Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 976, sondan 5261. ayet; 7. sure ve A'raf Suresinin 22. ayetidir. A'raf Suresi 22. ayetinin kelime sayisi 28, harf sayısı 130 ve toplam ebced değeri ise 8389 olarak hesaplanmıştır. A'raf Suresinin toplam ebced değeri 1054938 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure المص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (26) ل (13) م (14) ص (1) bulunuyor.
Arapça Metin
فدليهما بغرور فلما ذاقا الشجرة بدت لهما سواتهما وطفقا يخصفان عليهما من ورق الجنة وناديهما ربهما الم انهكما عن تلكما الشجرة واقل لكما ان الشيطان لكما عدو مبين
Bu sûretle onları kandırarak yasağa sürükledi. Ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rab’leri onlara, “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi.
Âdem ve Havvâ yasak meyveyi yemeden önce, bir bakıma çocuk gibi saf ve günahtan habersizlerdi; birbirinin cinsel özelliklerine ilgi duymuyorlardı. Fakat şeytanın kışkırtmasına kapılarak yasağı çiğneyince birbirinin mahrem yerlerini gördüler ve hemen yapraklarla kapatmaya gayret ettiler. Şeytanın Âdem ve Havvâ’yı vesveseyle kandırması onun insanlığa ilk kötülüğü, onların yasak meyveyi yemeleri de insanlığın ilk günahı oldu. Âdem ve eşinin, mahrem yerleri açılınca herhangi bir telkin altında kalmadan hemen örtmeye girişmeleri insanda hayâ duygusunun fıtrattan geldiğini, çıplaklığın ve vücudun belli yerlerini teşhir etmenin insandaki doğal ahlâk duygusuna aykırı olduğunu kanıtlar. 12. âyette işaret edildiği gibi İblîs bir günah işlemiş; tövbe edeceği yerde kibre kapılıp günahında ısrar etmiş ve sonuçta alçaltılmıştır. Âdem ve eşi de bir günah işlemişler; fakat tövbe edip pişman olmuşlar ve sonuçta affa mazhar kılınıp yüceltilmişlerdir. Ayrıca bu olaydan sonra İblîs ile melekler, yeryüzünün halifesi olarak nitelenen insanın bir faziletine de şahit olma fırsatı bulmuşlardır. İblîs gibi kötülükte ısrar etmek kulun değerini düşürür, Âdem ve Havvâ gibi kötülükten dönüp pişman olmak, tövbe etmek ise kulun değerini yükseltir. Hz. Peygamber bu ilâhî yasaya işaret ederken “Kim Allah için alçak gönüllü olursa Allah onu yüceltir; kim büyüklük taslarsa onu da alçaltır” (Müsned, III, 76; İbn Mâce, “Zühd”, 16) buyurmuşlardır (Râzî, XIV, 25).
Mehmet Okuyan
Onları aldatarak (yasağı işlemeye) sarkıtmış (sevk etmiş)ti. (Yasak) ağacı tattıklarında edep yerleri kendilerine görünmüştü. (Ardından) bahçenin yapraklarından üzerlerine örtmeye başlamışlardı. Rableri onlara “Ben sizi o ağaçtan engellememiş miydim ve size ‘Şeytan, sizin apaçık düşmanınızdır’ dememiş miydim?” diye seslenmişti.
Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar. Rableri onlara, “Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi.
Böylece ikisini aldatıp baştan çıkardı. O ağaçtan tadınca¹, çirkinlikleri açığa çıktı.² Cennet yapraklarını³ üst üste koyup örtünmeye başladılar.⁴ Rabb'leri onlara: “Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi? Bu şeytan size apaçık bir düşmandır demedim mi?” diye seslendi.
1- “Tadınca”dan kasıt, tadına bakmak değil, tam anlamı ile onunla bütünleşmek, sürekli ona sahip olmak, içinde yer almak anlamındadır. Tatmak anlamındaki “zâkâ” sözcüğü, Kur'an'da daha çok Cehennem azabını tatmak anlamında kullanılmaktadır. Bu da Cehennem'in tadına bakmak değil, Cehennem'de sürekli kalmak demektir. 2- Şeytani dürtülere aldanıp mal edinme hırsına saplanan Âdem ve eşi, yanlışlarını fark edip kusurlarını anladılar. 3- Dikkat edilirse, “ağaç yaprakları” değil, “cennet yaprakları” denmektedir. Zaten “varak” sözcüğü burada “yaprak” değil, “mal varlığı” anlamında kullanılmaktadır. “Ağaç (şecer)” sözcüğü de bildik anlamda ağaç değil, “yığınlarla mal, mülk” anlamında mecazi bir ifadedir. Ayette, Allah, yaşanmış bir olayı değil, “temsili anlatım dili” ile mesajını iletmektedir.4- Derhal hatalarını düzeltmeye koyuldular. (Bak 7:27. Ayet)
Ahmet Akgül
(Şeytan bu suretle) Onları aldattı (ve derecelerini alçalttı) . Ağacı (şehvetle) tadınca çirkin yerleri kendilerine göründü ve (o çıplak vaziyetlerinden utanarak) cennet yapraklarıyla üzerlerini örtmeye başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine: "Ben sizi bu ağaçtan men etmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?" diye seslendi.
Onları böylece aldattı. Derken o ağacın meyvesinden tadınca avret yerlerini gördüler ve cennetteki ağaçların yapraklarıyla avret yerlerini örtmeye koyuldular. Rableri nida edip onlara dedi ki: Sizi, şu ağacın meyvesini yemeden menetmedim mi ve demedim mi ki Şeytan, hiç şüphe yok ki size apaçık bir düşmandır.
Ve böylece onları yanıltıcı düşüncelerle yönlendirdi. Fakat o ikisi sözü geçen ağaçtan tattıklarında, birden utanç yerleri açılıp ortaya çıktı ve çıplaklıklarının farkına vardılar ve cennetteki yapraklarla üzerlerini örtmeye koyuldular. Bunun üzerine, Rableri onlara şöyle seslendi: “Ben size o ağacı yasaklamamış mıydım? Ve şeytanın göze görünmese de size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?”
Böylece onları yanıltıcı düşüncelerle yönlendirdi. Bitkinin mahsulünü tattıklarında, kendilerini ayıplatacak fiilleri akıllarına geldi ve edep yerleri açıldı. Cennetten topladıkları yapraklarla üzerlerini kat kat örtmeye başladılar. Yaratan, yaşama kabiliyeti, gücü ve varlıklara işleyiş düzeni veren, koruyan, kontrol eden Rableri onlara:
“Ben ikinize o bitkiyi, onu dillendirmeyi ilmimin-hikmetimin gereği yasaklamadım mı? Şeytan ikinize de, apaçık bir düşmandır, demedim mi?" diye nida etti.
Böylece onları aldatıp bulundukları yerden aşağı indirdi. Ağacın meyvesini tattıklarında avret yerleri kendilerine göründü ve üzerlerini cennet yaprakları ile örtmeye başladılar. Bunun üzerine Rabbleri onlara: "Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim ve size 'şüphesiz ki şeytan size açık bir düşmandır' dememiş miydim?" diye seslendi.
Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi ve üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine seslendi: 'Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?'
Böylece ikisini de aldatarak, onları mevkilerinden düşürdü. Ağacın meyvasını taddıkları zaman, ayıp yerleri kendilerine açılıverdi. Onlar da hemen cennet yapraklarından üst üste koymakla örtünmeğe başladılar. Rableri onlara şöyle nida etti: “- Ben, ikinize de bu ağacı yasak etmedim mi; şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?”
Aldatmakla onları o ağaçtan yemeye yaklaştırdı. Onlar ağacı tattıklarında avretleri onlara göründü. Ve bahçe yapraklarıyla örtünmeye başladılar. Rableri: “Ben bu ağacı size yasaklamamış mıydım? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?” dedi.
O, onları aldatarak düşürdü, ne zaman ki ağaçtan tattıklarında, ut yerleri açıldı, cennetin yaprağından oralara üleştirir oldular, «Bu ağaçtan size yasak etmedim miydi?» diye, Tanrıları çağırmıştır onlara, «Size şeytan açık düşman» dememiş miydim?
Böylece ikisinin de yanılmalarını sağladı. Âdem ile eşi o ağacın meyvesinden tadar tatmaz birden çıplaklıklarının (mahrem yerlerinin açıldığının) farkına vardılar. Bunun üzerine bahçeden topladıkları yapraklarla mahrem yerlerini örtmeye başladılar. Rableri de onlara şöyle seslendi: “Ben ikinizi de o ağaçtan yasaklamadım mı?” Ve size: “Şeytan mutlaka ikinize de açık bir düşmandır” demedim mi?
Bkz. 20:121Burada insanın aklını ve duyularını Allah’ın istediği şekilde kullanmadığı taktirde şeytanın esiri ve nefsin tutsağı olacağı temsili bir şekilde gösteriliyor. Ayrıca insanoğlunun dünyadaki mücadele ve olgunlaşma sürecine girmeden önceki saf ve masum durumuna işaret ediliyor. Öyle ki; cinsel dürtülerinin etkisine girmeyen insan, cinselliğini ön plana çıkaracak mahrem yerlerinin bile farkında değil. Ama aldığı sorumluluğu unutup amansız düşmanı olan Şeytanın etkisiyle harama bulaşınca her şey ortaya çıkıyor; saflık ve masumiyet gidiyor, onun yerine itaatsizlik ve hadsizlik geliyor ve böylece mahrem yerlerin örtünme ihtiyacı doğuyor. Acaba günümüzde yaşanan sınırsız hayasızlığın ve vurdumduymazlığın arkasında Allah’ın koyduğu yasakların insan hayatında ciddi yer almamasının bir payı var mıdır? Bu konuda aklımızı işleterek muhakeme etmek durumundayız.
Diyanet İşleri (Eski)
Böylece onların yanılmalarını sağladı. Ağaçtan meyve tattıklarında kendilerine ayıp yerleri göründü, cennet yapraklarından oralarına örtmeğe koyuldular. Rableri onlara, "Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?" diye seslendi.
Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara: Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi? diye nidâ etti.
Böylece onları yalanlarla aldattı. Ağacı tadınca bedenleri kendilerine göründü. Üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rableri kendilerini çağırdı: "O ağaçtan ikinizi menetmedim mi ve şeytanın ikinize düşman olduğunu söylemedim mi?"
Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı (önceki mevkilerinden indirdi). Ağacı(n meyvesini) tadınca, çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerini örtmeğe başladılar. Rableri onlara seslendi: "Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?"
Bu suretle kandırarak ikisini de sarktırdı, onun üzerine vakta ki o ağacı tattılar, ikisine de çirkin yerleri açılıverdi ve başladılar Cennet yapraklarından üzerlerine üst üste yamayorlardı, rabları da kendilerine nida etti: ben sizi bu ağaçtan nehyetmedim mi? Ve size haberiniz olsun bu Şeytan açık bir düşmandır size demedim mi?
İşte bu suuretle ikisini de aldatarak (o ağacdan yemiye) tenezzül ettirdi Ağaç (in meyvesin) i tatdıkları anda ise o çirkin yerleri kendilerine açılıverdi ve üzerlerine cennet yaprağından üst üste yamayıb örtmiye başladılar. Rableri de: «Ben size bu ağacı yasak etmedim mi? Şeytan size muhakkak apaçık bir düşmandır demedim mi?» diye nida etdi.
Böylece o ikisini aldatarak (o ağaçtan yemeye) tenezzül ettirdi. Derken ağacı(n meyvesini) tattıklarında, avret yerleri kendilerine göründü de Cennet yapraklarından üzerlerini örtmeye başladılar. Bunun üzerine Rableri o ikisine: “Size bu ağacı yasaklamadım mı ve şübhesiz şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye nidâ etti.
Sonra o ikisine gururlanmayı öğretti. Sonra ikisi de o ağaçtan tattıkları zaman, insani zaafları olan çıplaklıkları ortaya çıktı ve hemen bahçenin yapraklarından çıplaklıklarını örtmeye başlamışlardı. Bundan sonra Rableri ikisine de seslenerek “Ben ikinize de o ağacı yasaklamış ve şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememişmiydim?” dedi.
Artık onları aldattı. [⁸] Onlar ağacın meyvasını tadınca avret yerleri kendilerine göründü. Cennet yapraklarından kat kat yapıştırıp üzerlerine koymaya koyuldular. Rabbileri ise onlara nida etti: «— Ben size bu ağacı yasak etmedim mi? Şeytan size apaşikâr bir düşmandır demedim mi?»
İsmail Hakkı İzmirli A'raf Suresi 22. Ayet Açıklaması
[8] Veya aldatarak ağaç tarafına sarkıttı veya yüksek yerlerden aşağı indirdi.
Kadri Çelik
Böylece onları aldatarak (makamlarından) düşürdü. Ağaçtan tattıklarında kendilerine ayıp yerleri göründü, cennet yapraklarıyla üzerlerini örtmeye koyuldular. Rableri onlara, “Ben sizi o ağaçtan menetmemiş miydim? Şeytanın size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?” diye seslendi.
Böylece, ikisini de aldatarak yasağı çiğnemelerine sebep oldu ve onları, içinde bulundukları yüce makâmdan aşağıya indirdi. Şöyle ki:Âdem ile Havvâ, sözü edilen ağacın meyvesini tadar tatmaz, nurdan cennet örtüleri kayboldu ve her ikisine de mahrem yerleri gözüktü, bunun üzerine utanç duygusuna kapılarak, mahrem yerlerini kapatmak için cennet yapraklarıyla üzerlerini örtmeye başladılar.Derken, Rableri onlara şöyle seslendi: “Ben size o ağacın meyvesini yasaklamamış mıydım? Üstelik şeytanın, sizin apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim? Niçin emir ve uyarılarımı kulak ardı edip bu perişan hâle düştünüz?”Böylece Âdem ile Havvâ, kıyâmete kadar insanlara musallat olacak baş düşmanları İblîs’le bu ilk karşılaşmalarında imtihânı kaybettiler. Fakat umutsuzluğa düşmediler, kibre kapılmadılar, günahlarını bir başka günahla telâfî yoluna da gitmediler. Aksine, hatâlarını itiraf ederek Rab’lerine yalvardılar:
Böylece aldatarak onları kandırdı.
Ağaç’tan tattıklarında avret yerleri açılıverdi.
Cennet Yaprakları’yla üzerlerini örtmeye koyuldular.
Rabb’leri ikisine de seslendi:
-“Size bu Ağac’ı yasaklamadım mı? ’Şeytan, sizin için açık bir düşmandır’ diye ikinize de demedim mi?”.
Böylece (şeytan) o ikisini de kandırdı. İkisi birden o ağacın (meyvesinden) tadınca avret yerleri kendilerine görünüverdi. Hemen üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeğe başladılar. Ve Rableri onlara: “Ben ikinize de o ağaca (yaklaşmayı) yasaklamadım mı? Ve şeytanın, ikinize de apaçık bir düşman olduğunu söylemedim mi?” diye seslendi.
Ve böylece onları yanıltıcı düşüncelerle yönlendirdi. Fakat o ikisi, sözü geçen ağacın meyvesinden tadar tadmaz birden çıplaklıklarının farkına vardılar; ve bahçeden topladıkları yapraklarla üzerlerini örtmeye koyuldular. Bunun üzerine Rableri onlara (şöyle) seslendi: “Ben sizi o ağaçtan menedip de, ‘Şeytan sizin gerçekten apaçık düşmanınızdır’ dememiş miydim?”.
Ve onları aldattı böylece onlar yasaklandıkları kötülüğü/günahı işlediler ve yaptıklarının farkına varınca Rableri onlara: “Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır dememiş miydim?” diye seslendi. 20/121
İşte böylece onları aldanışa sürükleyecek telkinlerde bulundu. Bunun üzerine onlar o ağaçtan tadar tatmaz cinselliklerinin farkettiler ve başladılar has bahçenin yapraklarıyla üzerlerini örtmeye.[1168] Rableri de ikisine birden şöyle seslendi: “Ben ikinizi de o ağaçtan men etmemiş miydim? Ve ben ikinize ‘Kesinlikle şeytan sizin için ayan açık bir düşmandır!’[1169] dememiş miydim?”
Mustafa İslamoğlu A'raf Suresi 22. Ayet Açıklaması
[1168] Sorumluluğunu unutan insanın cinsel dürtülerinin emrine gireceğinin simgesel bir dille anlatımı. Mücâhid’e göre bu kıssada kullanılan dil semboliktir. Âdem ve eşinin elbiselerinden murat, insanî sorumluluk ve saygınlığın ifadesi olan ve 26. âyette dile gelen “takvâ elbisesi”dir (Taberî, sûrenin 26. âyetinin tefsirinde). Bu kıssayı Âdemoğlu’nun kıssası olarak alırsak, bu mecazın her insanın büluğ çağını temsil ettiği sonucuna varabiliriz.
[1169] Lâm ve sıfat tamlamasının unsurlarının belirsizliği çevirimizin gerekçesidir. Buradaki zımnî mesaj: insanoğlu bir öteki olmadan yapamaz. Madem öyle, o hâlde alın size gerçek bir öteki! Şeytanın insanoğlunun ötekisi olduğu o kadar açık ki, bunun isbatı için zahmete gerek yok. Vahiy şeytanı insanın ötekisi olarak ilan etmekle, insanı hemcinslerini ötekileştirmekten kurtarmaktadır. Zira insan düşman bir öteki olmadan yapamaz. Eğer sağlıklı bir şeytan tasavvuruna sahip değilse, kendi cinslerini ötekileştirir. İnsan ötekileştirdiği insanı şeytanlaştırır. Ötekileştirme bu sınırda da durmaz. Kendi türünü ötekileştiren şaşkın insan, sonunda kendini ötekileştirir. İşte insanın kendi kendisinin şeytanı olma süreci böyle gerçekleşir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Artık onları bâtıl sözle aldattı. Vaktâ ki, ağaçtan tadıverdiler. O kapalı avret yerleri kendilerine görünmeğe başladı. Onların üzerine cennetin yapraklarından kat kat örtüverdiler. Ve Rableri ise onlara nidâ etti ki: «Sizi bu ağaçtan nehyetmiş değilmiydim ve size şüphe yok ki şeytan, size apaçık bir düşmandır dememiş mi idim?»
Böylece onları aldatarak mevkilerinden düşürdü. Şöyle ki: O ağacın meyvesini tadar tatmaz, edep yerlerinin açık olduğunu fark ettiler. Derhal, buldukları cennet yapraklarıyla edep yerlerini örtmeye başladılar. Onların Rabbi ise nida edip buyurdu: “Ben sizi o ağaçtan men etmedim mi? Ben şeytanın sizin besbelli düşmanınız olduğunu söylemedim mi? Niçin Beni dinlemediniz de bu perişan duruma düştünüz? ” [20, 121] {KM, Tekvin 3, 7}
Böylece onları aldatarak aşağı sarkıttı, (önceki mevkilerinden indirdi). Ağac(ın meyvasın)ı tadınca çirkin yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarını üst üste yamayıp üzerlerine örtmeğe başladılar. Rableri onlara ünledi: "Ben sizi o ağaçtan men'etmedim mi ve şeytan size apaçık düşmandır, demedim mi?"
Böylece ikisini de kandırıp değerlerini düşürdü. İkisi de o ağaçtan tadınca açılması hoş olmayacak yerleri gözüktü. Bahçedeki yaprakları üst üste koyup örtünmeye başladılar. Rableri onlara şöyle seslendi: “Size bu ağacı yasak etmedim mi? Demedim mi Şeytan sizin açık düşmanınızdır?”
Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesinden tattıklarında, avret yerleri kendilerine göründü ve oraları cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rableri, O ikisine:-Size bu ağacı yasaklamadım mı, şeytan sizin apaçık düşmanınızdır demedim mi? diye seslendi.
Onları böylece kandırarak yerlerinden indirdi. Nihayet ağaçtan tattıklarında, kendilerine çirkin yerleri görünüverdi de Cennet yapraklarıyla örtünmeye çalıştılar. Rableri onlara seslendi: “Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Size demedim mi Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır diye?”
Nihayet onları kandırarak aşağı çekti. O ikisi ağaçtan tadınca çirkin yerleri kendilerine açıldı. Bahçenin yapraklarından yamalar yapıp üzerlerine örtmeye başladılar. Rableri onlara seslendi: "Ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Ben size, şeytan sizin için açık bir düşmandır demedim mi?"
pes ŧamaġlandurdı ol ikiyi aldamaġ-ıla. pes ol vaķt kim ŧatdı ol iki. aġacı açıldı anlara ud yirleri ol ikisinüñ daħı ŧuraķŧurdı ol iki ulaşdururlar dikerler ol iki üzere uçmaķ yapraġından ya'nį incįr yapraġı daħı ķıġırdı ol ikiye çalabı’sı ol ikinüñ yıġmadum mı siz ikiyi şol aġaçdan daħı eyitmedüm mi siz ikiye bayıķ şeyŧān siz ikiye düşmāndur bellü?”
Pes azdurdı ikisini aldamaġ‐ıla. Pes ḳaçan kim dad iderler aġacı, bellü oldıikisine ‘avretleri, daḫı başladılar bulmaġa ikisi üstlerine cennet yapraḳ‐ la‐rından. Daḫı ḳıġırdı ikisine Tañrıları kim yıġmadum mı sizi ol aġaçdan, daḫıeyit[me]düm mi size kim İblīs sizüñ ikiñüze ulu düşmandur.