Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3530, sondan 2707. ayet; 32. sure ve Secde Suresinin 27. ayetidir. Secde Suresi 27. ayetinin kelime sayisi 17, harf sayısı 75 ve toplam ebced değeri ise 4632 olarak hesaplanmıştır. Secde Suresinin toplam ebced değeri 110478 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (16) ل (7) م (6) bulunuyor.
Arapça Metin
اولم يروا انا نسوق الماء الى الارض الجرز فنخرج به زرعا تأكل منه انعامهم وانفسهم افلا يبصرون
Allah katından gelen bildirimleri düzmece olarak niteleyen inkârcılara evrendeki olaylar ve bunlara yön veren yüce kudret üzerinde düşünme çağrısı yaparak başlayan sûre, buna paralel bir içerikle, fakat bütün bu uyarı ve yol göstermelere rağmen iman etmemekte ısrar edenler için acı âkıbetin kaçınılmaz olduğu ve peygamberin de bu hususta başka yapacak bir şeyi bulunmadığı bildirilerek sona ermektedir. İnsanlar, Allah’ın kudreti karşısında kendilerinin ne kadar âciz olduğunu ve O’nun vaadinin gerçekliğini anlamaları için 26. âyette arkeoloji gibi beşerî bilimlerin, 27. âyette de jeofizik ve ziraat gibi pozitif bilimlerin verileri ışığında düşünmeye davet edilmekte, 28. âyette yine de hesap gününe inanmamakta direnen ve bu yöndeki uyarıları hafife alan kimselerin bulunduğu belirtilmekte, 29. âyette o gün gelip çattığında “iman ettik” demenin yarar sağlamayacağı hatırlatılmakta, son âyette de Resûl-i Ekrem’in ve onun yolundan giderek gerçekleri tebliğ etmeye çalışanların inatla inkârcılıklarını koruyanları zorla iman dairesine dahil etmek gibi bir görevlerinin bulunmadığı, tebliğ görevi yapıldıktan sonra onları irade sınavı ile baş başa bırakmak gerektiği bildirilmektedir. 28. âyetin “bu hüküm ne zaman?” şeklinde çevrilen kısmı, “Aramızdaki kesin hüküm ne zaman verilecek?” veya “Sözünü ettiğiniz bu mükâfat ve ceza ne zaman gelecek?” şeklinde açıklanmıştır. 29. âyetin “o hüküm günü” şeklinde tercüme edilen kısmı için “Bedir zaferinin kazanıldığı gün” veya “Mekke’nin fethedildiği gün” anlamını verenler olmuşsa da âyetin bağlamı burada kıyamet gününün kastedildiğini göstermektedir (Taberî, XXI, 116; Şevkânî, IV, 296).
Mehmet Okuyan
Kupkuru yerlere suyu ulaştırdığımızı, onunla hayvanlarının ve kendilerinin yemekte oldukları ekini çıkarmakta olduğumuzu da mı düşünmediler? (Gerçeği) görmezler mi?
Ayetteki [nesûku] “sevk ediyoruz”, [nuhricü] “çıkartıyoruz” fiillerinin geniş zaman kalıbında getirilmesi, Yüce Allah’ın hayata her an müdahil olduğunu, yaratma işleminin dışında kalmadığını göstermektedir. Benzer mesajlar: Nahl 16:8; Yâsîn 36:36; Rahmân 55:29.
Bayraktar Bayraklı
Kupkuru topraklara suyu ulaştırdığımızı, onunla gerek hayvanlarının gerekse kendilerinin yemekte oldukları ekini çıkarmakta olduğumuzu da görmüyorlar mı? Hâlâ görmeyecekler mi?
Çorak araziye suyu sevk edip, onunla hayvanlarının ve kendilerinin yedikleri bitkileri çıkardığımızı görmüyorlar mı? Bundan ibret almaları gerekmez mi?
Görmüyorlar mı; Biz suyu çorak toprağa sürüyoruz da onunla ekin bitiriyoruz; ondan hayvanları ve kendileri yemekte (ve rızıklanmaktadır) . Yine de (gerçeği) görmüyorlar mı?
Kupkuru yerlere, toprağa suyu ulaştırdığımızda, hayvanlarının ve kendilerinin yiyeceği ekini, sebzeyi ve otu çıkardığımızı, yetiştirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ da görmeyecekler mi?
Görmediler mi ki, biz suyu çorak araziye sevk ediyoruz da onunla hayvanlarının ve kendilerinin yiyecekleri ekini bitiriyoruz. Hâlâ (bunların Allah'dan olduğunu) görmiyecekler mi?
Görmediler mi? Biz suyu, kaba, kuru bir toprağa sevkederiz. Onunla ekin çıkartırız. Hayvanları ve kendileri ondan yerler. Artık görüp idrak etmeyecekler mi?
Görmüyorlar mı ki; biz çorak toprağa suyu gönderiyoruz da onunla hem hayvanlarının hem de kendilerinin yiyeceği ekini yetiştiriyoruz. Hâlâ (gerçekleri) görmeyecekler mi?
Kupkuru yerlere suyu ulaştırdığımızı, onunla gerek hayvanlarının gerekse kendilerinin yiyegeldikleri ekini çıkarmakta olduğumuzu da görmediler mi? Hâla da göremeyecekler mi?
Ya hiç görmediler mi ki, biz kır yere suyu salıveriyoruz da onunla bir ekin çıkarıyoruz. Ondan hayvanları da yiyor, kendileri de. Hâlâ gözlerini açmayacaklar mı?
Ya hiç görmediler de mi? Biz kır yere suyu salıveriyoruz de onunla bir ekin çıkarıyoruz, ondan hayvanları da yıyor, kendileri de, hâlâ gözlerini açmıyacaklar mı?
Suyu kupkuru ve çorak yere sevk etdiğimizi, onunla gerek hayvanlarının, gerek kendilerinin kısmen yiyegeldikleri ekini çıkarmakda olduğumuzu da görmediler mi? Haalâ da görmeyecekler mi?
Görmediler mi, doğrusu biz suyu kurak yere gönderiyoruz da, onunla hayvanlarının ve kendilerinin ondan yiyecekleri bir ekini çıkarıyoruz. Hiç görmezler mi?(1)
(1)“Bu muvakkat (geçici) handa ve bu fânî misâfirhânede ve kısa bir zamanda ve az bir ömürde eşcâr(ağaçlar) ve nebâtâtın (bitkilerin) elleriyle bu kadar kıymetdâr ihsanlar ve ni‘metler ve bu kadar fevkalâde masraflar ve ikramlar işâret eder belki şehâdet eder ki, burada misâfirlerine böyle merhametler yapan kudretli, keremkâr (ikrâm edici) Zât-ı Rahîm (sonsuz merhamet sâhibi Zât) bütün ettiği masrafı ve ihsânı kendini sevdirmek ve tanıttırmak netîcesinin aksiyle, yani bütün mahlûkāt tarafından: ‘Bize tattırdı. Fakat yedirmeden bizi i‘dâm (yok) etti’ dememek ve dedirtmemek ve saltanat-ı ulûhiyetini (saltanatını) iskāt etmemek (kıymetinden düşürmemek) ve nihâyetsiz rahmetini inkâr etmemek ve ettirmemek ve bütün müştâk (arzulu) dostlarını mahrûmiyet cihetinde düşmanlara çevirmemek noktalarından, elbette ve her hâlde, ebedî bir âlemde, ebedî bir memlekette, ebedî bırakacağı abdlerine (kullarına), ebedî rahmet hazînelerinden, ebedî Cennetlerinde, ebedî ve Cennete lâyık bir sûrette meyvedâr eşcâr (meyveli ağaçlar) ve çiçekli nebâtlar ihzâr etmiştir (hazırlamıştır). Buradakiler ise, müşterilere göstermek için nümûnelerdirler.” (Şuâ‘lar, 3. Şuâ‘, 43-44)“Envâ‘-ı hayâtın (hayat çeşitlerinin) en ednâsı (aşağısı) olan hayât-ı nebât ve o hayât-ı nebâtın en birinci derecesi olan çekirdekteki ukde-i hayâtiyenin tenebbühü (hayat düğümünün açılması), yani uyanıp açılarak neşv ü nemâ bulması (büyüyüp yetişmesi), o derece zâhir (görünür) ve kesrette (çoklukta) ve mebzûliyette(bollukta), ülfet (alışmışlık) içinde, zamân-ı Âdem’den beri hikmet-i beşeriyenin (insanlara âid fen ilimlerinin)nazarında gizli kalmıştır (görememiştir). Hakīkati, hakīkī olarak beşerin aklı ile keşfedilmemiş.” (Sözler, 29. Söz, 180-181)
İlyas Yorulmaz
Onlar, kupkuru olmuş yeryüzüne, suyu bizim götürdüğümüzü görmüyorlar mı? Sonra yeryüzünde o suyla ekinler çıkarırız ve çıkardığımız ekinlerden onların hayvanları ve kendileri yerler. Bunları görmüyorlar mı?
Onlar görmüyorlar mı ki biz yağmuru otu kalmamış bir yere süreriz de, onunla davarların ve kendilerinin yiyecekleri ekin çıkar. Daha bunu görmüyorlar mı ki tevhide kail olsunlar.
Bizim suyu çorak toprağa sürdüğümüzü, onunla ekin bitirdiğimizi ve ondan hayvanlarının da kendilerinin de yediğini görmüyorlar mı? Yine de sağduyu gösterip göremeyecekler mi?
Susuzluktan çatlamış çorak topraklara nasıl yağmur gönderdiğimizi ve o su sayesinde, kendilerinin ve hayvanlarının yiyeceği bitkileri nasıl yeşerttiğimizi görmüyorlar mı? Ölü toprağa bir yağmurla yeniden hayat veren Allah’ın, kendilerini de bir gün dirilteceğini düşünmüyorlar mı?
Kupkuru yerlere suyu ulaştırdığımızı, onunla hayvanlarının ve kendilerinin yedikleri bitkileri yetiştirdiğimizi görmüyorlar mı? Hâlâ da göremeyecekler mi?
Yine bizim, yağdırdığımız yağmurla kupkuru toprağa hayat verdiğimizi ve onunla hem kendilerinin hem de hayvanlarının beslendiği ekin ve bitkileri yetiştirdiğimizi görmüyor? Hala bunlara ibretle bakmıyorlar mı? 30/48...50, 42/28
Kıraç toprağa suyu sevk edip de onunla kendilerinin ve hayvanlarının beslendiği bitkiler çıkardığımızı nasıl görmezler? Peki ama, daha da mı görmeyecekler?
Görmediler mi ki, muhakkak Biz suyu çorak yere sevkederiz de onunla hemen ekinleri çıkarırız, onlardan hayvanları ve kendileri yiyiverir. Hâlâ görmezlermi?
Görmüyorlar mı ki biz otsuz, kır araziye su sevk ediyoruz, onun sayesinde, hayvanların ve kendilerinin yiyecekleri ekinleri yetiştiriyoruz. Hâlâ bunları görmeyecekler mi?
Onlar görmedi mi ki, Biz suyu kupkuru topraklara sevk eder ve onunla ekinler bitiririz de, hem kendileri, hem hayvanları ondan yerler? Hâlâ gözlerini açmayacaklar mı?
Görmezler mi biz nice sürer‐biz ṣuları yarılmış otsuz yire? Pes çıḳarur‐biz ol ṣu‐y‐ıla ol ekinleri ki yir andan davarları ve kendüleri. Daḫı pes niçüni‘tibār eylemezler?