Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5127, sondan 1110. ayet; 59. sure ve Haşr Suresinin 1. ayetidir. Haşr Suresi 1. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 42 ve toplam ebced değeri ise 2224 olarak hesaplanmıştır. Haşr Suresinin toplam ebced değeri 129416 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu ayetle aynı/benzer 1 ayet daha bulunmaktadır. Bunlar; 61:1 ayetleridir.
Arapça Metin
سبح لله ما في السموات وما في الارض وهو العزيز الحكيم
Tesbih terimi kısaca, bir yandan “şuurlu varlıkların iradî olarak Allah Teâlâ’nın her türlü noksanlıktan uzak olduğunu söz ve davranışlarla ortaya koymaları” diğer yandan da “evrendeki bütün varlıkların ilâhî yasalara zorunlu olarak boyun eğip O’nun hükümranlığını itiraf etmeleri” anlamına gelir (ayrıca bk. İsrâ 17:44).
Mehmet Okuyan
Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah’ı [tesbih] eder (yüceltir). O güçlüdür, doğru hüküm verendir.
1- Allah'ı kendisine yakışmayan niteliklerden uzak tutmak, her türlü noksanlıktan arındırmak.
Ahmet Akgül
Göklerde ve yerkürede olanların tümü Allah'ı tesbih etmektedir (yaratılış gayesini ve görevini yerine getirmektedir) ; O, Üstün ve Güçlü olan (Azîz’dir), Hüküm ve Hikmet sahibidir.
[Not: O (Allah)Azîz’dir (asla yenilmeyen ve baş edilmeyen güç ve şeref sahibidir), Hakîm’dir(her şeye hükmetmektedir ve her işini hikmetle=üstün bilgelikle yürütmektedir.)]
Abdulbaki Gölpınarlı
Tenzih eder Allah'ı ne varsa göklerde ve ne varsa yeryüzünde ve odur üstün, hüküm ve hikmet sahibi.
Yahudi olan Benî Nadir kabilesinin akıbetinden ders alınmasını hedefleyen sûre; savaş kaideleri ortaya koyar. Savaşmaksızın elde edilen toprakların idaresi ve ganimetler hakkında kaideler konup münafık-ların bu savaşta ortaya koydukları tavır sergilenir.. Ensar ve muhacirin fedakarlıklarından da bahseder ve sûre şeytanın kalleşliğini ortaya koyup Allah’ın güzel isimlerini ve yüce sıfatlarını anlatarak sona erer.
Ahmet Tekin
Göklerdeki varlıkların ve imkânların, yerdeki varlıkların ve imkânların tamamı, Allah'ın koyduğu düzen içinde görevlerini yaparak, Allah'ı tesbih ve zikrederler. O kudretli, hikmet sahibi ve hükümrandır.
1.Haşr suresinde genelde yahudilerden Beni Nadir oğullarının Medine`den sürgün edilmeleri olayından söz edilmektedir. Resulullah (a.s.) hicret ettikten sonra yahudi kabileleriyle ayrı ayrı antlaşma yaptı. Bu arada Nadir oğulları ile de lehinde veya aleyhinde herhangi bir faaliyette bulunmamaları üzere antlaşma yaptı. Ancak Uhud savaşında Mekkelilerin üstün çıkmaları üzerine Nadir oğulları antlaşmalarını bozdular. Liderleri Ka`b bin Eşref Mekke`ye giderek Müslümanlara karşı Ebu Süfyan`la anlaşma yaptı. Bunun üzerine Ka`b`ın süt kardeşi Muhammed bin Mesleme (r.a.) Resulullah (a.s.)`ın emriyle Ka`b`ı bir gece evinde öldürdü. Ardından Müslümanlar Beni Nadir kabilesinin etrafını kuşatarak yurtlarından çıkmalarını istediler. Beni Nadir kabilesi Ka`b için yas tuttuklarını ileri sürerek kendilerine on gün süre tanınmasını istediler. Bu istekleri kabul edildi. Ama onlar bu süre içinde savaş hazırlığı yaptılar. Münâfıkların başı Abdullah bin Ubey de onlara haber göndererek yurtlarından çıkmamalarını, direnmelerini, bu durumda kendisinin de yardımcı olacağını, yurtlarından çıkarılmaları halinde kendileriyle beraber çıkacağını haber verdi.Benu Nadir yahudileri bir ara Resulullah (a.s.)`a suikast teşebbüsünde bulundular. Bu olay da şöyle oldu: Bir fidye olayıyla ilgili olarak Resulullah (a.s.) Benu Nadir`in yanına gitti. Yahudilerden bir grup Resulullah (a.s.)`ı lafa tutarken bir adamlarını, onun oturduğu duvarın üstüne çıkararak oradan üzerine bir taş düşürmekle görevlendirdiler. Ancak duvarın üstüne çıkacak adam harekete geçmeden Cebrail (a.s.) durumu Resulullah (a.s.)`a haber verdi ve Resulullah (a.s.) hızla oradan ayrılarak Medine`ye geldi.Bu olaydan sonra Resulullah (a.s.) yahudilere kesin ültimatom vererek on gün içinde yerlerinden çıkmalarını istedi. Yahudiler Abdullah bin Ubey`in iki bin kişiyle kendilerine yardım edeceği vaadine güvenerek yerlerinden çıkmayacaklarını haber verdiler. Bunun üzerine Müslümanlar yeniden Benu Nadir`i kuşatma altına aldılar. Yahudiler bir süre direndiler. Ama Hz. Ömer (r.a.) yahudilerin mallarına çok düşkün olduklarını düşünerek hurmalarının kesilmesi halinde kalelerinden aşağı inmeyi kabul edeceklerini söyledi. Hz. Ömer (r.a.)`in bu teklifi üzerine yahudilerin hurmaları kesilmeye başlandı. Yahudiler de kalelerinden indiler. Sonunda eşyalarından develerine yükleyebildiklerini yanlarına alarak göçe razı oldular ve genelde güneydeki diğer yahudilerin yanlarına gittiler.Buhari`nin rivayetine göre Abdullah bin Abbas (r.a.) şöyle söylemiştir: "Enfal suresi Bedir hakkında Haşr suresi de Benu Nadir hakkında inmiştir."
Ali Bulaç
Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
Göklerdeki ve yerdeki her şey, Allah’ın kusurlardan münezzehiyetini ve mukaddesliğini ilan ediyor. Allah çok güçlüdür, üstündür ve her şeyi yerli yerinde yapandır. (O; kusurlu, haksız hiçbir şey yapmaz.)
Göklerde ve yerde olan her şey Allah'ı tesbih eder (O'nun istediği şekilde vazifelerini icra ederek hayatlarına devam ederler). O, dilediğini yapma kudretine sahiptir, her işinde ve her hükmünde bir hikmet vardır.
(2)“Bir adam:سَبَّحَ لِلّٰهِ ماَفِي السَّمَوَاتِ وَلْأَرْضِ [Göklerde ve yerde ne varsa, Allah’ı tesbîh etmektedir] (meâlindeki) âyetini okudu. Dedi ki: ‘Bu âyetin hârika telakkī edilen (kabûl edilen) belâğatını(ifâdesinin hârkulâde güzelliğini) göremiyorum.’ Ona denildi: ‘Sen dahi bu seyyah (yolcu) gibi o zamâna git, orada dinle!’ O da kendini Kur’ân’dan evvel orada tahayyül etti (hayâl etti) gördü ki: Mevcûdât-ı âlem (âlemdeki varlıklar) perîşan, karanlıklı, câmid (donuk), şuûrsuz, vazîfesiz olarak hâlî (boş), hadsiz, hududsuz bir fezâda; kararsız, fânî bir dünyada bulunuyorlar. Birden Kur’ân’ın lisânından bu âyeti dinlerken gördü. (...) Bu kâinât bir câmi‘-i kebîr (büyük bir câmi‘) hükmünde, başta semâvât ve arz (gökler ve yer) olarak umum mahlûkātı hayatdârâne (canlı olarak) zikir ve tesbihte ve vazîfe başında cûş u hurûşla (coşkuyla) mes‘ûdâne(mutlu) ve memnûnâne bir vaziyette bulunduruyor, diye müşâhede etti (gördü) ve bu âyetin derece-i belâğâtını zevk ederek, sâir âyetleri buna kıyasla Kur’ân’ın zemzeme-i belâgatı (belâgatındaki tatlılığı) arzın nısfını (yarısını) ve nev‘-i beşerin humsunu (beşte birisini) istîlâ ederek, haşmet-i saltanatı (saltanatının büyüklüğü) kemâl-i ihtiramla (tam bir hürmetle) on dört asır bilâ-fâsıla (aralıksız) idâme ettiğinin (devâm ettirdiğinin) binlerle hikmetlerinden bir hikmetini anladı.” (Şuâ‘lar, 7. Şuâ‘, 125-126)
İlyas Yorulmaz
Göklerde ve yerde olanlar Allah’ı yücelterek, bütün noksan sıfatlarından tenzih ederler. O çok güçlü ve her şeyin hükmünü verendir.
(Medine’de nazil olmuştur ve 24 ayettir. 2–7. ayetlerinde Yahudi kabilelerinden Nadir oğullarının sürülmeleri hakkında bilgi verdiği için bu adı almıştır.)
Mahmut Kısa
Göklerde ve yerde bulunan bütün varlıklar, dâimâ Allah’ın sınırsız kudret ve azametini övgüyle anarak yüceltmektedir. Şu muhteşem kâinat nizamı içerisinde yer alan her şey, kendisini yaratan Allah’ın her türlü kusur ve noksanlıktan uzak olduğunu haykırmakta, O’nun sonsuz ilim, kudret, merhamet, hikmet, iyilik, güzellik ve adâletini gözler önüne sermektedir. Eğer çevrenizdeki varlıklara ibret nazarıyla bakacak olursanız, her zerresinin Allah’ı zikrettiğini duyacak, göreceksiniz. Gerçekten O, sonsuz kudret ve hikmet sahibidir. Asla yersiz ve gereksiz hüküm vermeyen ve hükmüne karşı konulamayan Yüce Yaratıcıdır. İşte kudret ve hikmetinin bir örneği olarak:
Medîne’de, hicretin dördüncü yılında indirilmiştir. Yahudi kabîlelerinden Nadir Oğullarının sürgün edilme olayını ele alan sûre, adını ikinci ayetinde geçen ve “savaş için toplanma” veya “sürgün” anlamına gelen “haşr” kelimesinden almıştır. 24 ayettir.
Mahmut Özdemir
Yer’dekiler ve Gökler’dekiler Allah’ı tesbih etti.
Hakîm Azîz de O’dur.
1 Tesbih: Allah’ı tenzih etmek, zatına olan imanı dil ile ikrar ve amel yönüyle lâyık olmayan her türlü şaibeden uzak tutmak anlamına gelir. Kelimenin aslı; suda çok iyi yüzerek uzaklara gitmek demektir. (Bk. Hadid:1, Saf:1)
Muhammed Esed
GÖKLERDE ve yerde olan her şey Allah'ın sınırsız şanını yüceltir: çünkü yalnız O'dur izzet ve hikmet sahibi.
Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ın koyduğu yasaya göre hareket etti. Zira O’dur her işinde mükemmel olan ve her hükmünde doğru karar veren. 7/54, 22/18
Göklerde olan her şey ve yerde olan her şey Allah için hareket etti de, (bu sonuç öyle alındı):[5004] zira O’dur her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden.[5005]
[5004] Zımnen: “şu halde bu başarıyı Allah’a borçlusunuz”. Sebbahanın geçmiş zaman kipiyle gelişi, elde edilen parlak sonucun sebeplerinin geçmişte aranmasına işaret eder (Bkz: 87:1, not 2). Her şeyin O’nu tesbih ettiğini söyleyen İsrâ 44. âyetin sonu, tesbîh’i sadece “işitilen” bir şey olarak anlamamak gerektiğini telkin eder. Tesbîh, kelimenin tersinin mânanın tersini ifade ettiği kelimeler grubuna girer (sebeha-habese, ketebe-beteke, derre-redde, şerefe-fereşe, nehera-rahene, cebbe-becce, sereha-harese, ‘aşeka-kaşe‘a gibi). Sebeha, “tek başına kaldı, uzağa gitti, ayrılıp uzaklaştı” karşılığıyla, “zihnî soyutlamayı” da kapsar. Soyutlama, zihnin yüceltmesi ve bu sayede yücelmesidir. Akıl soyut düşünceyle yücelir. İlk muhataplar soyut düşünemiyorlar, bu da onları “uzak ilâh” inancına sürüklüyor ve “uzak” olana yaklaşmak için aracılar koyuyorlardı. Onları şirke götüren sebep de buydu. Tesbîhte bilinç şart değilken, zikrde bilinç şarttır. Bu girişin hatırlattığı şudur: Allah’ın tasarruf ve takdiri, insanların davranışlarına göre tezahür eder. Dişli ve güçlü bir düşmanı bir tek kayıp vermeden def eden mü’minlere zımnen şöyle deniliyor: Siz de, onlar da bu sonucu asla hesap etmiyordunuz.
[5005] Âyetin Azîz ve Hakîm esmasıyla bitmesi şuna işaret eder: Olan biten açıktır; en sonunda tek mükemmel olan Allah galip gelmiştir; zira O’dur Azîz olan. Şimdi anlaşılmış olsa da, başından beri yaşananlar hikmetsiz değildi; zira O’dur Hakîm olan.
Ömer Nasuhi Bilmen
Göklerde ne varsa ve yerde ne varsa Allah için tesbihde bulunmaktadır. Ve o, bihakkın galiptır, sahib-i hikmettir.
Göklerde ve yerde bulunan herşey Allah'ı tesbih etmiş(O'nun şanının eksikliklerden uzak, zatının yüce olduğunu anmışlar)dır. O, üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.