Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5955, sondan 282. ayet; 87. sure ve A'lâ Suresinin 7. ayetidir. A'lâ Suresi 7. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 31 ve toplam ebced değeri ise 1633 olarak hesaplanmıştır. A'lâ Suresinin toplam ebced değeri 25512 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Hz. Peygamber ilk dönemlerde kendisine gelen Kur’an vahyini ezberleme konusunda oldukça aceleci davranıyor, bir kelime veya harfi kaçırma korkusuyla Cebrâil vahyi henüz tamamlamadan tekrar etmeye çalışıyordu. Bu sebeple Resûlullah’a Kur’an okurken acele etmemesini emreden ve onu unutmayacağı konusunda güvence veren Kıyâmet 75:16-19. âyetleriyle, “Sana Kur’an’ı okutacağız ve Allah dilemedikçe unutmayacaksın” meâlindeki bu sûrenin 6. âyeti inmiştir. Böylece bir taraftan Hz. Peygamber bu davranışından vazgeçirilmiş oluyor, diğer taraftan da vahyin korunmasının güvenceye alındığı bildiriliyordu (Şevkânî, V, 494). Hz. Peygamber’in unutmaktan korunmuş olması da Allah’ın kudretini gösteren delillerdendir. Peygamberin şahsında gerçekleşen bu ilâhî mûcizenin sırrı, Kur’an’ı okuma ve ezberleme tarzında ümmetin hafızalarında sürekli olarak tecelli etmektedir. 7. âyette unutturmama garantisine, “Allah dilemedikçe...” şeklinde yapılmış bulunan istisnâ hususunda müfessirler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir. Bazıları bu istisnanın neshe delâlet ettiğini yani “Allah herhangi bir hükmü yürürlükten kaldırmak istediği zaman onu peygambere unutturur” mânasına geldiğini ifade ederler. Bazı âlimlere göre ise bu âyet –tıpkı “Gerçek şu ki, biz dilersek sana vahyettiğimizi ortadan kaldırırız” (bk. İsrâ 17:86) meâlindeki vb. âyetlerde (meselâ bk. Hûd 11:107-108) olduğu gibi– peygamberin unutmasını Allah’ın hiç dilemediği, dolayısıyla onun da hiçbir zaman unutmadığı” anlamına gelir (bk. Şevkânî, V, 494; Elmalılı, VIII, 5760). Bize göre “Sizler ancak rabbinizin (bunu) dilemesi sayesinde dileyebilirsiniz” (İnsan 76:30) âyetinde olduğu gibi burada da bir ilâhî kanuna, bir ilkeye atıf yapılmaktadır. Kulunu yaratılış amacına uygun olarak şekillendiren ve donatan Allah’tır. O böyle yapmasaydı insan böyle olmazdı; düşünemez, konuşamaz, aklında tutamaz, unutamazdı. 6. âyete göre Resûlullah, kendisine okutulanı (Kur’an’ı) asla unutmayacaktır; ancak bu, Allah istediği için böyledir; unutmasını isteseydi elbette unutacaktı. Müfessirler, “Sana kolaylık ve huzurun yollarını açacağız” meâlindeki 8. âyeti de Hz. Peygamber’in şahsına özgü olarak değerlendirip kolaylaştırmayı “Allah’ın onu, beşerî bir çaba göstermeden Kur’an’ı ezberlemeye, dinin kurallarını uygulamaya, kendisini cennete götürecek amelleri yapmaya muvaffak kılması” şeklinde yorumlamışlardır (Zemahşerî, IV, 243-244; Râzî, XXXI, 142-143). Şevkânî ise “din ve dünya işlerinden hangisine yönelirse o yolda muvaffak kılması” anlamında yorumlamıştır (bk. V, 494).
Mehmet Okuyan
6,7. Sana (Kur’an’ı) okutacağız ve sen -Allah’ın dilemesi hariç- (onu) unutmayacaksın. Şüphesiz ki O, açığı da gizli olanı da bilir.
Yalnızca Allah'ın sünnetinin, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecelli ettiği uygun haller müstesna. Kesinlikle Allah aşikare okumanı, sesli düşünmeni, duyurmanı, açıkça işlediğin amellerini, uygulamalarını; sessiz okumalarını, düşünmelerini, gizli amellerini, görülen ve görülmeyen davranışlarını bilir.
Ancak Allah'ın (unutmanı) diledikleri hariç; çünkü (yalnız) O'dur (insanın) kavrayışına açık olan her şeyi ve (hikmetine binaen ondan) gizli olanları bilen.
Yani “Allah dilediği taktirde bazı mesajları peygamberine unutturuyor ki bu da bir anlamda nesh oluyor. Nitekim; “Biz yürürlükten kaldırdığımız veya unutturduğumuz herhangi bir mesajı mutlaka daha iyisi veya benzeri ile değiştiririz. Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin?” (Bakara 2:106) buyrulmaktadır.
Diyanet İşleri (Eski)
Allah'ın dilediği bundan müstesnadır. Doğrusu açığı da, gizliyi de bilen O'dur.
Allah’ın unutturmayı dilediği bilgiler hariç. Çünkü insanın bilgisi sınırlıdır; oysa O, yaratılmışların kavrayışına açık olanları da en mükemmel şekilde bilir, gizli kalanları da.
1 Bundan böyle seni okutacağız. Ruh’ul-Kudüs olan Cebrail vasıtasıyla sana okuyacağın bir kitap olan Kur’an’ı vahyederek indirip öğreteceğiz. İneni ve indirileceği okumaya muvaffak edeceğiz. Yahut vahiy ile seni Kur'ân ve kırâat sahibi yapacağız. Bu şekilde bu, olağanüstü ilâhî Risalet ve hidayeti gösteren bir âyet, bir mucize olarak artık unutmayacaksın. Bu unutmamak, bu derece kuvvetli bir hafızaya sahip olmak da diğer bir mucize olacak. Bu gösteriyor ki, okutmaktan maksat ezbere okutmaktır. Yoksa yüzüne yazı okutmak değildir. Bazıları da, "unutmamaktan asıl maksat, gereği ne ise ona göre amel etmektir" demişlerdir. 2 Allah unutturmak isterse unutturur. Yani böyle unutmamayı kesin olarak vaad edip haber vermek, Allah'ın artık onu unutturmaya gücü yetmeyecek mânâsına gelmez. Unutturacağını tamamen unutturabilir ki bu bir “nesh” olur. O zaman da “Biz herhangi bir âyetin daha hayırlısını veya benzerini getirmedikçe, onu asla yürürlükten kaldırmaz ve de unutturmayız. Sen, Allah’ın gücünün her şeye yettiğini hiç bilmez misin?” (Bakara: 106) hükmü cereyan eder. Bu ayet: “Ey Muhammed! Allah'ın yardımıyla sen bundan böyle unutmayacaksın. Senin böyle bir mucizen de olacak.” demektir. Ancak Peygamberimizin Kur’an okurken birkaç defa hatırlayamadığı yerler olmuştur. Sorulduğunda da hatırlayamadığını söylemiş ve tekrar okumuştur. Ancak bu unutma olayı, “artık unutmayacaksın” va’dinden önce olmuştur.
Muhammed Esed
Allah'ın [unutmanı] diledikleri hariç; 4 çünkü, [yalnız] O'dur [insanın] kavrayışına açık olan her şeyi ve [ondan] gizli olanları 5 bilen:
[5685] Bu âyetler, 1-3 ve ‘Alak sûresindeki “O insana (bilgiyi) kalemle (kaydetmeyi) öğretti, O insana bilmediklerini öğretti.” (96:4-5) âyetleri ışığında anlaşılmalıdır. “Oku” emrine “Benim okumam mümkün değil” diye cevap veren ilk muhataba hem okutturma hem de unutmama garantisi verilmektedir. Zira fıtri bir okumanın sonuçları fıtrat ve vicdana hakkedilmiştir, unutulmaz. Varoluşsal okumada insanın unuttukları kalıcı değil geçici, evrensel değil yerel olanlarla ilgilidir. “Allah’ın unutmanı diledikleri hariç” cümlesi, insanoğlunun unutmasının 3. âyetteki takdire girdiğini gösterir. İbn Abbas’a göre, insan sözcüğü “unutmak” mânasındaki nisyândan türetilmiştir. Bu, unutmanın fıtri oluşuna delâlet eder. Bu unutma iyi unutmadır. Zira unutmak nimet olarak takdim edilmektedir. Çünkü Kur’an insanın yaptığı kötülük ve günahları Allah’ın yaratışına nisbet etmez. Oysa burada “unutturma” Allah’a nisbet edilmiştir. Gerçek şu ki insan unutmasaydı yaşayamazdı. Sûrenin girişindeki tesbih emri de, sûrede Allah’ın muhatap üzerindeki nimetleri sayacağının alametidir. Bu âyetlerdeki hatırlama ve unutmayı sadece indirilen vahyin lafızlarına hasretmek “okutturacağız”daki gelecek zaman edatıyla da çelişmektedir. Zira bu mânadaki “okutturma” gelecekte değil, daha önce başlayıp o anda da devam etmekteydi.
Ömer Nasuhi Bilmen
Allah'ın dilediği müstesna, şüphe yok ki o, âşikâr olanı da bilir, gizliyi de.
6, 7. Bundan böyle sana Kur'ân okutacağız da sen unutmayacaksın. Ancak Allah'ın dilediği müstesna. Çünkü O, size göre açık ve net olanı da, gizli olanı da pek iyi bilir.