Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4011, sondan 2226. ayet; 38. sure ve Sâd Suresinin 41. ayetidir. Sâd Suresi 41. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 46 ve toplam ebced değeri ise 3591 olarak hesaplanmıştır. Sâd Suresinin toplam ebced değeri 227837 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure ص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ص (1) bulunuyor.
Hz. Eyyûb’un sabrı Hz. Muhammed’e ve ümmetine örnek gösterilmektedir. Kitâb-ı Mukaddes’te anlatıldığına göre (Eyub, 1:1-8) Eyyûb’un yedi oğlu, üç kızı vardı; ayrıca çok büyük bir servete sahipti. Fakat Allah onu büyük bir imtihana tâbi tuttu, Eyyûb çocuklarını ve servetini kaybetti, ağır bir hastalığa tutuldu, bütün bedenini çıban sardı. Nihayet Eyyûb sabrıyla imtihanı başardığını ispatlayınca, Allah da onun hastalığını iyileştirdiği gibi kaybettiklerinin yerine iki mislini verdi; böylece Eyyûb yeni evlâtlara ve büyük servete sahip oldu. “Ve bundan sonra yüz kırk yıl daha yaşadı ve oğullarını ve torunlarını gördü, dört göbek” (Eyub, 1:1-8; 42:10-17).
Müfessirlerin çoğunluğunun yorumunu dikkate alarak, “Şeytan bana sıkıntı ve acı vermektedir” diye çevirdiğimiz 41. âyetteki cümleyi İbn Âşûr, “Şeytan, hastalıktan çektiğim meşakkat ve acıyı kullanarak bana vesvese veriyor, hastalığı veren Allah’a karşı beni isyana zorluyor” veya “Hastalığın meşakkat ve acısı yanında bir de şeytanın vesvesesiyle uğraşıyorum!” şeklinde anlamanın daha isabetli olacağını belirtir (XXIII, 270). Eyyûb’un bu sızlanması, şeytandan gelen ve kendisini isyan etmeye zorlayan psikolojik baskıdan sıkıntı çektiğini ve bu baskıya karşı savaş verdiğini göstermektedir. 42. âyete göre Allah Eyyûb’un şifa bulmasını murat edince, ayağını yere vurmasını buyurdu; böylece yerden şifalı bir su fışkırdı. Âyette suyun “yıkanılacak ve içilecek soğuk bir su” şeklinde tanıtılması, Eyyûb’un bu sudan hem içerek hem de yıkanarak şifa bulduğuna işaret etmektedir.
Eyyûb’un eşi, hastalığı süresince ona hizmetten bir an bile geri durmamıştı. Fakat bir defasında üzüntüsü yüzünden Eyyûb’u isyana teşvik eden bazı sözler söylemiş, buna canı sıkılan Eyyûb da iyileştiği zaman ona yüz sopa vurarak cezalandıracağına yemin etmişti. Ancak kadının maksadı kötü olmadığı, Eyyûb da sadakatinden ve hizmetinden dolayı onu çok sevdiği için 44. âyette Allah Teâlâ Eyyûb’a bu cezayı sembolik bir şekilde uygulama yolunu göstermiştir. Bu olay, cezadan maksadın, insanlara acı çektirmek değil, düzeni ve asayişi korumak, haksızlıkları engellemek olduğunu; uygulamada suçlunun özel durumunun, iyi halinin göz önüne alınması gerektiğini hatırlatması bakımından da önem taşımaktadır.
Mehmet Okuyan
Kulumuz Eyüp’ü de hatırla! Hani Rabbine “Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve eziyet verdi.” diye seslenmişti.
Kulumuz Eyyub’u da hatırla. Hani o: “Doğrusu şeytan bana, kahredici bir acı hastalık sıkıntısı ve azap kahrı dokundurdu,” (aciz ve çaresiz kaldım Allah’ım!) diye Rabbine nida edip yakarmıştı.
Bizi ilâh tanıyan, candan müslüman, saygılı kulumuz Eyyûb'u da hatırlayarak insanlara anlat.
“Zahmet ve acı vererek şeytan bana dokundu, beni hastalandırdı” diye Rabbine niyaz etti, seslendi.
(Ey Muhammed!) Kulumuz Eyyub'u da hatırla! Hani o, Rabbine: “(Rabbim!) Doğrusu şeytan bana (tam bir) bıkkınlık ve azap hissi vermektedir!” diye seslenmişti.
Hz. Eyyub, malını, ailesini ve sağlığını kaybederek büyük bir imtihandan geçmişti. “(Rabbim!) Doğrusu şeytan bana (tam bir) bıkkınlık ve azap hissi vermektedir!” diyerek Rabbine dua etmişti. Hz. Eyyub yıllar süren dertlere, acılara karşı sabır ve metanetinden bir şey kaybetmemişti. Ancak Şeytan onun bu durumdan yararlanarak ona vesvese yoluyla çekilmez acılar yaşatmıştı. Hz. Eyyub yaşadığı bu acılardan değil şeytanın vesvesesinden bıkmıştı. İşte Hz. Eyyub bu ıstırabı dile getirerek azabı şeytana nispet etmişti.
Diyanet İşleri (Eski)
Kulumuz Eyyub'u da an; Rabbine: "Doğrusu şeytan bana yorgunluk ve azap verdi" diye seslenmişti.
(Ey Resûlüm!) Kulumuz Eyyûb'u da an! Hani, Rabbisine: “Doğrusu şeytan(hastalığımdan dolayı yakınlarıma verdiği vesveseleriyle) bana bir yorgunluk ve bir elem dokundurdu!” diye seslenmişti.
İsmail Hakkı İzmirli Sâd Suresi 41. Ayet Açıklaması
[10] Her kötü iş şeytana isnat olunmakla Eyyup Aleyhisselâm da öyle söylemişti. Yoksa Hazreti Eyyub'a şeytan musallat olarak üfürmekle müşarünileyh cüzzam - miskinlik - hastalığına tutulmuş, bedeni yara içinde kalmış, bedeninden kurtlar dökülmüş gibi tab'an muteneffir olan haller yalandır, uydurmadır, birtakım müfessirler senetsiz yazıyorlar, Hazret-i Eyyub'un hastalığı çiçek hastalığı idi.
Kadri Çelik
Kulumuz Eyyub'u da hatırla. Hani o, “Doğrusu şeytan, bana kahredici bir acı ve azap dokundurdu” diye Rabbine seslenmişti.
Ey hak yolunun yolcusu! Mücâdelende sana yol gösterecek bir örnek olarak,kulumuz Eyyub’u da hatırla, O’ndan bahset! Hani malını, ailesini ve sağlığını kaybederek büyük bir imtihândan geçen Eyyub, “Ey Allah’ım!” diye Rabb’ine el açıp yalvarmıştı, “Doğrusu şeytan, ortaya attığı şüphe ve vesveselerle bana büyük bir sıkıntı ve acı veriyor!” Uğradığım zahmet, meşakkat ve hastalık yüzünden şeytan vesveseye yol bulup beni yordu.İşte Eyyub, yıllar süren dayanılmaz acılara sabırla katlanmış; bir kez olsun Rabb’ine isyan etmemişti.
1 Zahmet ve acı ile Şeytan bana dokundu ve bana vesvese vermeye yol buldu. Nusb, genelde; meşakkat, bedende zahmet, azapta elem, mal ve evlat acısı diye anlaşılmıştır.
Muhammed Esed
KULUMUZ EYYUB'U da 37 hatırla, o'nun Rabbine şöyle seslendiğini: “Şeytan bana [tam bir] bıkkınlık ve azap 38 vermektedir!”
VE KULUMUZ Eyyub’u da hatırla:[4080] Hani o Rabbine “(Rabbim!) şeytan bana tarifsiz bir bezginlik ve terkedilmişlik hissi vermektedir!” diye yakarmıştı.[4081]
[4080] Krş: 21:83-84. Hz. Eyyub kıssası “sabretmek hak etmektir”in kıssasıdır.
[4081] Şeytanın verdiği ‘azabı, “senin Benim kullarım üzerinde hiçbir etkili gücün yoktur” (17:65; ayrıca: 15:42) âyeti ışığında anlamak durumundayız. Buna ilaveten, ‘azabın “terk edilmek, yalnız bırakmak” anlamındaki etimolojik kökü için bkz: 68:33, not 14. Şeytanın verdiği belirtilen bu yanıltıcı his “Allah tarafından terkedilmişlik” hissi olmalıdır. Bu elbette vehimdir çünkü Allah mü’min kulunu asla terk etmez. Bkz: “Allah kuluna yetmez mi?” (39:36). Kul Allah’ı terk etmeden Allah kulu terk etmez. Eğer musibet sonucunda kul Allah’ı terk etmişse, musibet asıl o zaman felaket olur, Allah’a yaklaştırmışsa saadet olur. Burada bir edep vardır. “Yetti gayrı” demiyor. Bezginlik var, bunu itiraf ediyor, fakat bu bezginliği şeytana nisbet ediyor. Yani içine üflenmiş olumsuz bir his olduğunu biliyor. Onu kabullenmemesi, onunla mücadele edebilmesi için böyle bakmak şart. Âyet tüm muhataplarını böylesi durumlara karşı inşâ ediyor (Ayrıca bkz: 21:84, not 85).
Ömer Nasuhi Bilmen
Kulumuz Eyyûb'u da yâd et. O vakit ki, Rabbine nidâ etti: «Şüphe yok ki, şeytan bana bir meşakkat ile ve bir elem ile dokundu (dedi).»
(5) Hz. Eyyub dert üstüne derde düştükçe sabır ve metanetinden birşey kaybetmiyordu. Ancak Şeytanın bu durumdan yararlanarak onun dostlarına vesvese vermeye çalışmış olması ihtimali üzerinde durulmaktadır. Kur’ân ve sahih rivayetler bu konuya açıklık getirmediği için, işin ayrıntısını bilemiyoruz. Açıkça anlaşılacak birşey varsa, üzüntülü ve acılı zamanların, Şeytan vesvesesi için elverişli bir zemin teşkil ettiğidir.
Yaşar Nuri Öztürk
Kulumuz Eyyûb'u da an! Hani, Rabbine şöyle seslenmişti: "Şeytan bana bir yorgunluk ve azap dokundurdu."