Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3988, sondan 2249. ayet; 38. sure ve Sâd Suresinin 18. ayetidir. Sâd Suresi 18. ayetinin kelime sayisi 7, harf sayısı 36 ve toplam ebced değeri ise 2327 olarak hesaplanmıştır. Sâd Suresinin toplam ebced değeri 227837 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure ص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ص (0) bulunuyor.
Müfessirlerin çoğunluğuna göre bu âyetler, Hz. Dâvûd Allah’ı tesbih ederken dağların ve kuşların da dile gelerek onun tesbihine katıldıkları şeklindeki mûcizevî bir olayı anlatmaktadır. Ancak bu âyetleri mecazi anlamda yorumlayanlar da vardır. Buna göre Dâvûd Zebûr okuyarak Allah’ı tesbih ettiği gibi kuşlar ve dağlar da kendi varlık yapılarıyla Allah’ın kudretini ve yüceliğini yansıtmakta, böylece lisân-ı halleriyle Allah’ı tesbih etmektedirler (ayrıca bk. Enbiyâ 21:79). Bu mânaya göre cansız tabiatın Allah’ı tesbih etmesine dağlar, canlı varlıkların tesbihine de kuşlar örnek olarak zikredilmiştir; özellikle inanmış insanların bilinçli tesbihine örnek de Hz. Dâvûd’un tesbihidir.
“Hepsi de Allah’a yönelmişlerdi” diye çevirdiğimiz 19. âyetin son cümlesi, “Gerek dağlar gerekse kuşlar Dâvûd’un etrafında toplanıp ona itaat ederlerdi” veya “Dâvûd tesbihe başlayınca onlar da kendisine katılırlardı” şeklinde de açıklanmıştır (Taberî, XXIII, 138; Râzî, XXVI, 186; İbn Âşûr, XXIII, 228-229).
Mehmet Okuyan
Biz dağları (onun) hizmetine vermiştik. Akşam ve kuşluk vakti onunla birlikte [tesbih] ederler (yüceltirlerdi).
1- Her zaman, sürekli, bütün bir gün boyu. 2- Tesbih, tevhid inancının ve anlayışının kavranması ve Yaratıcının tüm nitelikleriyle tanınması ve dillendirilmesi, tanıtılması demektir. Dağların, Allah'ı tesbih etmeleri demek; Allah'ın yaradılışlarına koyduğu yasalara bağlılık içinde, varlık amaçlarına uygun bir hal içinde bulunmaları demektir. Bu bağlamda, evrende olan tüm canlı ve cansız varlıklar Allah'ı tesbih etmektedirler. Hal diliyle ortaya konan bu gerçeklik, aslında Allah'ın tüm nitelikleri ile tanınması, tanıtılmasını ifade etmektedir.
Ahmet Akgül
Doğrusu Biz dağlara (ve madenlere Davut için) boyun eğdirdik, (ki bunlar) akşam ve sabah kendisiyle birlikte tesbih edip (Allah’ı anmaktalardı, demircilik ve maden işlemeciliği konusunda yardımcı olunmaktaydı).
Biz dağları onunla birlikte buyruk altına almıştık. Her sabah ve her akşam, onunla birlikte dağlar da kudret ve ihtişamımızı dillendirir (işlevlerini yerine getirirler)di.
Bkz. 21:79, 34:10Güneşin doğuşunda ve batışında dağların fonksiyonu çok büyüktür. Sabah güneş doğarken dağın arkasından yavaş yavaş gökyüzüne doğru yükselmesi ve günün bütün ihtişamıyla ortaya çıkması, canlılarda hareketlenmeleri, koşuşturmaları başlatır ve hayat bütün canlılığıyla kendini gösterir. Akşam olunca da yine dağın tepesinden arkaya doğru yavaşça süzülmeye başlar ve günün aydınlığı yorgunluğuyla beraber karanlığa teslim olur ve bütün canlılar istirahate çekilmek üzere barınaklarına yönelir. Allah’ın kudret ve ihtişamını dağların dillendirmesi bu şekilde olur.
Diyanet İşleri (Eski)
18,19. Doğrusu Biz, akşam sabah onunla beraber tesbih eden dağları, kuşları da toplu halde onun buyruğu altına vermiştik. Her biri ona yönelmekteydi.
İbn Abbas, kuşluk namazının bu âyete göre kılındığını anlatmıştır. Rivayete göre Cenab-ı Hak, Davud (a.s.)’a güzel ve gür bir ses ihsan etmişti. O Zebûr’u okurken bütün vahşi hayvanlar etrafında toplanırlar ve onu dinlerlerdi.
Edip Yüksel
Dağları onun emrine vermiştik; onunla birlikte akşamleyin ve tan doğumu (Tanrı'yı) yüceltirlerdi.
Davud, ruhları okşayan o tatlı sesiyle Zebur’dan ayetler okurken, bu içli nağmelerle perde perde yankılanıp çınlayan dağları taşları ona eşlik ettirmiştik; hepsi birlikte, sabah akşam Allah’ın sınırsız kudret ve yüceliğini terennüm ederlerdi.
18,19. Doğrusu biz dağları ve toplanıp gelen kuşları, akşam ve kuşluk vakti1 onun ile birlikte (Allah’ı) tesbih etsinler diye o (Dâvût)’a boyun eğdirdik. Hepsi birlikte (Allah’ı) bolca tesbih ederlerdi.
1 İşrak vakti: Güneş doğup doğu ufkunda biraz yükselerek ziyasının tam olarak parlamağa başladığı vakittir. Yani bayram namazlarını kıldığımız vakittir. İşrak namazı da sünnettir. Daha sonraki vakit ise kaba kuşluk, vaktidir.
Muhammed Esed
[ve bunun için,] her sabah ve her akşam sınırsız kudret ve egemenliğimizi anarken dağları o'na eşlik ettirirdik, 20
[4055] Sahharnâ: “boyun eğdirdik, emre âmâde kıldık”. Sufunun sevâhir, “uysal ve söz dinleyen ata denir (Mekâyîs). Muhtemelen teshirin iniş sürecinde ilk geçtiği yer burasıdır. Teshir, hem yaratılıştaki anlam ve amaçlılığı hem de ilâhî hiyerarşiyi ifade eder (Bkz: 22:37, not 58).
[4056] Yani: O Rabbine yüksek sesle ibadet ederken, yankılanan dağlar da sesine ses katardı.
Ömer Nasuhi Bilmen
Muhakkak ki, dağları musahhar kıldık, O'nunla beraber akşamleyin ve kuşluk vakti tesbih ederlerdi.
18, 19. Biz sabah akşam kendisiyle zikir ve ibadet etmeleri için dağları, toplu haldeki kuşları onun hizmetine vermiştik. Her biri onun âhengine katılır, beraber zikrederlerdi. [34, 10]
[*] Güneş ışıklarının yeryüzüne yayıldığı kuşluk vakti (Lisan'ul-Arab). Bu vakitte kılınan namaza salatu'd-duhâ veya salâtü'l-işrâk denir. Türkçede ona kuşluk namazı denir. (Bkz. Taberi, Tefsir, 21:169).
Şaban Piriş
Biz, dağları ona boyun eğdirmiştik. Akşam sabah onunla tesbih ederlerdi.