Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 445, sondan 5792. ayet; 3. sure ve Âl-i İmran Suresinin 152. ayetidir. Âl-i İmran Suresi 152. ayetinin kelime sayisi 39, harf sayısı 166 ve toplam ebced değeri ise 13520 olarak hesaplanmıştır. Âl-i İmran Suresinin toplam ebced değeri 1056696 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (18) ل (15) م (23) bulunuyor.
Arapça Metin
ولقد صدقكم الله وعده اذ تحسونهم باذنه حتى اذا فشلتم وتنازعتم في الامر وعصيتم من بعد ما اريكم ما تحبون منكم من يريد الدنيا ومنكم من يريد الاخرة ثم صرفكم عنهم ليبتليكم ولقد عفا عنكم والله ذوفضل على المؤمنين
Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdiğiniz sırada size olan va’dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdiğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahireti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah, mü’minlere karşı çok lütufkârdır.
Yüce Allah müminlere verdiği yardım sözünü yerine getirmiş, savaşın ilk döneminde müminler müşriklere epeyce zâyiat verdirerek onlara galip gelmişlerdi. Ancak okçulardan bir kısmı nöbet yerini terketme hususunda kumandanlarıyla tartışmışlar; bir grup savaş kazanıldığı için geçidi tutmaya gerek kalmadığı kanaatiyle nöbet yerini terketmek isterken, diğer grup aksine bir emir olmadıkça muhtemel tehlikeye karşı geçidi korumanın gereğini savunmuş, sonuçta okçuların büyük çoğunluğu Hz. Peygamber’in emrine muhalefet edip nöbet yerini terkedince galibiyet durumu tersine dönmüştür. Düşmanın süvari birliği geçitteki müslüman askerlerin büyük çoğunluğunun geçidi terkettiklerini görünce oradan hücuma geçip müslümanları arkadan vurmuş, bozguna uğramış olan düşman askerleri de toparlanıp saldırıya geçmişler; böylece müslümanlar iki düşman arasında sıkışıp kalmışlar, neticede zafer yenilgiye dönüşmüştür.
Nöbet yerinden ayrılanların davranışı âyette “isyan” olarak ifade edilmiştir. Burada isyanın mânası emre aykırı davranmaktır. Çünkü onlar müslümanların müşrikleri yendiğini görünce artık geçidin korunmasına gerek kalmadığı kanaatine varmış ve emre aykırı olarak nöbet yerini terketmişlerdi. Burada müslümanların yenilgiye uğramalarının yüce Allah tarafından yapılmış bir imtihan olduğu da bildirilmiştir. Çünkü bu yenilgi, gerçek müminlerle münafıkların birbirinden ayırt edilmesine imkân sağladığı gibi savaşta komutanın emrine itaat etmemenin nelere mal olduğunu göstererek ibret alma imkânı da sağlamıştır.
Mehmet Okuyan
Yemin olsun ki siz O’nun izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah size olan sözünü yerine getirmiştir. Sonunda gevşeklik göstermiştiniz; (Allah) size sevdiğiniz (istediğiniz) şeyi gösterdikten sonra durum hakkında birbirinizle tartışmış ve isyan etmiştiniz. Dünyayı isteyeniniz de ahireti isteyeniniz de vardı. Sonra (Allah) denemek için sizi onlardan geri çevirmişti. Yemin olsun ki sizi bağışlamıştı. Allah müminlere çok lütufkârdır.
Mehmet Okuyan Âl-i İmran Suresi 152. Ayet Açıklaması
Yüce Allah Uhud’da müslümanların kendi aralarında yaşadığı tartışmaları hatırlatmakta, Âl-i İmrân 3:125. ayette de belirtildiği gibi sabretmediklerini, sorumlu ve duyarlı davranmadıklarını ifade ederek durum hakkında birbirleriyle tartıştıklarını, dolayısıyla öncelikle istediklerine nail olduktan hemen sonra ganimet hırsına kapılarak Âl-i İmrân 3:121. ayette de belirtildiği üzere, Hz. Muhammed’in ayrılmamalarını tembihlediği yeri terk ettiklerini, emre isyanda bulunduklarını, sonuçta savaşın gerektirdiği ciddiyeti kaybedip gevşediklerini dile getirmektedir
Bu ayetten de anlaşıldığı gibi, insanlar çok büyük günah da işlemiş olsalar herhangi bir inkâra kalkışmadıkları sürece onlar mümindirler; böylelerini imansızlıkla itham etmek hiçbir şekilde doğru değildir. Çünkü inkâr edilmediği sürece hiçbir günah Yüce Allah’ın [af] ve [mağfiret] sıfatlarından daha büyük değildir. Bu itibarla, müslümanlara düşen görev, hata işlediklerinde hemen [istiğfar] etmeleri, yani özür dilemeleri ve peşinden de özre neden olan şeyin tersini uygulayarak tevbeyi gerçekleştirmeleri, samimiyetlerini göstermeleridir. [Muttakî] [muhsin]ler hiç hata yapmayan kişiler değildir; Âl-i İmrân 3:135’te belirtildiği gibi onlar bilerek hatada ısrar etmeyenlerdir.
Bayraktar Bayraklı
Allah, elbette size verdiği sözü tuttu. O'nun izniyle düşmanlarınızı yok etmek üzereydiniz; ne var ki Allah size arzuladığınız zaferi gösterdikten sonra gevşediniz, peygamberden gelen emre aykırı davrandınız ve itaatsizlik ettiniz. Aranızda sadece bu dünyaya ilgi duyan kimseler olduğu gibi, âhirete gönül verenler de mevcuttu. Bunun üzerine Allah, sizi sınamak için düşmanları yenmenize mani oldu. Ama Allah günahlarınızı bağışladı; zira Allah'ın inananlara lütfu sınırsızdır.
Elbette Allah, size verdiği sözü tuttu; O'nun izni ile onları kırıp geçiriyordunuz. Ne var ki arzuladığınız zafere kavuştuktan sonra, gevşediniz. Verilen emre uymayarak, itaatsizlik ettiniz. Kiminiz dünyayı isterken, kiminiz de ahireti istiyordu. Bundan dolayı Allah sizi sınamak için, size olan desteğini kesti. Ancak yine de sizi affetti. Allah, müminlere karşı gerçekten lütuf sahibidir.
Andolsun (Uhud’da ve kıyamete kadar buna benzer durumlarda), Allah size verdiği sözünde sadık kaldı (va’adini yerine getirdi) ; (önceleri) siz O'nun izniyle onları (inkârcıları) kırıp-geçiriyordunuz. Ta ki sevdiğiniz (zafer) i size gösterdikten sonra, siz yılgınlığa yöneldiniz, isyan ettiniz ve (Hz. Peygamberce: “Sakın yerinizden ayrılmayın!” şeklinde verilen) emir hakkında çekiştiniz. Sizden kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra (Allah) denemek için sizi (bir müddet) ondan (manevi yardımdan mahrum bıraktı, cihad şuurundan ve ahiret duygusundan) çevirip uzaklaştırdı. Ama (sonra yine de) sizi bağışladı. Allah mü’minlere karşı fazl (ve ihsan) sahibi olandır.
Andolsun ki Allah, size ettiği vaadi doğruladı; izniyle onları bozup öldürdünüz de sonra gevşeklik gösterdiniz, verilen buyruk hakkında çekiştiniz ve sevdiğiniz şeyi size gösterdikten sonra tuttunuz, isyan ettiniz. Sizden dünyayı dileyen olduğu gibi ahireti dileyen de vardı. Sonra sizi sınamak için onlardan geri çevirdi ve gerçekten de bağışladı sizi ve Allah, inananlara karşı lütuf ve ihsan sahibidir.
Sevdikleri, istedikleri şey ganîmetti. Uhud savaşında bir yeri beklemeye memûr olanlar, muzafferiyeti görünce ganîmetten mahrum kalmamak için, yerlerini bırakmışlar ve düşman oradan saldırarak Müslümanları bozmuştu. Bundan önceki ve sonraki âyetler, 160. âyete kadar hep Uhud savaşına aittir.
Abdullah Parlıyan
Allah, Uhud savaşının ilk anlarında, size verdiği sözü doğruladı. O'nun izniyle düşmanlarınızı yok etmek üzereydiniz. Ne var ki, Allah size sevip hoşlandığınız ganimet toplama işini gösterdikten sonra gevşediniz. Peygamberden gelen emre aykırı davrandınız ve itaatsizlik ettiniz. Aranızda bu dünyaya ilgi duyan kimseler olduğu gibi, ahirete gönül verenler de mevcuttu. Bunun üzerine, Allah sizi denemek için düşmanlarınızı yenmenize mani oldu, ama yine de sizi bağışladı. Zira Allah, mü'minlere karşı çok ikram sahibidir.
Siz Allah'ın bilgisi, planı dahilinde Allah'ın iradesiyle düşmanlarınızın kökünü kazırken, Allah size olan vaadini yerine getirmiştir.
Nihayet öyle bir an geldi ki, Allah arzuladığınızı, galibiyeti size gösterdikten sonra, zaafa düştünüz, peygamberin yaptığı harp planı konusunda tartışmaya kalktınız ve sizi yerleştirdiği savunma mevzilerini terkederek âsi oldunuz.
İçinizden dünyayı isteyeniniz de vardı, âhireti isteyeniniz de vardı.
Bir de, Allah sizi denemek için onları mağlup etmekten alıkoydu. Ve andolsun, buna rağmen sorgusuz sualsiz sizin kusurlarınızı bağışladı. Allah mü'minlere çok lütufkârdır.
Şüphesiz Allah size vaadettiğini yerine getirdi. Allah'ın izniyle onları kırıp geçiriyordunuz. Ancak (Allah) sevdiğiniz şeyi size gösterince gevşediniz, yapılması gerekende tartışmaya girdiniz ve karşı geldiniz. Sizden kimisi dünyayı, kimisi de ahireti istiyor. Daha sonra (Allah) sizi denemek için onlardan çevirdi (yenilgiye uğrattı). Şüphesiz O sizi bağışladı. Allah mü'minler için lütuf sahibidir.
Andolsun, Allah size verdiği sözünde sadık kaldı; siz O'nun izniyle onları kırıp-geçiriyordunuz. Öyle ki sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, yılgınlık gösterdiniz, isyan ettiniz ve emir hakkında çekiştiniz. Kiminiz dünyayı, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra (Allah) denemek için sizi ondan çevirdi. Ama (yine de) sizi bağışladı. Allah mü'minlere karşı fazl (ve ihsan) sahibi olandır.
Gerçekten Allah size vaadini doğruladı. O sıra düşmanları öldürüyordunuz; tâ ki, o sevdiğiniz üstünlüğü Allah size gösterdi ve sonra isyan edip verilen emirde çekişerek yılgınlık ettiniz. İçinizden kimi (zafer sevinci ve ganimet arzusu ile) dünyası istiyor, kimi de cenk azmi ile ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi imtihan etmek için (müsibetlere karşı sabır ve metanetinizi denemek için) yardımını üzerinizden alıkoyup onları size gâlip getirdi. Bununla beraber sizi bağışladı da. Allah müminlere ihsan ve merhamet sahibidir.
Muhakkak Allah, (size olan yardım) sözünü doğru çıkardı. Çünkü siz, Allah’ın izniyle onların kökünü kazımaya başlamıştınız. Nihayet dağılıp, işi idare etme konusunda çekiştiniz. Ve Allah, sizin sevdiğiniz şeyi size gösterdikten sonra, itaatsizlik ettiniz. Sizden bir kısmınız, dünyayı istiyordu. Bir kısmınız da ahireti istiyordu. Sonra (zaferi elde etmeden) Allah sizi onlardan ayırdı. Ki sizi denesin… Muhakkak Allah sizi affetti. Allah müminler için fazl ve ikram sahibidir.
Size kıldığı va'di, Allah gerçeklemiştir, siz onun izniyle onları yenmiştiniz, verdiğimiz şeyi, gördükten sonra gevşeyerek, buyurulan bir işte çekişmiştiniz, söz tutmadınız, aranızda dünyayı isteyen kimseler olduğu gibi, ahreti isteyenler de vardı, Allah sizi sınamakçin, onlardan sizleri geri çevirdi, sizleri bağışladı, inanmış olanlara Allah iyilik edicidir
Andolsun ki, Allah (size verdiği yardım) sözünü yerine getirdi. Siz O'nun izniyle onları (Uhud gününde) kırıp geçiriyordunuz. Fakat (Allah) sevdiğiniz (zafer)i size gösterdikten sonra, siz yılgınlık gösterdiniz, (Resûl'ün verdiği) emir hakkında tartıştınız ve verilen emre karşı geldiniz. İçinizden kimi (zafer sevinci ve ganimet arzusu ile) dünyayı istiyor, kimi de (emre bağlı kalarak) âhireti arzuluyordu. Sonra Allah sizi imtihan etmek için (musibetlere karşı sabır ve metanetinizi denemek için) yardımını üzerinizden alıkoydu. Buna rağmen sizi bağışladı. Zira Allah mü'minlere karşı çok lütufkârdır.
Cemal Külünkoğlu Âl-i İmran Suresi 152. Ayet Açıklaması
“Onları yok ediyordunuz” ifadesi Uhud Savaşı’nın ilk safhasındaki Müslümanların başarısına, “(Peygamber’in verdiği) emir hakkında tartıştınız ve verilen emre karşı geldiniz” ifadesi Hz. Peygamber’in uyarısına rağmen zafer kazanıldığının sanıldığı anda okçuların çoğunun zafer sevinci ve ganimet arzusuyla mevzilerini terk etmelerine, “kiminiz de savaşa devam ederek ahireti arzuluyordu” cümlesi ise korkmadan, ümitsizliğe ya da rehavete kapılmadan ve hiçbir şeye aldırmadan savaşa devam eden diğer bir kısım sahabeye işaret etmektedir.
Diyanet İşleri (Eski)
And olsun ki, Allah, size verdiği sözde durdu. Onun izniyle kafirleri kırıp biçiyordunuz, ama Allah size arzuladığınız zaferi gösterdikten sonra gevşeyip bu hususta çekiştiniz ve isyan ettiniz; sizden kimi dünyayı, kimi ahireti istiyordu; derken denemek için Allah sizi geri çevirip bozguna uğrattı. And olsun ki O, sizi bağışladı. Allah'ın inananlara nimeti boldur.
Siz Allah'ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vâdini yerine getirmiştir. Nihayet, öyle bir an geldi ki, Allah arzuladığınızı (galibiyeti) size gösterdikten sonra zaafa düştünüz; (Peygamberin verdiği) emir konusunda tartışmaya kalkıştınız ve âsi oldunuz. Dünyayı isteyeniniz de vardı, ahireti isteyeniniz de vardı. Sonra Allah, denemek için sizi onlardan (onları mağlup etmekten) alıkoydu. Ve andolsun sizi bağışladı. Zaten Allah, müminlere karşı çok lütufkârdır.
ALLAH size verdiği sözde durdu ve nitekim izniyle onları darmadağın ettiniz. Ama, sevdiğiniz (zaferi) size gösterdikten sonra duraksadınız, savaş hakkında birbirinizle çekiştiniz ve emirleri dinlemediniz. Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz de ahireti... Sonra, sınamak için sizi onlardan çevirdi ve her şeye rağmen sizi affetti. ALLAH'ın inananlara nimeti boldur
Siz Allah'ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vaadini yerine getirmiştir. Allah size sevdiğiniz (galibiyeti) gösterdikten sonra zaafa düştünüz. (Peygamber'in verdiği) emir hakkında tartışmaya kalkıştınız ve isyan ettiniz. Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi, denemek için onlardan geri çevirdi ve sizi bağışladı. Allah müminlere karşı çok lütufkârdır.
filhakika Allahın size va'di doğru çıktı, o hengâmda onları doğruyordunuz tâ o sevdiğiniz galebeyi Allah size gösterdikten sonra ısyan edib verilen emirde nizaa kalarak yıldığınız lâhzeye kadar ki kiminiz dünyayı isteyordu, kiminiz Ahıreti isteyordu, sonra Allah sizi mübtelâ kılmak için onlardan çevirdi, maamafih sizden afiv de etti, Allahın mü'minlere bir fazlı var
Andolsun ki Allahın size olan va'di Onun izn (-ü keremi) ile onları (düşmanları kolayca) öldüregeldiğiniz, hattâ sevmekde olduğunuz (zafer) i de size gösterdiği zamana kadar — yerine gelmişdi. (Sonra) siz yılgınlık gösterdiniz, isyan etdiniz, (verilen) emir hakkında çekişdiniz. İçinizden kimi dünyâyı istiyor, (yine) içinizden kimi âhireti diliyordu. Sonra Allah size ibtilâ vermek için sizi onlardan geri çevirdi. (Bununla beraber) sizi muhakkak bağışladı da. Zâten Allah mü'minlere bol lutf-ü inayet saahibidir.
Ve and olsun ki Allah, (siz) izni ile onları öldürürken, size olan va'dini yerine getirmiştir; tâ ki (Allah) arzu ediyor olduğunuz (zafer)i size gösterdikten sonra, zaafa düşüp(peygamberin geçidi tutan okçulara verdiği) emir husûsunda ihtilâfa düşerek isyân ettiğiniz zamâna kadar! İçinizden dünyayı (ganîmeti) isteyen de vardı, (ve yine) içinizden âhireti isteyen de vardı. Sonra (Allah) sizi imtihân etmek için, sizi onlardan (onları mağlûb etmekten) alıkoydu. Bununla berâber muhakkak ki (O) sizi affetti. Hem Allah, mü'minlere karşı (pek büyük) ihsan sâhibidir.
Şu bir gerçek ki, Allah size verdiği sözü doğruladı. Allah’ın izniyle onları yok ediyordunuz ki, gevşediniz, uygulamanız gereken emirde münakaşa ettiniz ve hoşunuza giden şeyi (zaferi) gördüğünüz de (ganimeti toplamak için emri dinlemeyip)) isyan ettiniz. Sizden dünyalık isteyenler olduğu gibi, sizden ahiret’i isteyenlerde vardı. Allah sizi denemek için, sizin onlar üzerindeki üstünlüğünüzü kaldırdı (mağlup oldunuz), hatalarınızı affetti. Allah inananlar üzerine lütuflar yağdırandır.
Allah, izin ve emriyle onları cansız kıldığınız zaman size olan vaadinde sadık kalmıştır; nihayet sevdiğiniz zafer ve ganimeti size gösterdikten sonra siz zaaf gösterip o işde [¹] çekiştiniz, peygambere karşı geldiniz de ikiye bölündünüz. Bir bölüğünüz dünyayı, diğer bölüğünüz ise âhireti istiyordu [²]. Sonra sınamak için sizi hezimetle geri çevirdi. Allah suçunuzu bağışlamıştır. Allah mü/minler hakkında büyük bir inayet sahibidir.
İsmail Hakkı İzmirli Âl-i İmran Suresi 152. Ayet Açıklaması
[1] Resulü Ekrem'in tâyin ettiği yerlerde kalmak hususunda.[2] Dünyayı isteyenler ganimet için merkezlerinden ayrıldılar. Âhireti isteyenler ise şehit oluncaya kadar yerlerinde kaldılar.
Kadri Çelik
O'nun izniyle düşmanlarınızı kuşatıp yok etmek üzereyken Allah, size bulunduğu vaadini doğruladı. Nihayet o sevdiğinizi (zaferi) size gösterdikten sonra siz isyan ettiniz, yılgınlık gösterdiniz, emirde çekişmeye düştünüz. Sizden kimi dünyayı istiyor ve sizden kimi de ahireti diliyordu. Sonra sizi imtihan etmek için onlardan çevirdi. Şüphesiz Allah sizi af buyurdu ve Allah müminler üzerine bol ihsan sahibidir.
Gerçek şu ki Allah, size verdiği sözü yerine getirdi; çünkü O’nun yardımı ve izniyle düşmanı önünüze katmış, onları kılıçtan geçiriyordunuz. Ne var ki, arzu ettiğiniz zafer ve ganîmeti Allah size göstermişken, ganîmet sevdasıyla gevşekliğe kapıldınız ve pek çoğunuz Peygamberin verdiği emre karşı gelerek isyan ettiniz. O sırada kiminiz dünyayı tercih etmişti; bunlar ganîmetlere üşüştüler, zoru görünce de kaçtılar, kiminiz de âhireti tercih etmişti, bunlar da kahramanca çarpıştılar, şehit oluncaya kadar da yerlerinden ayrılmadılar.O perişan hâlinizi bir hatırlayın:
And olsun, Allah kendi vaadini size doğruladı!
O anda O’nun izniyle onlara bastırıyordunuz.
Tâ ki sevdiğiniz şeyi / ganimeti / zaferi size gösterdiğinin sonrasında gevşediniz, Emr / Yetki / İş konusunda çekiştiniz, isyan ettiniz.
İçinizde Dünya’yı isteyen kimseler vardır, Âhiret’i isteyen kimseler de vardır.
Yine sizi denemek için sizi onlardan döndürüp ayırdı.
And olsun ki sizi affetti!
Allah Müminler’e karşı lütuf sahibidir.
(Ey îman edenler!) Allah, size verdiği sözü yerine getirmişti ve siz de Onun izniyle düşmanlarınızı kırıp geçiriyordunuz. Ancak Allah, size arzuladığınız (zaferi) gösterince; gevşediniz, savaş konusunda görüş ayrılığına düştünüz ve (Peygamberin emrine) itaat etmediniz.1 Çünkü kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz de âhireti istiyordu. Sonra sizi imtihan etmek için geri çevirip bozguna uğrattı. Buna rağmen yine de sizi affetti. Çünkü Allah, îman edenlere karşı gerçekten, lütuf sahibidir.
Mehmet Türk Âl-i İmran Suresi 152. Ayet Açıklaması
1 Okçular, Peygamber (a.s)’ın belirlediği yerden ayrılarak, komutanları Abdullah b. Cübeyr’i dinlemediler. Böylece Peygamber (a.s)’ın emrine de itaat etmemiş oldular.
Muhammed Esed
ALLAH elbette size verdiği sözü tuttu; O'nun izniyle düşmanlarınızı yok etmek üzereydiniz; 107 ne var ki Allah size arzuladığınız [zaferi] gösterdikten sonra gevşediniz, [Peygamber'den gelen] emre aykırı davrandınız 108 ve itaatsizlik ettiniz. Aranızda [sadece] bu dünyaya ilgi duyan kimseler olduğu gibi, ahirete gönül verenler de mevcuttu: 109 Bunun üzerine Allah, sizi sınamak için düşmanlarınızı yenmenize mani oldu. 110 Ama O, şimdi günahlarınızı bağışladı, zira Allah'ın inananlara lütfu sınırsızdır.
Doğrusu Allah, size verdiği zafer vaadini tuttu. Zira O’nun izniyle onların kökünü kazıyordunuz, arzuladığınız zaferi size tam göstermişti ki gevşeyip onun, emri konusunda tartıştınız ve itaatsizlik ettiniz. Sizden kiminiz ganimet peşinde koşuyor, kiminiz de ahireti isteyerek çarpışıyordu; sonra size ders olsun diye onların karşısında bozgunu yaşattı, buna rağmen Allah itaatsizlik suçunuzu da affetmiştir. Çünkü Allah, müminlere karşı yardım ve af konusunda çok cömerttir. 30/4, 59/7
Ve doğrusu Allah size verdiği sözü tuttu; hatırlayın ki O’nun izni sayesinde köklerini kazıyordunuz;[673] ne ki arzuladığınız zaferi Allah size gösterdikten sonra gevşeyip (rasûlün) emri konusunda tartıştınız ve itaatsizlik ettiniz. İçinizde dünyayı arzulayanlar olduğu gibi, âhireti arzulayanlar da vardı.[674] Bunun üzerine Allah, sizi sınamak için düşmanlarınızı yenmenize mani oldu.[675] Fakat O (şimdi) sizi bağışladı; zaten Allah inananlara karşı çok lütufkârdır.
Mustafa İslamoğlu Âl-i İmran Suresi 152. Ayet Açıklaması
[673] 47:4 ışığında: “savaşın ağır sonuçlarının kökünü kazımak” olarak da anlaşılabilir.
[674] Mesela Allah Rasûlü’nün talimatını dinleyip hepsi de şehid oluncaya kadar mevzilerini terk etmeyen okçular gibi.
[675] Lafzen: “ Sonra sizi onlardan O vazgeçirdi.” Yani siz zaferin ucunu görünce gevşediniz ve emre itaatsizlik ettiniz. Bunun üzerine Allah da sizden desteğini çekiverdi. Böylece düşmanlarınızı yenmenize mani olmuş oldu.
Ömer Nasuhi Bilmen
Kasem olsun ki, Allah Teâlâ size vaadini ifâ buyurdu. O zaman ki, onları Cenâb-ı Hakk'ın izniyle kesip doğruyordunuz. Tâ ki o sevdiğinizi size gösterdikten sonra siz isyan ettiniz, yılgınlık gösterdiniz, emirde çekişmeye düştünüz, içinizden kimi dünyayı istiyordu ve sizden kimi de ahireti istiyordu. Sonra sizi imtihan etmek için onlardan çevirdi ve mamafih sizi af buyurdu ve Allah Teâlâ mü'minler üzerine fazl sahibidir.
Allah size yaptığı yardım vaadini gerçekleştirdi: O'nun izni ile o düşmanlarınızı kırıp geçiriyordunuz. Allah'ın, size arzuladığınız galibiyeti göstermesine kadar, böylece bu vaad yerine geldi. Ama sonra siz isyan ettiniz, verilen emir hakkında çekiştiniz, yılgınlık gösterdiniz. O esnada kiminiz dünya menfaatini istiyordu, kiminiz âhiret mükâfatını. Sonra Allah sizi denemek için, onlara karşı size verdiği desteği geri çekti, bozguna uğradınız. Bununla beraber sizin kusurlarınızı bağışladı da! Zaten Allah müminlere bol lütuf ve inayet sahibidir.
Suat Yıldırım Âl-i İmran Suresi 152. Ayet Açıklaması
Okçuların Hz. Peygamberin talimatını unutarak yerlerinden ayrılmalarındaki hataya işaret edilmektedir.
Süleyman Ateş
Kendi izniyle onları öldürdüğünüz sürece Allah, size (yardım) va'dini doğruladı: Nihayet siz korktunuz, Allah size sevdiğiniz(galibiyet)i gösterdikten sonra (verilen) emir hakkında (birbirinizle) çekişip isyan ettiniz: Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi denemek için onlardan geri çevirdi (yenilgiye uğrattı. Buna rağmen) sizi bağışladı. Allah mü'minlere karşı çok lutufkardır.
Bakın! Allah, verdiği sözü tuttu; anlaşmazlığa düşüp dağılıncaya kadar onun izniyle kâfirleri kırıp geçirdiniz. İstediğiniz zaferi göstermesinden sonra isyan ettiniz. Kiminiz dünyayı istiyor, kiminiz de ahireti istiyordu. Sonra sizi, yıpratıcı bir imtihandan geçirmek için onların karşısında bozguna uğrattı. Allah'ın inanıp güvenenlere ikramı bol olduğu için yine de sizi affetti.
-Allah, sevdiğinizi gösterdikten sonra dağıldığınız, emir konusunda tartıştığınız ve isyan ettiğiniz ana kadar, size olan vaadini gerçekleştirmişti. O'nun izni ile kafirleri öldürüyordunuz. Sizden kimi dünya hayatını istiyor, kimi ahiret hayatını istiyordu. Sonra denemek için onların karşısında sizi bozguna uğrattı. Artık Allah sizi affetmiştir. Çünkü Allah, müminlere karşı çok lütufkardır.
Allah size vaadini yerine getirmişti; siz o sırada onları Allah'ın izniyle yok etmek üzereydiniz. Fakat hoşlandığınız şeyi Allah size gösterdikten sonra siz zaafa düşüp Peygamberin emri hakkında birbirinizle çekiştiniz ve isyan ettiniz. Sizden dünyayı isteyen de var, âhireti isteyen de. Sonra Allah sizi sınamak için yüzünüzü düşmanlarınızdan çevirdi. Bununla beraber, kusurunuzu da bağışladı. Zira Allah mü'minlere karşı pek lütufkârdır.(28)
(28) Peygamberimiz, Uhud Dağına yerleştirdiği okçulara, ne pahasına olursa olsun yerlerinden ayrılmamalarını emretmişti. Mü’minlerin üstün geldiği bir sırada, artık savaşın bittiğini düşünerek ganimetten alacağı payı kaçırmak istemeyen bir grup okçu yerinden ayrılınca, müşrikler onları arkadan çevirdiler ve böylece savaşın seyri birden değişiverdi. Bu arada, okçuların tamamı şehit düştü.
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun ki, siz onları Allah'ın izniyle öldürmekteyken, Allah size vaadini doğrulamıştı. Nihayet, siz korkuya kapıldınız, yapılacak iş hususunda çekiştiniz. Ve Allah, sevdiğiniz şeyi size gösterdikten sonra isyan ettiniz. İçinizden bir kısmı dünyayı istiyordu, bir kısmınız ise âhireti istiyordu. Sonra sizi imtihan etmek için onlardan uzaklaştırdı. Yemin olsun, sizi affetmişti. Allah, müminlere karşı lütuf sahibidir.