Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1113, sondan 5124. ayet; 7. sure ve A'raf Suresinin 159. ayetidir. A'raf Suresi 159. ayetinin kelime sayisi 8, harf sayısı 32 ve toplam ebced değeri ise 803 olarak hesaplanmıştır. A'raf Suresinin toplam ebced değeri 1054938 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure المص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (2) ل (2) م (4) ص (0) bulunuyor.
Müfessirler, bu âyetin iki farklı anlamı ifade edebileceğini düşünmüşlerdir. Bir ihtimale göre âyetteki “Mûsâ’nın kavminden bir topluluk”tan maksat, Hz. Mûsâ döneminde ve daha sonraki devirlerde Mûsâ dininin tahrif edilmemiş şeklini korumayı ve ona göre yaşamayı başarmış İsrâiloğulları olup âyette onların gerçeği görüp kabul ettikleri ve bu sayede inanç ve yaşayışta aşırılıklardan sakınarak âdil davrandıkları, adaletle hükmettikleri bildirilmektedir. Daha zayıf görülen diğer ihtimale göre âyette Hz. Muhammed döneminde yaşayıp onun tebliğini kabul etmiş olan Abdullah b. Selâm gibi yahudi asıllı kimseler kastedilmiştir (Zemahşerî, II, 98; Râzî, XV, 31-32; İbn Atıyye, VII, 183).
Âyette İsrâiloğlulları’nın bir kesiminden övgüyle söz edilirken bunlar hakkında özellikle hak ve adalet kavramlarının seçilmesi ilgi çekicidir ve bu bakımdan âyet son derece anlamlı bir uyarı içermektedir. Aslında hak ontolojik alana, adalet ise ahlâkî alana ait bir kavramdır. Bununla birlikte Kur’an bakımından bu iki kavram büsbütün birbirinden farklı ve ayrı olmayıp, makrokozmostan mikrokozmosa (evrenden insana) kadar bütün varlıklar ve olaylar âlemindeki ilâhî hikmetin eseri olan kusursuz yapıyı, düzeni ve işleyişi ifade eder. Buna göre en gerçek (hak) bilgi Allah’ın bilgisidir; en mükemmel düzen O’nun bilgi ve hikmetinin eseri olan düzendir; en doğru ve en adaletli iş de yine O’nun bilgi ve hikmetinin tecellisi olan işleridir. Şu halde hak ve adalet ilâhî ilim ve hikmetin nitelikleri ve bunların evrene yansımalarıdır. Sonuç itibariyle bunlar evrensel değerlerdir, dolayısıyla insanın inanç, bilgi, ahlâk ve davranışları için benimsemesi gereken mutlak ölçülerdir. Düşünce, inanç ve ahlâk planında hak ve adalet ölçülerine aykırı davranan birey veya topluluk ilâhî düzenle çelişmiş olacağı için mutlaka bunun bir zararını görür, acısını çeker. Bu durumda hem bireysel hem de toplumsal planda izlenmesi gereken yol, hakkın ışığında belirlenip seçilmeli; inanç ve bilgide gerçek ve doğru olanın ne olduğu araştırılıp bulunarak din ve dünya hayatı buna göre düzenlenmelidir. Kezâ insanın dinî davranışlarından diğer insanlarla ve hatta canlı-cansız tabiatla ilişkilerine kadar her alanla ilgili niyet, söz ve hareketleri hem hakka uygun olmalı, dolayısıyla gerçeğe aykırılığı ifade eden yalan, düzmece, sahte vb. nitelemelerden arınmış olmalı hem de âdil olmalı, her türlü aşırılıklardan, zulüm ve haksızlıklardan arınmış bulunmalıdır. İşte –Kur’an-ı Kerîm’de İsrâiloğulları yer yer yanlış inanç ve davranışları yüzünden eleştirilirken– burada onların bir kesimi bilgileriyle, inançlarıyla, ahlâk ve davranışlarıyla ilâhî yasa gereğince hak ve adalet ölçülerine uydukları için takdirle anılmışlardır.
Mehmet Okuyan
Musa’nın kavminden de gerçeğe rehberlik eden ve onunla adil davranan bir topluluk vardır.
Hz. Muhammed dönemindeki ve sonrasındaki bütün insanlara gönderilmiş peygamberdir. Onun yaşadığı dönemde çevrede bulunan kitap ehli kişilerden Hz. Musa’nın izini takip edenler arasında bir topluluğun hak ve hakikati anladığı ve hayatı düzgün yaşadığı ifade edilmiş olmaktadır.
Bayraktar Bayraklı
Mûsâ toplumunda hak ile doğru yolu bulan ve onun sayesinde âdil davranan bir topluluk vardır.
Musa’nın kavminden, Hakk ile hidayete eren, (insanları) hayra yönlendiren ve onunla (Allah’ın kitabıyla) adalet eden (halkı hidayet ve adaletle yöneten) bir topluluk ve teşkilat da vardı.
Musa'nın toplumunun da hepsi sapık ve günahkar olmayıp, onların arasında da diğer insanlara doğru yolu gösterip gerçeklere ulaştıran ve o dinin ışığı altında, adaletle davranan insanlar da vardı.
Mûsâ'nın kavminden tutkun, teşkilâtlı, yetişmiş, mümtaz yönetici cemaatler ve müesseseler vardı ki, peygamberlerine gelen vahyi, peygamberlerinin tebliğini esas alarak halkı irşad eder, doğru yolu gösterirlerdi. Hakkı gözeterek adâletle, sosyal, siyasî, ekonomik ve idarî düzeni temin ederlerdi.
Musa'nın (görevlendirildiği) toplum içinde öyleleri vardır ki; onlar (insanlara) hakkıyla rehberlik ederler ve o hakikat sayesinde adaletli davranırlar.
Âyette anılan topluluktan maksat ya Hz. Muhammed (s.a.)e iman eden bazı yahudilerdir veya Hz. Musa zamanında halka nasihat ederek onları doğru yola getirmeye çalışanlardır.
Edip Yüksel
Musa'nın halkından bir topluluk var ki gerçeği gösterirler ve onunla adalet ederlerdi.
Evet! Mûsâ'nın kavminden bir topluluk da vardır ki hak dinle insanları doğru yola götürür ve onunla halk içinde adaleti tatbik ederler. [3, 113; 28, 52-54; 2, 121]
Bunların kimler olduğu hakkında farklı rivâyetler vardır. Fakat âyetten açıkça anlaşılan şudur ki bunlar, selefte, Hz. Mûsâ’dan sonra gelen İsrail neslinden olan peygamberler ve onlara uyan âdil hükümdarlar, hak hukuk gözeten rabbanîler, hahamlar ve bunlara tâbi olan bir kısım iyi insanlardı ki, Asr-ı saadette Hatemu’l-enbiya Efendimizi (a.s.) tasdik edenler de bunların halefleri olmuştur. Demek ki Hz. Mûsâ’nın kavminin hepsi, yukarıda kötü halleri bildirilenler gibi haksız ve zalim değildirler, onlar farklı topluluklara ayrılmışlardır.
Süleyman Ateş
Musa kavmi içinde doğrulukla hakka götüren ve hak ile adalet yapan bir topluluk da vardır.
Süleymaniye Vakfı A'raf Suresi 159. Ayet Açıklaması
[*] Ümmet: Toplum. Bir lideri olan ve marufa uygun değerler ile o lider etrafında toplanma bilincini irade eden topluluk. "Kavim" ve "ümmet" kelimelerinin aynı cümle içerisinde kullanıldığı bu ayetten anlaşılacağı üzere marufa uygun değerler etrafında, en az bir liderden oluşan ve onun etrafında kendi iradeleri ile bir araya gelip hareket edenler, ümmettir. Bu kavimin(topluluğun) bir arada olma bilinciyle hareket eden kısmı artık topluluk olma durumundan toplum olma durumuna geçerler. Bu nedenle Türkçe Meal çalışmasının tamamında 'ümmet' geçen ayetlere 'TOPLUM', 'kavim' geçen ayetlere 'TOPLULUK' veya 'HALK' manası tercih edilmiştir. Bu manalar, aşağıdaki Türk Dil Kurumu Sözlük manalarına en uygun olanlarıdır. Toplum:Bir arada yaşayan ve temel çıkarlarını sağlamak için iş birliği yapan insanların tümü Topluluk: Nitelikleri bakımından bir bütün oluşturan kimselerin hepsi, aynı yerde bulunan insan kalabalığı, aynı türden canlıların bir araya gelmesiyle oluşan küme
Şaban Piriş
Musa'nın kavminden hakkı gösteren ve onunla adaleti gözeten bir topluluk vardı.