Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 472, sondan 5765. ayet; 3. sure ve Âl-i İmran Suresinin 179. ayetidir. Âl-i İmran Suresi 179. ayetinin kelime sayisi 36, harf sayısı 146 ve toplam ebced değeri ise 10216 olarak hesaplanmıştır. Âl-i İmran Suresinin toplam ebced değeri 1056696 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (21) ل (22) م (15) bulunuyor.
Arapça Metin
ما كان الله ليذر المؤمنين على ما انتم عليه حتى يميز الخبيث من الطيب وما كان الله ليطلعكم على الغيب ولكن الله يجتبي من رسله من يشاء فامنوا بالله ورسله وان تؤمنوا وتتقوا فلكم اجر عظيم
Allah, pisi temizden ayırıncaya kadar mü’minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah, size gaybı bildirecek de değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer (gaybı ona bildirir). O hâlde, Allah’a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız sizin için büyük bir mükâfat vardır.
Bu âyet müslümanların Uhud Savaşı’ndaki yenilgilerinin hikmetlerinden birini daha ortaya koymaktadır. Hz. Peygamber’in Mekke’deki müslümanlarla birlikte Medine’ye göç edip de orada bir devlet kurması üzerine gerek Medine’de gerekse çevresindeki bölgelerde İslâm’ı kabul edenler hızla çoğalmaya başladı. Bu durum karşısında İslâm’a inanmadığı halde çeşitli nedenlerle müslüman görünenlerin sayısı da arttı. Nitekim Uhud Savaşı’na giderken 1000 kişilik bir İslâm ordusu içinden 300 kişilik münafık bir grubun ayrılmış olması o gün müslümanlar arasında münafıkların ne derece kalabalık olduklarını göstermektedir. İşte yüce Allah bu karışık durumun devam etmesini istemediği için samimi müminleri münafıklardan ayırt edecek bir sebep meydana getirdi ki o da Uhud Savaşı’dır. Hicretin ilk yıllarında müslümanlar henüz toparlanmış ve güçlenmiş olmadıkları, yeni müslüman olanların da kalplerine iman henüz iyice yerleşmiş olmadığı için yüce Allah onları böyle bir imtihana tâbi tutmadı. Çünkü o dönemde böyle bir imtihan müslümanları sarsabilir, aralarında ayrılığın çıkmasına neden olabilirdi. Bedir Savaşı’nda müslümanların bütün zayıflığına ve güçsüzlüğüne rağmen yüce Allah –melekleri yardıma göndererek– onlara zafer kazandırdı. Böylece müminlerin durumu iyiye giderken münafıklar da kimliklerini gizliyorlardı. Fakat samimi müminlerin münafıklarla bu derecede karışık olmaları onlara zarar verebilirdi. Uhud imtihanı münafıkların kendilerini ele vermelerini de sağlamış oldu, âyetin ilk cümlesi buna işaret etmektedir.
“Allah müminleri, pisi temizden ayırmadan bulunduğunuz hal üzere bırakacak değildir” meâlindeki cümle şöyle de yorumlanabilir: Allah sizleri yani müminleri hep bulunduğunuz durumda bırakmaz; bazan da böyle Uhud’da olduğu gibi savaş, şehitlik ve diğer sıkıntılarla imtihan eder ki iyi ile kötünün (münafıkla müminin) özelliklerini ortaya çıkarsın ve aralarındaki farkı göstersin.
Yüce Allah dileseydi müminlere gayb bilgisi vererek onları münafıkların kalplerinden haberdar ederdi. Ancak bu O’nun kanununa aykırıdır. Çünkü O, evrendeki her şeyi bir sebebe bağlamış, gayb bilgisini ise sadece peygamberlerinden dilediğine vahyetmiştir. Bu sebeple müminlerin görevi Allah’a ve peygamberlerine iman ve itaat etmek, dünyadaki olayları değerlendirirken de sebep-sonuç ilişkilerini daima göz önünde bulundurmaktır. Eğer bunu yapar ve karşı gelmekten sakınırlarsa bunun mükâfatını görecekleri haber verilmiştir.
Gerek bu âyette gerekse Cin sûresinin 26-27. âyetlerinde Allah gayb bilgisinin kendisine mahsus olduğunu, sadece peygamber olarak seçtiği bazı kullarını bu tür bilgilerden vahiy yoluyla haberdar ettiğini bildirmektedir. Buradan anlaşıldığına göre peygamberler de dahil olmak üzere hiçbir insan veya cin gayb bilgisine sahip değildir. Ancak Allah, dilediği peygamberlere uygun gördüğü gayb bilgilerini vahiy yoluyla bildirmiştir (bk. Âl-i İmrân 3:44; Hûd 11:49; Yûsuf 12:102; En‘âm 6:50; A‘râf 7:188). Ahkāf sûresinin 9. âyetinde Hz. Peygamber’e, “kendisine neler yapılacağını bilmediğini, sadece kendisine vahyedilene uyduğunu” söylemesi emredilmiştir. Sebe’ sûresinin 14. âyetinde de cinlerin gaybı bilmedikleri haber verilmiştir. Şu halde Allah’tan başka gaybı bilen yoktur (En‘âm 6:59), O her şeyi bilir, hiçbir şey O’na gizli değildir. O, bu gizli bilgilerden dilediği kadarını kendi seçtiği kullarına bildirir (gayb âlemi hakkında bilgi için bk. Bakara 2:3).
Mehmet Okuyan
Allah pisi (kötüyü) temizden ayırana kadar müminleri, (şu) bulunduğunuz durumda bırakacak değildir. Allah size gaybı (bilinemeyeni) bildirecek değildir. Fakat Allah elçilerinden dilediğini seçer. Allah’a ve elçilerine iman edin! İman eder, [takvâ]lı (duyarlı) olursanız sizin için büyük bir ödül vardır.
Mehmet Okuyan Âl-i İmran Suresi 179. Ayet Açıklaması
İmanda, ahlâkta ve davranışlarda yanlış, bozuk, eksik ve çirkin olan her şey, yerini doğru, sağlam ve iyi olana terk edinceye kadar bu değişim süreci devam edecektir. Esasında İslam ve dolayısıyla Kur’an dönüştürücü bir kitaptır; onun bu özelliğinden yararlanılmalı ve hayatta dönüşüm gerçekleştirilmelidir. Bu gerçeğe rağmen, insanların vahiy ile dönüşmek yerine, İslam’ı, yani vahyi dönüştürmeye çalışmaları ne kadar hazin ve korkunç bir duyarsızlıktır! Konuyla ilgili bütün ayetlere bakınca, bütünüyle kâinatın insan için, insanın da imtihan edilmek için yaratıldığını söyleyebiliriz. Buna göre, ayette verilmek istenen mesaj da Uhud gibi ağır sınavların uygulanmasının nedeni de kimlerin mümin, kimlerin kâfir ve münafık olduğunun ayıklanmasıdır
Bu mesaj Neml 27:65 ve Cinn 72:26-27. ayetlerle birlikte okunmalıdır.,Benzer mesajlar: Hacc 22:75; Şûrâ 42:13.,Ayette verilmek istenen mesaj, takvâlı davranmanın “sebep”, mahşerde büyük ödül demek olan cennetle buluşmanın ise “sonuç” olduğuna dikkat çekilmesidir.
Bayraktar Bayraklı
Allah, müminleri içinde bulunduğunuz halde bırakacak değildir. O, iyi ile kötüyü ayıracaktır. Allah, size gaybı bildirecek değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer. O halde Allah ve peygamberlerine inanınız. Eğer inanır ve sakınırsanız size büyük ödül vardır.
Allah, tayyib¹ olanı habis² olandan ayırmadan; mü'minleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir. Allah, sizi gaipten³ haberdar edecek de değildir. Ancak Allah, resûllerinden dilediğini seçer. O halde, Allah'a ve Resul'üne iman edin. Eğer iman edip, takvalı davranırsanız, sizin için büyük bir ödül vardır.
1. İyi niyetli, iyi huylu. 2. Kötü niyetli, kötü huylu. 3. Gizli, görünmeyen, bilinemeyen, algılanamayan, gelecekte olacak şeyler, geleceğe dair bilgiler.
Ahmet Akgül
Allah, murdar (ve münafık) olanı, temiz ve mübarek olandan ayırt edinceye (sadıklarla, sahtekârları belirleyinceye) kadar, (ey münafıklar) mü'minleri, sizin kendisi üzerinde bulunduğunuz (ikili oynamak, fesatçılık ve fırsatçılık yapmak, Dini ve davayı kullanmak gibi) durumda (ve bir arada) bırakacak değildir. Ve tabi Allah size gaybı da bildirecek değildir. (Hatta pis tıynetli ve çirkef niyetliHABİSLERİ; temizve halis mü’minlerden ayırıncaya kadarbu imtihan sürecektir.) Lâkin Allah, elbette elçilerinden dilediğini seçip (bazı sırlarından haberdar kılmaktadır.) Öyleyse siz de Allah'a ve elçilerine iman edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır.
Allah, inananları, şu bulunduğunuz halde bırakmayacak, sonucu, pisi temizden mutlaka ayırt edecek. Ve Allah size gaybı da bildirecek değil, fakat peygamberlerinden dilediğini seçer, gaybı bildirir ona. İnanır ve sakınırsanız hiç şüphe yok ki size büyük bir ecir var.
Allah mü'minleri de, Uhut savaşında içine düştükleri zayıflık ve şaşkınlık hali üzere bırakacak değildir, sonunda iyiyi kötüden ayıracaktır. Ve Allah gayb bilgilerini yani insanın akıl ve idrakiyle kavrayıp bilemiyeceği şeyleri de size bildirecek veya anlama gücü verecek de değildir. Fakat Allah, elçilerinden dilediğini seçer. Öyleyse Allah'a ve elçilerine inanın, eğer inanır ve yolunuzu Allah ve kitabıyla bulmaya çalışırsanız, sizin için büyük mükafat vardır.
Allah mü'minleri, sizin hâkim olduğunuz düzende yaşamaya terkedecek değildir.
Sonunda murdarı temizden, kâfiri, fâsıkı, münafığı mü'minden ayıracaktır.
Allah sizi, duyu ve bilgi alanı ötesine, gayb âlemine vâkıf kılacak da değildir. Fakat Rasullerinden sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimseleri seçip onu gayba vâkıf eder, mü'mini, münafığı ayırt ettirir.
Allah'a ve Rasullerine iman edin. İman eder, Allah'a sığınıp, emirlerine yapışır, günahlardan arınıp, azaptan korunur, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarınıza ve özgürlüklerinize sahip çıkarak şahsiyetli davranır, dinî ve sosyal görevlerinizin bilincinde olursanız sizin için büyük mükâfat vardır.
Allah, mü'minleri şu bulunduğunuz durumda bırakacak değildir; pis olanı temiz olandan ayıklayacaktır. Allah sizi gaybden haberdar edecek de değildir. Ancak Allah peygamberlerinden dilediğini seçer. [21] Şu halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve kötülüklerden sakınırsanız sizin için büyük bir ecir vardır.
Ahmet Varol Âl-i İmran Suresi 179. Ayet Açıklaması
21.Yani peygamberleri içinden seçtiklerine gaybı bildirir.
Ali Bulaç
Allah, murdar olanı, temiz olandan ayırd edinceye kadar mü'minleri, sizin kendisi üzerinde bulunduğunuz durumda bırakacak değildir. Allah sizi gayb üzerine muttali kılacak değildir. Ama Allah, elçilerinden dilediğini seçer. Öyleyse siz de Allah'a ve elçilerine iman edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır.
Ey münafıklar, Allah müminleri, üzerinde bulunduğunuz şu iyi ile kötüyü karıştırıcı halde bırakacak değildir. Nihayet pisi temizden ayıracaktır; Allah size gaybı da bildirecek değildir. Fakat, Allah o gaybı (münafıkları) Rasûllerinden dilediğine seçer bildirir. Onun için, Allah'a ve Peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız size çok büyük bir mükâfat vardır.
Allah, temiz ile pisi birbirinden ayırt etmeden, müminleri, üzerinde bulunduğunuz bu durumda bırakacak değildir. Allah, gayb âlemlerinin kapısını da size açacak değildir. Yalnız elçilerinden istediğini seçer. (Onlarla mesajlarını bildirir.) Artık Allah’a ve elçilerine inanın. Eğer inanırsanız ve sakınırsanız, sizin için büyük bir mükâfat vardır.
İnanmış olanları, Allah sizin bulunduğunuz bir durumda bırakmaz, murdarı, arıdan ayıracaktır, görünmeyen bir şeyi Allah size bildirmez, ancak, peygamberlerden seçer dilediğini, inanınız Allah ile peygamberlerine, eğer siz inanarak sakınacak olursanız size büyük sevap var
(Ey inkârcılar!) Allah, inananları sizin durumunuzda bırakacak değildir. Temizi pisten (münafığı mü'minden) ayıracaktır. Ve Allah, insan idrakini aşan şeyleri kavrama gücünü size verecek değildir. Fakat Allah, resulleri arasından dilediğini seçer (insan idrakini aşan şeylerden bazılarını gerekli görünce ona bildirir). Öyleyse Allah'a ve resullerine inanın. Eğer iman eder ve imanın gereklerini yerine getirirseniz o zaman bilin ki, sizin için çok büyük bir mükâfat vardır.
Cemal Külünkoğlu Âl-i İmran Suresi 179. Ayet Açıklaması
Gerek bu âyette gerekse Cin sûresi 26-27. âyetlerinde Allah gayb bilgisinin kendi inhisarında olduğunu, ancak peygamber olarak seçtiği bazı kullarını ihtiyaç duyulan -evrenin yaratılış amacı, ölümden sonraki hayat, ruhsal güçlerin varlığı ve zamanın gerçek mahiyeti gibi- konulardan “vahiy yoluyla” haberdar ettiğini bildirmektedir. Bu, peygamberler de gaybın bir kısmını bilir anlamına gelmemektedir. Nitekim Ahkâf sûresinin 46:9. âyetinde Hz. Peygamber’e, “kendisine neler yapılacağını bilmediğini, sadece kendisine vahyedilene uyduğunu” söylemesi de bunu doğrulamaktadır. Mamafih Allah’tan başka gaybı bilen yoktur. Zira O her şeyi bilir, hiçbir şey O’na gizli değildir.
Diyanet İşleri (Eski)
Allah inananları sizin durumunuzda bırakacak değildir, temizi pisten ayıracaktır. Allah size gaybı bildirecek değildir; fakat Allah peygamberlerinden dilediğini seçip, ona gaybı bildirir. Artık Allah'a ve peygamberlerine inanın; inanır ve sakınırsanız size büyük ecir vardır.
Allah, müminleri (şu) bulunduğunuz durumda bırakacak değildir; sonunda murdarı temizden ayıracaktır. Bununla beraber Allah, size gaybı da bildirecek değildir. Fakat Allah, elçilerinden dilediğini ayırdeder. O halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder, takvâ sahibi olursanız sizin için de çok büyük bir ecir vardır.
Diyanet Vakfı Âl-i İmran Suresi 179. Ayet Açıklaması
Tefsirlerde bu âyetin «Ey Muhammed! Bize kimlerin iman edip kimlerin etmediğini bildir» diyen kâfirlere cevap teşkil ettiği belirtilmektedir.
Edip Yüksel
ALLAH inananları şu içinde bulunduğunuz durumda bırakacak değil. İyiyi kötüden ayıracaktır. ALLAH size geleceği bildirecek de değil. Fakat ALLAH elçilerinden dilediğini seçer. ALLAH'a ve elçilerine inanın. İnanıp erdemli davranırsanız size büyük birödül var
Allah, müminleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir, pisi temizden ayıracaktır. Ve Allah sizi gayba vakıf kılacak da değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçip (gaybı bildirir). O halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve günahlardan korunursanız, sizin için büyük bir mükafat vardır.
Allah mü'minleri bulunduğunuz hal üzere bırakacak değildir, nihayet murdarı temizden ayıracak, Allah sizleri gaybe muttalı' kılacak da değil ve lâkin Allah ona Resullerinden dilediğini seçer, onun için Allaha ve Resullerine iyman edin ve eğer iyman eder ve korunursanız size de azîm bir ecir var
Allah mü'minleri sizin üzerinde bulunduğunuz (şu halde) bırakacak değildir. Nihayet murdarı temizden ayıracakdır. (Bununla beraber) Allah size ğaybı da bildirecek değildir. Fakat Allah, peygamberlerinden kimi dilerse onu seçer (ğaybe onu muttali' kılar). Onun için siz Allaha ve peygamberlerine inanın. Eğer inanır ve (günahlardan) sakınırsanız size de çok büyük mükâfat vardır.
Allah, mü'minleri üzerinde bulunduğunuz hâlde bırakacak değildir; nihâyet, pis olanı temiz olandan (münâfığı mü'minden) ayıracaktır. Allah size gaybı bildirecek de değildir; fakat Allah, peygamberlerinden dilediğini seçer (ve onlara gaybı bildirir); öyle ise Allah'a ve peygamberlerine îmân edin! Artık îmân edip (günahlardan) sakınırsanız, o takdirde sizin için(pek) büyük bir mükâfât vardır.
(Ey Resul!) “Sana vahyettiğimiz bu olay, gayb haberlerinden bir haberdir. Meryem’e kimin kefil olacağını tespit etmek için, aralarında kura çekerken kavga ettiklerinde, sen onların yanlarında değildin.”
Allah mü/minleri asla bulunduğunuz [⁸] halde bırakmaz o, napâki pâktan [⁹] ayıracaktır. Allah sizi asla gaybe [¹⁰] muttali kılmaz. Fakat peygamberlerden dilediğini seçer. [¹¹]. Artık Allah/a ve peygamberlerine inanın. Eğer inanır ve sakınır iseniz sizin için büyük mükâfat vardır.
İsmail Hakkı İzmirli Âl-i İmran Suresi 179. Ayet Açıklaması
[8] Münafıkların sizin ile ihtilât etmelerine veya onların sizden olmalarını izhar eylemelerine müsaade etmez.[9] Münafık veya bedbahtı muhlis veya bahtiyardan ayıracaktır.[10] Kalplerindeki iman veya küfrü bilme hususunu size vermemiştir.[11] Onlara bâzı muğayyebatı bildirir.[8] Pazarda esnafın aldattıkları metadır.[9] Veya tekâlif-i şer'iye ile tecrübe muamelesine uğrayacaksınız.
Kadri Çelik
Allah iman edenleri sizin durumunuzda bırakacak değildir, sonunda temizi pisten ayıracaktır. Allah size gaybı bildirecek değildir; fakat Allah peygamberlerinden dilediğini seçip, ona gaybı bildirir. Artık Allah'a ve peygamberlerine iman edin; iman eder ve takvalı olursanız, bu durumda size büyük ecir vardır.
Allah, siz inananları, şu içinde bulunduğunuz müminlerle münâfıkların iç içe olduğu sıkıntılı durumda elbette bırakmayacak; pis olanı temiz olandan mutlaka ayıklayıp çıkaracaktır. Bunun için de, iyilerle kötüleri ayırt edinceye dek, üzüntü veya sevinç verici olaylarla sizi imtihân edecektir.Gerçi Allah dileseydi, size insanların kalbinden geçen gizli düşünceleri bilme kudreti verir, böylece hiç imtihâna gerek kalmadan da münâfıkları tespit etmenizi sağlayabilirdi. Ne var ki, Allah size, kendisinden başka hiç kimsenin bilemeyeceği bir âlem olan gaybı bildirecek değildir. Bunun yerine Allah, ihtiyaç duyduğunuz kadar gayb bilgisini size öğretmek üzere elçilerinden dilediğini seçer ve bu bilgileri ona vahyeder. Zaten öteden beri uygulanan ilâhî kanun da budur. İşte Kur’an, böyle vahiy ürünü bir kitaptır. O hâlde, Allah’a ve göndermiş olduğu elçilerine iman edin. Çünkü eğer bu şekilde inanır ve kötü davranışlardan titizlikle sakınıp korunursanız, muhteşem bir ödül kazanacaksınız.İşte size, münâfıkları tanımanızı sağlayacak bir ipucu:
Pis’i Temiz’den ayırıncaya kadar Allah, Müminler’i sizin bulunduğunuz durumda bırakacak değildi.
Sizi Gayb’a muttali’ kılacak (kavratacak) da değildi; ama Allah, dileyeceği kimseleri kendi rasûllerinden (olmak üzere) eleyerek seçer.
Allah’a ve O’nun rasûllerine iman edin!
İman eder ve sakınıp korunursanız, size çok büyük bir ödül vardır.
Allah böylece Müslümanları, sizin durumunuzda bırakmayacak ve sonunda mutlaka pis olanı temiz olandan1 ayıracaktır. (Bunu yapmak için) Allah, sizi ğayb’ın bilgisine erdirecek değildi.2 Fakat Allah, (ğayb’ı) Peygamberlerinden dilediğini seçerek (onunla bildirir).3 (Ey insanlar!) O halde sadece Allah’a ve Onun Peygamberlerine îman edin. Eğer (böyle) îman eder ve Allah’a karşı hata etmekten sakınırsanız, sizin için çok büyük bir mükâfat vardır.
Mehmet Türk Âl-i İmran Suresi 179. Ayet Açıklaması
1 Yani münâfıkları, Müslümanlardan…2 Yani Allah hepinize ğayb’ın bilgilerini verip, onların münâfık olduklarını sizin bir bakışta anlamanızı sağlamaz. O, onların münâfıklıklarını böyle olaylarla sınayarak size bildirir. Çünkü Onun kanunu, böyledir.3 Bu âyet, ğayb’ın insanlar tarafından bilinemeyeceğini, Peygamberlerin de ğayb’ı ancak Allah bildirirse bilebileceklerini açıkça belirtmektedir.
Muhammed Esed
[Ey hakikati inkar edenler!] Müminlerin sizin hayat tarzınıza uymalarına göz yummak, Allah'ın istediği bir şey değildir: 136 Sonunda Allah iyiyi kötüden ayıracaktır. Ve Allah, insan idrakini aşan şeyleri kavrama gücünü size verecek değildir: [Bunun için] Allah, elçileri arasından dilediğini seçer. 137 Öyleyse Allah'a ve elçilerine inanın; zira eğer O'na inanır ve O'na karşı sorumluluğunuzun bilincinde olursanız o zaman bilin ki, sizi muhteşem bir karşılık beklemektedir.
Allah müminleri sizin bulunduğunuz belirsizlik hali üzerine bırakacak değildir. Sınav yoluyla iyiyi kötüden ayırt edecektir. Bununla birlikte Allah size gaybı bildirecek de değildir. Fakat gaybı bildirmek için Allah, elçilerinden dilediğini seçer. Öyleyse Allah’a ve Allah’ın mesajlarını tebliğ eden elçilerine iman edin. Eğer inanır mümin olur ve sorumlu davranırsanız size muazzam bir mükâfat vardır. 27/65, 72/26-27
(Ey kâfirler!) Allah, mü’minleri, sizin yaşadığınız hayat tarzı[692] üzere bırakacak değildir; nihayet Allah iyiyi kötüden ayıracaktır. Allah gaybı size bildirecek de değildir; fakat Allah (bu amaçla) elçilerinden hak edeni/istediğini seçer. Şu hâlde Allah’a ve elçilerine inanın; zira eğer iman eder ve sorumluluk bilincini kuşanırsanız, işte o zaman sizi muazzam bir karşılık bekler.
Mustafa İslamoğlu Âl-i İmran Suresi 179. Ayet Açıklaması
[692] Mâ entum ‘aleyh lafzen ve mücerret olarak “üzerinde bulunduğunuz şey/hal” anlamına gelse de, bu bağlamda Medine’deki mü’min ve münafıkların karışık olduğu verili toplumsal yapıya delâlet eder. Zaten yukarıdan beri indirilen pasajlar da bu karma yapı içerisindeki mü’min ile münafığı Allah’ın nasıl seçip ayırdığını dile getirmektedir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Allah Teâlâ mü'minleri sizin bulunduğunuz hal üzere terkedecek değildir. Nihâyet murdarı temizden ayıracaktır. Ve Allah Teâlâ sizi gayba muttali edecek de değildir. Velâkin Hak Teâlâ peygamberlerinden dilediği zâtı ihtiyar buyurur. Artık Allah-ü Azîmüşşan'a ve peygamberlerine imân ediniz ve eğer imân eder ve ittikada bulunur iseniz elbette sizin için azîm bir mükâfaat vardır.
Allah müminleri içinde bulunduğunuz şu halde bırakacak değildir. Sonunda temiz ile murdarı ayıracaktır. Allah sizin hepinizi gayba vakıf kılacak da değildir. Fakat Allah, resullerinden dilediğini seçer (onu gayba vakıf kılar). O halde Allah'a ve resullerine iman edin. Eğer iman eder ve Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız size büyük mükâfat vardır. [72, 26-27]
Allah mü'minleri, (şu) üzerinde bulunduğunuz halde bırakacak değildir, temizi pisten ayıracaktır. Ve Allah sizi gaybe vakıf kılacak değildir. Fakat Allah, elçilerinden dilediğini seçer (onu gaybe vakıf kılar). O halde Allah'a ve elçilerine inanın; eğer inanır ve (günahlardan) korunursanız sizin için büyük mükafat vardır.
Allah müminleri, bu halde[1] bırakmaz, zamanla temizi pisten ayırır. Allah gizli bilgilerini de sizinle paylaşmaz. Onun için uygun gördüğü bir elçi seçer[2]. Siz, Allah'a ve elçilerine inanıp güvenin. Eğer inanıp güvenir ve kendinizi korursanız büyük bir ödülü hak edersiniz.
Süleymaniye Vakfı Âl-i İmran Suresi 179. Ayet Açıklaması
[1] Arap edebiyatındaki iltifat sanatı bizde olmadığından meâlde bu sanat yok sayılmıştır. (Bkz. Bakara 2:49'un dipnotu) [2] "Allah, bir insanla ilham yoluyla, perde arkasından veya tercih ettiği şeyi kendi izniyle içine fısıldasın diye elçi gönderme dışında bir yolla konuşmaz. Yüce olan ve doğru kararlar veren O'dur." (Şura 42:51)
Şaban Piriş
Allah, iyiyi kötüden ayırmak için müminleri sizin üzerinizde bulunduğunuz bu durumda bırakmayacaktır. Size gaybı da bildirecek değildir. Fakat, Allah, peygamberlerden dilediğini seçer. Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve günahlardan korunursanız size büyük bir mükafat vardır.
Allah, habis olanla temiz olanı birbirinden ayırmadan, mü'minleri sizin şu andaki halinizde bırakacak değildir. Allah sizi gaybdan haberdar kılacak da değildir;(36) bunun için Allah peygamberlerinden dilediğini seçer. Siz Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ödül vardır.
(36) Allah, mü’min ile münafığı, çalışan ile çalışmayanı, iman eden ile etmeyeni ayırt etmek için sizi böyle sınayıp duracaktır; yoksa, bunu size bildirmek için gayb âlemini sizin gözlerinizin önüne serecek değildir.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, müminleri şu üzerinde bulunduğunuz halde bırakmayacaktır. Sonuçta pisi temizden ayıracaktır. Allah sizi gaybı bilir duruma da getirmeyecektir. Şu var ki Allah, resullerinden dilediğini seçer. O halde Allah'a ve resullerine inanın. Eğer inanır, korunursanız sizin için büyük bir ödül vardır.
olmadı Tañrı kim ķoya mü’minleri, anuñ üzere kim siz anuñ üzeresiz tā ayırtlaya arusuzı arudan. daħı olmadı Tañrı kim [37a] gözlü eyleye sizi ġayb üzere velįkin Tañrı üyürür yalavaçlarından anı kim diler. pes įmān götürüñ Tañrı’ya daħı yalavaçlarına. daħı eger įmān getüresiz daħı śaķınasız sizüñdür müzd ulu.