Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 493, sondan 5744. ayet; 3. sure ve Âl-i İmran Suresinin 200. ayetidir. Âl-i İmran Suresi 200. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 57 ve toplam ebced değeri ise 3092 olarak hesaplanmıştır. Âl-i İmran Suresinin toplam ebced değeri 1056696 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (15) ل (6) م (2) bulunuyor.
Arapça Metin
يا ايها الذين امنوا اصبروا وصابروا ورابطوا واتقوا الله لعلكم تفلحون
Ey iman edenler! Sabredin. Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin. (Cihat için) hazırlıklı ve uyanık olun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.
Sözlükte sabır “acıya katlanmak, zorluklara ve sıkıntılara göğüs germek” demektir (bilgi için bk. Bakara 2:45). Aynı kökten gelen ve meâlinde “kararlılıkta yarışın” diye çevrilen fiilinin masdarı olan müsâbere ise “kişinin kendisiyle başkası arasında meydana gelen olumsuzluklara katlanması (Râzî, IX, 155), kendisine karşı direnen kimseye (düşmana) daha fazla mukavemet etmesi” anlamına gelir (İbn Âşûr, IV, 208).
Sözlükte “düşmanın geleceği yeri bekleyip korumak” anlamına gelen ribât, terim olarak “Allah yolundan ayrılmamak, düşmana karşı uyanık ve hazırlıklı bulunmak” anlamına gelmektedir. Aslında ribât “düşmanın ansızın saldırmasını önlemek için atı bağlayıp hazır tutmak” anlamına gelen “rabtü’l-hayl” ifadesinden alınmıştır. Daha sonra ister süvari ister piyade olsun, sınır boylarında bekleyen kimseye “nöbetçi, nöbet bekleyen” anlamında, bu kelimenin türevi olan murâbıt adı verilmiştir. Murâbıt “bir müddet beklemek için sınıra giden kimse” demek olup terim olarak silâh altında bulunan, kışla ve karakollarda duran ve nöbet bekleyen asker için kullanılır (Elmalılı, II, 1265).
Âl-i İmrân sûresinin özellikle baş taraflarında tevhid, nübüvvet ve âhiret gibi dinin esaslarını oluşturan itikadî konularda açıklamalar yapılmış, daha sonra hac, cihad ve benzeri amelî konulara değinilip kulların bunları yerine getirmekle yükümlü oldukları bildirilmiş, son âyetinde de bu görevlerin yerine getirilebilmesi için kulların yapmaları gerekenler üzerinde durulmuştur. Çünkü bu görevler kulun ya sadece kendisiyle ilgilidir veya kendisiyle başkaları arasında gerçekleşmektedir. Yüce Allah kulun sadece kendisini ilgilendiren yükümlülükler için kula sabırlı olmasını tavsiye ederken; kendisiyle başkaları arasında gerçekleşecek olanlar için de müsâbereyi yani kararlılıkla direnmeyi emretmektedir. Meselâ düşmana karşı cihad ederken ondan daha fazla direnmesini ve ona galip gelmesini istemektedir. Düşmanın ansızın saldırıp müslümanları gafil avlamasını ve onları imha etmesini önlemek için de sınır boylarında nöbet tutmaları ve düşmana karşı daima dikkatli olmaları uyarısında bulunmaktadır. Hz. Peygamber de birçok hadiste müminlerin düşmanlarına karşı uyanık olmalarını, sınırda bekleyerek düşman saldırılarını önlemelerini emretmiş, bunu yapanların Allah katında büyük mükâfata ereceklerini ve cehennem ateşinden kurtulacaklarını haber vermiştir (bk. Buhârî, “Cihâd”, 73; Müslim, “İmâre”, 163; İbn Kesîr, II, 171-177; Kurtubî, VI, 324-326; silâh gücü bakımından hazırlıklı olmanın önemi için bk. Enfâl 8:60).
Hz. Peygamber bir namazı kıldıktan sonra diğer namazı beklemeyi mecazi anlamda “nöbet bekleme” olarak isimlendirdiği için (Müslim, “Tahâret”, 41; Tirmizî, “Tahâret”, 39) bazı müfessirler buradaki ribâtı bu anlamda yorumlamışlardır. Ancak İbn Âşûr, Hz. Peygamber’in ifadesinin bir benzetme olduğunu, bir namazı kıldıktan sonra diğer namazı kılmak için vaktinin gelmesini beklemeyi sınır boylarında nöbet beklemeye benzettiğini ifade etmektedir (IV, 209). Bununla birlikte namaz ibadetinin kişiyi kötülüklerden koruyucu özelliğe sahip bulunduğu düşünüldüğünde âyetin hakikat olarak her iki anlamı da kucaklayacak mahiyette olduğu kabul edilebilir. Çünkü nöbetlerin biri vatanı düşmandan, diğeri ise nefsi kötü davranışlardan korumaya yöneliktir. Nitekim âyetin, aynı zamanda sûrenin son cümlesinde kurtuluşa ermek için takvânın yani Allah’tan korkmanın emredilmiş olması, âyetin her iki anlamı da içerdiğine işaret eder. Bunların biri yapılıp diğeri yapılmadığı takdirde takvâ gerçekleşmiş olmaz dolayısıyla kurtuluş da olmaz.
Muhammed Abduh buradaki takvâ emri ile ilgili olarak özetle şöyle der: Takvâ senin, Allah’ın gazabından ve azabından kendini korumandır. Bu da ancak Allah’ı tanımak, O’nu razı edecek ve O’nu kızdıracak şeyleri bilmekle mümkün olur. Bunları bilmek ise Allah’ın kitabını anlamaya, Peygamberi’nin sünnetini ve bu ümmetin “selef-i sâlihîn” denilen geçmişlerinin hayatını bilmeye ve onları örnek almaya bağlıdır. Kim hakkı ve haklıları korumak, hak daveti yaymak uğrunda sabreder, engellere karşı direnir, tehlikelere karşı uyanık olup gerekeni yapar ve Allah’ın emrine saygısızlıktan sakınırsa, diğer işlerinde de bu prensipleri göz önünde bulundurursa kendisini kurtuluşa ve Allah katındaki mutluluğu elde etmeye hazırlamış olur (Reşîd Rızâ, IV, 319).
Kaynaklarda, Hz. Peygamber’in geceleri teheccüd namazına kalktığında Âl-i İmrân sûresinin son on âyetini okuduğu kaydedilmektedir (Buhârî, “Tefsîr”, 3:18-20; İbn Kesîr, II, 162-163).
Mehmet Okuyan
Ey iman edenler! Sabredin; (düşman karşısında) dayanışmada bulunun; (savaş için) hazırlıklı ve nöbette bulunun! Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun ki kurtulasınız.
Mehmet Okuyan Âl-i İmran Suresi 200. Ayet Açıklaması
Buradaki [râbitû] emri, sanıldığı gibi “zikirde insanları hatırlayıp onlarla manevi bir bağ kurmak” anlamında “rabıta” ile asla ve asla ilişkili değildir. Aksine bu emir, “savaş için hazırlıklı ve nöbette olmak” anlamına gelmektedir.
Bayraktar Bayraklı
Ey iman edenler! Sabrediniz ve birbirinizle sabırda yarışınız, ülkeyi korumada daima uyanık olunuz ve Allah'a karşı gelmekten sakınınız ki zafere ulaşasınız.[66]
[66] Zafere giden yol hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ IV, 563-567.Âl-i İmrân sûresinden çıkarılacak genel ilkeler hakkında bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, IV, 569-574.
Erhan Aktaş
Ey iman edenler! Sabredin ve zorluklara karşı dirençli olun. Sürekli duyarlı olun. Takva sahibi olun. Umulur ki kurtuluşa erenlerden olursunuz.
Ey iman edenler! (Din ve dava uğrundaki zorluklara, hayatın ve cihadın sıkıntılarına) Sabredin ve sabır üzerinde yarışın, (Allah’la, peygamberlerle, cihad emirinizle, Hakk yoldaki cemaatinizle) irtibatınızı koparmayın, kararlı ve sebatlı davranın (ve nöbet ve hizmet yerlerinizi terk edip ayrılmayın. Bu emirlere karşı gelmek hususunda) Allah’tan korkun ki kurtuluşa ve başarıya (felaha) ulaşasınız!..
Ey iman edenler! Zorluklara ve sıkıntılara sabırla katlanın ve şeytan ve uşakları olan kâfirlere karşı bu sabırla yarışın, veya kâfirlerle savaşırken birbirinizle şecaat ve yiğitlikte yarışın, cihad için hazırlıklı ve uyanık bulunun ve yolunuzu Allah ve kitabıyla bulun ki, mutluluğa erebilesiniz.
Ey imân edenler, sabrederek mücadeleye devam edin, sebat ve kararlılık gösterin. Hazırlıklı ve uyanık olun, sabrederek mücadelede yarışı siz kazanın, gücünüzü, birliğinizi, devletinizi, topraklarınızı, ümmetin menfaatlerini korumak, îlây-ı kelimetullah (Allah'ın düzeninin hakim kılınması) ve tebliğe devam edebilmek için dinî, sosyal, siyasî, ekonomik müesseseler, savunma işbirlikleri kurun, öncü teşekküller, araştırma-geliştirme kurumları oluşturarak münasebetlerinizi ilerletin, ordular, özel savaş birlikleri ve savaş araçları hazırlayın, askerî garnizonlar, karakollar kurarak sınırlarınızı bekleyin, aranızdaki bağları kuvvetlendirerek birbirinize kenetlenin, Allah'ı zikirde daim olun. Allah'a sığının, emirlerine yapışın, günahlardan arınıp, azaptan korunun ki kurtuluşa, ebedî nimetlerle mutluluğa eresiniz.
Ey iman edenler! Sabredin, sabırda (düşmanlarınızdan) öne geçmeye çabalayın, cihada hazırlanın [22] ve Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.
Ahmet Varol Âl-i İmran Suresi 200. Ayet Açıklaması
22.Ayeti kerimenin metninde geçen "ve rabitu" ifadesine bazı tefsirlerde "cihada hazırlanın, cihad için hazırlıklı olun", bazı tefsirlerde ise "sınırlarda nöbet bekleyerek yurtlarınızı onların saldırılarından koruyun" anlamı verilmektedir. "Murabata" kelimesi de sınır gözetmek, savaşta ön saflarda çarpışmak, savaştan kaçmayıp düşman karşısında direnmek gibi anlamlara gelmektedir.
Ali Bulaç
Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah'tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz.
Ey iman edenler; din uğrundaki eziyetlere sabredin ve düşmanlarınızla olan savaşlarda üstün gelmek için sabır yarışı yapın. Sınır boylarında cihad için nöbet bekleşin ve Allah'dan korkun ki, felâh bulasınız.
Ey inananlar! Zorluklara direnin ve zulme karşı toplumsal direnç göstererek birbirinizle sabırda yarışın! Düşmandan gelebilecek saldırılara karşı birbirinizle irtibatlı olun. Allah'ın emirlerine uygun yaşayın, günahlardan korunun ki mutluluğa eresiniz!
Cemal Külünkoğlu Âl-i İmran Suresi 200. Ayet Açıklaması
“Allah’ın emirlerine uygun yaşayın ki mutluluğa eresiniz” ifadesi, mutluluğun kaynağının İslam’da olduğunun ifadesidir. Yani mutlu olmak istiyorsanız Allah’ın istediği şekilde yaşayacaksınız demektir. İslam toplumlarında mutluluğu göremiyorsak bunun sorumlusu İslam değil, İslam’ı bir kimlik olarak kullanan Müslümanlardır. Allah’ın istediği şekilde yaşayan insan mutsuz ve huzursuz olması düşünülemez. Çünkü huzurun kaynağı İslam’dır, mutluluğun membaı Kur’an’dır. İslam’da sefalet değil saadet vardır. Eğer dünyanın bir yerinde işsiz, mesleksiz, itibarsız, mutsuz ve huzursuz bir Müslüman toplum varsa anlayın ki onlar sadece kimlik Müslümanıdır.İlhamını Allah’tan değil de şeytandan alanlar mutlu olamazlar, sevgiyi sezemezler, saygı gösteremezler. Onların mutluluk adına ortaya koyduğu her şey sadece gösterişten ibarettir. Davranışlarındaki nezaket, ilişkilerindeki letafet, yüzlerindeki tebessüm, dillerindeki belagat yürekten değil, yapmacıktır. Çünkü yürekleri Allah yerine şeytana tahsis edilmiştir. Şeytanın ve şeytani düşüncelerin egemen olduğu yerde, güzellikten ve güzel işlerden bahsedilemez.
Diyanet İşleri (Eski)
Ey İnananlar! Sabredin, düşmanlarınızdan daha sabırlı olun, cihada hazır bulunun, Allah'a karşı gelmekten sakının ki başarıya erişebilesiniz.
Ey iman edenler! Sabredin; (düşman karşısında) sebat gösterin; (cihad için) hazırlıklı ve uyanık bulunun ve Allah'tan korkun ki başarıya erişebilesiniz.
Edip Yüksel Âl-i İmran Suresi 200. Ayet Açıklaması
Bu ayette geçen "Rabitu" (birlik olun) kelimesinin anlamını kaydıran tarikat şeyhleri, uydurdukları "Rabıta" ibadetiyle kendilerini putlaştırmışlardır. Müritlerini, şeyhlerini düşünmeye ve hatta zikir anında yüzlerini hayal etmeye özendiren ve bunu Tanrısal bir emir olarak empoze edenler Allah tarafından "en kötü" kişiler olarak tanımlanır (6:21-24; 7:37; 10:17-18 ve 9:31)
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey iman edenler! Sabredin, düşmanlarınıza karşı sebat gösterin, nöbet bekleşin, Allah'dan gereğince korkun ki, kurtuluşa eresiniz.
ey o bütün iymân edenler! sabredin ve sabır yarışında düşmanlarınızı geçin ve cihad için hazır ve rabıtalı bulunun ve Allaha korunun ki felâh bulasınız
Ey İman edenler! Sabredin, karşılıklı birbirinize sabırlı davranın, birbirinizle işbirliği içinde olun (ilişkinizi kesmeyin) ve Allah’dan korunun ki, mutluluğa kavuşasınız.
Ey iman edenler! Allah yolunda mücâdele verirken, karşınıza çıkabilecek zorluk ve sıkıntılara sabredin, zulme karşı toplumsal direnç göstererek birbirinizle sabırda yarışın! Gerek düşmandan gelebilecek saldırılara, gerek şeytânî vesveselere ve ayartılara karşı her an uyanık ve hazırlıklı olun ve bir de, Allah’tan gelen ilkeler doğrultusunda hayatınıza yön vererek kötülüğün her türlüsünden titizlikle sakının ki, böylelikle umduğunuz o zafer ve kurtuluşa erebilesiniz!
Ey îman edenler! Gerçekten kurtuluşunuzu umabilmek için; sabredin, sabır yarışında düşmanlarınızı geride bırakın, onlara karşı tetikte durun ve Allah’a karşı hata etmekten sakının.1
Mehmet Türk Âl-i İmran Suresi 200. Ayet Açıklaması
1 Râbıta: Kelimenin kökü olan (رَبَطَ) fiili sözlükte; bağlamak, sağlam yürekli olmak, birlik olmak, pekiştirmek anlamlarına gelir. Kur’an’da râbıta kelimesi geçmemekle birlikte, (رَبَطَ) kökünün türevleri beş yerde geçmektedir. (Âlu İmran: 200, Enfâl: 11, 60, Kehf: 14, Kasas: 10) Müfessirlerin tamamına yakını râbıta’yı; atlarla saf bağlayıp düşmana karşı durmak, hudutlardaki karakolları beklemek, nöbet tutmak ve bir namazdan sonra diğer namazı beklemek şekline anlamışlardır. (Taberî, Kurtubî, Râzî) Peygamberimiz (s.a.v): “Allah’ın kendisiyle hataları affedip bağışlayacağı, dereceleri yükselteceği bir şeyi size söyleyeyim mi? Abdest üstüne abdest almak, camide cemaatle namaz kılmaya devam etmek ve her namazdan sonra diğer namazı beklemek. İşte ribat budur! İşte ribat budur! İşte ribat budur! (Müslim, Tirmîzî, Nesâî, Muvatta) Kim bir günlük nöbet tutarsa, bir aylık oruç ve ibâdetten daha fazla sevap kazanır.” buyurmuştur. (Nesâî, Tirmizî, İbnu Mace) Bu ayet ve hadislerden, râbıta’nın; bir cihad terimi olduğu, İslâm düşmanlarına karşı silahlanma, cihad için hazırlıklı olma, hudut karakollarında nöbet bekleme ve bu duygulara sıkı sıkıya bağlı olma demek olduğu anlaşılmaktadır. Mutasavvıflara göre rabıta; müridin şeyhini düşünerek kalbinden dünyalıkları çıkarması, şeyhi vasıtası ile Hz. Peygamber (s.a.v)’e ve Allah’a kalbini bağlaması demektir ve şöyle yapılır: Mürid doğrudan doğruya Allah’ı düşünür, Allah ile manevi bir bağ kurar ve hep O’nunla beraber olduğunu tasavvur eder. Bu şekilde bir bağ kuramazsa, bağlı bulunduğu mürşidini düşünür. Onun bağlı bulunduğu şeyhler silsilesi ile Hz. Muhammed (s.a.v)’e ulaşır. O’nun vasıtası ile de Allah’a ulaşır (!) ve O’nunla manevi bir bağ kurar. Tasavvuftaki rabıta, dolaylı yoldan Allah’a gitmek ve aracılar vasıtasıyla O’nunla manevi bağ kurmaktır. Rabıtanın bu şekildeki uygulaması, tarikatların Hicri 7. yüzyıldan sonraki dönemlerde uydurdukları bir bid’attir. Sûfîler, râbıtayı bir delile dayandırabilmek amacıyla; “sadıklarla birlikte olun” (Tevbe: 119) ayetini ve “kişi sevdiğiyle beraberdir” (Buharî, Müslim, Tirmizî) hadisini fütursuzca istismar etmişlerdir. Sonuç olarak; Kur’an’da ve sünnette mutasavvıfların uygulamasını destekleyecek hiç bir delil ve uygulama yoktur. Ayet ve hadislerde dile getirilen Allah yolunda cihad etmeyi gözüne kestiremeyenler, sonuçta râbıta kelimesinin içini boşaltarak, onu şirkle karışık bir meskenete çevirmekten başka bir şey yapmamışlardır. Bir de yıldızı bol otellerde yiyip-içip hayaller peşinde koşarak ribat yapanların rabıtalarını da Allah hayra tebdil eder inşallah…!
Muhammed Esed
Siz ey imana ermiş olanlar! Zorluklara sabırla katlanın ve birbirinizle sabırda yarışın, [doğru olanı yapmaya] her zaman hazır olun ve Allah'a karşı sorumluluk bilinci duyun ki mutluluğa erebilesiniz!
Ey iman edenler, Allah yolunda zorluklara karşı direnip sabredin, bu dirençte birbirinizle dayanışma içinde olun ve düşmana karşı kenetlenin, Allah’a karşı sorumluluğunuzu yerine getirin ki kurtuluşa eresiniz. 2/177, 6/34, 11/120 42/39, 61/4
Siz ey iman edenler! Zorluklara karşı direnin, direnişte birbirinizle dayanışma içinde olun, (imana) nöbetçi olun[711] ve Allah’a karşı sorumluluk bilincini kuşanın ki ebedî saadete erebilesiniz.[712]
Mustafa İslamoğlu Âl-i İmran Suresi 200. Ayet Açıklaması
[711] Râbıtû, “irtibatı kesmeyin” şeklinde de anlaşılabilir. Aslında ribât nöbet tutulan yerdir. Zımnen: imana saray olan yüreğinizin kapısında şeytana ve şeytanlara karşı nöbet bekleyin! İç ve dış saldırganlara karşı tetikte olun! Veya: Cennete ulaşan yolda ulaştığınız son noktadan bir adım geri atmayın!
[712] Bu âyetin zımnî açılımı şudur: Ey iman iddiasında bulunanlar! İddianızı isbat için şu dört şeyi yapın: 1) İmanınıza yönelik saldırılara karşı direnin. 2) Direnişte dayanışın ve yarışın. 3) Bir yangın kulesi nöbetçisi gibi müteyakkız olun. 4) Sorumlu davranın ve firar etmeyin.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ey imân edenler! Sabrediniz, sabır yarışında bulununuz ve nöbet bekleyiniz ve Allah Teâlâ' dan korkunuz ki, felâh bulabilesiniz.
Ey iman edenler! Sabredin! Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin! Cihad için daima hazırlıklı ve uyanık bulunun! Ve Allah'a karşı gelmekten sakının ki felâh bulup başarıya eresiniz. [22, 77]
Suat Yıldırım Âl-i İmran Suresi 200. Ayet Açıklaması
Allah Teâlâ bu âyette felâh (başarı) sırrını özetlemiştir. 1. Sabır (musîbete karşı sabır, taate devamda sabır ve günahlardan uzak durmada sabır). 2. Sabır yarışında düşmanları geçmek. 3. Cihad için devamlı uyanıklık (cemaatle namaz vesilesiyle birbirine bağlanma, Allah’ın dinini koruma ve yayma konusunda daimî gayret, uyanıklık ve İslâm hudutlarını korumada nöbet tutma.) 4. Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmak.
Süleyman Ateş
Ey inananlar, sabredin, direnin. Savaşa hazırlıklı, uyanık bulunun ve Allah'tan korkun ki, başarıya eresiniz.
Ey inanıp güvenenler! Sabredin, sabırda yarışın, düşmanlarınıza karşı uyanık olun ve Allah'tan çekinerek kendinizi koruyun ki umduğunuza kavuşabilesiniz.