Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1611, sondan 4626. ayet; 12. sure ve Yusuf Suresinin 15. ayetidir. Yusuf Suresi 15. ayetinin kelime sayisi 17, harf sayısı 76 ve toplam ebced değeri ise 5140 olarak hesaplanmıştır. Yusuf Suresinin toplam ebced değeri 497284 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (13) ل (6) ر (2) bulunuyor.
Arapça Metin
فلما ذهبوا به واجمعوا ان يجعلوه في غيابت الجب واوحينا اليه لتنبئنهم بامرهم هذا وهم لا يشعرون
Yûsuf’u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, “Andolsun, (senin Yûsuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik.
Diyanet İşleri (Yeni) Yusuf Suresi 15. Ayet Tefsiri
Kardeşleri, Yûsuf’u koruyacaklarına dair babalarına güvence verince Hz. Ya‘kūb, Yûsuf’u onlarla birlikte gönderdi. Kardeşleri onu kuyuya atmaya oy birliği ile karar verdiler ve kararı hemen uyguladılar.
Kardeşlerinin yaptıklarını bir gün kendilerine haber vereceğine dair Yûsuf’a yapılan vahiyle ilgili olarak iki görüş vardır: ☼a) Hz. Yûsuf’a peygamberlik daha o zamandan verilmiştir. Nitekim bu vaad daha sonra gerçekleşmiş ve Hz. Yûsuf kardeşlerinin kendisine yaptıklarını ileride onlara haber vermiştir (âyet 89). ☼b) Buradaki vahiyden maksat, ilhamdır; henüz peygamberlik verilmemiştir. Nitekim bu tür ilhamlara Kur’an-ı Kerîm’de vahiy denildiğine çokça rastlanmaktadır (Râzî, XVIII, 99).
Mehmet Okuyan
Onu götürüp de o kuyunun görünmeyen yerine bırakmaya birlikte karar verdikleri zaman, (Yusuf’a) “Şüphesiz ki sen onlar farkına varamadan onların bu işlerini kendilerine bildireceksin.” diye vahyetmiştik (bildirmiştik).
Buradaki [vahiy], çocuk yaştaki Yusuf’a yönelik olduğu için “bildirmek, ilham etmek” anlamındadır.
Bayraktar Bayraklı
Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yûsuf'a, “Andolsun ki sen onların bu işlerini, onlar farkına varmadan kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik.
O'nu alıp götürdüler. Hep birlikte onu kuyunun dibine bırakmaya karar verdiler. O sırada Yûsuf'a: “Ant olsun onların bu yaptıklarını, bir gün gelecek yüzlerine vuracaksın.” diye vahyettik.
Nitekim vaktâki (hain kardeşleri) onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca karar verdikleri zaman, Biz ona (Hz. Yusuf'a şöyle) vahyettik: "Andolsun sen onlara, kendileri (şuursuz vaziyette gelişmelerin) farkında değilken, bu yaptıkları (kötü) işlerini (ve hıyanet girişimlerini tek tek) haber verecek (ve mahcup edecek) sin."
Sonucu onu götürüp kuyuya atmaya hep beraber karar verdikleri zaman ona, andolsun ki farkında bile olmadıkları bir anda şu yaptıklarını haber vereceksin onlara diye vahyetmiştik.
Ne zaman ki, Yûsuf'u alıp götürdüler ve toplanıp onu, kuyunun dibine bırakmayı kararlaştırdılar. Biz de ona: “Andolsun ki, sen bir gün onların bu yaptıklarını, kendilerine farkına varmadıkları bir sırada, haber verceksin” diye vahyettik.
Onu götürüp, suyu çekilmek üzere olan bir kuyuya atmaya birlikte karar verdikleri zaman biz Yûsuf'a:
“Andolsun ki, sen onların bu planlarını, onlar farkında değillerken, kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik.
Sonuçda onu götürdüklerinde ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca karar verdiklerinde biz de ona: "Andolsun sen, onların bu işlerini farkında olmayacakları bir sırada kendilerine bildireceksin" diye vahyettik.
Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine birlikte atmaya davrandıkları zaman, biz ona (şöyle) vahyettik: 'Andolsun, sen onlara kendileri, farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin.'
Nihayet kardeşleri, Yûsuf'u alıp götürünce, onu kuyunun dibine koymaya karar verdiler. Biz de Yûsuf'a şöyle vahyettik: “- Muhakkak sen onlara, hiç farkında değillerken bu işlerini haber vereceksin.”
Onu alıp götürdükleri, kuyunun derinliklerine koymak için toplandıkları zaman, (Biz onu koruduk) ve ona: “Sen, kardeşlerinin bu durumlarını onlara sonra haber vereceksin” diye vahyettik. Fakat kardeşleri bunun farkında değillerdi.
Onu götürdüler, kuyunun dibine atmak üzere, toplanmışlardı, «Yaptıkları bu işi, sonra sen onlara söyliyeceksin, seni bilmiyecekler» diyerek Yusuf'a bildirmiştik
Nihayet (babalarını ikna ederek Yusuf'u yanlarına alıp yola çıktılar), kardeşleri onu götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz Yusuf'a: “Andolsun ki, gün gelecek sen, onların bu yaptıklarını (senin kim olduğunu) kavrayamayacakları bir anda kendilerine hatırlatacaksın!” diye ilham ettik.
Bkz. 12:89-90“Evhayna” fiili, burada ilham anlamında kullanılmıştır. Tıpkı Hz. Musa’nın annesine (Kasas 28:7), Hz. İsa’nın Havarilerine (Maide, 5:111) ve arıya ilham edilmesi (Nahl 16:68) gibi.“…Allah insanla ancak vahiy/ilham yoluyla konuşur…” (Şura 42:51) cümlesindeki “vahiy” kelimesi yine ilham anlamında kullanılmıştır. “Yüklemek” (Fussılet 41:12), “emretmek” (Enfal 8:12) ve “talimat vermek” (Zilzal 99:5) örneklerinde de olduğu gibi “vahiy” sözcüğü sadece peygamberler için kullanılmamıştır. Kendisine ilham edildiğinde Hz. Yusuf henüz peygamber olmamıştı. Allah’ın Hz. Yusuf’a kuyuya atıldığı zamanki bu vaadi gerçekleşmiş ve Hz. Yusuf kuyudan çıkarıldıktan belli bir zaman sonra önce Mısır’a vezir olmuş, daha sonra da kendisine peygamberlik verilmiştir.
Diyanet İşleri (Eski)
Yusuf'u oturup bir kuyunun derinliklerine bırakmayı kararlaştırdılar. Biz ona, kardeşlerinin bu işlerini kendileri farkına varmadan haber vereceksin, diye vahyettik.
Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yusuf'a: Andolsun ki sen onların bu işlerini onlar (işin) farkına varmadan, kendilerine haber vereceksin, diye vahyettik.
Tefsircilerin birçoğu, âyette geçen «biz Yusuf’a... vahyettik» ifadesine dayanarak Hz. Yusuf’a peygamberliğin daha o zaman verildiğine kanidir. Cenâb-ı Hakk’ın Hz. Yusuf’a kuyuya atıldığı zamanki bu vâdi daha sonra gerçekleşmiş ve ilerideki âyetlerde görüleceği üzere Hz. Yusuf bu tuzaktan kurtulmuş, kardeşlerine de bütün yaptıklarını bildiğini söylemiştir.
Edip Yüksel
Onu götürdükleri ve kuyunun dibine atmak için topluca karar verdikleri sırada biz ona: "(Üzülme) Onların bu yaptıklarını, hiç farkında olmayacakları bir anda onlara anlatacaksın," diye vahyettik
Toplu karar anlamına gelen "icma" kelimesi, Kuran'ı yeterli görmeyenler tarafından dinin dört kaynağından biri olarak kabul edilmiş ve hatta Kuran'a tercih edilmiştir. Hadis ve Sünnet kelimelerinin Kuran'daki kullanılışı nasıl ilginç ise (7:185; 8:38) bu kelimenin de kullanılışı çok ilginçtir. "İcma" ve "ictima" olarak, Kuran'da altı kere geçen bu kelime sürekli olarak putperestler ve inkarcılar için kullanılır (10:71; 12:102; 20:64; 17:88; 22:73). Bak 33:38.
Elmalılı Hamdi Yazır
Nihayet kardeşleri, Yusuf'u alıp götürdüler ve kuyunun dibine bırakmaya topluca karar verdiler. Biz de ona şöyle vahyettik: "Andolsun ki, sen onlara ilerde hiç beklemedikleri bir sırada bu yaptıklarını haber vereceksin".
Bunun üzerine vaktâ ki onu götürdüler ve kuyunun dibine koymağa karar verdiler, biz de ona şöyle vahyettik, kasem olsun ki sen onlara hiç farkında değillerken bu işlerini haber vereceksin
Nihayet vaktaki onu götürdüler, onu kuyunun dibine bırakmayı elbirlik kararlaşdırdılar. Biz de kendisine: «Andolsun ki sen onlara, hiç farkında değillerken, (bir gün) bu işlerini haber vereceksin» diye vahyetdik.
Nihâyet (kardeşleri) onu götürüp, kendisini kuyunun dibine bırakmaya hep berâber karar verdiklerinde (ona eziyet ettiler de biz) ona: “Şânım hakkı için, bu işlerini onlar hiç farkında olmadıkları bir sırada kendilerine haber vereceksin!” diye vahyettik.
Kardeşleri Yusuf’u götürüp, kuyunun dibine atmak için bir araya geldiklerinde, haberleri olmadan (seni tanımadıkları bir zamanda), yaptıkları bu işi onlara mutlaka haber vereceksin diye Yusuf’a vahyettik.
Onlar Yusuf/u götürüp kuyu dibine bırakmaya karar verince yapacaklarını yaptılar. Biz de ona «— Onların bu işini ileride onlara haber vereceksin. Onlar ise seni tanımayacaklar» diye vahiy ettik.
Yusuf'u götürüp bir kuyunun derinliklerine bırakmayı kararlaştırdıklarında, biz ona, “Şüphesiz sen, farkında olmadıkları bir sırada, bu yaptıklarını onlara haber vereceksin” diye vahyettik.
Böylece, babalarını iknâ ederekYûsuf’u yanlarına alıp yola çıktılar.Onu götürüp kervanların uğrak yeri olan eski bir kuyunun içine atmaya karar verdiklerinde, büyük bir üzüntü ve endişe içinde olan Yûsuf’a şöyle vahyettik: “Ey Yûsuf! Sakın korkma, ümitsizliğe kapılma! Çünkü Biz seni buradan kurtaracak ve yüce makâmlara ulaştıracağız. Yıllar sonra, kardeşlerinle tekrar karşılaşacaksın. İşte o gün, onlarseni tanımadıkları için olup bitenlerin farkında bile değillerken, bu çirkin davranışlarını onlara haber vereceksin. O zaman, hepsi utanç ve pişmanlıkla başlarını öne eğip senden özür dileyecekler.”
Bunun üzerine onu götürdüler.
Kuyu’nun dibine bırakma kararında birleştiler.
-“Onlar farkında olmadan, onların bu işini onlara haber verirsin" diye ona vahyettik.
(Kardeşleri,) onu götürüp kuyunun dibine atmaya karar verdikleri zaman Biz (Yûsuf’a): “Sen onlara bu yaptıklarını hiç beklemedikleri bir sırada mutlaka haber vereceksin.” diye vahyettik.1
1 Hz. Yusuf Allah’tan ilk vahyi burada almıştır. Bazıları bunun vahiy değil “ilham” olduğunu söylerken, Hz. Meryem ve Musa’nın annesine gelen ilhama nasıl olup da vahiy diyorlar! Bunun iyi niyetle izahı asla mümkün değildir. Bu olsa olsa laf cambazlığı veya saptırmadır.
Muhammed Esed
Ve böylece, o'nu kuyunun dibine atmaya karar verip yanlarında götürürlerken, kendisine “Gün gelecek [senin kim olduğunu] kavrayamayacakları bir anda bu yaptıklarını kendilerine hatırlatacaksın!” diye vahyettik. 16
Yusuf’u alıp götürdüler ve onu bir kuyuya bırakma hususunda fikir birliğine vardıklarında; biz de Yusuf’a “Şimdi onlar bunun farkında değil ama günü geldiğinde sen onlara bu yaptıklarını bir bir haber vereceksin” diye vahyettik. 12/89-90
İşte bu minval üzre, onu kuyunun derinliklerine atmada söz birliği etmiş bir hâlde yanlarında götürüyorlardı ki, Biz ona “(Bir gün gelecek) kendileri hiç farkında değilken onlara bu yaptıklarını bir bir haber vereceksin” diye ilham ettik.[1835]
Mustafa İslamoğlu Yusuf Suresi 15. Ayet Açıklaması
[1835] Lafzen: “vahyettik”. Hz. Yusuf’un kuyuda aldığı vahyin ‘ilâhî bir ilham’ vurgusu daha baskın görünmektedir (Vahyin anlamı için bkz: 42:51, not 62). Zımnen: Ey muhatab! Parçada kötü duran bütünde güzel durabilir. Parçayı görene düşen, bütünü görene teslim olmaktır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Vaktâ ki, Yusuf ile beraber gittiler ve O'nu kuyunun dibine atmaya müttefikan karar verdiler. Biz de O'na şöyle vahyettik: «Kasem olsun ki, sen onlara hiç farkında olmadıkları halde bu işlerinden elbette haber vereceksin.»
Derken kardeşleri onu alıp götürünce ve onu kuyunun dibine bırakma konusunda görüş birliğine varınca, Biz de Yusuf'a şöyle vahyettik: “Zamanı gelecek, onların hiç hatırlarına gelmediği ve seni hiç tanımadıkları bir sırada, kendilerine yaptıkları bu işi hatırlatacaksın. ”
Nihayet onu götürüp de kuyunun dibine atmağa topluca karar verdikleri zaman biz, Yusuf'a: "Andolsun sen onların bu işlerini, hiç farkında olmayacakları bir sırada kendilerine haber vereceksin!" diye vahyettik.
Su çukurunun görünmeyen yerine bırakmak için söz birliği içinde götürdükleri sırada Yusuf’un içine şunu vahyettik: “Bir gün, hiç beklemedikleri bir anda onlara, yaptıkları bu işi bildireceksin.”
Yusuf'u götürdüler, kararlaştırdıkları gibi onu bir kuyunun dibine bıraktılar. Biz de ona, onlara bu yaptıklarını haber vereceksin, fakat onlar seni tanımayacak diye vahyettik.
Yusuf'u götürdüklerinde, onu kuyu dibine bırakmaya karar verdiler. Biz de ona “Sen onlara bu yaptıklarını, farkında olmadıkları bir sırada haber vereceksin” diye vahyettik.
Onu götürüp kuyunun dibine koymaya karar verdiklerinde biz de ona şöyle vahyettik: Yemin olsun ki sen onlara, şu yaptıklarını hiç farkında olmayacakları bir sırada haber vereceksin."
pes ol vaķt kim ilttiler anı [120a] daħı ķaśd eylediler kim ķılalar anı dibine ķuyınuñ daħı vaḥy eyledük aña ya'nį yūsuf’a “ħaber viresin anlara işlerini uşbu ol ḥalde kim anlar bilmezler.”
Pes ol vaḳt ki Yūsufı aldılar gitdiler. Daḫı danışdılar kim anı ḳuyuya bı‐raġalar. Vaḥy eyledi Yūsufa ki sen anlara ḫaber vireceksin bu işlerini anlarbilmezler iken.