacını ortadan kaldıracağı için ilâhî hikmete uygun değildi. Gerçek şu ki, burada eksik olan mûcize değil, doğruyu bulma arzusudur, onlarda doğruyu bulma arzusu olmadığı için peygamberin getirdiği mûcizelere rağmen inatla inkârcılıklarını sürdürmüşlerdir. Allah Teâlâ tercihini bu yönde kullanan kimseleri zorla doğru yola iletmez. Bilâkis onları kendi iradeleri ve tercihleriyle baş başa bırakır, sapkınlıkları içerisinde bocalar dururlar; inkârcılık ruhlarına yerleştikten sonra inanma güçleri zayıflamış olacağı için iman da edemezler. İşte Allah’ın dilediğini saptırmasından maksat budur. Nitekim yüce Allah 27. âyetin son cümlesinde doğruyu arayıp ona yönelenleri yani tercihlerini bu yönde kullananları hidayete erdireceğini haber vermekte, 28. âyette ise doğru yolu arayanların vasıflarını bildirmektedir. Âyetin bağlamı dikkate alındığı takdirde Allah’ı zikretmekten maksadın Kur’an olduğu düşünülebilir. Zira bir önceki âyette inkârcıların kabul etmedikleri şey Kur’an’dı; buna karşılık müminlerin gönüllerini huzura kavuşturan zikir de yine Kur’an’dır. Ayrıca Kur’an-ı Kerîm’de birçok yerde zikr kelimesi Kur’an’ın adı olarak geçmektedir (meselâ bk. Hicr 15:9; Nahl 16:44; Enbiyâ 21:50; Fussılet 41:41 vd.). Bununla birlikte zikr masdar olarak “anmak” mânasına gelir; âyette bu mânanın yani dil veya kalp ile Allah’ın anılmasının kastedilmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Allah’ın hidayete erdirdiği kimseler Allah’a ve Kur’an’a gönülden ve samimi olarak inanan, Kur’an-ı Kerîm’i okumakla ve Allah’ın adını anmakla kalpleri huzur, ruhları sükûnet bulan kimselerdir.
Mehmet Okuyan
Kâfir olanlar diyorlar ki: “Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya!” De ki: “Şüphesiz ki Allah dileyeni (layık gördüğünü) saptırır (sapkınlığını onaylar); kendisine yöneleni ise doğru yola ulaştırır.”
Bu cümle şöyle de tercüme edilebilir: “De ki: Şüphesiz ki Allah dilediğini (layık olanı) saptırır, kendisine yöneleni ise doğru yola ulaştırır.” Benzer mesajlar: Bakara 2:284; Âl-i İmrân 3:129; Mâide 5:18, 40; İbrâhîm 14:4; Nahl 16:93; Hacc 22:16; ‘Ankebût 29:21; Fâtır 35:8; Fetih 48:14; Müddessir 74:31.
Bayraktar Bayraklı
İnkâr edenler, “Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?” derler. De ki: “Doğrusu, Allah dileyeni saptırır, bütün benliğiyle kendisine yöneleni de doğru yola iletir.”
Gerçeği yalanlayan nankörler: “Rabb'inden ona bir âyet ¹ indirilseydi ya!” diyorlar. De ki: “Allah, dileyen kimseyi dalâlette ² bırakır, kendisine yönelen kimseyi de doğru yola iletir.”
1- Mucize. 2- Kim hidayete iletilme koşullarına uygunsa. Hak edeni, dileyeni; doğru yolu bulma çabasında olanı. Allah, insanın yaptığı seçime göre uygun olan karşılığı vererek, sapkınlığı gerektiren şeyleri yapanı saptırır; doğru yola iletilmeyi gerektiren şeyleri yapanı da doğru yola iletir. Hidayet ve dalalet konusu insanın dilemesiyle ilişkilidir. Sorumluluk bütünüyle insana aittir.
Ahmet Akgül
İnkâr edenler: "Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya!" derler. De ki: "Şüphesiz Allah, dilediğini (küfür ve kötülük ehlini) şaşırtıp-saptırıverir, kendisine tam bir bağlılıkla yöneleni de dosdoğru yola yöneltip-iletir. (Kim gönlünü kendisine çevirirse, Allah onu hidayete eriştirir) ."
Kafir olanlar derler ki: Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya. De ki: Şüphe yok ki Allah, dilediğini sapıklığa ve gönlüyle ona, onun tapısına dönenleriyse doğru yola sevk eder.
Peygamberin getirdiği mesajın doğruluğunu örtbas edenler, O'na Rabbinden mucizevî bir alamet indirilmeli değil miydi? diyorlar. Sen de şöyle söyle: “Bilin ki, sapmayı dileyeni saptıran da, O'na yöneleni, kendisine yaklaştıran da şüphesiz Allah'tır.”
Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, kâfirler:
“Ona, hak peygamber olduğunun delili olarak Rabbinden maddî bir mûcize indirilmeli değil miydi?” diyorlar.
“Allah sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu varlıkların hak yoldan uzaklaşmasına, dalâleti tercihine özgürlük tanır, kendisine gönül vereni, boyun eğeni de doğru yola iletir” de.
İnkâr edenler diyorlar ki: "Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?" De ki: "Doğrusu Allah dilediğini saptırır ve gönülden boyun eğeni de kendine yöneltir.
İnkâr edenler: 'Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya!' derler. De ki: 'Şüphesiz Allah, dilediğini şaşırtıp-saptırır, kendisine katıksızca yöneleni de dosdoğru yola yöneltip-iletir.'
Yine o küfredenler diyorlar ki: “- Peygambere Rabbinden bir mûcize indirilseydi ya! De ki, Allah dilediği kimseyi şaşırtır ve kendisine kalbi ile yöneleni hidayete erdirir.
O kâfirler: “Onun Rabbinden, üzerine bir mucize inmeli değil miydi?” derler. De ki: “Allah, istediğini (hak edeni) saptırır, kendisine dönüş yapanı da doğru yola iletir.
İnkârcılar: “Ona Rabbi tarafından somut bir mucize indirilseydi ya!” diyorlar. Onlara de ki: “Allah, dilediğini (arzu ve yaşantılarına bakarak) sapıklıkta bırakır ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.”
İnkar edenler: "Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. De ki: "Doğrusu Allah dileyeni saptırır ve Kendisine yöneleni doğru yola eriştirir."
Kâfir olanlar diyorlar ki: Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi? De ki: Kuşkusuz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de hidayete erdirir.
Yine o iman etmeyenler diyorlar ki: "Ona Rabbinden bir âyet indirilseydi ya." De ki: "Hakikaten Allah, dilediğini şaşırtır ve kendisine gönül vereni de hidayete erdirir."
Yine o küfredenler diyorlar ki: Ona Rabbından bir âyet indirilseydi ya!.. De ki, hakikat Allah dilediği kimseyi şaşırtıyorkim de gönül verirse kendini hidayet buyuruyor
O küfredenler: «Ona (peygambere) Rabbinden bir (azâb) mu'cize (si) indirilmeli değil miydi»? derler. De ki: «Şübhesiz Allah kimi dilerse onu dalâlete götürür, gönlünü kendine çevirdiklerini ise doğru yola iletir».
Hem inkâr edenler: “Ona (Muhammed'e) Rabbinden (bizim istediğimiz) bir mu'cize indirilmeli değil miydi?” diyor. De ki: “Şübhesiz ki Allah, dilediğini (kendi isyânı sebebiyle) dalâlete atar; (rızâsına) yöneleni ise kendi (dîni)ne hidâyet eder.”
Gerçekleri inkâr edenler “Ona Rabbinden (bizi ikna edecek) bir mucize indirilmesi gerekmez miydi?” derler. Böylece Allah dileyeni saptırır ve kendisine yönelmek isteyeni de doğru yola iletir.
27, 28. Kâfir olanlar «— Ona Rabbi bir mucize [⁶] indirmeliydi» derler. Onlara de ki Allah dilediğini sapıklığa düşürür. Hakka dönen kimseyi yani iman edip kalpleri zikrullah ile sükûnet bulan kimseyi kendisine [⁷] götürür. Haberiniz olsun ki Tanrı/yı anmakla kalpler sükûnet ve rahat bulur.
İsmail Hakkı İzmirli Ra'd Suresi 27. Ayet Açıklaması
[6] Asa, yedibeyza gibi.[7] Dinine - İslâm yoluna veya taraf-ı ilâhisine.
Kadri Çelik
Küfre sapanlar, “Neden ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilmiyor!” derler. De ki: “Şüphesiz Allah, dilediğini saptırır, kendisine gerçekten yöneleni de hidayete eriştirir.”
Ey Muhammed! Kur’an gibi apaçık mûcize ortada dururken, yine de kalkmışlar, “Ona Rabb’inden bizim istediğimiz türden bir mûcize gönderilmeli değil miydi?” diyorlar. Onlara de ki: “Siz kibir ve inadı terk edip samimi olarak hakikate yönelmediğiniz sürece, göreceğiniz hiçbir mucize sizi imana sevk etmeyecektir. Şüphesiz Allah, sapıklığa düşmek isteyenleri saptırır ve ancak doğruya, gerçeğe ulaşmak amacıyla kendisine yönelen kimseleri doğru yola iletir.
Kâfirler: “O (Peygambere) Rabbinden bir mûcize indirilse olmaz mıydı?” diyorlar. (Ey Muhammed! Sen de onlara): “Şüphesiz Allah dilediğini şaşırtır, kendisine hakkıyla yöneleni1 de hak yola yöneltir.” de.
1 İnâbe: Hakk'a teslimiyetle yönelmek ve Hakk'ın âyetlerini derinden derine düşünerek O'na dönmek ve tevbe etmek, hayır nöbetine girmek demektir. Binaenaleyh hidayetin şartı, nefsin istek ve iradesinden çıkıp, Allahu Teâlâ'nın iradesine yönelmek, O'na teslim olmak ve bağlanmak demek olan cüz'î iradedir. Her kişinin ömründe, ömürler birbirine eşit olmasa bile, kendisine verilmiş olan bir süre söz konusudur. O süre içinde hidayeti seçmek için kendisine bir imkân tanınmış demektir. İşte ömür denilen süre içinde hidayeti veya dalaleti seçmek kulun tercihine bırakılmıştır. Bu süre içerisinde tercihini iyi kullanıp Hakk'a boyun eğmeyenler için dalalet, artık cebrî ve vazgeçilemez bir huy halini alır ki, daha sonra hidayeti arzu etse de kolay kolay buna muvaffak olamaz.
Muhammed Esed
İMDİ, [Peygamber'in getirdiği mesajın] doğruluğunu inkar edenler, “Ona Rabbinden mucizevî bir alamet indirilmeli değil miydi?” 49 diyorlar. Sen de şöyle de: “Bilin ki, [sapmayı] dileyeni saptıran 50 da, O'na yöneleni Kendisine yaklaştıran da, şüphesiz Allah'tır;
Gerçekleri örtbas eden kâfirler: “Sana Rabbinden bir mucize/ayet indirilmesi gerekmez miydi?” derler. De ki: “Kuşkusuz Allah, sapıklığı tercih edeni sapıklıkta bırakır; kendisine yöneleni de doğru yoluna yönlendirir. 13/7, 20/133-134, 29/50-51
Yine inkârda direnenler, “Ona Rabbinden ilâhî kudret delîli indirilmesi gerekmez miydi?” derler. De ki: “Allah tercih eden/tercih ettiği kimseyi saptırır, kendisine yönelmeyi tercih eden kimseyi ise doğru yola yöneltir”;[1966]
[1966] Men ile birlikte gelen yeşâ’ fiili cümle içerisinde iki özneyi de görmektedir: Allah (huve) ve insan (men). Bu durumda, “Allah’ın tercihi” (hidayet için bkz: 9:80, not 99) “insanın tercihinin” bir sonucudur. Özellikle burada “hidayet”, zıddı olan “dalalet” ile birlikte anılmaktadır. Fakat anlamamızı kolaylaştıran asıl unsur ibaredeki ileyhi men enâbdır (Krş: 40:13). Çünkü bu kısımda hemen önceki yudillu men yeşâ’ ibaresinde gizli ikinci özne olan ‘insan’ açıkça ortaya çıkmıştır: “kendisine yönelen kimse”. Yani “Allah kendisine yönelen kimseyi doğru yola yöneltir”. Allah’ın hidayete erdirmesi ya da dalalete düşürmesi ile ilgili tüm âyetler, buradaki ilâhî iradenin nasıl tecelli ettiğini açıklayan şu âyet ışığında anlaşılmalıdır: “Allah, yoldan çıkmışlardan başkasını saptırmıyor.” (2:26; ay. bkz: 2:258, 264; 5: 51, 67, 108; 9:19, 37, 109; 16:107 vd.)
Kur’an “Allah esenlik yurduna davet eder” dedikten sonra, bu davete icâbet edenleri kastederek “İsteyeni/istediğini dosdoğru bir yola yöneltmektedir” buyurmaktadır (10:25). Biri hariç, hidayet-dalalet çiftiyle ilgili 19 âyetin hepsinde de, hem öznelerin hem de tümlecin yüklemi üçüncü şahıs kipiyle gelir. (Buna 6:39 gibi kavram çiftinden bir tekinin kullanıldığı yerler dahil değildir.) Adı geçen tek istisna olan Şûrâ 42 ise birinci çoğul şahıs kipi olan “biz” formuyla gelir. Onda da, mücerret olarak “biz doğru yola yöneltiriz” şeklinde değil, bir mef’ulü bih ile “Onun için bir ışık yaratırız, istediğimizi o ışık sayesinde doğru yola iletiriz” formunda gelir. Bu da, hedâ ve dalâl ile kullanılan yeşâ’ fiilinin iki özneyi de gördüğüne delâlet eder. Aynı sonuca istikraî bir okumayla da varılır (Ayrıca bkz: Âyet 31; 14:4; 24:21; 47:17, ilgili notlar).
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve kâfir olanlar derler ki: «Ona Rabbinden bir âyet indirilmiş olmalı değil mi idi?» De ki: «Muhakkak Allah Teâlâ dilediğini sapıklığa düşürür ve Hakk'a yöneleni de kendisine hidâyet eder.»
27, 28. Yine o inkâr edenler diyorlar ki: “Peygambere Rabbi tarafından bir mûcize verilmeli değil miydi? ”De ki: “Allah dilediğini bu tür iddiaları sebebiyle saptırır. Kendisine yöneleni de hidâyete erdirir. İşte onlar iman edip gönülleri Allah'ı zikretmekle, O'nu anmakla huzur bulan kimselerdir. İyi bilin ki gönüller ancak Allah'ı anmakla huzur bulur. ” [21, 5; 10, 101; 6, 111]
Akıllı insanların üzerinde derinden derine düşünecekleri bunca harika eserler, Hz. Muhammed (a.s.)’ın peygamberliğine dair Allah tarafından bunca âyet ve delil varken, bunları delil saymıyorlar da, kimsenin karşı koyamayacağı bir musîbeti, bir belayı isteyip duruyorlar. Halbuki bu cebir ve zorlama, ilahî hikmete aykırıdır. Yukarıda geçen bu sözlerin bir daha tekrarlanması, kâfirlerin bu isteklerini inatla sürdürdüklerini göstermektedir. Demek Peygamberimize mûcize verilmemiş değildir. Âyet onların keyiflerine göre teklif ettikleri olağanüstü şeyleri reddetmektedir.
Süleyman Ateş
İnkar edenler: "Ona Rabbinden bir ayet indirilmeli değil miydi?" diyorlar. De ki: "Allah, dilediğini (bu tür sözlerle) saptırır. Yöneleni de kendisine iletir."
Ayetleri görmezlikten gelenler (kafirler) derler ki “Rabbinden ona bir mucize indirilseydi ya.” De ki “Allah, sapıklığı tercih edeni saptırır, doğruya yöneleni de kendine yöneltir.”
İnkar edenler: -O'na Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi? derler. De ki: -Kuşkusuz Allah dileyeni saptırır ve Kendisine yöneleni doğru yola eriştirir.
Küfre sapanlar derler ki: "Rabbinden ona bir mucize indirilseydi ya!" De ki: "Allah dilediğini/dileyeni saptırır. Doğruya yöneleni de kendisine iletir."
daħı eydür anlar kim kāfir oldılar “nişe indürinilmedi anuñ üzere bir nişān çalabı’sından?” eyit “bayıķ Tañrı azdurur anı kim diler daħı ŧoġru yol gösterür aña anuñ kim döndi.”