Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3389, sondan 2848. ayet; 29. sure ve Ankebut Suresinin 49. ayetidir. Ankebut Suresi 49. ayetinin kelime sayisi 14, harf sayısı 59 ve toplam ebced değeri ise 4311 olarak hesaplanmıştır. Ankebut Suresinin toplam ebced değeri 274256 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (15) ل (7) م (3) bulunuyor.
Arapça Metin
بل هو ايات بينات في صدور الذين اوتوا العلم وما يجحد باياتنا الا الظالمون
“Apaçık âyetler” şeklinde çevirdiğimiz âyâtün beyyinât ifadesini Zemahşerî, “mûcize olduğu apaçık belli âyetler” (III, 193), Kurtubî de “bilgiye mazhar kılınmış olanlar” diye çevirdiğimiz ûtü’l-ilm tabirini, “Allah kelâmı ile beşer sözünü ... birbirinden ayırma yeteneğine sahip olanlar” (XIII, 367) şeklinde açıklamıştır. Buna göre Kur’an, Resûlullah’ın başka bir insandan okuyup yazarak derlediği, kendisinin ürettiği bir eser değildir; zaman zaman müşriklerin ileri sürdüğü gibi bir şiir veya bir sihir ürünü de değildir; aksine o, zihinsel yetenekleri gelişmiş olan inançlı ve iyi niyetli insanların, ilâhî kelâmda bulunması gereken apaçık mûcizevî özelliklere sahip olduğunu anlayıp kavradıkları âyetlerden oluşur.
Zemahşerî (III, 193), bu âyette Kur’an’ın iki özelliğine vurgu yapıldığı kanaatindedir: 1. Kur’an’ın, apaçık mûcize olan âyetlerden oluşması,
2. Âyette “sudûr” (kalpler) kelimesiyle ifade edilen hâfızalarda ezberlenip korunması. Kur’an bu iki özelliği ile öteki kutsal kitaplardan ayrılmaktadır. Çünkü o kitaplar: a) Mevcut şekliyle doğrudan Allah kelâmı, dolayısıyla apaçık mûcizevî âyetler değildir, aksine onlar –bugün bilimsel olarak da tesbit edildiği gibi– bazı Kitâb-ı Mukaddes yazarlarının kaleminden çıkmış eserlerdir; b) Yahudi ve hıristiyan kültüründe bu eserler ezberlenerek korunmuş değildir; hâfızlık geleneği sadece müslümanlarda vardır.
Mehmet Okuyan
Hayır! O (Kur’an), kendilerine ilim verilenlerin göğüslerinde (kalplerinde) apaçık ayetlerdir. Ayetlerimizi zalimlerden başkası inkâr etmez.
Hayır O (Kur’an), kendilerine ilim verilenlerin gönüllerinde (tasdik ve tâbi) olunan apaçık ayetlerdir. Zalimlerden (ve hainlerden) başkası, ayetlerimizi bile bile inkâr ve itiraz edip (Bizimle mücadeleye kalkışmazdı).
Hayır, o, kendilerine bilgi verilenlerin gönüllerinde kökleşip yerleşmiş olan apaçık delillerdir ve delillerimizi, zalimlerden başkası da bilerek inkar etmez.
Hayır, bu Kur'ân kendilerine gerçek vahiy bilgisi verilenlerin göğüslerinde ışıldayan, açık açık ayetlerdir. Bizim ayetlerimizi ancak yaratılış gayesi dışına çıkanlar inkâr ederler.
Aksine! Kur'an, kendilerine ilim verilen, sorumluluk sahibi ilim adamlarının gönüllerine nüfuz eden apaçık âyetlerdir. Âyetlerimizi ancak inkârda, isyanda ısrar edenler, menfaatlerine düşkün güç ve iktidar sahibi zâlimler-müşrikler bile bile inkâr ederler.
Fakat o Kur'an kendilerine ilim verilmiş kimselerin (alimlerin, hafızların) kalblerinde ışıldayan apaçık ayetlerdir. Bizim ayetlerimizi ancak zalimler inkâr eder.
Hayır, o (Kur'an, doğrudan Allah tarafından gönderilen), kendilerine ilim verilen (mü'min)lerin kalplerinde (yer eden) apaçık ayetlerdir. Bizim ayetlerimizi ancak (inatçı ve bencil olan) zalimler inkâr eder.
Hayır, o (Kur'an) kendilerine ilim verilmiş insanların sinelerinde (parıldayan) apaçık âyetlerdir. Bizim âyetlerimizi zaalim olanlardan başkası bilerek inkâr etmez.
Hayır, Kur/an ilim ve irfana sahip olan mü/minlerin kalplerinde yerleşmiş açık ve beliğ âyetlerdir, âyetlerimizi yalnız zalim olan Yahudiler bilerek inkâr ederler.
Hayır; artık hiç kimse, Kur’an hakkında şüpheye kapılmakta mazur görülemez! Bu mesaj, doğrudan Allah katından gelen ve kendilerine ilim verilen müminlerin gönüllerinde taht kuran apaçık ve anlaşılır ayetlerden ibarettir ve Bizim ayetlerimizi, kibirli, inatçı ve bencil zâlimlerden başkası inkâr etmez!
Bilakis o (Kur’an), kendilerine ilim verilen kimselerin sinelerinde (parıldayan) apaçık âyetlerdir. Zâten Bizim âyetlerimizi ancak (azılı kâfir olan) zâlimler, inkâr eder.
Hayır, ama bu [ilahî kelâm], doğru bilgi ile (anlayıp kavrama yeteneği ile) donatılmış insanların kalplerine kolayca nüfûz eden 48 mesajlardan oluşur; [kendilerine] zulmedenler dışında hiç kimse mesajlarımızı bile bile reddetmez.
Gerçekte bu Kuran, kendilerine ilahi kelam ile insan sözünü ayırt edebilecek bir kabiliyet verilmiş olanların gönüllerinde yer etmiş bir mesajdır, zira bilinci alt üst olmuşlardan başkası bizim ayetlerimiz karşısında bile bile yanlışta ısrar ederek zalimlik etmezler. 13/43, 30/55-56, 34/6
Aksine o (Kitab, sahibine seçip ayırma yeteneği kazandıran) bir ilim,[3534] bahşedilenlerin gönüllerinde yer bulan hakikatin apaçık belgelerinden oluşmuştur:[3535] zaten bilinci altüst olmuş kimselerden başkası âyetlerimizi bile bile inkâra yeltenmiyor.[3536]
Mustafa İslamoğlu Ankebut Suresi 49. Ayet Açıklaması
[3534] ‘İlme parantez içinde verdiğimiz bu anlamın gerekçesi için bkz: 21:74, not 74.
[3535] Âyâtun beyyinâtun, vahyin doğruluğuna ve İlâhi kaynağına atıf olarak gönderilen vahiy dışı ilâhî kudret delilleridir. Bunlar maksat değil, vahyi gösteren araçlardır. Amaç, onların kendisini gösterdiği vahiydir. Bu sûrenin 51. âyetinin delâletiyle açık ve net olarak söyleyebiliriz ki, vahiy tek mucizedir.
[3536] Zalimûna verdiğimiz bu anlam için bkz: 7:148 ve krş: 21:65, not 67.
Ömer Nasuhi Bilmen
Hayır. O kendilerine ilim verilmiş kimselerin sinelerinde pek zahir olan âyetlerdir ve Bizim âyetlerimizi zalimlerden başkası inkar etmez.
(Şüpheye en ufak yer yok) O, kendilerine ilim nasib edilenlerin kalplerini aydınlatan parlak âyetlerdir. Evet, Bizim âyetlerimizi zalimlerden başkası inkâr etmez. [10, 96 - 97]
Hayır, o (sana vahyedilenler) kendilerine bilgi verilmiş olanların göğüslerinde bulunan açık açık ayetlerdir. Bizim ayetlerimizi, zalimlerden başkası inkar etmez.
Kur’an aslında, kendilerine ilim verilmiş olanların içine işleyen apaçık ayetlerden oluşur. Yanlışa dalanlardan başka hiç kimse ayetlerimizi bile bile inkar etmez.