Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6052, sondan 185. ayet; 91. sure ve Şems Suresinin 9. ayetidir. Şems Suresi 9. ayetinin kelime sayisi 4, harf sayısı 13 ve toplam ebced değeri ise 356 olarak hesaplanmıştır. Şems Suresinin toplam ebced değeri 19092 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
7,8,9. Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.
Bu tür doğal varlıklar ve olaylar üzerine yemin edilmesi hem evrenin genel düzenine, bunun insanlar için taşıdığı faydalara ve bu düzeni yaratıp yaşatan ilâhî kudretin büyüklüğüne hem de sonraki âyetlerde ele alınan konunun önemine dikkat çekmeyi amaçlar. “Kuşluğu” diye çevirdiğimiz duhâhâ tamlamasına “güneşin ışığı, aydınlığı, sabah vakti, gündüz” gibi mânalar da verilmiştir (Şevkânî, V, 524). Ayın yani ışığının güneşin ardından gelmesi, ışığını ondan almasını veya güneş batınca ardından ayın doğmasını yahut ayın ilk göründüğü hilâl durumunu ifade eder. 7. âyette insan (nefs) üzerine yemin edilmesi onun fıtrî üstünlüğüne işaret eder. “Nefsin (insanın özü olarak) şekillendirilip düzenlenmesi”nden maksat ona maddî ve mânevî güçlerin yerleştirilmesi, her gücün yapacağı görevin tayin edilmesi ve nefse bu güçleri kullanacak organların verilmesidir. 8. âyetteki fücûr her türlü kötülüğü, günah ve sapmayı; âyette fücûrun karşıtı olarak kullanılan takvâ ise burada doğruluk, iyilik ve hak yolda kararlılığı ifade eder. Aynı âyetteki elheme fiilinin masdarı olan ilham, bu bağlamda fücûr ve takvâ kelimeleriyle birlikte değerlendirildiğinde, “Allah Teâlâ’nın insanın fıtratına doğru ve yanlışı, iyilik ve kötülüğü, günah ve sevabı bilme, tanıma, ayırt etme, birini veya diğerini seçip yapma gücü ve özgürlüğü vermesi”; dolayısıyla “insanın her türlü deney ve öğrenimden önce, apriorik olarak bu yeteneklerle donanmış bulunması” şeklinde açıklanabilir. Böylece Kur’an’ın insan anlayışının bir özeti sayılabilecek olan 7-8. âyetler, insanın ahlâkî bakımdan çift kutuplu bir varlık olduğunu, iyilik veya kötülük yollarından dilediğini seçebilecek bir tabiatta yaratıldığını ve onun kurtuluş veya mahvoluşunun bu seçime bağlı bulunduğunu göstermektedir.
Mehmet Okuyan
Onu ([nefs]ini) arındıran kişi elbette kurtulmuştur.
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10. Güneşe ve kuşluk vaktindeki aydınlığına, güneşi takip ettiğinde aya, onu açığa çıkarttığında gündüze, onu örttüğünde geceye, gökyüzüne ve onu bina edene, yere ve onu yapıp döşeyene, nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerini ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.
1 Tezkiye: Zekâtın aslı olan “zekâ” fiilinin tef’il kalıbından gelmiş şeklidir. Temizlenmek, büyütmek ve temize çıkarmak anlamlarına gelir. Nefsi tezkiye ise: “onu kirletecek küfür, cehalet ve ahlâksızlıktan temizleyerek, îman, irfan ve güzel ahlâkla terbiye edip, çevresine îman ve ameliyle örnek olmak demektir. Yoksa onun, son derece feyizlendiğini sanarak temize çıkarmak ve övmek değildir. Bu şekilde nefsi temizleme tabiri olan tezkiye başlıca üç mânâda kullanılır: 1. Onu kirletecek küfür, cehalet, kötü duygular, yanlış inançlar, fena huylar gibi kötü şeylerden temizlemek. 2. Temizleyip koruyarak iman, ilim, irfan, iyi duygular, ilâhî ahlâk, takva özellikleriyle terbiye edip çevresine hayır ve bereket yayacak şekilde feyizlendirmektir. 3. Nefsi tezkiye etmek; nefsin temiz olduğunu takdir veya son derece feyiz alıp gelişmiş olduğuna hükmetmek suretiyle temize çıkarmak, övmek mânâsına gelir. İnsanın bu mânâ ile nefsini tezkiye etmeğe hakkı yoktur. Henüz akıbetini görmeyen ve kaderin sırrını bilmeyen insan için böyle bir iddia ile böbürlenme gurur ve cehalet ile alçalmadır. Allahu Teâlâ, “Nefsinizi temize çıkarmayın. Allah, günahlardan korunanı en iyi bilendir.” (Necm: 32) buyurarak insanları kendilerini temize çıkarmaktan nehyetmiştir. Onun için bu mânâ düşünülecek olursa bu ayeti, “ancak Allah’ın temize çıkardığı nefis kurtuluşa erdi” diye anlamak gerekir. Bir kimsenin kendisini, kusursuz, hiç günahsız ve tertemiz kabul ederek övünmesi bu ayetle yasaklanmıştır. Zira insanın, farkında olmadığı birçok kusuru bulunabilir. Hz. Yusuf (a.s) bile: “Ben, yine de nefsimi temize çıkarmıyorum, çünkü Rabbimin rahmet etmesi dışında nefis, kesinlikle kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim, gerçekten çok bağışlayıp çok esirgeyendir” demiştir. (Yusuf: 53)
Muhammed Esed
Her kim [benliğini] arındırırsa, kesinlikle mutluluğa erişecektir,
[5754] Veya fiilin gizli öznesinin Allah olduğundan hareketle: “Allah kimi temize çıkarırsa o kesinlikle mutluluğa ulaşacaktır”. Fakat Kur’an’da geçen her felah, Mü’minûn 1’de olduğu gibi, kulun fiiline bina edilir (Krş: 23:1; 53:32; 4:49). Bu Allah’ın insan iradesine verdiği değerdir. Kaldı ki tercihimiz, men ilgi zamirinin iki özneyi de gören konumundan doğan bu çifte anlamı zımnen içermektedir (Benzer bir ibare için bkz: 13:27). Çünkü kendini geliştirip arındıranı Allah temize çıkarır. Tezekka, kök anlamından dolayı “artma, gelişme” mânasını içerir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Nefsini temizlemiş olan şüphe yok ki, felâha ermiştir.