Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4371, sondan 1866. ayet; 43. sure ve Zuhruf Suresinin 46. ayetidir. Zuhruf Suresi 46. ayetinin kelime sayisi 12, harf sayısı 56 ve toplam ebced değeri ise 2604 olarak hesaplanmıştır. Zuhruf Suresinin toplam ebced değeri 253993 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م (3) bulunuyor.
Arapça Metin
ولقد ارسلنا موسى باياتنا الى فرعون وملائه فقال اني رسول رب العالمين
Hz. Peygamber’in daveti ve tevhid mücadelesi anlatılırken yeri geldikçe geçmiş tecrübelere temas edilmektedir. Buradaki örnek Hz. Mûsâ ile Mısır’ın tanrı kralı Firavun ve tebaası arasında geçen olaylar, tartışmalar ve alınan ibretlik sonuçlardır. Bu âyetlerde iki nokta dikkat çekmektedir: 1. İnkârcıların bilinçlerinin derinliklerinde bir Allah inancı vardır, çeşitli telkinler ve dünyanın çekici menfaatleri bu temel duyguyu köreltmiş veya üstünü küllerle örtmüştür. Allah yine rahmetinin eseri olarak inkârcıları bazı felâketlerle uyarınca bu temel duygu ve inanç açığa çıkmakta, ona sığınılmakta, sıkıntı geçince yine inkâra dönülmektedir. 2. Tevhid inancı bütün peygamberlerin ortak tebliğleri ve inanç ilkeleridir. Kendilerine kitap gönderilmiş topluluklara sorulduğunda veya eski kitapların kalıntıları okunduğunda anlaşılmaktadır ki, Allah hiçbir zaman kendisi dışında bir varlığa kulluk edilmesine izin vermemiştir. Hz. Mûsâ’nın mücadelesi de bunun bir kanıtıdır. 54. âyette “halkının aklını çeldi” şeklinde çevirdiğimiz cümle, yöneten ve yönetilen ilişkisi bakımından çok önemlidir. Kelimenin aslı, Türkçe’de de kullanılan istihfâf kökündendir. Bu kelime Arapça’da “acele ettirdi, aldattı, bilgisizliklerinden yararlandı, onları bilgisizlikleri ve güçsüzlükleri yüzünden hafife aldı, istediği gibi yönlendirdi” mânalarını ifade etmektedir. Totaliter yönetimlerde yöneticilerin istemediği şey, halkın bilgilenmesi, doğruyu öğrenmesi, örgütlenerek hakkını talep edecek kadar güçlenmesidir. Firavun da aynı yola başvurmuş, Hz. Mûsâ’nın gerçeğe ve tevhide yönelik davetini sabote etmiş, halkın sağlıklı düşünmesini engellemiş, geleneklerden ve gözler önündeki alâyişten yararlanarak toplumu âdeta büyülemiş ve saltanatını devam ettirmenin yolunu bulmuştur. Ancak, şairin dediği gibi, “Ol saltanatın yeller eser şimdi yerinde!”
Mehmet Okuyan
Yemin olsun ki biz Musa’yı delillerimizle Firavun’a ve yöneticilerine göndermiştik de (Musa) “Ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim.” demişti.
Andolsun biz, Mûsâ'yı mucizelerimizle Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına göndermiştik de Mûsâ, “Ben âlemlerin Rabbi'nin peygamberiyim” demişti.[535]
1- Kanıtlarımızla, göstergelerimizle, mucizelerimizle. 2 – Toplumun ileri gelenlerine. Din adamları sınıfına.
Ahmet Akgül
Andolsun Biz Musa'yı, Firavun'a ve onun 'önde gelen iktidar takımına’ ayetlerimizle yolladık. O da sadece: "Gerçekten ben, âlemlerin Rabbinin elçisiyim" deyip (Hakka çağırmıştı).
İşte bu şekilde Musa'yı ayetlerimizle Firavun ve çevresindeki ileri gelenlere gönderdik. Musa onlara: “Bakın” dedi. “Ben bütün alemlerin Rabbinden gönderilen bir elçiyim.”
Andolsun biz Mûsâ'yı Firavun'a, devlet büyüklerine ve kodamanlarına, birliğimize, kudretimize delâlet eden âyetler, mûcizelerle, tebliğ görevi ile özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere gönderdik. Mûsâ:
“Ben âlemlerin, bütün varlıkların Rabbi olan Allah'ın Rasulüyüm” dedi.
Gerçekten Mûsa'yı da mucizelerimizle Firavun'a ve topluluğuna peygamber gönderdik. (Varıb da onlara) şöyle dedi: “- Doğrusu ben, bütün âlemlerin Rabbinin peygamberiyim.”
Andolsun, biz Musa'yı (Allah'ın Rab oluşuna apaçık delil teşkil eden) âyetlerimizle Firavuna ve oligarşisine göndermiştik de o (onlara): “Şüphesiz ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim” demişti.
Andolsun ki, biz Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve ileri gelen adamlarına gönderdik. Musa: "Ben gerçekten âlemlerin Rabbi olan Allah'ın peygamberiyim." dedi.
Biz Musa/yı mûcizelerimizle Firavun/a ve saltanatına şerik olan ileri gelenlerine göndermişiz. Musa onlara «— Ben âlemlerin Rabbi olan Tanrı/nın peygamberiyim» dedi.
Doğrusu Biz Mûsâ’yı, hakîkati gözler önüne seren delillerimizle ve apaçık mûcizelerimizle Firavun’a ve ileri gelen adamlarına göndermiştik. Mûsâ onlara, “Şüphesiz ben, Mısır’ın ve bütün âlemlerin gerçek Sahibi, Efendisi, Yöneticisi, yani Rabb’i olan Allah’ın size gönderdiği Elçisiyim!” dedi.
Yemin olsun Biz Mûsa’yı Firavun’a ve onun ileri gelenlerine mûcizelerimizle gönderdik. O da: “Gerçekten ben âlemlerin Rabbi (olan Allah)’ın elçisiyim.” dedi.
İŞTE BU ŞEKİLDE 39 Musa'yı mesajlarımızla Firavun'a ve ileri gelen adamlarına gönderdik: Musa onlara, “Bakın” dedi, “ben bütün âlemlerin Rabbinin bir elçisiyim!”
DOĞRUSU, Musa’yı mucizevî mesajlarımızla Firavun ve etrafındaki seçkinlere de böyle göndermiştik ve demişti ki: “Bakın, ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim.”
Nitekim onlardan Mûsâ'yı, delillerimiz ve mûcizelerimizle Firavun'a ve ileri gelen yetkililerine gönderdik. O da onlara: “Ben Rabbülâlemin'in size elçisiyim” dedi.
Hz. Mûsâ’nın zikredilmesi, Mekke müşriklerine şunları düşündürmek içindir: 1.Peygamber tebliğine mazhar olan toplum lütfa nail olmuştur. Ama bunun değerini bilmezse, Firavun gibi helâk olacaktır. 2.Firavun Hz. Mûsâ’yı küçümsediği gibi siz de Hz. Muhammed’i küçümsüyorsunuz. Fakat asıl büyüklük ve küçüklük, Allah nezdinde olan ölçülere göredir.
Süleyman Ateş
Andolsun biz Musa'yı da ayetlerimizle Fir'avn'a ve ileri gelen adamlarına gönderdik: "Ben alemlerin Rabbinin elçisiyim" dedi.