Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 815, sondan 5422. ayet; 6. sure ve En'am Suresinin 26. ayetidir. En'am Suresi 26. ayetinin kelime sayisi 11, harf sayısı 47 ve toplam ebced değeri ise 1673 olarak hesaplanmıştır. En'am Suresinin toplam ebced değeri 933851 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
وهم ينهون عنه وينـون عنه وان يهلكون الا انفسهم وما يشعرون
Bu âyetler İslâm’a karşı ilk düşmanlık ve engelleme hareketini başlatan müşriklerin tutumlarını ve bu tutumlarının doğuracağı sonuçları anlatmaktadır. Buna göre müşriklerin bazıları Kur’an’ı dinliyorlardı; ancak Kur’an’ın neler bildirdiğini, bunların doğru olup olmadığını merak ettikleri, samimiyetle öğrenmek, anlamak ve eğer doğru bulurlarsa onu tasdik etmek niyetiyle değil; itiraz etmek, karşı çıkmak, alay ve hakaret etmek için bahaneler bulmak amacıyla dinliyorlardı. Gurur, kibir, bencillik, ihtiras gibi kötü huylarla, sihir, hurafe, şirk gibi bâtıl inançlarla ruhları kirlenmiş; fıtrî tabiatları bozulmuştu. Bu şekilde ruhları kararmış insanların, zihin disiplinlerini, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırma yeteneklerini de kaybetmeleri ilâhî bir kanundur. Bu sebepledir ki 25. âyette onlardan bir kısmının Resûlullah’ı dinlediği, fakat kalpleri üzerinde Kur’an’ı anlamalarını engelleyen örtüler, kulaklarında da sağırlık meydana getirildiği için ondan istifade edemedikleri ifade buyurulmuştur. Ehl-i sünnet âlimleri bu vb. âyetlerden hareketle prensip olarak Allah’ın, dilediği kimselerin iman etmelerini engelleyeceğini savunmuşlar; Mu‘tezile ulemâsı ise bu görüşe karşı çıkarak söz konusu âyetleri kendi adalet ve hürriyet anlayışları istikametinde te’vil etmişlerdir. Bu teorik tartışmalar bir yana, yaratılış itibariyle insan fıtratı, gerçeği kabule elverişli olmakla birlikte, bazı iç ve dış etkenler insanın psikolojisini, akıl ve düşünme melekelerini etkilemektedir. Müşrikler de gerek atalarından ve çevrelerinden aldıkları telkinler, gerekse çeşitli olumsuz duygu ve davranışlarının tesiriyle inanmaya yatkın olmaktan çıktıkları için kalpleri perdelenmiş, kulakları ağırlaşmış, yani gerçek karşısında duyarsız kalmışlardır. Şu halde onların inkârları, ilâhî kanun uyarınca kalplerinin perdelenmesi kendi tutum ve davranışlarının, bencil duygularının, ön yargılarının, taassup ve inatlarının bir sonucudur; bundan dolayı da yanlış inançlarından ve kötü fiillerinden sorumludurlar. 25. âyette geçen esâtîr kelimesinin tekili olan ustûre, büyük ihtimalle “hikâye, kıssa, tarih” anlamına gelen Grekçe historia kelimesinden Arapçalaştırılmış olup Arapça’da daha çok eğlence ve şenliklerde hoşça vakit geçirmek için anlatılan, eski dönemlere ait abartılı veya asılsız hikâyeler, masallar için kullanılır. Müşrikler Kur’ân-ı Kerîm’in inanılırlığına gölge düşürmek için sık sık onun eskilerin masalları olduğunu ileri sürerlerdi. Vâhidî’nin İbn Abbas’tan naklettiği bir rivayete göre (Esbâbü’nnüzûl, s. 160) Ebû Süfyân, Ebû Cehil, Utbe b. Rebî‘ ve kardeşi Şeybe, Velîd b. Mugîre, Nadr b. Hâris gibi müşriklerin önde gelenlerinden bazıları birlikte Hz. Peygamber’in yanına giderek bir müddet Kur’an’ı dinledikten sonra, Kureyşliler’e Acem kıssaları anlatmakla tanınan Nadr b. Hâris’e Resûlullah hakkındaki fikrini sormuşlar; o da “Söylediklerinden bir şey anlamıyorum; sadece dudaklarını hareket ettirdiğini görüyorum. Söylediği sözler, tıpkı benim size geçmiş devirlerle ilgili olarak anlattıklarım gibi eskilerin masallarından başka bir şey değildir” demiştir. Müşrikler bu tür sözleriyle hem başkalarını Kur’an’dan uzaklaştırırlar hem de bizzat kendileri ondan uzak dururlar ve bu suretle ebedî geleceklerini mahvederlerdi; üstelik bunun farkında da değillerdi. Allah Teâlâ, inkârcıların Hz. Peygamber ve Kur’an karşısındaki bu tavırlarından dolayı âhirette duyacakları pişmanlıklarını aşağıda bildirmektedir.
Mehmet Okuyan
Onlar hem insanları ondan engellemeye çalışır hem de kendileri ondan uzaklaşırlar. (Oysa) onlar, farkında olmadan ancak kendilerini helak ederler.
(Dahası) Onlar, hem (insanları) Ondan (Kur’an’dan) alıkoymaktadırlar, hem de kendileri kaçmaktadırlar. Onlar, yalnızca kendi nefislerinden başkasını helake ve felakete uğratmazlar, ama onlar bunun şuuruna varamamaktadırlar.
Onlar hem insanları peygambere yaklaşmaktan vazgeçirmeye çalışırlar, hem de kendileri ondan uzaklaşırlar. Ama bu şekilde, yalnız kendilerini mahvederler de, üstelik bunun da farkında olmazlar.
Onlar, akıllarını kullanarak insanları, Kur'ân'a, Allah'ın Rasulüne kulak vermekten, iman etmekten, onların sözcülüğünü, savunuculuğunu yapmaktan men ederler. Kendileri de ondan uzak dururlar. Böylece, yalnız kendilerini ve birbirlerini mahvediyorlar ama farkında değiller.
Onlar hem başkalarını ondan [2] alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzak dururlar. Böylece yalnız kendilerini helak ediyorlar ama bunun farkında değiller.
26.Hakim`in ve daha başkalarının Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiklerine göre bu ayeti kerime Resulullah (a.s.)`ın amcası Ebu Talib hakkında inmiştir. O, müşriklerin eziyetlerine karşı Resulullah (a.s.)`ı koruyordu ama onun getirdiklerini kabul etmekten de kaçınıyordu.İbnu Ebi Hatim`in Sa`id bin Hilal`den rivayet ettiğine göre de bu ayeti kerime Resulullah (a.s.)`ın on amcası hakkında inmiştir. Görünüşte onun yanında insanların en güçlüleriydiler ama gizlide ona karşı insanların en ileri gidenleriydiler.2.Yani Peygamber (s.a.s.)`den veya Kur`an-ı Kerim`den.
Ali Bulaç
Onlar, hem ondan alıkoyarlar, hem kendileri kaçarlar. Onlar, yalnızca kendi nefislerinden başkasını yıkıma uğratmazlar ama şuurunda değildirler.
Onlar, hem (insanları) Peygamberden vaz geçirmeğe çalışırlar, hem de kendileri ondan uzaklaşırlar. Böylece ancak nefislerini helâk ederler de farkına varmazlar.
Onlar (hem insanları) Kur'an'dan alıkoyarlar ve hem de kendileri ondan uzak dururlar. Böylece yalnız kendilerini mahvederler ve (üstelik) bunun da farkında olmazlar.
Bu iki ayet, müşriklerin İslam’a karşı tutumlarını ve bu tutumlarının doğuracağı sonuçları ele almaktadır. Müşriklerin bir kısmı Kur’an’ı dinliyordu ancak dinlediklerinin doğru olup olmadığını merak ettikleri ve doğru bulurlarsa tasdik edecekleri için değil; itiraz etmek, karşı çıkmak ve alaya almak için dinliyorlardı. Sebep-sonuç ilişkisini bir yasa olarak koyan Allah olduğu için, “sapmayı dileyeni sapıklık içinde bırakan” yani kendileri sapıklıkta kalmayı istediği için kalplerine hakka karşı perde çeken ve kulaklarına ağırlık koyan Allah’tır. Fakat bu eyleme sebep olan insan olduğu için sorumluluk da ona aittir. Bkz. Bakara 2:7 ve İbrahim 14:4.
Diyanet İşleri (Eski)
Onlar Kuran'dan alıkorlar ve ondan uzaklaşırlar. Böylece yalnız kendilerini mahvederler de farkına varamazlar.
Onlar, hem insanları Peygamber'e yaklaşmaktan vazgeçirmeye çalışırlar, hem de kendileri ondan uzaklaşırlar. Oysa onlar farkında olmadan ancak kendilerini helak ederler.
Onlar, insanları Kur'ân'a iman etmekten menederler, hem de kendileri ondan uzak dururlar. Böylece yalnız kendilerini mahvediyorlar ama farkında değiller.
o birleri ise hem ona yaklaşmaktan nehyederler, hemde kendileri ondan uzaklaşırlar ve bu suretle mücerred nefislerini helâk ederler de farkına varmazlar
Onlar, hem (insanları) bundan (peygambere yaklaşmakdan) vaz geçirmiye çalışırlar, hem kendileri ondan uzaklaşırlar. Onlar bilmeyerek kendilerinden başkasını helake sürüklemiş olmuyorlar.
Onlar hem (insanları) ondan (Kur'ân'dan) men' ederler, hem de (kendileri) ondan uzaklaşırlar. Böylece ancak kendilerini helâk ederler, fakat farkına varmazlar.
Onlar Kur’an’ı dinlemeyi yasaklarlar ve kendileri de ondan uzak dururlar. Bu şekilde davranmakla, ancak kendi nefislerini helak ediyorlar, ama bunun farkında değiller.
İsmail Hakkı İzmirli En'am Suresi 26. Ayet Açıklaması
[4] Veya peygambere imandan alıkorlar.
Kadri Çelik
Onlar, hem ondan (peygamberden) alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzaklaşırlar. Onlar, yalnızca kendi nefislerinden başkasını helak etmezler; ama farkında değillerdir.
Kendileri Kur’an’dan yüz çevirdikleri yetmiyormuş gibi, başkalarını da ondan vazgeçirmeye çalışırlar. Oysa böyle yapmakla, yalnızca kendilerini felâkete sürüklüyorlar, fakat bunun farkında değiller.
Onlar hem başkalarını Kuran’dan engellerler hem de kendileri bundan mahrum kalırlar. Sonuçta kendilerini helak ederler de farkında olmazlar. 5/49, 22/51, 28/88, 34/5-38
Onlar hem diğerlerini ondan mahrum eder hem de kendileri ondan yan çizerler. Başka değil, yalnızca kendilerini/birbirlerini helâke sürüklerler de bunun farkına dahi varmazlar.
Onlar hem halkı Kur'ân'dan ve Peygamberden uzaklaştırırlar, hem de kendileri ondan geri dururlar. Böylece yalnız kendilerini mahvederler de farkına varmazlar.