Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5083, sondan 1154. ayet; 57. sure ve Hadîd Suresinin 8. ayetidir. Hadîd Suresi 8. ayetinin kelime sayisi 15, harf sayısı 69 ve toplam ebced değeri ise 4947 olarak hesaplanmıştır. Hadîd Suresinin toplam ebced değeri 189037 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
وما لكم لا تؤمنون بالله والرسول يدعوكم لتؤمنوا بربكم وقد اخذ ميثاقكم ان كنتم مؤمنين
Peygamber, sizi, Rabbinize iman etmeniz için davet edip dururken size ne oluyor da Allah’a iman etmiyorsunuz? Hâlbuki (Allah ezelde) sizden sağlam bir söz de almıştı. Eğer inanacak kimselerseniz (bu çağrıya uyun).
Bu âyetler önceki âyetin iman unsuruyla, 10. âyet de infak unsuruyla ilgili açılımı gibidir. Burada, bütün şartlar hazır olduğu halde hâlâ iman etmeyenler kınanmakta, iman etmenin gerekçeleri özetlenmektedir.
Ağırlıklı yoruma göre 8. âyette geçen ve “kesin söz” diye tercüme edilen mîsâk, bu bağlamda “Allah’a verilmiş olan söz” demektir. Ancak bunun mahiyeti hakkında farklı iki yorum bulunmaktadır. Birinci yoruma göre maksat, “bezm-i elest” diye terimleşmiş olan farklı bir âlemde Allah Teâlâ’nın insanlara kendileri hakkında şuur verip kendi zâtını da rab olarak tanıttıktan sonra onlardan kulluk sözü almış olmasıdır (A‘râf 7:172). İkinci yorum ise şöyledir: Cenâb-ı Allah insanlara akıl nimeti ve düşünme yeteneği bahşetmiş, önlerine imana götüren açık deliller koymuştur. Şu halde peygamberin çağrısı ve bildirdikleriyle (nakil) akıl arasındaki uyumun açıkça görülmesi imanın gerekliliği yargısına ulaştıracak kesin bir kanıt yani mîsak oluşturmaktadır. Râzî, şu gerekçeyle birinci yorumu zayıf bulur: Yüce Allah mîsak almış olmayı, insanların iman etmemeleri için hiçbir mazeret kalmadığını belirtmek üzere zikretmiştir. Halbuki o âlemdeki sözleşme ancak peygamberin bildirmesiyle bilinebilir. Şu halde önce onun sözünün doğruluğunun yani peygamberliğinin kabul edilmiş olması gerekir, dolayısıyla bu gerekçe peygamberi tasdik etmeyi gerektiren bir delil olarak kullanılamaz; ikinci yorumda sözü edilen kanıtlar ise herkes için açıktır (Zemahşerî, IV, 64-65; Râzî, XXIX, 216-217; “bezm-i elest” hakkında bilgi için bk. A‘râf 7:172). Ancak ezelde verilen sözün dünya hayatında insanlarda din duygusu ve mâneviyat ihtiyacı olarak var olduğu ve kendini hissettirdiği de dikkate alınmalıdır. Öte yandan 8. âyette geçen “söz almıştı” fiilinin öznesinin Hz. Peygamber olduğu ve burada Hudeybiye Antlaşması öncesinde Resûlullah’ın 1500 kadar sahâbîden aldığı bağlılık sözüne atıfta bulunulduğu kanaatini taşıyanlar da vardır (Elmalılı, VII, 4734-4735; Ateş, IX, 259; anılan bağlılık sözü hakkında bk. Fetih 48:8-10, 18-19).
8. âyetin sonundaki “inanmaya açıksanız” şeklinde çevirdiğimiz ifade değişik şekillerde açıklanmıştır: a) Şayet iman edecekseniz şu an buna en uygun zamandır; çünkü peygamber size peşpeşe deliller getirmekte ve sizi, doğruluğu sizce de anlaşılmış bulunan bildirim, delil ve mîsaka uymaya çağırmaktadır (Taberî, XXVII, 218). b) Delile dayalı bir çağrıyı kabul etmeye açıksanız, “Kanıt gösterilsin inanalım” diyorsanız, aklî ve naklî deliller öylesine açık ve örtüşmüş durumda ki artık bunlardan daha güçlü kanıt olmaz (Zemahşerî, IV, 64; Râzî, XXIX, 217). c) Burada cümlenin bir ögesi gizlenmiştir ve imanın sonucuna dikkat çekilmek istenmektedir. Asıl mâna şudur: “Şayet iman ederseniz, yani başladığınız gibi devam eder, bu imanınızı sürdürürseniz değerinizi korursunuz ve en yüce mertebeleri hak edersiniz” (İbn Atıyye, V, 258. 9. âyette geçen zulumât ve nûr kelimeleri ve “karanlıklardan aydınlığa çıkarma” ifadesiyle ilgili yorumlar için bk. Bakara 2:257; Mâide 5:15-16; En‘âm 6:1).
Mehmet Okuyan
Elçi sizi Rabbinize inanıp güvenmeye çağırdığı hâlde niçin Allah’a inanıp güvenmiyorsunuz? İnanıyorsanız o, sizden kesin bir söz de almıştı.
Sahâbîler Hz. Muhammed’e itaat etme, zorluk ve kolaylık durumunda nafaka verme, iyiliği emredip kötülükten sakındırma ve kınayanın kınamasından korkmayarak Yüce Allah ile ilgili söz söyleme konusunda bîat etmişlerdi. Bir önceki cümleye bakıldığında Hz. Muhammed’in muhataplarını Yüce Allah’a inanıp güvenmeleri konusunda davet etmekte olduğundan söz edildiği için, burada kendilerinden söz alan kişinin de Hz. Muhammed olması gerekmektedir.
Bayraktar Bayraklı
Size ne oluyor ki Allah'a inanmıyorsunuz? Oysa Peygamber sizi Rabbinize inanmaya çağırıyor. Allah da önceden sizden söz almıştı. İnanacaksanız şimdi inanınız!
Eğer gerçekten Mü'minseniz, size ne oluyor da Resûl sizi Rabb'inize güvenmeye¹ çağırdığı halde, Allah'a güvenmiyorsunuz? Oysa sizden kesin söz almıştı.²
1- Allah'a güvenmeye, O'na inanıp dayanmaya. 2- Ayette geçen “misak” sözcüğü ile nebimizin Akabe biat'ında Medinelilerden, kendisini koruyacaklarına dair aldığı söz veya hicretten sonra Ehl-i Kitap'la yaptığı antlaşma kastedilmiş olmalıdır.
Ahmet Akgül
Size ne oluyor ki, Elçi sizi Rabbinize iman etmeye çağırıp-dururken (hâlâ) Allah'a iman (ve itaat) etmiyorsunuz? Oysa O, (Allah, ruhlar âleminde iken) sizden kesin bir söz almıştı. Eğer mü'min iseniz (inanıp sözünüzü gerçekleştirin).
Ve ne oluyor size de, Allah'a inanmıyorsunuz? Ve peygamber, Rabbinize inanın diye sizi çağırmakta. Halbuki Allah iman etmeniz için, sizden kesin söz de almıştı, eğer inanacaksanız hemen inanın.
Aklınızı, hafızanızı mı kaybettiniz, nerde kaldı, sözünüz, taahhüdünüz? Rasulullah sizi, Rabbinize iman etmeniz için davet ettiği halde Allah'a iman etmiyorsunuz? Oysa Allah, kulluk sözleşmesinde, kutsal kitaplarınızda sizden, kesinkes iman edeceğinize, kulluk ve sorumluluklarınızı yerine getireceğinize dair söz almıştı. Kulluk sözleşmesindeki iman taahhüdünüzün bilincinde iseniz eğer niçin Muhammed'in İslâm'a davetine koşmuyorsunuz?
Size ne oluyor ki, Peygamber sizi Rabbinize iman etmeniz için çağırırken Allah'a iman etmiyorsunuz? Oysa (Allah) sizden kesin söz almıştı. Eğer iman edecekseniz.
Size ne oluyor ki, elçi sizi Rabbinize iman etmeye çağırıp-dururken Allah'a iman etmiyorsunuz? Oysa O, sizden kesin bir söz almıştı. Eğer mü'min iseniz (inanıp sözünüzü gerçekleştirin).
Peygamber, sizi, Rabbinize iman edesiniz diye davet edib dururken, size ne oluyor ki, Allah'a iman etmiyorsunuz? Halbuki (bundan önce iman etmeyi gerektiren deliller ortaya koymak suretiyle) Peygamber, sizden kesin söz de almıştı. (Veya Allah, ezelde hepinizden, Allah'ın varlığını tasdikinize dair söz almıştı). Eğer sözünüzde sadık kimselerseniz, (hemen iman etmeniz gerekir)...
Allah’ın elçisi sizi, sahibiniz ve yaratanınız olan Allah’a iman etmeye (onu iyice tanımaya) çağırdığı zaman ve eğer imanlı iseniz, Allah sizden (“her gelen peygambere inanacaksınız” diye) söz aldığı halde, neden Allah’a (elçisine) inanmıyorsunuz.
Size ne oluyor ki, Rabbinize iman etmeniz için Peygamber, sizi davet ettiği halde Allah'a iman etmiyorsunuz? Hâlbuki O, sizden kesin söz almıştı. Eğer cidden mü'min olmak istiyorsanız (sözünüze durun ve bu davete olumlu cevap verin)!
Allah’ın aldığı kesin söz, ruhlar âleminde varlıklardan alınan sözdür. «Söz»den, iyi kullanıldığında insanı imana götüren aklın kasdedildiği de söylenmiştir.
Edip Yüksel
Rabbinize inanmanız için elçi sizi çağırdığı halde size ne oluyor ki hâlâ ALLAH'a inanmıyorsunuz? Hem O, sizden söz almıştı, eğer inanıyor iseniz.
Hem neye iyman etmiyesiniz Allaha ki Peygamber sizi Rabbınıza iyman edesiniz diye da'vet edip duruyor, hal bu ise mîsakınızı da aldı? Gerçek mü'min olacaksınız?
Peygamber, Rabbinize îman etmeniz için sizi da'vet edib dururken, size ne oluyor ki Allaha îman etmiyorsunuz? Halbuki O, sizden kat'î te'mînat da almışdı. Eğer Ona îman edeceklerseniz (hemen buna koşun).
Peygamber sizi Rabbinize îmân etmeniz için da'vet ettiği hâlde, size ne oluyor ki Allah'a îmân etmiyorsunuz? Hâlbuki (Allah, ruhlar âleminde sizden) sağlam sözünüzü almıştı; eğer (gerçek) mü'minler oldu iseniz (ahdinize uyun ve samîmâne îmân edin)!
Elçi sizi Rabbinize kul olmaya çağırdığı halde, size ne oluyor ki Allah’a ve elçisine inanmıyorsunuz? Eğer inanmışsanız, Allah sizden sağlam bir söz almıştı.
Size ne oluyor ki Allah/a iman etmiyorsunuz? Halbuki peygamber sizi Rabbinize iman getirmeye dâvet ediyor. Allah bu hususta sizden misak almıştı. İman edecekseniz [³] imana koşun.
Peygamber sizi Rabb’inize iman etmeye çağırıp dururken, niçin Allah’a inanmayasınız ki? Üstelik o, Allah’a ve Peygambere sonuna kadar itaat edeceğinize dâir sizden kesin bir söz de almıştı. Söyleyin, eğer O’na gerçekten inanıyorsanız, O’nun hükmüne boyun eğmeniz gerekmez mi?
(Ey İnsanlar!) Size ne oluyor ki, Peygamber sizi Rabbinize inanmağa çağırdığı ve (bu konuda) sizden sağlam söz almış olduğu halde,1 eğer inananlardan iseniz niçin Allah’a îman etmiyorsunuz?
1 (أَخَذَ) fiilinin öznesi, Allah da Peygamber de olabilir. Eğer özne Allah olursa, alınan söz (قَالُوا بَلَى) sözü, yok eğer özne Peygamber olursa, alınan söz, ona olan biat olur.
Muhammed Esed
Elçi, sizi Rabbiniz [olan Allah]a inanmaya çağırdığı ve O sizden bir taahhüt almış bulunduğu 6 halde neden Allah'a inanmazsınız? [Herhangi bir şeye] inanabildiğiniz halde 7 [O'na neden inanmıyorsunuz]?
Hem ne oluyor da elçi sizi Rabbinize inanıp güvenmeniz için çağırıp durduğu halde Allah’a inanıp güvenmiyorsunuz? Oysa Rabbiniz daha önce sizden misak/kesin söz almıştı, artık sözünüzde durun ve mümin olun. 3/132, 7/172-173, 65/11
Neden siz Allah’a inanıp güvenmeyesiniz; üstelik Rasul sizi Rabbinize inanıp güvenmeye çağırdığı, O da sizden söz almış olduğu halde? Tabii ki inanan ve güvenen kimselerseniz?
Ve sizin için ne var ki, Allah'a imân etmeyesiniz? Halbuki, Peygamber Rabbinize imân etmeniz için dâvet ediyor ve muhakkak ki, (Allah Teâlâ) sizden misak da almıştır, eğer mü'minler oldunuz iseniz?
Size ne oluyor ki, Resulullah da sizi Rabbinize iman etmeye çağırdığı halde, Allah'a inanmıyorsunuz. Oysa Allah sizden bu hususta kesin söz almıştı, eğer imana gelecekseniz bu yeter. [5, 7]
Sizin neyiniz var ki Allah’a ve elçisine güvenmiyorsunuz? Oysa o, sizden kesin söz[1] almış olan Rabbinize[2] güvenmeye çağırıyor. Söz verirken güvendiyseniz şimdi de güvenin.
Peygamber sizi Rabbinize iman etmek için çağırıp dururken size ne oluyor ki Allah'a inanmayacakmışsınız? Üstelik O sizden ahit de almıştı.(6) İman edecekseniz ne duruyorsunuz?