Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4292, sondan 1945. ayet; 42. sure ve Şûrâ Suresinin 20. ayetidir. Şûrâ Suresi 20. ayetinin kelime sayisi 22, harf sayısı 75 ve toplam ebced değeri ise 5832 olarak hesaplanmıştır. Şûrâ Suresinin toplam ebced değeri 244522 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم عسق hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م ع (0) س (0) ق (0) bulunuyor.
Arapça Metin
من كان يريد حرث الاخرة نزد له في حرثه ومن كان يريد حرث الدنيا نؤته منها وما له في الاخرة من نصيب
Kim âhiret kazancını isterse, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını isterse, ona da istediğinden veririz, fakat onun ahirette hiçbir payı yoktur.
İnsanın, bütün istek, eğilim ve çalışmalarına, dünya-âhiret dengesini gözeterek ve sahip olduğu veya olabileceği bütün imkânların da yüce Allah’ın lutfu olduğunu asla gözden uzak tutmadan yön vermesi gerekir. 20. âyette âhiret kurtuluş ve saadetini samimiyetle isteyen için sadece istediğinin değil fazlasının da verileceği, dünya nimetlerini yeterli gören için ise istediklerinin bir kısmının karşılanacağı ama âhiretten yana bir payının olmayacağı belirtilmiştir. Dünya hayatından söz eden âyetlerde insanın dünya için çalışmaması ve nimetlerinden kendini yoksun bırakması gibi bir hedefin gösterildiğine asla rastlanmaz. Sadece, insanın doğasındaki dünya tutkusu ve yaşama arzusu gerçeğinden hareketle, bu tutkuyu dizginlememenin kötü sonuçlar getirebileceği ve asıl kalıcı hayatın âhirette olacağı yönünde uyarılar yapılır. Zaten âhiret kurtuluş ve saadetini özendiren âyetlerin kişiyi dünyadan tamamıyla soyutlanmış faaliyetlere yönlendirdiği de söylenemez. Zira âhiret kaygısı taşıyarak adım atmak, –son tahlilde– dünya hayatının insana yaraşır biçimde, dirlik ve düzenlik içinde olması sonucunu da doğuracaktır. Nitekim dünya veya âhiret mutluluğunu arzulama konusundaki yaklaşımların değerlendirildiği –ve bu konudaki açıklamaların özeti sayılabilecek– bir âyette her iki hayatta güzellik ve mutluluğu dileyenler övülmüştür (bk. Bakara 2:201; Âl-i İmrân 3:145). 20. âyette iki defa geçen hars kelimesi sözlükte, “tarlayı sürmek, toprağı işleyip tohum atmak, ekilmiş tarla, ondan elde edilen mahsul” gibi mânalara gelir. Bu mâna ile bağlantılı olarak, “ileride kazanmak için yapılan çalışmalar ve onların sonuç ve semereleri” anlamında da kullanılır. Âyette kastedilen mânanın da bu olduğu anlaşılmaktadır (Şevkânî, IV, 610; Elmalılı, VI, 4237); bu sebeple kelime, meâlde “kazanç” şeklinde karşılanmıştır. Aynı âyette gerek dünya gerekse âhiret hayatıyla ilgili yönelişler “kim isterse” şeklinde belirtilerek eylemlerimizde niyet ve iradenin önemine dikkat çekilmiştir. 19. âyette işaret edildiği üzere, karşılaşacağımız sonuçları meydana getiren üstün irade yüce Allah’a ait olmakla beraber, bize de bu sonuçlarla ilgili bir tercih imkânı ve irade gücü verilmiştir. Şu halde bizim sorumluluğumuz açısından önemli olan o sonuçları gerçekleştirmek değil, istemek ve o yönde çaba sarf etmektir (niyet ve irade konusunda ayrıca bk. Bakara 2:7, 284; Âl-i İmrân 3:145; Nisâ 4:117;). İndiği dönemin şartları dikkate alınarak 19 ve 20. âyetlerin, Mekke müşriklerinin sahip oldukları maddî imkânlarla övünüp bunu kendilerinin Allah katında daha itibarlı kimseler olduğunu gösteren bir delil gibi kullanmalarını reddetme anlamı taşıdığı da düşünülebilir. Böylece, insanların dünya hayatındaki durumlarının gerçekte Allah’ın koyduğu hikmetli yasalara göre şekillendiği, ama burada iyi imkânlara sahip olmanın âhiret kaygısı taşımayanlar için orada bir yarar sağlamayacağı belirtilmiş olmaktadır.
Mehmet Okuyan
Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını istiyorsa ona da ondan (bir şeyler) veririz. Fakat onun ahirette hiçbir payı yoktur.
Kim âhiret sevabını isterse, onun sevabını arttırırız. Kim de dünya nimetini isterse, ona da onu veririz. Artık onun âhiret sevabından hiçbir payı olmaz.
Kim ahiret ekinini¹ isterse, Biz onun kazancını artırırız. Kim dünya ekinini isterse, ona da ondan artırırız. Ve onun için ahirette hiçbir nasip yoktur.
Kim ahiret sevabını (ve ticaretini) isterse onun sevabını artırırız. (Dünyada da izzeti ve bereketi tattırırız.) Kim de (sadece) dünya (menfaatini ve) ekinini ister (dinini bile dünyevi beklentileri için istismar eder) se, ona da ondan veririz. Fakat ahirette ona hiçbir nasip yoktur (eli boş kalacaktır).
Kim, ahiret kazancı isterse kazancını arttırırız ve kim, dünya kazancını isterse ona da dünyaya ait şeylerin bir kısmını veririz ve ahiretten bir nasibi yoktur onun.
Kim öteki dünyada kazanç elde etmeyi isterse, onun kazancında bir artış sağlarız. Bu dünyada bir kazanç isteyene ise, ondan birşeyler verebiliriz, fakat böyle biri öteki dünyanın nimetlerinden hiçbir pay alamayacaktır.
Kim âhiretin, ebedî yurdun tarlasında çalışmayı, kazancını, sevabını isterse, onun tarlasındaki gayretini de, mahsulü de artırırız. Kim de dünyanın tarlasında çalışmayı, kazancını isterse, ona da, onun mahsulünden bir miktar veririz. Ama onun âhirette, ebedî yurtta hiçbir nasibi olmaz.
Kim ahiret ekinini isterse, Biz ona kendi ekininde arttırmalar yaparız. Kim dünya ekinini isterse, ona da ondan veririz; ancak onun ahirette bir nasibi yoktur.
Kim ahiret kazancını elde etmek isterse, onun bu alandaki yatırım (şevkini) arttırırız. Kim de dünya kazancını isterse, ona da istediğinden veririz, fakat (sadece dünyayı isteyenin) ahirette hiçbir payı yoktur.
Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kârını istiyorsa ona da dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz.
Âyette ahiret kazancı, iyi niyet ve davranışlar karşılığında alınan sevaplar olarak belirtilmiştir. Allah, sevabı ekine benzetmiştir. Çünkü sevap, sâlih amelle kazanılan bir faydadır. Bu yüzden «Dünya, ahiretin tarlasıdır» denilmiştir. Kazancın arttırılmasına gelince bu, sevabın bire karşı ona, yedi yüze ve daha fazlasına çıkarılması ve bu artışın dünya işlerine de yansıması demektir.
Edip Yüksel
Kim ahiret ödülünü isterse onun ödülünü arttırırız. Dünya ödülünü isteyene de onu veririz; ancak onun ahiretten bir payı olmaz.
Her kim ahiret kazancını isterse, biz onun kazancını artırırız, her kim de dünya kazancını isterse ona da ondan veririz, ama onun ahirette hiçbir nasibi yoktur.
Kim âhiret ekimi dilerse onun ekinini artırırız. Kim de (sâde) dünyâ ekimini isterse ona da (yalınız) bundan veririz. Âhiretde ise onun hiçbir, nasıybi yokdur.
Kim âhiret ekinini (kazancını) isterse, ona o ekininde (kazancında) ziyâdelik veririz(artırırız). Kim de (sâdece) dünya ekinini (kazancını) isterse, ona (da) ondan veririz; ama (bu takdirde) onun âhirette, hiçbir nasîbi olmaz.(2)
(2)“Dünya mâdem fânîdir! Hem mâdem ömür kısadır! Hem mâdem gāyet lüzumlu vazîfeler çoktur! Hem mâdem hayât-ı ebediye burada kazanılacaktır! Hem mâdem dünya sâhibsiz değil! Hem mâdem şu misâfirhâne-i dünyanın gāyet Hakîm, Kerîm (ikrâm edici) bir Müdebbiri (idârecisi) var. Hem mâdem ne iyilik ne fenâlık, cezâsız (karşılıksız) kalmayacaktır. (...) Hem mâdem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır (tercîh edilir). Hem mâdem dünyevî dostlar ve rütbeler, kabir kapısına kadardır. Elbette en bahtiyâr odur ki, dünya için âhiretini unutmasın, âhiretini dünyaya fedâ etmesin, hayât-ı ebediyesini hayât-ı dünyeviye için bozmasın, mâlâyâni (lüzumsuz) şeylerle ömrünü telef etmesin; kendini misâfir telakkī edip (kabûl edip) misâfirhâne sâhibinin emirlerine göre hareket etsin; selâmetle kabir kapısını açsın; saâdet-i ebediyeye (Cennete) girsin!” (Mektûbât, 16. Mektûb)
İlyas Yorulmaz
Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun ahiret kazancını artırırız. Kimde dünya kazancını istiyorsa, ona da dünya kazancını veririz. Ama onun ahirette hiçbir alacağı kalmaz.
Kim ki âhiret ekinini isterse biz, onun ekinini artırırız. Bilâkis her kim dünya ekinini isterse ona da ondan veririz [³], fakat onun ahirette hiçbir payı yoktur.
İsmail Hakkı İzmirli Şûrâ Suresi 20. Ayet Açıklaması
[3] Yani herkim âhiret sevabını isterse onun mükâfatını artırırız. Herkim dünyayı isterse ona da ondan veririz.
Kadri Çelik
Kim ahiret ekinini isterse, biz ona kendi ekininde arttırmalar yaparız. Kim de dünya ekinini isterse, ona da ondan veririz; ancak onun (bu durumda) ahirette bir nasibi yoktur.
Kim âhiret kazancını ister ve bu yolda gayret gösterirse, onun kazancını dünyada da âhirette de kat kat artırırız. Kim de âhireti bırakıp dünya kazancını isterse, ona belkiondan bir parça veririz fakat o, âhiretteki nîmetlerden hiçbir pay alamayacaktır.Hal böyleyken, bunlar ne cesaretle Allah’ın hükümlerine alternatif kanunlar, kurallar koyabiliyorlar?
Kim Âhiret’in ekinini istiyorduysa, ona ekininde artış yaparız.
Kim de Dünya’nın ekinini istiyorduysa, ona da ondan veririz.
Âhiret’te onun için hiçbir nasip / pay yoktur.
Kim âhiret kazancını1 isterse Biz, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya kazancını isterse ona da ondan bir şeyler veririz. Fakat onun âhirette (ayrıca) bir kazancı olmaz.2
1 Hars: kelimesi, aslında yeri sürüp tohum atmak, ekilen tarla ve onda yetişen ekin demektir. İstiare yoluyla, ileride kazanmak için yapılan çalışmalar ve bu çalışmaların sonunda elde edilen kazanç ve sonuçları için de kullanılır. Yukarıdaki tercüme bu anlamıyla yapılmıştır.2 Zîrâ Allah olmanın şânı, kullarının istediklerini, çalıştıklarından aşağı olmamak üzere vermektir. Bu âyet bize, dîn işi ucunda hasılat elde etmek maksadıyla yapılan bir ekim işidir. Bu da niyet olunan maksatla uygundur. Bu sebeple “hars” iki kısımdır: Birisi; ahiret gayesi, ahiret sevabı, diğeri de; Dünya menfaati için yapılanıdır. Her kim dîn namına yaptığı ameli sırf ahiret sevabına niyet ederek yaparsa, Biz onun hasılatını artırırız, yani ahirette kat kat fazlasıyla vereceğimiz gibi Dünyasından da verir, o lütuf ve rızkı o suretle artırırız. Her kim de Dünya harsını murat ederse, yani ölmezden evvel Dünyada ulaşacağı bir gaye için çalışırsa ona da yaptıklarının karşılığı bu dünyada fazlasıyla verilir. Ama istediği kadar değil, amelinin değerinden aşağı olmamak üzere, Allah’ın dilediği kadar verilir. Fakat ona ahirette hiçbir nasip yoktur. Bunu, “onların hepsinin bütün arzuları yerine getirilir” şeklinde anlamamalıdır. Ayrıca bu âyet İsrâ: 15 ile nesh edilmiştir diyenler varsa da haber içeren âyetlerde nesh olmayacağı için burada nesh düşünmek mümkün değildir. Aslında bu konudaki bu üç âyetin anlam yönüyle birbirlerinden çok farkları da yoktur. Bk. (Hûd: 15, İsrâ: 18)
Muhammed Esed
Kim öteki dünyada kazanç elde etmeyi isterse onun kazancında bir artış sağlarız: bu dünyada bir kazanç isteyene ise ondan bir şeyler ver[ebil]iriz fakat böyle biri, öteki dünya[nın nimetlerin]den hiçbir pay alamayacaktır. 24
Kim ahiret yurdunun nimetlerine yatırım yapmak isterse onun bu yatırımına katkıda bulunuruz. Kim de sırf dünya nimetlerine yatırım yapmak isterse ona da yatırımından bir pay veririz. Fakat onun ahiret nimetlerinden hiç bir nasibi olmaz. 2/200, 11/15, 17/18-19
Kim âhiret hâsılatını elde etmek isterse, onun bu alandaki yatırım (şevkini) bir miktar artırırız;[4328] kim de bu dünya kazancını elde etmek isterse, ona da ondan bir miktar veririz: ama onun âhirette hiçbir payı olmaz.[4329]
[4328] Veya: “onun kazancını artırırız”. Hars “ekim yapmak” anlamına gelse de, ekilen yeri, yetişen ekini ve elde edilen hasılat ve kazancı da kapsar (Râğıb).
[4329] Âhiret kazancını önceleyenlere dünya da verilebilir (Bkz: 3:145, 148). İnsan için gerçekte neyin ihtiyaç ve iyi olduğunu Allah bilir. O’nun kime, neyi, ne kadar vereceği bilgisine sığınarak istemek, iyiyi istemektir. Tıpkı şu âyette talim edildiği gibi: “Rabbimiz bize dünyada da iyilik ver, âhirette de”. İyi olan istediğimizin verilmesi değil, hakiki ihtiyacımızın verilmesidir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Her kim ahiret ekinini dilerse onun için ekininde ziyâdelik vücûda getiririz ve her kim dünya ekinini dilerse ona da ondan veririz. Onun için ahirette bir nâsip yoktur.
Kim âhiret mahsülü isterse, onun ürünlerini fazla fazla artırırız. Kim de sırf dünya menfaati isterse ona da ondan veririz, ama âhirette onun hiç nasibi olmaz. [17, 21; 2, 201]
Kim ahiret ekinini istiyorsa onun ekinini artırırız; kim dünya ekinini istiyorsa ona da dünyadan bir şey veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz.
Kim ahiret için yatırım yapmak isterse onun yatırımına katkıda bulunuruz. Kim de dünya için yatırım yapmak isterse, ona da onun gelirinden veririz ama onun ahirette alacağı bir şey kalmaz.
(9) Peygamberimizin bu âyetle ilgili olarak şöyle buyurduğu bildirilmiştir: “Yüce Allah buyuruyor ki: Ey Âdem oğlu! Kendini ibadetime ver ki gönlünü zenginlikle doldurayım, ihtiyacını gidereyim. Böyle yapmazsan ellerini meşguliyetle doldururum, ihtiyacını da gidermem." (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme: 30; İbni Mâce, Zühd: 2; Müstedrek, 2:481, no. 3657.)
Yaşar Nuri Öztürk
Âhiret ekini isteyenin o ekinini artırırız; dünya ekini isteyene de ondan veririz. Ama böylesi için âhirette bir nasip yoktur.
her kim diler ise āħiret ekinin arturavuz anuñ-içün ekininde daħı her kim diler-ise [259a] dünye ekinin virevüz aña andan daħı yoķdur anuñ āħiretde hįç ülü.