Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1311, sondan 4926. ayet; 9. sure ve Tevbe Suresinin 76. ayetidir. Tevbe Suresi 76. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 37 ve toplam ebced değeri ise 3924 olarak hesaplanmıştır. Tevbe Suresinin toplam ebced değeri 738241 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Bu âyetlerden ilk ikisinin nüzûl sebebi olarak tefsirlerde genellikle yer alan olayların tarihî verilerle bağdaşmadığı görülmektedir (meselâ bk. Taberî, X, 188-191; Şevkânî, II, 439-440). Burada, kendisini ruhen eğitememiş, davranışlarını yönlendirmeye muktedir bir iman düzeyine erişememiş insanların sürekli yaşadıkları çelişkilere bir örnek verilmekte, âyetlerin bağlamı ve iniş zamanı bakımından bu örneklemeye en uygun düşen nifak zihniyetine ve münafıkların tutumlarına gönderme yapılmaktadır. Esasen geniş imkânlara kavuşunca bunları hayır yollarında kullanma ve başkalarına yardımcı olma özlemi taşımak dinen yerilen bir tutum değildir. Aksine Hz. Peygamber’in hadislerinde amellerin niyetlere bağlı olduğu (bk. Buhârî, “Bed’ü’l-vahy”, 1), bir iyiliği gönlünden geçirdiği halde güç yetiremediği için bunu gerçekleştiremeyen kişinin bundan ötürü sevap kazanacağı bildirilmiştir (bk. Müslim, “Îmân”, 203-204, 206; Süyûtî, el-Eşbâh ve’n-nezâir fî kavâ‘idi ve furû‘ı fıkhi’ş-Şâfi‘iyye, s. 38-40). Fakat bu âyetlerde belirtildiği üzere bir kısım münafıkların yaptığı gibi, sırf kendi çıkarının söz konusu olduğu durumda Allah’a yönelen, üstelik –beklentisine kavuşursa bunları– hayır yolunda kullanacağına dair Allah’a söz veren, kendilerine ilâhî bir lutufta bulunulduğunda ise hemen cimrileşen ve yüz çeviren kimseler sorumluluk bilincini ve kendilerine olan saygıyı yitirmiş insanlardır; onların ne Allah’a ne kendilerine ne de başka insanlara karşı verdikleri söze güvenilir. 75. âyette bu karakterdeki insanların iyi kimselerden olma hedefi ve vaadini de kendilerine geniş imkânlar verilmesi şartına bağladıklarına değinilmesi insan psikolojisine ışık tutma açısından ilginçtir. Bulunduğu şartlar içinde sınava tâbi tutulduğunu göz ardı eden insanoğlu, zaman zaman kendi sınav ortamını kendisi düzenlemek istercesine iyi olmayı kendisine belirli imkânların sağlanması şartına bağlamaya çalışmakta, mevcut durumda olabileceğin en iyisini yapma irade ve çabasını ortaya koyamamış olmanın bahanelerini üretmekle vakit kaybetmektedir.77. âyette bu tip kişilerin yüreklerine nifakın yerleştirilmiş olduğu belirtilmekle beraber, yine âyetin açıklamasına göre bu tamamen onların kendi kusurları yani Allah’a verdikleri sözden caymaları ve yaptıkları yemini bozma bahanesi uydura uydura yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmeleri sebebiyledir. Bundan dolayı müfessirler bu âyetin tefsiri sırasında genellikle şu hadise yer verirler: Münafığın üç alâmeti vardır; konuştuğunda yalan söyler, vaad ettiğinde vaadinden döner, kendisine birşey emanet edildiğinde ona hıyanet eder (Buhârî, “Şehâdât”, 28; Müslim, “Îmân”, 107). Âyetin “kendi huzuruna çıkacakları güne kadar” diye mâna verilen kısmından maksadın kıyamet günü olduğu anlaşılmaktadır.
Mehmet Okuyan
Fakat (Allah) lütfundan onlara (zenginlik) verince, onda cimrilik edip (Allah’ın emrinden) yüz çevirerek (sözlerinden) dönmüşlerdi.
Bu ayetlerin Sa‘lebe b. Hâtib ile ilişkili olduğu ifade edilmekteyse de hem anlatılan olayların Kur’an’a aykırılığı hem de ayetlerde kullanılan fiil ve zamirlerin kalıbı ayetlerin bir kişi değil de bir insan tipiyle ilgili olarak indirildiği apaçık bir gerçektir. Kaldı ki Tevbe 9:104’te belirtildiği gibi sadakaları kabul eden yalnızca Yüce Allah’tır. Bu kişinin vermek istediği sadakaları Hz. Muhammed’in ve diğer halifelerin kabul etmediği iddiaları gerçek olamaz.
Bayraktar Bayraklı
Ne zaman ki Allah lütfundan onlara verdi, O'nun verdiğinde cimrilik ettiler ve yüz çevirerek sözlerinden döndüler.
Allah onlara lütfundan verdiği zaman da cimrilik ettiler, malî mükellefiyetleri yerine getirmediler. İslâm'a karşı engelleme tedbirleri alarak sırtlarını dönüp güç ve iktidarlarını kullanarak halkı yönlendirmeye devam ettiler.
Ne zaman ki Allah, lütuf ve kereminden onlara verdi, onlar da cimrilik ettiler ve (Allah'ın emrinden) yüz çevirerek (verdikleri sözden caydılar ve) dönüp gittiler.
Fakat Allah, lütuf ve bereketi sayesinde istedikleri malı mülkü onlara verince, dünya malına aşırı bir tutkuyla bağlanıp cimrilik ettiler; böylece Allah’ın emrinden yüz çevirerek verdikleri sözden caydılar.
1 Bu âyet; Sa’lebe b. Hâtıb hakkında nâzil olmuştur. Sa’lebe, Peygamberimizin huzuruna gelir ve: “Ey Allah’ın Rasûlü, Allah’a duâ et de bana biraz mal versin!” der. Peygamberimiz de: “Ey Sa’lebe, şükrünü yerine getirdiğin az mal, şükrünü yapamayacağın çok maldan daha hayırlıdır.” der. Sa’lebe tekrar: “Seni hak ile gönderen Allah’a yemin ederim ki, bana bir mal verirse mutlaka şükrünü yerine getirir ve zekâtını veririm” der. Rasûlullah duâ eder, davarları bir sürü olur ve Medîne’ye sığmaz. Önce cemaat namazlarına, sonra da Cuma namazına dahi gelmez olur. Rasulullah (s.a.v) onu sorunca. “Malı çoğaldı, vadiye sığmaz oldu.” denilir. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v): “Eyvah, yazıklar oldu Sa’lebe’ye” buyurur. Hattâ Sa’lebe, Efendimizin gönderdiği zekât memurlarına, zekâtı vermek istemez ve: “Bu cizye de neyin nesi oluyor? Bu istediğiniz şey cizyenin kendisi değilse bile kardeşidir. Hele siz şimdi gidin de ben bir düşüneyim” der. Daha sonra Sa’lebe zekâtını getirir, fakat Peygamber (a.s): “Allah beni senin sadakanı kabul etmekten men etti.” buyurur. Sa’lebe Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ebû Bekir, Ömer ve Osman’a da zekâtını getirir fakat onlar da kabul etmezler. (Vâhidî)
Muhammed Esed
Fakat böyleleri, daha Allah cömertliğiyle kendilerine [bir şey] verir vermez, hemen ona hasisçe sarılır, [ettikleri bütün o yeminlerden] inatla geri dönerler.
Ama Allah onlara istedikleri malı mülkü verince, cimrilik ettiler. Böylece verdikleri sözden döndüler. Zaten onlar dönektirler. 17/29- 100, 25/67, 70/19...21
Ama Allah kendilerine lutfundan bağışlar bağışlamaz bunda cimrilik ederler ve (yeminlerinden) geri dönerler: zira onlar (iyiliğe) sırt dönenlerdir.[1492]