Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 842, sondan 5395. ayet; 6. sure ve En'am Suresinin 53. ayetidir. En'am Suresi 53. ayetinin kelime sayisi 15, harf sayısı 71 ve toplam ebced değeri ise 4763 olarak hesaplanmıştır. En'am Suresinin toplam ebced değeri 933851 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
وكذلك فتنا بعضهم ببعض ليقولوا اهؤلاء من الله عليهم من بيننا اليس الله باعلم بالشاكرين
Böylece insanların bazısını bazısı ile denedik ki, “Allah, aramızdan şu adamları mı iman nimetine lâyık gördü?” desinler. Allah, şükreden kullarını daha iyi bilen değil mi?
Yüce Allah, insanların kimine türlü nimetler, kimine de sıkıntılar vermek suretiyle birbirlerine karşı nasıl tutum takınacakları hususunda onları sınamaktadır. İnsanların soy sop, makam ve mal gibi fâni ve aldatıcı durumlara göre değer taşıdıklarını zanneden inkârcıların ileri gelenleri “Aramızda Allah’ın kendilerine lutufta bulunduğu kimseler de bunlar mı?”; yani “Biz büyükler ve soylu önderler varken Allah’ın gerçeğe ulaştırdığı, hidayete kavuşturduğu kimseler bunlar olamaz!” şeklindeki alaylı ifadelerle onları küçümsemişler; sahip oldukları imkânlar kendileri için birer fitne olmuş; küstahça davranışlarıyla Allah’a karşı kötü bir imtihan vermişlerdir.
Mehmet Okuyan
“Aramızdan Allah’ın kendilerine lütfettiği kişiler bunlar mı?” demeleri için onların bir kısmını diğerleri ile işte böyle imtihan ettik. Allah şükredenleri daha iyi bilmez mi?
“Aramızda Allah'ın kendilerine lütuf ve ihsanda bulunduğu kimseler de bunlar mı?” demeleri için onların bir kısmını diğerleriyle işte böyle imtihan ettik. Allah şükredenleri hakkıyla bilen değil midir?
Biz, böylece onların bir kısmını, bir kısmı ile fitnelendirdik¹ ki: “Allah'ın, aramızdan lütfuna² layık gördüğü kimseler bunlar mıdır?” desinler diye. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil midir?
1- Sınava tabi tuttuk; varlık ve statü sınavı. 2- Hidayetine.
Ahmet Akgül
Biz böylece; (bir sürü şöhret, servet ve etiket sahibi dururken, kala kala) “Allah içimizden bunlara mı lütufta bulundu.” (Bu özel hikmet ve hizmetleri böylesi önemsiz kişilere mi layık buyurdu?) demeleri (ve hasetle içlerini dışa dökmeleri) için, onlardan bazısını bazısıyla fitneye uğratıp denemiş olacağız. Halbuki Allah şükredenleri (nimet ve fazileti kimlere vereceğini) daha iyi bilen değil midir? (Ki O’nun tayin ve taksimine itiraz ediyorsunuz.)
Böylece ekonomik yönden güçsüz kimselerin müslüman olup ve Allah'a yakın olmalarıyla, zengin ve kibirli kimselerin İslâm'dan ve Allah'tan uzak olmaları sebebiyle insanlardan kimini, kimiyle deneyip fitneye soktuk ki, sonunda Allah aramızda, bunlara mı nimet ve lütufta bulunmuştur? desinler. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil midir.?
“Aramızdan Allah'ın kendilerine lütuf ve ihsanda bulunduğu kimseler de bunlar mı?" şeklinde konuşturmak için, onların bir kısmını diğerleri ile işte böyle imtihan ettik. Allah şükredenleri daha iyi bilmez mi?
İnsanların bir kısmını, diğer bir kısmı ile imtihan ettik ki, Kureyş'in ileri gelenleri, fakirler hakkında şöyle desinler; “-Allah'ın aramızdan kendilerine iman ihsan ettiği kimseler şunlar mı?” Allah, İslâm (nimeti üzere) şükredenleri daha iyi bilen değil mi?
Biz böylece, birbirleriyle sınamışız onları, «Bunlar mıdır aranızdan, Allahın kayırmış bulundukları?» diyeceklerdir, Allah, daha iyi bilmez mi şükredenleri?
Böylece: “Allah içimizden bunlara mı lütufta bulundu?” demeleri için onlardan bir kısmını diğerleriyle işte böyle denedik. Allah, şükredenleri daha iyi bilmez mi?
Yani kimilerine diğerlerinden daha üstün nimetler vererek, insanları bu bakımdan birbirleriyle sınarız. “Allah, şükredenleri daha iyi bilmez mi?” cümlesi, imtihan için kendilerine verilen nimetleri sadece kendi nefisleri için kullanmayıp ilahi direktifler doğrultusunda diğer insanlarla paylaşmasını bilen, tokluk ve bolluk zamanında hayat standartlarını değiştirmeden erdemli bir duruş ortaya koyan tevazu sahibi insanları işaret eder.
Diyanet İşleri (Eski)
Böylece, "Aramızdan Allah bunlara mı iyilikte bulundu?" demeleri için onları birbiriyle denedik. Allah şükredenleri iyi bilen değil midir?
«Aramızdan Allah'ın kendilerine lütuf ve ihsanda bulunduğu kimseler de bunlar mı!» demeleri için onların bir kısmını diğerleri ile işte böyle imtihan ettik. Allah şükredenleri daha iyi bilmez mi?
Kâfirler, iman şerefine ermiş fakir müminlerin, Peygamberin yanında kendileriyle aynı seviyede tutulmalarını hazmedemediler. Halbuki Allah katında zengin-fakir ayırımı yoktur, üstünlük iman ve takvâya dayanmaktadır. Onlar bu şekilde bir imtihana tâbi tutuldular, inananlar kazandılar, gururuna yediremeyenler ise kaybettiler.
Edip Yüksel
Birbirinizle böylece sınadık ki "ALLAH'ın aramızdan seçip nimetlendirdiği kişiler bunlar mı," desinler. ALLAH güzel karşılık verenleri daha iyi bilmiyor mu!
Biz onlardan kimini kimi ile, "Allah aramızdan bunlara mı lutfunu layık gördü" desinler diye, işte böyle imtihan ettik. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil midir?
Böyle ba'zılarını ba'zısiyle fitneye de düşürmüşüzdür ki şöyle desinler: Â!... Şunlar mı o Allahın aramızdan lûtfuna lâyık gördüğü kimseler? Allah şükreden kullarını daha iyi bilir değil mi?
Biz, onlardan (insanlardan) kimini kimi ile — (sırf) «Allah (buldu buldu da) aramızdan bunlara, bunların üzerine mi lutfünü reva gördü»? desinler diye — işte böyle imtihan etdik. Allah şükredenleri daha iyi bilen değil mi?
Böylece onların bazılarını bazılarıyla (ileri gelenlerini zayıflarıyla) imtihân ettik ki(o müşrikler, îmân eden zayıflar hakkında): “Allah'ın, aramızdan kendilerine lütufta bulunduğu (hidâyete erdirdiği) kimseler bunlar mı?” desinler! Allah, şükredenleri en iyi bilen değil midir?
“Allah’ın aramızda kendisine iyiliklerde bulunduğu kimse bu mu?” demeleri için onların bir kısmını diğer bir kısmıyla imtihan ettik.. Allah kendisine şükredenleri en iyi bilen değil mi?
Böylece insanlardan birini diğeriyle iptilâya düşürdük [¹] ki «Allah içimizden bunlara mı bol nimetini lâyık görmüştür?» diyeler. Allah şükredenleri daha iyi bilir, değil mi?
İşte biz, kimine diğerinden daha üstün nîmetler bahşederek, insanları bu şekilde birbirleriyle imtihân ederiz; bu yüzden dünyevî nîmetlere sahip olan kâfirler, bunlardan yoksun olan müminler hakkında, “Allah, aramızdan bula bula bunları mı lütfuna lâyık gördü?” diye sorarak alay edecekler. Onlara cevap olarak de ki: Fakirliklerinden dolayı sizin küçümsediğiniz, fakat birer ahlâk ve erdemlilik timsali olan bu insanların ilâhî nîmetlere kavuşacağını bizzat Allah söylüyor. Öyle ya, kulları arasında kimlerin kendisine lâyıkıyla şükrettiğini ve kimlerin de nankörlük ettiğini en iyi bilen, Allah değil mi?O hâlde ey dâvetçi, bu müminleri kovma, tam aksine:
İşte böyle, “Allah aramızdan bunlara mı lütufta bulundu / karşılıksız iyilik etti?” demeleri için onları birbiriyle denedik.
Allah, Şükredenler’i çok iyi bilen değil midir?
Biz o (kâfirleri): “Allah’ın aramızdan ihsanına lâyık gördükleri de bunlar mı?” desinler diye, birbirleriyle işte böyle imtihan ettik. Doğrusu şükredenleri en iyi bilen Allah değil midir?
İşte bu şekilde 44 insanları birbirleri aracılığıyla sınarız, ki sonunda, “Acaba Allah bizim yerimize onlara mı lütufta bulundu?” 45 diye sorsunlar. Kimin [kendisine] şükrettiğini en iyi bilen Allah değil mi?
Bu şekilde biz insanları birbirleriyle sınıyoruz ki; “Allah, aramızdan bula bula iyilik yapmak için bunları mı buldu?” desinler. Peki, Allah, şükredenleri en iyi bilen değil midir? 6/105, 21/35, 38/8, 43/31, 47/4, 67/2
İşte bu şekilde insanları birbiriyle sınarız ki, “Acaba Allah aramızdan bir tek bunlara mı ikramda bulundu?”[1053] diye sorsunlar. Kimin şükrettiğini en iyi bilen Allah değil midir?
Mustafa İslamoğlu En'am Suresi 53. Ayet Açıklaması
[1053] Lafzen: ”aramızdan”. Min beyninâ, min dûninâ vurgusuna sahip olduğu için böyle çevrilmiştir (Zemahşerî). Burada inançların aynı selim kaynaktan çıktığı hâlde, nasıl anlayış ve kavrayış farklılıklarıyla bozulduğu dile getirilmektedir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve işte böylece onların bazısını bazısı ile fitneye düşürmüşüzdür ki, «Ya Allah Teâlâ aramızda şunlara mıdır ki, lütfunu reva görmüştür?» deyiversinler. Allah Teâlâ şâkir olanları ziyâdesiyle bilen değil midir?
Biz onlardan kimini kimi ile, neticede “Allah bula bula aramızdan bunları mı lütfuna lâyık gördü? ” desinler diye, işte böyle imtihan ettik. Allah kimin şükrettiğini, kimin lütfuna daha lâyık olduğunu bilmez olur mu? [11, 27; 46, 11; 19, 73]
“Allah aramızdan, şunlara mı lütuf ve ikramda bulundu?” desinler diye onlardan kimilerini kimileriyle deneriz. Görevlerini yerine getirenleri en iyi bilen, Allah değil midir?
Onları birbiriyle böylece imtihana uğrattık; onlar da “Aramızdan bunları mı Allah lütfuna lâyık gördü?” dediler. Şükredenleri en iyi bilen Allah değil mi?(7)
(7) Son iki âyet, Peygamberimizin yanında yoksul Sahâbîler bulunduğu için, onlarla birlikte oturmayı kibirlerine yediremeyen ve Peygamberimizden onları kovmasını isteyen Kureyş ileri gelenlerinin durumunu örnek göstererek, açık bir haksızlığa karşı bütün mü’minlere uyarıda bulunmaktadır. (Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe: 45,46; İbni Mâce, Zühd: 7.)
Yaşar Nuri Öztürk
Biz böylece onların bir kısmını diğer bir kısmıyla imtihana çektik ki, şunu söylesinler: "Allah aramızdan şunlara mı lütufta bulundu?" Allah şükredenleri daha iyi bilmiyor mu?
daħı ancılayın śınaduķ bir nicelerini bir nice-y-ile tā eyideler “şunlar mıdur kim minnet eyledi Tañrı anlara bizüm aramuzda?” degül mi Tañrı bilürirek şükr eyleyicileri?
Anuñ gibi fitne düşürdük biri biri ortasında, ḥattā ki eyideler: Bunlarani‘met mi virdi Tañrı Ta‘ālā bizüm aramuzdan īmān‐ıla? Tañrı Ta‘ālā bilicidegül midür şükr idicileri?