Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4621, sondan 1616. ayet; 49. sure ve Hucurât Suresinin 9. ayetidir. Hucurât Suresi 9. ayetinin kelime sayisi 30, harf sayısı 144 ve toplam ebced değeri ise 10163 olarak hesaplanmıştır. Hucurât Suresinin toplam ebced değeri 101425 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
وان طائفتان من المؤمنين اقتتلوا فاصلحوا بينهما فان بغت احديهما على الاخرى فقاتلوا التي تبغي حتى تفيء الى امر الله فان فاءت فاصلحوا بينهما بالعدل واقسطوا ان الله يحب المقسطين
Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.
İslâm’dan önce Arap kabileleri arasında sık sık anlaşmazlıklar ve çatışmalar olur, çözüm ise adaletten çok, güce dayanır, gücü ve arkası olanlar istediklerini alırlardı. Allah’ın isimlerinden biri “hak”, diğeri de “âdil”dir, Kur’an hakkı hâkim kılmak için gönderilmiş, dine “hak din” ve “hak dini” denilmiş; ümmete de hakkı yerine getirmek, haksızlıkları önlemek (emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker) ödevi verilmiştir. Toplu hayatta fertler ve gruplar arasında anlaşmazlıkların ortaya çıkması, karşılıklı taleplerin haklısı yanında haksızının da bulunması, haksız olanların kuvvete başvurmaları, –istenmemekle beraber– nâdir olaylardan değildir. Nitekim İslâm, hem bütün insanların kök itibariyle kardeş hem de müminlerin aynı dine mensup, aynı hukuk, ahlâk ve değerler sistemine bağlı bulundukları için kardeş olduklarını ilân ettiği halde müminler arasında da anlaşmazlıklar çıkmış, anlaşmazlığın tarafları birbirine saldırmış, dalaşma ve çatışmalar olmuştur. Hz. Peygamber’den sonra birinci halife Hz. Ebû Bekir zamanında zekât yükümlülüğünü yerine getirmeyen ve devletin memurlarını kovan bazı gruplara karşı askerî tedbire dahi başvurulmuştur. Üçüncü halife Hz. Osman zamanında iç karışıklıklar ve halifeye karşı isyan hareketi ortaya çıkmış, ancak Hz. Osman askerî tedbire başvurmamayı tercih etmiştir. Hz. Ali’nin halifeliğinde Muâviye ve çevresindekiler, halifeye biat etmeyip Hz. Osman’ın katillerini yakalayarak kendilerine teslim etmesini biat şartı olarak ileri sürmüşler, Hz. Ali müzakere ve nasihatle yola gelmeyen muhaliflerine karşı savaşmak mecburiyetinde kalmış ve meşhur Sıffîn Savaşı yapılmıştır. Hz. Âişe, Talha, Zübeyir gibi önemli kişilerin Hz. Ali’ye karşı olan tarafta yer aldıkları Cemel Savaşı da siyasî ihtilâf ve itaatsizlik sebebine dayalı bir iç savaştır. 9. âyet haksız yere devlete baş kaldıran gruplar ile devlet arasındaki savaştan değil, halk arasında meydana gelen anlaşmazlık ve kavgalardan, bunlara karşı güçlü çoğunluğun, halkın geri kalanlarının adalet ve hakkaniyet ölçüleri içinde tarafları anlaştırma, aralarını bulma ve gerekirse güce başvurarak haksızlığı önleme yükümlülüğünden bahsetmektedir. Devlete baş kaldıran, hukuka boyun eğmeyen âsi gruplar (bâğîler), halkın geri kalanına karşı da haksız yere savaş ilân etmiş oldukları ve zarar verdikleri için müctehidlerce bu âyetin kapsamına alınmışlar; –bazı istisnalar dışında– aynı hükme ve muameleye tâbi tutulmuşlardır. Fıkıh kitaplarının “bağiy ve cihad” bölümlerinde bu konu detaylarıyla işlenmiştir. Özet olarak İslâm toplumu, hem dışarıda hem içeride meydana gelen haksız çatışmalar karşısında ilgisiz ve duyarsız kalamaz, barış ve adaletin gerçekleşmesi için elinden geleni yapmakla yükümlüdür.
Mehmet Okuyan
Müminlerden iki grup birbirleriyle şavaşırlarsa aralarını düzeltin! Biri ötekine saldırırsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın! (Savaştan vazgeçip) dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve adil davranın! Şüphesiz ki Allah adil davrananları sever.
Bu ayet zalim kişi müslüman bile olsa, müslümanların daima mazlumdan yana olmaları gerektiğinin delilidir.
Bayraktar Bayraklı
Müminlerden iki grup birbiriyle savaşırlarsa, aralarını düzeltiniz. Şâyet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın emrine dönünceye kadar, saldıran tarafla savaşınız. Eğer dönerlerse, artık aralarını adaletle düzeltiniz ve adaletli davranınız. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever.[573]
[573] Savaşanlara yönelik çabalar hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XVIII, 172-174.
Erhan Aktaş
Eğer Mü'minlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa, hemen aralarını düzeltin. Eğer ikisinden biri, diğerine saldırırsa, saldırgan olanlarla, Allah'ın emirlerine uygun davranıncaya kadar savaşın. Eğer böyle davranmaktan vazgeçerlerse o zaman adaletle aralarını düzeltin ve hakkaniyetli olun. Allah, haktan yana olanları sever.
Şayet mü'minlerden iki topluluk çarpışacak olursa, aralarını bulup-düzeltin (ve bunu sağlayacak etkin teşkilat ve tedbirler geliştirin) . Şayet biri diğerine tecavüzde bulunacak olursa, artık azgınlık ve saldırganlığa kalkışanla, Allah'ın emrine (adil barış ve uzlaşma hükümlerine) dönünceye kadar mücadele edin; eğer sonunda (saldırgan taraf Allah'ın emrini kabul edip) dönerse, bu durumda adaletle aralarını buluverin ve (her konuda) adil (ve insaflı) hareket edin. Şüphesiz Allah, adil olanları (karar verirken titiz ve dikkatli davrananları) sevmektedir.
İnananlardan iki kısım, birbiriyle savaşa girişirse hemen aralarını bulun, bir bölüğü, öbürüne saldırırsa o saldırganlarla, Allah'ın emrine itaat edinceye dek savaşın; Allah'ın emrine itaat ederlerse adaletle aralarını bulup barıştırın ve adaletle muamele edin; şüphe yok ki Allah, adaletle muamele edenleri sever.
O halde mü'minler içinden iki gurup çatışırsa veya savaşa girişirse, onlar arasında barışı sağlayın. Buna rağmen iki guruptan biri, diğerine haksız şekilde davranırsa, davranışını Allah'ın buyruğuna uygun hale getirinceye kadar, haksızlık yapan taraf ile mücadele edin. Eğer yaptıklarından vazgeçerlerse, adil bir şekilde aralarını bulun, hep insaflı ve adil davranın. Şüphesiz ki Allah, adaletle barış yapıp adaletle karar verenleri sever.
Eğer mü'minlerden iki grup öldüresiye birbirlerine girerlerse, aralarında sulh ve sükûn temin edin, aralarını, din ve dünya işlerini, sosyal ilişkilerini düzeltin, geliştirin. Şâyet biri diğerine saldırmaya, haksızlığa devam ederse, Allah'ın koyduğu düzenin kurallarına dönünceye kadar, saldıran tarafla savaşın. Eğer Allah'ın emrine dönerse, aralarında adâletle sulhu sağlayın. Ekonomik hakların ve sorumlulukların taksiminde de âdil davranın. Allah adâleti yerine getirerek düzen sağlayanları sever.
Eğer mü'minlerden iki grup çarpışırlarsa aralarını düzeltin. Biri diğerine tecavüz ederse tecavüz edenle, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve adil davranın. Şüphesiz Allah adil olanları sever.
9.Buhari ve Müslim`in Enes bin Malik (r.a.)`ten rivayet ettiklerine göre Resulullah (a.s.) bir eşeğe binerek Abdullah bin Ubey`in yanına gitti. Abdullah bin Ubey: "Benden uzak dur. Eşeğinin pis kokusu beni rahatsız etti" dedi. Bunun üzerine ensardan bir adam: "Onun eşeğinin kokusu senin kokundan daha güzeldir" dedi. Bu söze Abdullah bin Ubey`in kavminden bir adam sinirlendi. Karşılıklı atışmalar sonunda kavga çıktı ve taraflar hurma yapraklarıyla, yumruklarla ve nalinlerle birbirlerine vurdular. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.Bu ayeti kerimenin iniş sebebi konusunda daha başka olaylardan söz eden rivayetler de bulunmaktadır. Ancak bütün rivayetlerde Müslümanlardan iki grup arasında çıkan bir kavga üzerine bu ayeti kerimenin indiği bildirilmiştir.
Ali Bulaç
Mü'minlerden iki topluluk çarpışacak olursa, aralarını bulup-düzeltin. Şayet biri diğerine tecavüzde bulunacak olursa, artık tecavüzde bulunanla, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın; eğer sonunda (Allah'ın emrini kabul edip) dönerse, bu durumda adaletle aralarını bulun ve (her konuda) adil davranın. Şüphesiz Allah, adil olanları sever.
Eğer müminlerden iki birlik çarpışırlarsa, hemen aralarını düzelterek barıştırın. Eğer onlardan biri (Allah'ın hükmüne razı olmıyarak) tecavüz ediyorsa, o vakit tecavüz edenle, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın. (Sonunda teslim olur Allah'ın emrine) dönerse, yine adaletle aralarını düzeltin ve hep adaletle iş görün; çünkü Allah adalet yapanları sever.
Eğer inananlardan iki grup savaşırlarsa, onları barıştırın. Eğer biri diğerine zulmederse (barışa yanaşmazsa) Allah’ın emrine gelinceye kadar, zulmeden tarafla savaşın. Eğer Allah’ın emrine gelirse, adaletle aralarını barıştırın ve zulmü giderin. Şüphesiz Allah, zulmü giderenleri sever.
İnanmış olanlardan, iki bölük birbiriyle döğüşürse, hemen ara bulup barıştırın, birisi öbürünü ezmek isterse, Allahın emrini tutana değin haksızlık edenlerle çarpışasınız, eğer vazgeçerlerse, adaletle barıştırın, adalet gösterin, Allah sever adalet gösterenleri
Eğer mü'minlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer onlardan biri, hâlâ (Allah'ın hükmüne boyun eğmeyip) diğerine saldırmaya devam ederse, Allah'ın buyruğuna uyuncaya (ve savaştan vazgeçinceye) kadar, haksızlık yapan taraf ile savaşın. (Yaptıklarından) vazgeçerlerse adil bir şekilde aralarını bulun ve (her ikisine de) adil davranın çünkü Allah, adil davrananları sever.
Cemal Külünkoğlu Hucurât Suresi 9. Ayet Açıklaması
Bu âyet, savaşın illa da Müslümanlarla inkârcılar arasında cereyan eden bir eylem olmadığını, hangi dinden ve toplumdan olursa olsun saldıran, fesat çıkaran ve huzuru bozan tarafa karşı birlikte savaşılması gerektiğini anlatmaktadır. İki Müslüman grup ya da ülke birbirleriyle herhangi bir sebep yüzünden çatışmaya girmişse ve böylece, birisinin diğerine karşı haddi aşmış olması ya da her iki tarafın birbirlerine hadsizlik yapmış olması ihtimaline karşın her iki taraf da savaşa devam ediyorsa, bu durumda her ikisine de ateşkes çağrısında bulunulur. Buna rağmen iki taraftan birisi işi azıtır ve doğruya dönmeyi kabul etmezse, o zaman mü’minlere düşen, saldırgan tarafla savaşmaktır. Saldırgan taraf savaşmaktan vazgeçerse o takdirde, mü’minlere yakışan her iki tarafa da âdil davranmaktır.
Diyanet İşleri (Eski)
Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz; eğer biri diğeri üzerine saldırırsa, saldıranlarla Allah'ın buyruğuna dönmelerine kadar savaşınız; eğer dönerlerse aralarını adaletle bulunuz, adil davranınız, şüphesiz Allah adil davrananları sever.
Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, âdil davrananları sever.
İnananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa onların arasını bulun. Onlardan biri ötekine saldırırsa, ALLAH'ın buyruğuna dönünceye kadar saldırgan grupla savaşın. Dönerse onların arasını tarafsızca düzeltin ve adaletli davranın. ALLAH adaletli davrananları sever.
Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, adil davrananları sever.
Ve eğer Mü'minlerden iki taife çarpışırlarsa hemen aralarını bulun barıştırın, şayed biri diğerine karşı bagyediyorsa o vakıt bagî olana Allahın emrine rücu' edinciye kadar kıtâl edin, eğer rücu' ederse yine adaletle beyinlerini sulh edin ve hep insaflı olun, çünkü Allah adâlet yapanları sever
Eğer mü'minlerden iki zümre birbiriyle döğüşürlerse aralarını (bulub) barışdırın. Eğer onlardan biri diğerine karşı haalâ tecâvüz ediyorsa siz, o tecâvüz edenle, Allahın emrine dönünceye kadar, savaşın. Binnetîce eğer (Allahın emrine) dönerse artık adaletle aralarını (bulub) barışdırın. (Her işinizde) adalet (le hareket) edin. Allah, şübhesiz ki, aadil olanı sever.
Eğer mü'minlerden iki tâife birbirleriyle vuruşurlarsa, hemen aralarını düzeltin! Artık onlardan biri (aralarında hüküm verdikten sonra yine de) ötekine haksızca zulmederse, o takdirde Allah'ın emrine dönünceye kadar, o saldıran (taraf)la savaşın! Fakat dönerse, o hâlde aralarını adâletle düzeltin ve adâletli olun! Şübhesiz ki Allah, adâletli olanları sever.
Eğer inananlardan iki gurup birbirleriyle savaşıyorlarsa, her iki gurubun arasını düzeltin. Eğer iki guruptan birisi haksızlık yapmakta devam ederse, haddi aşıp haksızlık yapanla, Allah’ın emrine uyuncaya kadar, sizde onlarla savaşın. Eğer savaşmaktan vazgeçerlerse, her iki gurubun arasını adil bir şekilde düzeltin ve adaletle hükme bağlayın. Şüphe yok ki Allah, adaletle hüküm verenleri sever.
Mü/minlerden iki bölük vuruşmaya kalkışırlarsa aralarını bulun, şayet biri diğerine karşı barışmayıp yolsuzluğa kalkışırsa Tanrı/nın buyurultusuna dönünceye kadar yolsuz olan ile vuruşun. Eğer yolsuz bölük Tanrı/nın buyurultusundan dönerse adaletle aralarını bulun, her hususta insaf edin. Çünkü Allah insaf edenleri sever.
Müminlerden iki topluluk çarpışacak olursa, aralarını bulup düzeltin. Şayet biri diğerine haksızlıkla saldırganlıkta bulunacak olursa, artık haksızlıkla saldırganlıkta bulunanla Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın; eğer sonunda (Allah'ın emrini kabul edip) dönerse, bu durumda adaletle aralarını bulun ve (her konuda) adil davranın. Şüphesiz Allah adil olanları sever.
Eğer müminlerin içinden iki grup birbiriyle savaşırsa, derhal müdâhale edip aralarını bulun. Buna rağmen, onlardan biri ötekine haksız olarak saldırırsa, o saldırganlarla, Allah’ın hükmünü kabul edinceye kadar savaşın! Eğer zulümden vazgeçip Allah’ın hükmüne dönerlerse, aralarında âdil bir barış sağlayın ve her konuda hak ve adâleti gözetin! Hiç kuşkusuz Allah, âdil davrananları sever.
Müminler’den iki taife çarpıştıklarında iki tarafın arasını düzeltin!
Onların birisi Diğeri’ne karşı azgınlık ettiğinde Allah’ın emrine dönmesi için azgınlık eden tarafa karşı savaşın!
Döndüyse, aralarını Adalet ile düzeltin; tam adil olun!
Allah, Tam Adaletliler’i sever.
Mü’minlerden iki topluluk birbirleriyle savaşacak olurlarsa, onların aralarını düzeltin.1 Şâyet biri diğerine haksızlıkla saldırırsa2, onunla Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın. Eğer sonunda (Allah’ın emrine) dönerse, aralarını adaletle bulun ve adil davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.3
1 İbnu Abbas’a göre buradaki hitâp, devlet adamlarınadır. Yani ıslah ve savaş, hükümet adamlarına farz, ümmete ise farz-ı kifayedir. Bir de bu iki topluluktan da “Müslümanlar” olarak bahsedilmesi bu tür kavgaların illaki bir tarafın kâfir olmasını gerektirmeyeceğini ifade etmektedir. Bugün savaşmadan bile birbirlerini kâfir ilan edenler karşısındakinde kâfirlik yoksa o küfrün kendisine döneceğini hiç düşünmemektedirler.2 Bağy: Haksız yere yükselmek isteyerek azgınlık etmektir. Yani sulh teşebbüsü yapıldığı ve şüphe varsa izale edildiği halde birisinin sulha yanaşmayıp her durumda haksızlıkla üste çıkmak sevdasını beslemek demektir. 3 Rasûlullah (s.a.v)’den, Sa'd b. Ubâde’nin hastalığından dolayı ziyaretine giderken, Abdullah b. Übey b. Selûle de uğraması rica edilir. O da bir merkebe binerek Abdullah b. Übeyy’in evine uğrar. Orada Rasûlullah’ın merkebi işeyince İbnu Übeyy burnunu kapatıp: “merkebin kokusu bizi rahatsız etti” der. Mecliste hazır bulunan Ensardan Abdullah b. Revâha da: “Vallahi onun merkebinin idrar kokusu, senin misk kokundan daha hoştur” der. Bunun üzerine Abdullah b. Übeyy’in kavminden taraftarları ile Abdullah b. Revâha’nın arkadaşları, birbirleriyle dövüşmeğe başlarlar. Bu âyet bu olay üzerine nâzil olmuştur.
Muhammed Esed
O halde, müminler içinden iki grup çatışırsa 9 onlar arasında barışı sağlayın; ama sonra, iki [grup]tan biri diğerine haksız şekilde davranırsa, [davranışı]nı Allah'ın buyruğuna uygun hale getirinceye kadar, haksızlık yapan taraf ile mücadele edin; 10 (yaptıklarından) vazgeçerlerse adil bir şekilde aralarını bulun ve [onlara] eşit davranın: çünkü Allah, eşit davrananları sever!
Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle savaşırlarsa, aralarını bulup barıştırın. Eğer bunlardan biri söz dinlemez diğerine saldırırsa Allah’ın emrine boyun eğinceye kadar saldıran tarafa karşı savaşın. Şayet saldırganlıktan vazgeçerse aralarını adaletle düzeltip barışı sağlayın ve sakın adaletten sapmayın Hiç şüphesiz Allah, adil davrananları sever. 2/190, 22/39-40
Şu halde mü’minlerden iki gurup çarpışırsa, aralarını bulun; fakat bir taraf diğerinin hakkına saldırırsa, siz de o haksız taraf ile Allah’ın emrine dönünceye kadar çarpışın; ama eğer (saldırganlıktan) vazgeçerse, tarafların arasını adâletle ayırın ve (bunun için gerekirse) kendi hakkınızdan feragat edin: çünkü Allah (barış için) hakkından feragat edecek kadar fedakârlık edenleri sever.[4640]
Mustafa İslamoğlu Hucurât Suresi 9. Ayet Açıklaması
[4640] Kıst: Binası tek olup birbirine zıt iki anlama gelen kelimelerdendir. Kıst, “hakkı tahsıl etmek”, kast “haktan yüz çevirmek”tir (el-‘udûl ‘ani’l-hak). Kıst’ın anlam alanına kendi hakkından yüz çevirmek, yani “hakkından feragat etmek” de dahildir. Burada tam da bu mânaya gelir. Aynı kelime Allah için kullanıldığında hak ettiğinden fazlasını vermek veya kulu üzerindeki hakkından feragat etmek mânasına gelir (Bkz: 10:4, not 9).
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve eğer mü'minlerden iki tâife çarpışırlarsa aralarını hemen ıslah ediniz. Sonra onlardan biri diğeri üzerine tecavüzde bulunmuş olursa o tecavüz eden ile Allah'ın emrine rücu edinceye değin savaşta bulunun; sonra rücu ederse artık aralarını adâletle ıslah ediniz ve adilâne harekette bulunun. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ adâlette bulunanları sever.
Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle vuruşursa, onların aralarını bulun. Buna rağmen biri öbürüne saldırırsa, bu saldıran tarafla, Allah'ın emrine dönünceye kadar siz de vuruşun. Döndüğü takdirde aralarını hakkaniyetle düzeltin ve hep âdil olun, çünkü Allah âdil davrananları sever.
Eğer inananlardan iki grup vuruşurlarsa onların arasını düzeltin; şayet biri ötekine saldırırsa Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla vuruşun. (Allah'ın buyruğuna) Dönerse artık adaletle onların arasını düzeltin ve daima adil olun. Çünkü Allah, adalet yapanları sever.
Müminlerden iki topluluk, birbirleriyle vuruşursa aralarını bulun. Biri diğerine saldırırsa Allah’ın emrine uyuncaya kadar saldırgan tarafla vuruşun. Onlar Allah’ın emrine dönerse dengeli bir şekilde aralarını bulun ve adaletli davranın. Allah hakka uygun (adil) davrananları sever.
Eğer müminlerden iki grup savaşa tutuşurlarsa, aralarını düzeltin. Eğer biri diğerine tecavüz ederse, Allah'ın emrine dönünceye kadar tecavüz edene karşı savaşın. Eğer dönerse, aralarını adaletle düzeltin ve adil davranın. Şüphesiz Allah, adaletli olanları sever.
Mü'minlerden iki topluluk birbiriyle çarpışacak olursa aralarını bulun. Onlardan biri diğerine saldırırsa, saldıran taraf Allah'ın hükmüne dönünceye kadar onunla savaşın. Dönerlerse, siz de adaletle aralarını bulun. Daima âdil olun. Çünkü Allah adalet edenleri sever.
Müminlerden iki zümre çarpışırlarsa, onların aralarında hemen barışı kurun! Eğer onlardan biri öteki aleyhine sınır tanımazlık edip saldırırsa, azgınlık edenle, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın. Eğer vazgeçerse, yine ikisi arasını adalet ve dürüstlükle sulh edin. Kuşkusuz, Allah adalette titiz davrananları sever.
daħı eger iki bölük mü’minlerden çalışurlarsa śalaḥ getürüñ ol iki arasında. pes eger žulm eyler ise birisi ol ikinüñ daħı birisine çalışuñ. anuñ-ile kim žulm eyler tā döne Tañrı buyruġındın yaña. pes eger döner-ise pes śalaḥ getürüñ ol iki arasında 'adl -ıla. daħı 'adl eyleñ bayıķ Tañrı sever 'adl eyleyicileri.
Eger iki ṭāyife mü’minlerden ṣavaşsalar, ikisini barışduruñuz. Pes egerta‘addī itse birisi birisinüñ, pes ṣavaşuñuz ta‘addī eyleyenler‐ile, ḥattāTañrı Ta‘ālā buyruġına dönünce. Pes eger dönseler ikisini barışdur‐ uñuz‘adl‐ile. Daḫı her işde ‘adl eyleñüz. Tañrı Ta‘ālā ‘adl idenleri sever.