Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1000, sondan 5237. ayet; 7. sure ve A'raf Suresinin 46. ayetidir. A'raf Suresi 46. ayetinin kelime sayisi 18, harf sayısı 88 ve toplam ebced değeri ise 3068 olarak hesaplanmıştır. A'raf Suresinin toplam ebced değeri 1054938 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure المص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (15) ل (9) م (8) ص (1) bulunuyor.
Arapça Metin
وبينـهما حجاب وعلى الاعراف رجال يعرفون كلا بسيميهم ونادوا اصحاب الجنة ان سلام عليكم لم يدخلوها وهم يطمعون
İkisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur[216], A’râf[217] üzerinde de birtakım adamlar vardır. Cennet ve cehennemliklerin hepsini simalarından tanımaktadırlar. Cennetliklere, “Selâm olsun size!” diye seslenirler. Onlar henüz cennete girmemişlerdir, ama bunu ummaktadırlar.
216. Bu “sur” ile ilgili olarak ayrıca bakınız: Hadîd sûresi, âyet, 13.217. A’râf, yüksek yerler, yüksek mevkiler demektir. Bazı müfessirler, “A’râf” ile cennet ve cehennem arasındaki surun yüksek yerleri ve sırtlarının kastedildiğini ifade etmektedirler.
Sözlükte hicab kelimesi “perde” demek olup burada cennetle cehennem veya cennet ehliyle cehennem ehli arasındaki bir engeli ifade eder. Fahreddin er-Râzî, hicabın “Ve hemen aralarına kapısı da olan bir duvar çekilir ...” (Hadîd 57:13) meâlindeki âyette geçen “sur” anlamını ifade ettiğini belirtmiştir (XIV, 86). Sözlükte “Yüksek mekân, her şeyin en yüksek noktası” anlamındaki a‘râf ise cennetle cehennem arasındaki bir yerin adıdır. Tefsirlerde cennet ve cehennemin yerleri, birbirine uzaklıkları, cennettekilerle cehennemdekilerin birbirlerine seslerini nasıl duyurdukları, cennetle cehennem arasındaki “sur” ile “perde” ve “a‘râf”ın mahiyeti, a‘râftakilerin kimler olduğu hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüşse de âhiret meselelerini akıl ve tecrübeye dayanarak açıklayıp çözümlemek mümkün olmadığı için bu konularda sadece nassın verdiği bilgilerle yetinip bunların gerçek olduğuna iman etmek, hakikat ve mahiyetinin ne olduğunu ise Allah’ın ilmine havale etmek en uygun tutumdur. Mümin için önemli olan, âhiretin hak olduğu, orada mutlak, kesin ve en adaletli bir şekilde herkesin yargılanacağı, sonuçta iyilerin cennetle ödüllendirileceği, kötülerin cehennemle cezalandırılacağıdır.
Âyetteki bilgilere göre â‘râfta bulunacak olanların bir kısmı, iyileri de kötüleri de simalarından tanıyacak kadar yetkinlik sahibi kimselerdir. Bunlar, ya dereceleri nisbeten düşük olduğu veya üstün dereceli olmakla birlikte, herkesin gözetlenip teşhis edilebileceği a’râf denilen yüksek yerde bir süre bekleyerek iyileri ve kötüleri birbirinden ayırmakla görevlendirildikleri için orada bekleyecekler; cennet ehline esenlik dileyecek, başlarını cehennem ehline çevirince de kendilerini onlarla birlikte bulundurmaması için Allah’a niyaz edeceklerdir.
Mehmet Okuyan
İki taraf (cennetlikler ve cehennemlikler) arasında bir perde ve [a‘raf]ta herkesi yüzlerinden tanıyan adamlar vardır. (Cennete girmeyi) arzulamalarına rağmen henüz oraya (cennete) giremeyen bu kişiler, cennet halkına “Selam üzerinize olsun!” diye seslenmiş (olacaklar)dır.
Sureye adını veren [el-a‘râf] kelimesi, horozun ibiği veya atın yelesi gibi “yüksek yer”, “cennetle cehennem arasındaki yüksek surun en tepesi” veya “bilgililer” anlamına gelmektedir. Burası henüz cennete girememiş, ancak girmeyi çok isteyen kişilerin bir anlamda sıkıntı çektikleri ve özlem içerisinde cennete girmeyi bekledikleri yer olarak yorumlanabilir.
Bayraktar Bayraklı
İki taraf/cennetlikler ve cehennemlikler arasında bir perde ve A‘râf üzerinde de herkesi simâlarından tanıyan adamlar vardır ki, bunlar henüz cennete giremedikleri halde girmeyi umarak cennet ehline, “Selâm size!” diye seslenirler.[134]
[134] A‘râf hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, VII, 149-153.
Erhan Aktaş
İki taraf arasında bir hicap¹ vardır. Ve A'râf' üzerinde de hepsini simalarından tanıyan kimseler vardır. Henüz Cennet'e girmemiş olan, fakat girmeyi uman Cennet halkına: “Size selam olsun.” diye seslendiler.
(Cennet ve cehennem ehlinin) İki taraf arasında (duvar-sur gibi) bir engel (perde ara bölge bulunmaktadır) ve burçlar (A'raf) üstünde hepsini yüzlerinden tanıyan adamlar vardır. Ki bunlar, henüz (cennete) girememiş olan, fakat (girmeyi) şiddetle arzu edip umanlardır. Cennete gireceklere: "Selam size (ne kutlu ve mutlu insanlarsınız) ” diye (tebrikler yağdıracaklardır).
Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir örtü var ve A'raf üstünde erler var ki herkesi, yüzlerinden tanırlar ve cennet ehline esenlik size diye nida ederler. Onlar, henüz cennete girmemişlerdir ama girmeyi umarlar.
Cennetlik ve cehennemlikler arasında bir engel bulunacaktır. A'raf üzerinde de; bunların herbirini simalarından tanıyan kimseler vardır ki, onlar henüz cennete girmemiş fakat, girmeyi şiddetle arzu eder bir vaziyette olan cennetliklere “Selam olsun size” diye seslenecekler.
Cennet ehli ve cehennemlikler arasında bir perde-engel mevcuttur. Â'râf üzerinde, aradaki surun burçlarında, her iki taraftakilerin kimliklerini, hallerini simalarından okuyarak tanıyan liyakatli kişiler, adamlar vardır. Bunlar cennet ehline:
“Selâmün aleyküm (Allah'ın selâmı ve selâmeti size olsun, siz selâmete erdiniz)" diye seslenirler. Bunlar henüz cennete girmeyen, cenneti arzu eden kimselerdir.
İki taraf arasında bir perde (engel) vardır. A'raf'ta [6] da herkesi simalarından tanıyan birtakım adamlar vardır. Cennetliklere: "Size selam olsun" diye seslenirler. Bunlar henüz oraya girmemiş olan ama girmeyi arzulayan kimselerdir.
6.A`raf burçlar anlamına gelmektedir. Ancak A`raf kelimesi cennet ile cehennem arasındaki bir yerin özel adı olarak kullanılmaktadır. Bu adın sözlük anlamından A`raf`ın burçlar üstünde bir yer olduğu anlaşılmaktadır.
Ali Bulaç
İki taraf arasında bir engel ve burçlar (A'raf) üstünde hepsini yüzlerinden tanıyan adamlar vardır. Cennete gireceklere: 'Selam size' derler, ki bunlar, henüz girmeyen fakat (girmeyi) 'şiddetle arzu edip umanlardır.'
Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir sûr (perde) vardır. A'raf (cennet hisarı) üzerinde de bir takım insanlar (sevab ve günahları eşit olup en son cennete girecek olanlar) var ki, bunlar, cennetlik ve cehennemliklerden her birini çehreleriyle tanırlar; ve henüz cennete giremeyip onu arzu eder oldukları halde, cennetliklere “Selâmün Aleyküm”, diye nida ederler.
Cennet ile ateş arasında bir engel vardır. A’raf’da (yükseklerde) bazı erler vardır. Hepsini yüzlerinden tanırlar. Cennet ehline seslenirler ki: “Size selam olsun!” Onlar oraya henüz girmemişlerdir. Fakat arzuluyorlar.
Aralarında perde vardır onların, Araf'ta birtakım kimseler de vardır ki hepsini yüzlerinden tanırlar, cennetlik olanlar: «Sizlere selâm ola!» diyerek çağrırlar, bunlar girmemişse de, girmeyi umunurlar
Bu iki taraf (cennet halkıyla cehennem halkı) arasında (iki grubu birbirinden ayıran) bir perde vardır. (Bu sûrun) A'râf (denilen tepelerin) üzerinde de (cennetlik ve cehennemliklerin) hepsini yüzlerinden tanıyan (kimlerin cennete ya da cehenneme gideceğini bilen) kimseler vardır. Henüz cennete girmemiş olan (fakat oraya gireceklerini bekleyen) cennet ehline: “Allah'ın selamı üzerinize olsun (kurtuluşa erdiniz)!” diye seslenecekler.
Bkz. 7:48, 57:13Ayette geçen “A’raf” terimi “urf” sözcüğünden türetilmiş olup “arf” kelimesinin çoğuludur. “Kule, burç, duvar, sırt, tepe” gibi anlamlara gelir. Bu âyetle beraber Kur’an’da iki defa geçmektedir (Â’raf 7:48). Çoğul anlamıyla yüksek tepeler, yüksek burçlar ya da platformlar olarak ifade edilen Â’raf’ın cennet ile cehennem arasındaki bir yerin özel adı olarak kullanıldığı söylenmektedir. A’raf ehlinin kimler olduğu hakkında muhtelif görüşler olmakla beraber tefsircilerin çoğuna göre; iyilikleri ile kötülükleri eşit olanlar Allah’ın takdir edeceği bir zamana kadar burada bekletilirler. Bu bekleme esnasında cennete girecekleri kesinleşmiş ama henüz yerleşimleri yapılmamış olan cennet ehline özenerek selam verirler. Bir sonraki ayette görüldüğü gibi cehennem ehlini görünce de korku ve endişe ile Allah’a sığınırlar. Ancak 48 ve 49. ayetlerle birleştirildiğinde Â’raf’ta bulunanların ma’ruf insanlar ya da melekler olabileceğini düşünmek de mümkündür.
Diyanet İşleri (Eski)
İki taraf arasında bir perde ve burçlar üzerinde her iki tarafı da simalarından tanıyan adamlar vardır; cennetliklere, "Size selam olsun" derler. Bunlar henüz girmeyen fakat cenneti uman kimselerdir.
İki taraf (cennetlikler ve cehennemlikler) arasında bir perde ve A'râf üzerinde de herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır ki, bunlar henüz cennete giremedikleri halde (girmeyi) umarak cennet ehline: «Selâm size!» diye seslenirler.
A’râf: Cennetle cehennem arasında yüksek bir alandır ki, sevapları ile günahları eşit olanlar Allah’ın dilediği bir zamana kadar burada kalacaklar; daha sonra Allah’ın affına nâil olarak onlar da cennete gireceklerdir.
Edip Yüksel
Aralarını bir perde böler. Orta yerde de bazı kimseler var ki herkesi görünüşlerinden tanırlar. Cennet halkına, "Selam size," diye seslenirler. Bunlar oraya (cennete), canları istedikleri halde giremediler.
Cennetliklerle cehennemlikler arasında bir perde vardır. A'raf üzerinde de, her iki taraftakileri simalarından tanıyan kişiler vardır. Bunlar cennetliklere: "selâm olsun size" diye seslenirler. Bunlar henüz cennete girmemiş, fakat girmeyi arzu eden kimselerdir.
Artık iki taraf arasında bir hıcâb ve A'raf üzerinde bir takım rical, her birini simalariyle tanırlar, eshabı Cennete «selâm olsun size» diye nidâ etmektedirler ki bunlar ümîd etmekle beraber henüz ona girmemişlerdir
İki (taraf) arasında (sûrdan) bir perde ve «A'raaf» üzerinde de (cennetlik ve cehennemliklerin) her birini sîmalarıyle tanıyacak (müvahhid) rical vardır ki onlar henüz oraya (cennete) girmemiş, fakat onlar girmeyi şiddetle arzu eder olarak cennet yaranına: «Selâmün aleyküm» diye nida ederler.
Hem iki taraf (Cennet ve Cehennem ehli) arasında (aslâ aşamayacakları surdan)bir perde vardır. A'râf üzerinde (bu sûrun yüksek yerlerinde) ise, herkesi sîmâlarından tanıyan adamlar(2) vardır ki, Cennet ehline: “Selâmün Aleyküm! (Allah'ın selâmı üzerinize olsun!)” diye nidâ ederler; fakat onlar (Cennete girmeyi) çok arzu ediyor oldukları hâlde(henüz) oraya girmemişlerdir.
(2)A‘râf ehli’nin kimler olduğu hakkında muhtelif görüşler vardır. Bunlar, sevabları ile günahları birbirine denk olup, bir müddet orada kalan veya hesabları uzayan yâhut vazîfeleri sâdece bu nidâ olan birtakım kullardır. Daha sonra Cenâb-ı Hakk, fazlıyla, bunları da Cennete koyar. (Celâleyn Şerhi, c. 3, 42-43)
İlyas Yorulmaz
Cennette olanlarla, cehennemde olanlar arasında bir engel var. Bekleme sahasında (arafta) olan birtakım adamlar, yüzlerinin sevinçli ve parlak durumlarından tanıdıkları, henüz cennete girmediği halde girmeyi umanlar, cennete girmiş olanlara “Selam üzerinize olsun” diye seslenirler.
Onların ikisi arasında bir perde vardır. A/raf [²] üzerinde her iki tarafı simalarından tanır bir takım adamlar vardır. Onlar Cennetliklere «— Selâmün Aleyküm» diye nida ederler. Bunlar henüz Cennete girmemişlerse de oraya girmeyi umarlar.
İsmail Hakkı İzmirli A'raf Suresi 46. Ayet Açıklaması
[2] Tepecikler.
Kadri Çelik
İki taraf (cennet ve cehennem ehli) arasında bir engel (yüksekçe burç) ve A'raf (bu burcun yüksek tepeleri) üzerinde her iki tarafı da alametlerinden tanıyan kimseler (Peygamber ve Ehl-i Beyt'i) vardır. Henüz cennete girmemiş, fakat girmeyi şiddetle arzulayan cennetliklere “Selam (esenlik) size” diye seslenirler.
(Sevaik’ul Muhrike s.101’de İbn-i Hacer (Şafii), Sa’lebi’nin tefsirinden naklen İbn-i Abbas’ın bu ayetin tefsirinde şöyle dediğini rivayet etmektedir: “A’raf, sırat köprüsünün üstünde olan yüksek bir dağdır. O dağın üzerinde Abbas, Hamza ve Ali bin Ebi Talib ve Cafer-i Tayyar dururlar. Kendilerini sevenleri yüzlerinin (nurundan) beyazlığından ve kendilerine buğz edenleri ise yüzlerinin kara olmasından tanırlar.” İmam Cafer Sadık ise şöyle buyurmuştur: “A’raf üzerinde duracak olanlar Ehl-i Beyt İmamları’dır.”)
Mahmut Kısa
Cennet halkıyla cehennem halkı arasında, iki grubu birbirinden ayıran bir perde olarak, yüksek bir sûr (57. Hadid: 13) vardır. Bu sûrun Ârâf denilen burçları üzerinde ise, kendilerine daha baştan cennete kesinlikle girecekleri müjdesi verilen, Peygamberler, şehitler ve sıddıklar gibi seçkin insanlar olacaktır.Allah’ın bu has kullarına bir lutuf ve ikram olarak o günkü muhteşem manzarayı dışardan ve yukardan seyretme imkanı verilecektir. Bunlar cennetlik ve cehennemlik her insanı çehresinden tanıyacaklar. Henüz cennete girmemiş olan, fakat oraya gireceklerini ümit eden cennet halkına seslenerek, “Selâm sizlere! Müjdeler olsun, kurtuluşa erdiniz!” diyecekler.
Onların arasında da bir hicab / örtü vardır.
A’RÂF’ın üzerinde de herkesi simalarıyla tanıyan adamlar vardır.
-“Size selâm olsun!” diye Cennet arkadaşlarına seslendiler; oraya girmediler. Oysa çok arzuluyorlar.
Ve onların aralarında bir perde vardır.1 A’raf2 üzerinde de herkesi simalarından tanıyan kimseler vardır. Bunlar, cennete gireceklerini umdukları halde, henüz oraya girmemiş olan cennetliklere: “Allah’ın selâmı üzerinize olsun.” diye seslenirler.
1 Hesap günü, cennetliklerle cehennemlikler arasında (Hadid: 13) de belirtilen bir perde veya sur olacaktır.2 A’raf: “Arf” kelimesinin çoğuludur. Arf ise; yüksek yer, burç, sırt, tepe demektir ki bu münasebetle atın yelesine, horozun ibiğine “arf” denilmiştir. Buna göre A’raf: Cennet ile Cehennem arasında üzerinde bazı kimselerin bulunacağı yüksek ve şerefli bir yer, demektir. Hasan El-Basrî: “Cennetliklerle cehennemlikleri simalarından tanıyan bir takım kimselerin bulunduğu yer demektir. Belki de şimdi aramızda olanları vardır.” demiştir. Yoksa a’raf, bazılarının zannettikleri gibi cennete de cehenneme de girecekleri belli olmayan bir ara sınıfın kaldığı ve ne olduğu tam olarak bilinmeyen bir yer değildir. Yani bu a’raftakiler; Peygamberler, şehitler, âlimler veya insan sûretinde görünen melekler gibi dereceleri yüksek bir takım kimselerdir. Ve onlar, Cennetlik olup da henüz Cennete girmemiş ama cennete girme ümidinde bulunan kimselere, cennete gireceklerini müjdeleyeceklerdir. Belki de şefâatin fiili uygulaması bu olacaktır.
Muhammed Esed
Bu iki taraf arasında bir engel bulunacaktır. 36 Ve orada, [hayattayken] kendilerine [eğri ile doğruyu] ayırd edebilme yetisi bahşedilmiş, onların her birini taşıdığı belirtiden tanıyan kimseler olacak. 37 Ve [girmek için] can attıkları halde cennete (henüz) girmemiş olan bu kimseler cennetliklere: “Size selâm olsun” diye seslenecekler.
Ve o ikisi (cennet ve cehennem) arasında bir sur bulunacak ve o surun üzerinde burçlarda bulunan ve herkesi simalarından tanıyan bir takım kişiler olacak ve onlar, cennete henüz girmemiş ama girmek için sabırsızlanan cennet halkına “Selamün Aleyküm ne mutlu size!” diye seslenecekler. 10/25...27, 39/60, 55/41, 80/38- 39, 83/24
O ikisi arasında bir engel bulunacaktır. Orada (iyilerle kötüleri) ayırdetme yetisiyle donatılmış[1189] kimseler olacak; onlar her iki kesimi de belirtilerinden tanıyacaklar ve henüz cennete girmeyen lâkin girmek için sabırsızlanan[1190] cennetliklere “Selamün aleyküm!” diye seslenecekler.
Mustafa İslamoğlu A'raf Suresi 46. Ayet Açıklaması
[1189] Sûreye isim olan A’râf hakkında tartışmalı rivayetler bir yana, kelime “tanıma, bilme” anlamındaki ‘urften türetilmiştir. Atın yelesine, horozun ibiğine en tanınan alameti olduğu için ‘urf denilmiştir. “Duvar, sur, burç, kule, platform” gibi göz önünde olan ve bakınca göze çarpan her şey için kullanılmıştır. ‘Ale’l-a’râfı “marifet yeteneği”, ashâbu’l-a’râfı da “marifet sahipleri” olarak anlayan Hasan Basri gibi otoriteler tercihimizin gerekçesidir (Krş: Râzî).
[1190] Bu ibareyi klasik tefsirlerin sıkıntılı “Araf” tezi üzerine değil, Süddi’nin bağlama uygun olan yorumu üzerine inşâ ettik (Zâdu’l-Mesîr).
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve onların arasında bir perde vardır. Ve A'râf üzerinde de birtakım rical vardır ki hepsini de alâmetleriyle tanır. Ashâb-ı cennete, «Selâmün Aleyküm» diye nidâ ederler. Ve bunlar ümitvar oldukları halde henüz cennete girmemiş bulunurlar.
İki taraf arasında bir perde, A'râf üzerinde de cennetlik ve cehennemliklerin her birini simalarından tanıyacak kimseler vardır ki onlar, henüz cennete girmemiş, fakat girmeyi şiddetle arzular olarak cennetliklere “selamün aleyküm. ” diye seslenirler. [57, 13]
A’râf: Arf’in çoğuludur. Yüksekçe olan her şeye arf denilir. Meşhur görüşe göre A’râf, cennet ile cehennem arasındaki sûrun yüksek tepeleri, demektir. Hasan el-Basrî (r.h) demiştir ki: A’râf, marifet kelimesinden olup cennetliklerle cehennemlikleri simalarından tanıyan kimseler demektir. Hasılı A’râf hakkında iki görüş vardır: Birincisi Ebû Huzeyfe ve diğer bazı zevattan rivâyet edildiği üzere bunlar, amelde kusur etmiş ve mizanda iyilikleri ile kötülükleri eşit gelmiş, Allah’ı bir tanıyan kimselerdir ki cennet ile cehennem arasında bir süre kalırlar. Sonra Hak Teâlâ, haklarında bir hüküm verir. İkincisi: Bunlar peygamberler (a.s.), şehitler, hayırlılar, âlimler gibi yüksek dereceli zatlardır. Âyetin sonundaki lem yedhulûhâ (henüz cennete girmemiş olanlar) birinci görüşe göre, A’râf ehlini tavsif eder: Yani cennetlikler cennete girmiş, bunlar girmemişlerdir. Fakat arzu ve ümid ederler. Onlara özenirler de “Selâm ve selâmet size!” derler. İkinciye göre ise, o sırada cennet ehlinin halidir. Yani henüz cennete girmemiş ve girmek ümidinde bulunmuş oldukları sıradadır ki A’râf ehli, onları selâmete ereceklerine dair müjdelerler.
Süleyman Ateş
İki taraf arasında bir perde ve A'raf üzerinde de hepsini (hem cennetlikleri hem de cehennemlikleri, yüzlerindeki) işaretleriyle tanıyan erkekler vardır. (Bunlar), henüz cennete girmemiş olan, fakat girmeyi bekleyen, cennet halkına: "selam size!" diye seslendiler.
Cennet ile cehennem arasında bir engel vardır. O (engeldeki) yüksek yerler üzerinde de değerli şahsiyetler olur. Herkesi yüzlerinden tanırlar. Cennetlik ahaliye şöyle seslenirler: “Esenlik ve güvenlik sizedir (Selamun aleykum)” Bunlar, henüz Cennet’e girmemiş olanlardır ama oraya girme umudundadırlar.
Süleymaniye Vakfı A'raf Suresi 46. Ayet Açıklaması
[*] Bunlar, henüz cehennemde olup Allah'ın sözü gereği ebedi cehennem cezası almamış olanlardır. O söz Allah'ın şirk günahı dışında kalanları bağışlayacağı sözüdür (Nisa 4:48). Tevbe etmeden ölündüğü takdirde bağışlaması olmayan diğer günahlar da şirk gurubundan olup esas itibariyle Allah ile kulu arasındaki bağı kopartmak, Allah'tan başkasına kul olmak, kendi kibrini veya kurgusunu ilah veya din edinmektir. Ölüm gerçekleştikten sonra hiçbir şekilde affedilmesi mümkün olmayan günahlar için bakınız: Nisa 4:116, Muhammed 47:34, Maide 5:72
Şaban Piriş
(Cennet ehli ile cehennem ehli) arasında bir sur, surun burçları (A'raf'ın) üzerinde herkesi simalarından tanıyan kimseler vardır. Cennetliklere:-Selam size diye nîda ederler. Henüz oraya girmemişler, fakat çok arzulamaktadırlar.
Cennet ile Cehennem arasında bir perde vardır. A'râf'ta ise onların hepsini yüzlerinden tanıyan kimseler bulunmaktadır. Onlar Cennet ehline “Size selâm olsun” diye seslenirler. Kendileri Cennete girmemiş, ama girmeyi ummaktadırlar.(9)
(9) “Yüksek yerler” anlamına gelen A’râf hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Bir kısım bilginlere göre, A’râf ehli, Cennetliklerle Cehennemlikleri yüzlerinden tanıyan, yüksek mertebe sahibi kişilerdir. Meşhur olan görüş ise, A’râf ehlinin iyilik ve kötülükleri eşit gelen ve bu sebeple Cennete giremeyen kimselerden ibaret olduğu yönündedir ki, bir süre sonra Allah bunları lütuf ve rahmetiyle Cennetine alır.
Yaşar Nuri Öztürk
İki taraf arasında bir perde, A'raf üzerinde de herkesi yüzlerinden tanıyan erler vardır. Cennet halkı, özleyip durdukları halde henüz ona girmemiş olanlara şöyle seslenirler: "Selam size!"
daħı ol iki arasında perdedür. daħı 'arāf üzere ya'nį 'arāf ol bir burcdur borudur uçmaġ-ıla ŧamu arasında erenlerdür bilürler dükelini anlaruñ nişānı-y-ıla daħı ķıġırdılar uçmaķ islerine kim “selām olsun üzerüñüze. “girmediler aña anlar ŧama' eylerler.