Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4569, sondan 1668. ayet; 47. sure ve Muhammed Suresinin 24. ayetidir. Muhammed Suresi 24. ayetinin kelime sayisi 7, harf sayısı 33 ve toplam ebced değeri ise 1673 olarak hesaplanmıştır. Muhammed Suresinin toplam ebced değeri 180303 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Diyanet İşleri (Yeni) Muhammed Suresi 24. Ayet Tefsiri
Kalp kelimesi Kur’an’da “akıl ve sağduyu” mânalarında da kullanılmaktadır. Kur’an insanlara doğru yolu gösteriyor, ancak ondan yararlanabilmek için peşin hükümlerden, kökleşmiş inançlardan, dengeyi bozan kin ve nefret gibi duygulardan kurtularak Kur’an’ı okumak, dinlemek ve üzerinde düşünmek gerekiyor. Kalplerinin üzerinde kilitler bulunan kimselerden maksat, şartlanmışlık ve peşin hükümler yüzünden akıllarını doğru kullanamaz hale gelmiş olanlardır.
Benzer mesajlar: Nisâ 4:82; Mü’minûn 23:68; Sâd 38:29. [Tedebbür], satırı okuyup satır arasını görebilmek; söylenenden hareketle söylenmek isteneni anlayabilmek, arka plandaki Rabca anlam örgüsünü ve derin anlam ilişkisini çözebilmek, kelimelerin ve kavramların köküne inebilmek, hayatın geçmiş dönemleriyle ilgili araştırmalar yapıp tedbir almayı başarmak gibi farklı bir okuyuşun adıdır. Bu ayetlerde Kur’an’ı derin derin düşünmeyenler kınanmaktadır.
(Acaba,) Onlar Kur'an'ı (hükümlerini anlamak ve uygulamak üzere dikkatle okuyup) iyice düşünmüyorlar mıydı? (Niye hâlâ ihtiyaç duymuyor, Kur'an üzerinde ciddiyetle kafa yormuyor ve sırt çeviriyorlardı?) Yoksa birtakım kalplerin üzerinde kilitler mi vurulmuş(tu ki, Kur’ani haber ve hakikatlere karşı böylesine ilgisiz ve isteksiz davranılmaktaydı? Veya bu bir hidayet kararması mıydı?)
Onlar hâlâ Kur'ân üzerinde gerektiği gibi düşünüp kendilerine neler kazandırabileceğini hesap edemiyecekler mi? Yoksa akıllarında, kalplerinde üstüste kilitler var da, düşünmekten yoksun oldukları için mi Kur'ân'a iman edip uygulamıyorlar?
Cemal Külünkoğlu Muhammed Suresi 24. Ayet Açıklaması
Bu hitap doğrudan o günün inkârcılarına olsa da bugün için bu ayetin birinci muhatabı Müslümanlardır. Zira Müslümanlar Kur’an’ı sadece lafız tekrarı yaparak terennüm ediyor, onun Arapça metnini güzel sesli insanlara okutarak geçici bir rahatlama yaşıyor, onun harflerinin mahreçleriyle gırtlak ve diyafram egzersizleriyle zaman tüketiyor, değişik adlarla anılan bir sürü kıraat programlarına katılarak onun anlaşılmayan metni üzerinde çalışmalar yapıyor. Ama onun hükümlerini iyiden iyiye düşünecek, ondaki öğretileri hayata geçirecek ve onun ahlakî değerlerinden faydalanacak bir çalışmaya girmiyor, onun rehberlik edeceği ve ebedi saadet yurduna taşıyacağı bir yaşam geliştirmiyor. Oysa Kur’an hayata müdahale etmek için gelmiş, yaratılış safiyetinden uzaklaşan insanları fıtratına döndürmek için nazil olmuş. Ayetleri ve sureleri anlaşılmayan ve üzerlerinde düşünülmeyen bir kitap insanlar için nasıl yol gösterici olabilir? Asırlardır Kur’an’ın anlaşılması için gecesini gündüzüne katarak çalışma yapan erdemli insanların gayretine rağmen Müslümanların Kur’an’ı anlamak, onunla yaşamak ve onun ahlakıyla ahlaklanmak diye bir derdi olmuyor. Acaba âyetin soru cümlesinde olduğu gibi Kur’an’ı anlamak konusunda Müslümanların kalplerine amellerinin karşılığı olarak kilit mi vurulmuştur?
Diyanet İşleri (Eski)
Bunlar Kuran'ı düşünmezler mi? Yoksa kalbleri kilitli midir?
Hayrat Neşriyat Muhammed Suresi 24. Ayet Açıklaması
(2)“Kalbden maksad; sanevberî (çam kozalağına benzer) bir et parçası değildir. Ancak bir latîfe-i Rabbâniyedir (İlâhî hakīkatleri zevk eden bir duygudur) ki, mazhar-ı hissiyâtı (hislerinin göründüğü yer)vicdan; ma‘kes-i efkârı (fikirlerinin aynası) dimağdır (beyindir). Binâenaleyh o latîfe-i Rabbâniyeyi tazammun eden (içine alan) o et parçasına kalb ta‘bîrinden şöyle bir letâfet çıkıyor ki; o latîfe-i Rabbâniyenin insanın ma‘neviyâtına yaptığı hizmet, cism-i sanevberînin (maddî kalbin) cesede yaptığı hizmet gibidir. Evet nasıl ki bütün aktâr-ı bedene (bedenin her yerine) mâü’l-hayâtı (hayat suyu olan kanı) neşreden o cism-i sanevberî bir makine-i hayattır ve maddî hayat onun işlemesiyle kāimdir. Sekteye uğradığı zaman cesed de sukūta uğrar. Kezâlik o latîfe-i Rabbâniye, âmâl ve ahvâl ve ma‘neviyâtın hey’et-i mecmûasını hakīkī bir nûr-ı hayat ile canlandırır, ışıklandırır; o nûr-ı îmânın sönmesiyle mâhiyeti, meyyit-i gayr-ı müteharrik (hareketsiz bir ölü) gibi bir heykelden ibâret kalır.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 71-72)
İlyas Yorulmaz
Onlar Kur’an’ı hiç düşünmüyorlar mı? Yoksa onların kalplerinde kilitler mi var?
Peki onlar, Kur’an’ı hiç incelemiyorlar mı? Allah, insan, evren, hayat, ölüm; insanın menşei, yaratılış amacı, uyması gereken prensipler, ölümden sonra onu bekleyen âkıbet ve benzeri konularda bu kitabın getirdiği açıklamaları inceleyip de, ondaki hidâyet aydınlığını göremiyorlar mı? Yoksa gönülleri üzerinde, hakîkati görmelerine engel kibir, inat, önyargı gibi kilitler mi var?
Mustafa İslamoğlu Muhammed Suresi 24. Ayet Açıklaması
[4567] Yani: “Kur’an’ın satır aralarından satır arkalarına geçip derin bir okumayla geleceğe ilişkin tedbir üretmezler mi?” Tedebbur, “arka taraf” anlamındaki dubur’den türetilmiştir. “Bir şeyin görünen yüzüyle yetinmeyip ardına geçmeyi”, ya da “bir işin önünü ardını düşünerek geleceğe ilişkin tedbir üretmeyi” ifade eder. Tedebbur kelimesinin ait olduğu tefa’ul babı tekellüf ve tereddüd ifade eder. Yani hem zahmet etmeyi ve bedel ödemeyi gerektirir (külfet) hem de ısrar ve sebatı (tereddüt) ve dahi sabiteleri olmayı gerektirir. (Aynı babtan gelen 5 düşünce kavramının farklı vurgularına dair bir izâh için bkz: 7:3, not 4)
Ömer Nasuhi Bilmen
Kur'an'ı tefekküre çağırmazlar mı? Yoksa kalblerinin üzerinde onların kilitleri mi var?