Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6082, sondan 155. ayet; 93. sure ve Duhâ Suresinin 3. ayetidir. Duhâ Suresi 3. ayetinin kelime sayisi 5, harf sayısı 15 ve toplam ebced değeri ise 550 olarak hesaplanmıştır. Duhâ Suresinin toplam ebced değeri 12502 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Hz. Peygamber’e vahyin gelişi bir süre için kesilince müşrikler, “Rabbi onu terk etti” dediler. Bunun üzerine bu âyetler indi.
Diyanet İşleri (Yeni) Duhâ Suresi 3. Ayet Tefsiri
Duhâ kelimesi “kuşluk” anlamına gelmekle birlikte çoğu müfessirler, 2. âyetteki “gece”nin alternatifi olarak burada bütünüyle gündüz vakti için kullanıldığı kanaatindedirler. İbn Âşûr’a göre ise kelime burada da kuşluk vaktini ifade etmekte olup bununla tıpkı kuşluk vakti güneş ışığının yeryüzünü bütünüyle kaplaması gibi vahiy ışığının da dünyaya inip aydınlatmaya başladığına imada bulunulmuştur. 2. âyetteki gece karanlığı da Hz. Peygamber’in bu vakitte evinde veya Kâbe çevresinde sesli olarak Kur’an’ı okuduğu, müşriklerin ise onu gizlice dinledikleri vakit olup bundan dolayı bu iki vakit üzerine yemin edilmiştir. Yeminin amacı putperestlerin artık Hz. Peygamber’e vahyin gelmez olduğu, Allah’ın onu terkettiği iddialarının gerçekle ilgisinin bulunmadığını kesin bir dille belirtmektir (XXX, 394-395).
3.Said bin Mansur`un ve Feryabi`nin Cundeb (r.a.)`den rivayet ettiklerine göre Cibril (a.s.) bir ara vahiy getirmedi, yani bir süre vahiy kesildi. Bunun üzerine müşrikler: "Muhammed`i artık bıraktılar" demeye başladılar. Onların bu sözleri üzerine bu ayeti kerime indirildi.Buhari ve Müslim`in Cundeb`den rivayetlerine göre de Resulullah (a.s.)`ın bir ara rahatsızlanması üzerine bir süre vahiy kesildi. Bu sırada bir müşrik kadın Resulullah (a.s.)`a gelerek: "Görüyorum ki şeytanın seni bıraktı" dedi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.Hakim`in Zeyd bin Erkam (r.a.)`dan rivayet ettiğine göre de bir kaç gün Resulullah (a.s.)`tan vahiy kesildi. Bu durum karşısında Ebu Leheb`in karısı Ummu Cemil, Resulullah (a.s.)`a: "Görüyorum ki arkadaşın seni bıraktı ve sana darıldı" dedi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.Görüldüğü üzere farklı tarıklarla nakledilmiş olan bu rivayetler birbirini desteklemekte ve birbirlerini açıklamaktadırlar. Bu konuda daha başka rivayetler de nakledilmiştir. Ancak diğerlernin senedleri yukarıda vermiş olduklarımızın senedleri kadar kuvvetli değildir.Bununla birlikte İbnu Hacer el-Askalani, Resulullah (a.s.)`tan bir ara vahyin kesilmesinin bilinen bir hadise olduğunu ancak bunun bu ayeti kerimenin iniş sebebi olduğu iddiasının şazz (tutarsız, sahih olan rivayete ters) bir iddia olduğunu ileri sürmüştür.
Bir müddet vahiy kesilince bunu duyan inkârcılar inananların itikadını bozmak için seferber oldular ve inananlarla alay ederek: “Göklerin ve yerin Rabbi, Muhammed’i ortada bıraktı!” şeklinde sözler yaymaya başladılar. Bunun üzerine bu ayetler nazil oldu.
Bir ara vahyin gelişi gecikti. Müşrikler: «Rabbi onu terketti, ona darıldı!» dediler. Bu konuşmalar ve sataşmalar Efendimize ağır geliyordu. İşte bu husus âyetlerle izah edildi.
Rabb’in seniterk etmedi, ey Muhammed ve sana darılmadı da! Zaten hiçbir zaman darılmamıştı; tam aksine, seni dâimâ en büyük nîmetleriyle el üstünde tutmuştu.
1 Tevdî: Aslında misafirin veda etmesi yani giderken kalanlara “hoşça kalın, Allah'a ısmarladık” gibi hoşluk duasıyla bırakıp gitmesi ve böyle veda ile uğurlanması demek olup sonra mutlak şekilde terk edip bırakmak manasına da kullanılmıştır. Yüce Allah hakkında bu bildiğimiz mana ile veda ve uğurlama tasavvur edilemeyeceğinden burada da terk manasıyla tefsir edilmiştir. 2 Tebbet Sûresi nâzil olunca Ebû Leheb’in karısına, “Muhammed (s.a.v) seni hicvetti” denildi. Bunun üzerine bu karı, Peygamberimize geldi ve: “Ey Muhammed! Beni niye hicvettin?” dedi. Peygamberimiz de; “Vallahi seni ben hicvetmedim, Allah hicvetti.” buyurdu. Efendimiz bir süre bekledi, fakat vahiy inmedi. Derken o karı geldi ve “sahibini görmüyorum, her halde seni terk etmiş veya darılmış.” dedi. Bu olay üzerine bu sûre indirildi. (Elmalılı)
[5776] Kalâda ke hitap zamirinin olduğu, fakat fasıla gereği düştüğü görüşü yaygındır (Ferrâ’dan nkl. Râzî). Fakat bu çeviride takip ettiğimiz usule aykırıdır. Zira metne lafız idhalini gerektiren bir zorlamadır. İbarenin önündeki zamir, sonu için de geçerlidir. Nesne malum olduğu için tekrarına gerek duyulmamıştır. Fasıla gözetilseydi sûrenin son kelimesi olan haddisin, habbir (haber ver) olması gerekirdi. Üzerine yemin edilen gündüz ve gecenin yeminin cevabı olan “terk etme” ve “darılma” ile ilişkisi şöyle açıklanabilir: Vahyin bazen kesilip bazen gelmesi gayet doğaldır, tıpkı gündüz ve gecenin doğal oluşu gibi.
Ömer Nasuhi Bilmen
Rabbin seni ne terketti ve ne de (senden) darıldı.
[*] Mekayis'l-luğa'da (s.857) kelimenin kökü olan القِلَى'ın "bir şeyden soğumak ve uzaklaşmak" (تجافٍ عن الشّيء وذَهابٌ عنه) anlamına geldiği ifade edilir.