Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1347, sondan 4890. ayet; 9. sure ve Tevbe Suresinin 112. ayetidir. Tevbe Suresi 112. ayetinin kelime sayisi 16, harf sayısı 109 ve toplam ebced değeri ise 4805 olarak hesaplanmıştır. Tevbe Suresinin toplam ebced değeri 738241 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
التائبون العابدون الحامدون السائحون الراكعون الساجدون الامرون بالمعروف والناهون عن المنكر والحافظون لحدود الله وبشر المؤمنين
“Dünyada yolcu gibi yaşayanlar” şeklinde tercüme ettiğimiz “es-sâihûn” kelimesinin sözlük anlamı “seyahat edenler”dir. Birçok sahâbî, Hz. Peygamber’in “Ümmetimin seyahati oruçtur” meâlindeki bir hadisine dayanarak âyetteki bu kelimeyi “oruç tutanlar” şeklinde yorumlamışlardır (Taberî, XI, 28). Seyahat ve oruç arasındaki benzerlik daha çok şu şekilde açıklanmıştır: Her ikisinde kişi birtakım zorluklara ve mahrumiyetlere katlanır; seyahatte kişi görmediği, bilmediği yerleri ve durumları görüp gözlemleyebilir, oruç tutan mümin de ruhen yücelerek melekût âleminin birtakım özel hallerine muttali olabilir. Bazı ilk dönem müfessirleri bir başka hadise dayanarak aynı kelimeyi, “cihad edenler” biçiminde açıklamışlardır. Kelimeyi sözlük anlamına göre yorumlayanlar, “yer yüzünde seyahat edenler”, “Mekke’den Medine’ye göç edenler”, “ilim öğrenmek için yolculuğa çıkanlar”, “Allah’ın birlik ve kudretini gösteren delilleri gözlemlemek ve onlardan sonuçlar çıkarmak için yollara düşenler” gibi açıklamalar yapmışlardır (İbn Atıyye, III, 89; Elmalılı, IV, 2625; Kur’an’ın dersler çıkarma amacıyla yeryüzünde gezip dolaşmayı özendirmesi hakkında bk. Âl-i İmrân 3:137). Tercümemize esas olan düşünceyi de şöyle özetlemek mümkündür: Bu dünyanın fâni olduğunu unutmayanlar, ömür sermayelerini olabildiğince ebedî mutluluğa yatıranlar, dünya hayatlarını hep bir yolcunun şuuru içinde yaşarlar; bu ebediyet yolcuları, kelimenin yorumunda zikredilen güzel davranışlar içinde bulunurlar.
Mehmet Okuyan
(Bu alışverişi yapanlar), tevbe edenler, ibadet edenler, [hamd] edenler (övenler), (Allah yolunda) seyahat edenler (oruç tutanlar), rükû ve secde edenler, iyiliği emredip (öğütleyip) kötülükten engelleyen (sakındıran) ve Allah’ın sınırlarını koruyanlardır. (İşte bu) müminleri müjdele!
1- Övgüyü, yalnızca Allah'a özgü kılanlar.
2- Allah yolunda sefere çıkanlar.
3- Allah'a bağlılığı ortaya koyanlar, buyruklarına içtenlikle teslim olanlar.
4- Saygı gösterip, değerini takdir edenler, O'nun emirlerine içtenlikle boyun eğenler.
Ahmet Akgül
Bunlar: (Hatalarından ve haksızlıklarından) Tevbeye yönelen (ve samimiyetle özür dileyenler, bütün hayatlarını ve icraatlarını İlahi emir ve yasaklar çerçevesinde dizayn ve disipline ederek) ibadet (şuuru ve huzuru içinde hareket) edenler, (her an kendisine lütfedilen sayısız nimet ve faziletlerin sahibi olan Allah’a teşekkürle) hamd edenler, (İlmi, İslami ve insani gaye ve gayretler için) seyahat edenler, (İlahi emirlere ve adil devlet yönetimine itaatle boyun eğerek) rükû ve secde edenler, iyilikleri emredecek ve kötülükleri nehyedip engelleyecek (bir adalet düzeni kurulsun diye) hizmet verenler ve Hududullahı (Allah’ın sınırlarını, Kur’an’ın kurallarını) muhafaza edenler; (çevresinde, ülkesinde ve yeryüzünde her türlü haksızlık ve ahlâksızlığa, İlahi değer ve dengelerin bozulmasına karşı mücadele verenler, işte bunlar gerçek ve örnek mü’minlerdir.) Sen, (bu özellikleri taşıyan ve Allah’ın sınırlarını koruyan) iman edenleri müjdele (onlar kurtuluşa ve sonsuz mutluluğa erişenlerdir).
Tövbe edenler, ibadette bulunanlar, hamd eyleyenler, oruç tutanlar (savaş veya bilgi elde etmek için yurttan yurda gezenler), rüku edenler, secdeye kapananlar, iyiliği emredenler, kötülüğü nehyeyleyenler ve Allah sınırlarını koruyanlar. İşte bu inanmış kişileri de müjdele.
Bu alışverişi yapanlar: Pişmanlık içinde tevbe ederek Rablerine yönelenlerdir. O'na yürekten kulluk edenlerdir. O'nu coşkuyla övenler ve O'nun hoşnutluğunu aramaya, durmaksızın devam edenler, O'nun önünde eğilen ve O'nun önünde yere kapananlar, doğru ve güzel olanın yapılmasını emredenler, eğri ve kötü olanın yapılmasına engel olanlar ve Allah'ın koyduğu sınırları gözetenlerdir bunlar. Öyleyse ey peygamber! Allah'ın bu vaadiyle müjdele, bütün o mü'minleri.
Bu, cennetle müjdelenen samimi mü'minler, Allah'ın kanunlarına, bütün emir ve yasaklarına riayet ederek günah işlemekten vazgeçip, Allah'a itaate yönelenler, tevbe edenler, Allah'ı ilâh tanıyanlar, candan müslüman olarak Allah'a bağlananlar, saygıyla kulluk ve ibadette dâim olanlar, O'nun şeriatına bağlananlar, O'na boyun eğenler, her türlü hal içinde hamdedenler, oruç tutanlar, mescitlere devam edenler, cihad için tebliğ için yollara düşenler, Hakka ve tevhide yönelenler, cemaatle namaza kılanlar, saygıyla Allah'ın emirlerine itaat ederek, İslâmî faaliyetlere-kamu hizmetine katılanlar, secdelere kapananlar, Kur'ân'ın ve sünnetin hükümlerini, meşrû olanı, İslâmî kurallarla örtüşen örfü, ilmî verileri, mü'minlerin tasvip ettiği, icrasında hayır gördüğü planları, programları, adâleti uygulayarak kamu düzenini sağlayanlar, sekizinci olarak şeriatın suç saydığı, haram kıldığı, kamu vicdanının tasvip etmediği, mü'minlerin icrasında hayır görmediği şeyleri, bunların savunuculuğunu, sözcülüğünü akıllarını kullanıp yasaklayarak, önleyici tedbirler alarak kamu güvenliğini temin edenlerdir. Bu mü'minleri dünya hâkimiyeti ve âhiret saadetiyle müjdele.
6.Ayette geçen "saihun" kelimesi tefsirlerde genellikle "oruç tutanlar" olarak açıklanmaktadır. Bu kelimenin sözlükteki karşılığı "seyahat edenler, yeryüzünden dolaşanlar"dır. Abdullah ibnu Mes`ud (r.a.) ve Abdullah ibnu Abbas (r.a.) bu kelimeyle kastedilenlerin "oruç tutanlar" olduğunu ifade etmişlerdir. Sufyan ibnu Uyeyne oruç tutan bir kimsenin lezzetleri terketmesi sebebiyle "saih" olarak adlandırıldığını ifade etmiştir. Ata ise "saihun" ile kastedilenlerin savaş edenler olduğunu söylemiştir. Osman ibnu Maz`un`un rivayetine göre Resulullah da: "Ümmetimin seyahati Allah yolunda cihaddır" buyurmuştur. İkrime ise "Saihun"un ilim öğrenmek için dolaşanlar olduklarını söylemiştir. Bir başka açıklamaya göreyse bu kelimeyle kastedilenler ibret almak için yeryüzünde dolaşanlardır. Çünkü yeryüzünde dolaşmanın kişinin nefsini terbiye etmesine ve ahlakını düzeltmesine çok yararı olmaktadır.
Cemal Külünkoğlu Tevbe Suresi 112. Ayet Açıklaması
“Seyahat edenler” yani iyiliği önermek ve yaşayarak göstermek, kötülükten sakındırmak ve yanlışların karşısında olmak için sorumluluk alarak yola koyulanlar, vahiy ile insanları tanıştırmak ve onlara Kur’an’daki evrensel ahlaki değerleri anlatmak için seyahat edenler, inandıkları doğruları hayata geçirmek ve başkalarının da doğrulara sahip çıkması için hicret edenler, şirkin, zulmün ve zalimin karşısında Hakkı, haklıyı ve adaleti savunduğu için sürgüne gönderilerek yollara düşenler, insanları eğitmek, helâl kazanç sağlamak ve haramın önüne geçmek için sefere çıkanlar, yeryüzünde Allah’ın kudretini, birbirinden güzel mucize eserlerini, yarattıkları üzerindeki rahmetinin tezahürünü, hayatın canlılığını görmek ve farklı kültürün insanlarıyla tanışarak onlarla fikir teatisinde bulunmak için yolculuk edenler.
Diyanet İşleri (Eski)
Allah'a tevbe eden, kullukta bulunan, O'nu öven, O'nun uğrunda gezen, rüku ve secde eden, uygun olanı buyurup fenalığı yasak eden ve Allah'ın yasalarını koruyan müminlere de müjdele.
Âyette geçen «es-sâihûn» oruç tutanlar olduğu gibi, cihad edenler ve yeryüzünde Allah’ın kudretini, güzel eserlerini ve ibret alınacak şeyleri görmek, bilgi kazanmak veya gönlünce ibadet ve taatını yapabilmek için seyahat edenler manasını da ifade etmektedir.
(Bunlar), O tevbekâr olanlar, o ibadet edenler, o hamd edenler, o oruçlular, o rükua varanlar, o secdeye kapananlar, iyiliği emredip, kötülükten vazgeçirenler, Allah'ın hududunu koruyanlar (emirleriyle yasaklarının ölçülerine riayet edenler)dır. Müjde ver o müminlere, müjde!
O tevbekârlar, o abidler, o hâmidler, o oruç tutanlar, o rükûa varanlar, o secdeye kapananlar, o ma'rufu emredib münkerden nehyeyleyenler ve Allâhın hududunu muhafaza eyliyenler, müjdele hem o bütün mü'minleri
Tevbe edenler, ibâdet edenler, Hamd edenler, seyaahat edenler, rükû' edenler, secde edenler, (insanlara) iyiliği emredenler ve (onları) kötülükden vaz geçirmiye çalışanlar ve Allahın sınırlarını koruyanlar (yok mu? İşte onlar da cennet ehlidirler. Habîbim) sen o mü'minlere dahi (cenneti) müjdele.
Allah’a tövbe edip yönelenler, kulluk edenler, O nu övgü ile yüceltenler, O nun rızası için seyahat edenler, saygı ile önünde eğilip secde edenler, insanlara iyilikleri emredip, kötülükleri yasaklayanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları koruyup aşmayanlar (gerçek inanmış kimselerdir). İnananları müjdele.
Onlar, ilâhî rahmetten ümit kesmeyen, dâima Allah’a yönelerek günahlarından tövbe edenler, yalnızca O’na kulluk ve ibâdet edenler, en derin şükran ve minnettârlık duygularıyla O’nu övüp yücelterek hamd edenler, güzelce namaz kılanlar, oruç tutanlar, Allah yolunda cihâd etmek ve İslâm’ı insanlara tebliğ etmek gibi yüce gayelerle yeryüzünde gezip dolaşanlar, O’nun huzurunda boyun eğip secdeye kapananlar, insanlara iyiliği emredip kötülüğü yasaklayanlar ve Allah’ın çizdiği sınırları ve koyduğu kanunları hayata egemen kılan ve onları tüm güçleriyle koruyanlardır. O hâlde ey Peygamber, bu nitelikleri taşıyan müminleri, sonsuz nîmetlerle müjdele!Bu müjdeye nâil olabilmek için çaba harcadıkları hâlde, İbrahim Peygamberi kendilerine örnek alan bazı müminler, kâfir olarak ölen akrabaları için bağışlanma diliyor, senin de bu yönde duâ etmeni istiyorlar. Çünkü İbrahim, babası iman etmediği hâlde onun bağışlanması için Allah’a yalvarmıştı (19. Meryem:47 ve 26. Şuara:86). Onlara de ki:
Bilindik / Ma’rûf’u İş Edinen ve Bilinmedik / Münker’den Kaçınan Secde Eden Rukü’ Eden Seyahat Eden (Oruç Tutan Hicret Eden) Hamd Eden Kulluk Eden Tevbe Edenler ve Allah’ın sınırlarını Koruyanlar!
Müminler’i müjdele!
1 Buradaki seyahat, İbnu Mes’ud, İbnu Abbas, Hz. Aişe ve Ebû Hureyre’ye göre oruç demektir. Çünkü Peygamber (a.s): “ümmetimin seyahati, oruçtur.” buyurmuştur. (Kurtubî) Oruç; yiyip içmek ve birtakım sıkıntılara tahammül etmek ve bir de insanın görmediği, bilmediği bir takım şeylere vakıf olmasına vesile olması yönleriyle seyahate benzetilmiştir. Ayrıca bu ifâdeyi; “Mücahitler, Mekke’den Medîne’ye hicret edenler, ilim için sefere çıkanlar ve Allah’ın âyetlerini görmek için yeryüzünde sefer edenler,” şeklinde de anlayanlar olmuştur.
Muhammed Esed
[Bu, ne zaman bir günah işleseler, hemen] tevbe ve pişmanlık içinde Rablerine yönelen kimselerin [bahtiyarlığıdır]; O'na (yürekten) kulluk edenlerin; O'nu (coşkuyla) övenlerin; ve [O'nun hoşnutluğunu] aramaya durmaksızın devam edenlerin; 147 ve [O'nun önünde] eğilen, O'nun önünde hürmet ve tazimle yere kapananların; doğru ve güzel olanın yapılmasını önerip, eğri ve kötü olanın yapılmasına engel olanların; ve Allah'ın koyduğu sınırları gözetenlerin (bahtiyarlığı). Öyleyse, [ey Peygamber, Allah'ın bu vaadiyle] müjdele, bütün o müminleri.
Onlar ki Allah’a tövbe edenler, yalnızca ona kulluk edenler, onu övüp yüceltenler, seyahat edenler, rüku/boyun eğenler, secde edenler, iyilikleri teşvik edenler kötülüğü engelleyenler, Allah’ın koyduğu sınırları muhafaza edenlerdir. İşte bu müminleri müjdele! 4/173, 39/17, 41/30...33
(Ne zaman bir günah işleseler hemen tüm varlığıyla) O’na yönelenler,[1541] yalnız O’na kulluk edenler, övgülerin tamamını sadece O’na hasredenler,[1542] (cihad için) seyahate çıkıp O’nun rızasının peşine düşenler,[1543] yalnızca O’nun önünde eğilip, sadece O’nun huzurunda yere kapananlar, iyi ve doğru olanı önerip kötü ve yanlış olandan alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları kesintisiz koruyanlar...[1544] Evet, (bu nitelikteki) mü’minleri (cennetle) müjdele.
Mustafa İslamoğlu Tevbe Suresi 112. Ayet Açıklaması
[1541] Çevirimizin gerekçesi et-tâibûnun açılımıdır (Bkz: Taberî).
[1542] “Tüm varlığıyla”, “yalnız”, “tamamını”, “durmadan dinlenmeden” gibi pekiştirme ve en’li ifadeleri parantez içine almadık. Çünkü, kaynak dile ait sözcüklerin başındaki “el” takılarının, “tahsis, istiğrak, ahd” gibi muhtelif vurguları hedef dile yansıtıldığında, zorunlu olarak bu mânalar elde edilmektedir.
[1543] es-Sâihûn, “seyahat edenler, gezginler” mânasına gelir. Birinci ve ikinci kuşaktan nakledilen haberlere baktığımızda, bu kelimenin lafzî anlamıyla değil mecâzî anlamıyla ele alınıp es-sâimûn (oruç tutanlar) şeklinde anlaşıldığını görüyoruz. Buna göre, oruç tutan insan yemeden, içmeden ve şehvetten ayrılıp mânevî bir seyahate çıktığı için böyle isimlendirilmiştir (Taberî ve Râzî). Hatta İbn Abbas’a atfedilen bir haberde, Kur’an’daki tüm es-seyâha kökünden türetilen sözcüklerin es-sıyam olarak anlaşılması gerektiği dile getirilir. Fakat âyetteki el-’âbidûn oruç tutmayı da kapsar. Râzî, bundan farklı olarak iki görüş daha aktarır: birincisi, yine ilk kuşaktan bazı isimlere atfedilen “ilim yolunda seyahat edenler” anlamı, ikincisi ise Ebu Müslim’in kelimenin lafzî anlamı olan seyahatı esas alarak verdiği “Allah yolunda cihad için sefere çıkma” anlamı. Biz kelimeyi mecaza hamleden görüşe uyduk, fakat ait olduğu bağlama daha uygun olan daha farklı bir mecâzî anlamı tercih ettik.
[1544] Baştaki ve sondaki parantez içi ibareler, bu âyetin anlamını bir önceki âyete eklemleyen Taberî’nin tercihi göz önüne alınarak konulmuştur.
Ömer Nasuhi Bilmen
(Onlar) Tevbe edenlerdir, ibadette bulunanlardır, hamd edenlerdir, oruç tutanlardır, rükûa, secdeye varanlardır, mâruf ile emir ve münkerden nehyeyleyenlerdir ve Allah Teâlâ'nın hududunu muhafazada buIunanlardır. İşte (o) mü'minleri müjdele.
O tövbe edenler, o ibadet edenler, o hamd edenler, Allah'ın rızası için sefer edenler, o rükû edenler, o secdeye kapananlar, iyilikleri yayanlar, kötülükleri önleyenler ve Allah'ın hudutlarını bekleyip koruyanlar yok mu? İşte o müminleri müjdele! [66, 5; 4, 24]
“Allah rızası için sefer” kavramına: İslâm’ı anlatmak, cihad, yerine göre hicret, ilim elde etmek, insanları eğitmek, çalışıp helâl kazanç sağlamak gibi birçok alan girer. Allah’ın hudutlarını korumaya: İmanın gerekleri, ibadetler, İslâm ahlâkına uygun davranışlar, İslâm’ın her alandaki hükümleri dâhildir.
Âyette ˜Çä"ÇÆÍèæŒ sıfatı oruç tutanlar anlamına geldiği gibi, cihâdeden ve yeryüzünde Allah'ın güzel eserlerini görmek, bilgi ve görgülerini artırmak veya özgürlük içinde ibâdet ve tâ'atlerini yapabilmek için seyâhat edenler anlamına da gelir.
Süleymaniye Vakfı
Tevbe edenler, Allah’a kul olanlar, işlerini iyi yapanlar, gezip görenler, rüku edenler, secde edenler, marufu (Kur’an ölçülerini) isteyenler, münkere (Kur’an ölçülerine aykırı olana) engel olanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları koruyanlar var ya; sen böylesi müminleri müjdele.
(27) İlim, cihad, ibret ve tefekkür için seyahat edenler; dinlerini özgürce yaşayabilmek için hicret edenler. Bir hadis-i şerifte, bu kelimeye “oruç tutanlar” anlamı da verilmiştir. (Müstedrek, 2:365 no. 3288.)