6. En'am Suresi Meali

TÜM ÖVGÜLER gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur.[1012] Buna rağmen tevhid hakikatini inkâr edenler, başkalarını Rablerine denk tutarlar.[1013]
O’dur sizi balçıktan yaratan, sonra bir ömür tayin eden; yalnızca O’nun bildiği bir ömür.[1014] Fakat hâlâ tereddüt içinde bocalıyorsunuz.
Oysa O, göklerde de yerde de Allah’tır;[1015] gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilir; dahası bütün işlediklerinizle neyi kazandığınızın da farkındadır.
Ne zaman Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmişse, ondan mutlaka yüz çevirmiş
ve kendilerine gelen hakikati yalanlamışlardır. Yakında onlar, alay ettikleri şeyin ne olduğunu öğrenecekler.[1016]
Görmezler mi kendilerinden önceki nice nesilleri helâk ettiğimizi? Onları, sizi yerleştirmediğimiz verimli yurtlara yerleştirmiştik, üzerlerine semadan mütemadiyen rahmet göndermiştik, altlarından akan ırmaklar var etmiştik. Ama sonunda onları günahlarından dolayı helâk ettik ve onların yerine başka nesiller var ettik.[1017]
Eğer sana yazılı bir metin[1018] indirseydik ve ona elleriyle dokunmuş olsalardı dahi, inkârda direnenler ısrarla derlerdi ki: “Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir!”[1019]
Bir de, “Ona (görebileceğimiz) bir melek indirilseydi ya?” dediler. Ama eğer melek indirmiş olsaydık, iş bitirilmiş olurdu ve bir daha da süre verilmezdi.[1020]
Ve eğer Biz elçiyi melek yapsaydık, onu yine insan[1021] kılığında gönderirdik; böylece şimdi içine düştükleri şaşkınlığa onları yine düşürürdük.
Doğrusu senden önceki elçilerle de alay edildi. Ama onlarla alay edenler, alay ettikleri gerçek tarafından kuşatılıp yok edildiler.
De ki: “Dolaşın yeryüzünü, sonra görün gerçeği yalanlayanların sonunun nice olduğunu!”
“Kime aittir göklerde ve yerdeki her şey?” diye sor! “Kendisine rahmeti prensip edinen Allah’a” diye cevap ver![1022] Geleceğine dair hiçbir kuşku bulunmayan Kıyamet Günü’nde, elbet hepinizi bir araya toplayacaktır. Kendisine zarar veren kimselere gelince: onlar artık iman etmezler.
Oysa gecenin ve gündüzün koynunda yatan her şey O’na aittir; ve yalnızca O’dur duyulmayanı duyan, varlığın sırrını bilen.[1023]
(Ey muhatab)! De ki: “Ben gökleri ve yeri bir çekirdeği yarar gibi yarıp çıkaran[1024] Allah’tan başkasını mı veli edineceğim? Ki O herkesi doyurur, fakat doyurulmaya muhtaç değildir.” “Ben Allah’a teslim olanların öncüsü olmakla emrolundum” de ve sakın şirk koşanlardan olma!
De ki: “Eğer Rabbime karşı gelirsem, elbet korkunç bir günün azabından korkarım.”
O gün kim azaptan esirgenirse, kesinlikle Allah ona rahmet etmiştir. Apaçık kurtuluş da budur.
Ve eğer Allah senin zarara uğramanı isterse, Zâtından başka kimse ona engel olamaz; yok eğer senin için bir hayır dilerse, unutma ki O her şeyi yapmaya kadirdir.
Zira yalnızca O’dur kulları üzerinde mutlak otorite sahibi olan; yine O’dur her hükmünde tam isabet kaydeden, her şeyden henüz kaynağındayken haberdar olan.
Sor onlara “En büyük şahit kimdir?” Cevap ver: “Benimle sizin aranızda Allah şahittir; ve bu Kur’an bana sizi ve onun ulaştığı kimseleri[1025] kendisiyle uyarayım diye vahyedildi. Size de (ulaştığına göre şimdi söyleyin bakalım): Allah’la birlikte başka ilâhlar olduğuna gerçekten şahitlik eder misiniz? De ki: “Ben buna şahitlik etmem.” Ve ekle: “Tek ilâh ancak O’dur; ve benim Allah dışında ilâhlık yakıştırdıklarınızla hiçbir bağım yoktur.”
Daha önce vahye muhatap kıldıklarımıza gelince: onlar onu[1026] kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerine zarar veren kimseler var ya: işte onlardır inanmaya yanaşmayanlar.
Hem, kendi uydurduğu yalanları Allah’a yakıştırandan ya da O’nun mesajlarını yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Gerçek şu ki zalimler asla iflah olmazlar.
Zira o gün tümünü bir araya toplayacağız, ardından ortak koşmakta ısrar edenlere soracağız: “Hani sizin (yardım edeceğini) iddia ettiğiniz ortaklarınız?”[1027]
Bunun ardından, “Rabbimiz Allah’a yemin olsun ki, bizim amacımız O’na ortak koşmak değildi”[1028] demekten başka bir numara düşünemeyecekler.
Bak, kendi kendilerine karşı nasıl yalan söylemişler; ve yamuk tasavvurları kendilerini nasıl aldatmış!
Onlar arasında öyleleri var ki, sana kulak verir(miş gibi yapar). Fakat kalplerinin üzerine, onları hakikati kavramaktan âciz bırakan örtüler yerleştirdik, kulaklarına da kurşun.[1029] Ve hakikatin bütün delillerini görseler dahi artık iman etmezler. Öyle ki, tartışmak için sana geldiklerinde inkâra saplanmış olanlar derler ki: “Bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir.”[1030]
Onlar hem diğerlerini ondan mahrum eder hem de kendileri ondan yan çizerler. Başka değil, yalnızca kendilerini/birbirlerini helâke sürüklerler de bunun farkına dahi varmazlar.
Ateşin başında dikilecekleri zaman onları bir görmelisin. Derler ki: “Ah, keşke hayata bir daha döndürülsek! (O zaman) Rabbimizin mesajlarını yalanlamaz, mü’minlerden olurduk.”
Ama hayır, daha önce gizlemiş oldukları şey onlara apaçık göründü de ondan;[1031] ve eğer geri döndürülselerdi, kendilerine yasaklanan şeylere yine dönerlerdi:[1032] Şu kesin ki onlar, yalanı tabiat hâline getiren kimselerdir.
Zira, “Bu dünyadakinden başka hayatımız yoktur, öldükten sonra da dirilecek değiliz” demişlerdir.
Yine sen onları, Rablerinin katına çıkarılıp O’nun “Bu gerçek değil miymiş?” diye sorduğu zaman görmeliydin. Onlar, “Kesinlikle… Rabbimiz hakkı için öyle!” diye cevap verecekler. O da diyecek[1033] ki: “Tadın azabı, ısrarlı inkârınıza karşılık!”
Doğrusu, Allah(‘ın yargısı) ile karşılaşacaklarını yalanlayanlar hüsrana uğrayacaklar. Son saat ansızın geliverdiğinde, günahlarının yükünü sırtlarında taşır bir hâlde[1034] diyecekler ki: “Ondan mahrum kaldığımız için yazıklar olsun bize!” Ah, o yüklendikleri şey ne fenadır!
(Tek başına) bu dünya hayatı geçici bir oyun ve eğlenceden ibarettir.[1035] Âhiret yurdu ise, sorumluluk bilincini kuşananlar için daha hayırlıdır: Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
Onların söylediklerinin seni üzdüğünü biliyoruz elbet. Şu bir gerçek ki, onların yalanladığı sen değilsin; bu zalimlerin kökten inkâr ettiği, asıl Allah’ın mesajlarıdır.
Doğrusu senden önce de elçiler yalanlanmıştı. Ama yalanlandıkları hakikat üzerinde direndiler ve bu yüzden eziyete uğradılar; nihayet kendilerine yardımımız yetişti: Zira hiçbir güç Allah’ın kesin ve keskin vaadini[1036] değiştiremez. Doğrusu rasullere dair bir kısım bilgiler daha önce de sana ulaşmıştı.
Eğer onların yüz çevirmeleri ağırına gidiyorsa ve senin de yeri oymaya ya da göğe merdiven dayamaya gücün varsa, haydi bunu yap da (mucizevi) bir kudret delili getir bakalım! Oysa eğer Allah isteseydi, onların tümünü hidayet üzre buluştururdu, (ama istemedi).[1037] Öyleyse, sakın cahillerden olma!
Şüphe yok ki, sadece yürekten dinleyenler davete icâbet edebilir. Ölülere gelince: Onları yalnızca Allah diriltebilir; en sonunda hepsi O’na dönecektir.[1038]
Onlar “Ona Rabbinden (mucizevi) bir kudret delili indirilmesi gerekmez miydi?” derler. De ki: “Allah her tür kudret delilini indirmeye kadirdir.” Fakat onların çoğu bunun bilincinde değildir.
Oysa yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir varlık türü yoktur ki,[1039] sizin gibi bir ümmet olmasın:[1040] Biz ilâhî yasalarda hiçbir boşluk bırakmadık (ki, o boşluğu bekledikleri kudret delilleriyle dolduralım).[1041] Yine en sonunda o (inkârcılar), Rablerinin huzurunda toplanacaklar.
Mesajlarımızı yalanlayanlar, karanlığa mahkûm olmuş sağırlar ve dilsizlerdir. Allah isteyip hak edeni/istediğini saptırıyor; keza isteyip hak edeni/istediğini de dosdoğru bir yola yöneltiyor.
De ki: “Düşünsenize bir, eğer Allah’ın azabına uğrasanız ya da Kıyamet Günü gelip çatsa, Allah’tan başkasına yalvarabilir misiniz? Hadi (cevap verin), eğer dürüstseniz?
Aksine, koştuğunuz ortakları unutuverir, yalnızca O’na yalvarırsınız; O da eğer isterse sizi yalvartan sıkıntıyı giderir.
Doğrusu Biz, senden önceki topluluklara da mesajlarımızı göndermiştik. Onları da şiddetli zorluğa ve darlığa[1042] düşürdük ki, acziyetlerini itiraf etsinler.
Onlara takdir ettiğimiz sıkıntı kendilerine eriştiği zaman acziyetlerini itiraf etmeliydiler, fakat yürekleri katılaştı. Çünkü şeytan yaptıkları her şeyi onlara güzel gösterdi.
Onlar kendilerine yapılan bütün uyarıları kulak ardı edince, Biz de nimet kapılarını ardına kadar açtık.[1043] Onlar kendilerine verilen nimetlerin hazzıyla sermest bir hâldeyken, kendilerini apansız yakalayıverdik: İşte o vakit, tüm umutlarını yitirdiler.[1044]
En sonunda[1045] zulümde ısrar eden toplum(ların) kökü kesilip atıldı.[1046] Neticede tüm övgüler, yalnızca âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.
De ki: “Tutun ki Allah işitme yeteneğinizi ve görme duyularınızı[1047] elinizden aldı ve kalplerinizi de mühürledi; peki, onları size Allah’tan başka hangi ilâh geri verebilir? Bak, mesajlarımızı nasıl da her boyutuyla açıklıyoruz? Fakat hâlâ onlar katı bir önyargıyla diretiyorlar.
De ki: “Tutun ki Allah’ın azabı aniden ya da göstere göstere geldi; (o zaman) hiç zalim halktan başkası helâk edilir mi dersiniz?
Biz elçilerimizi, yalnızca müjdeci ve uyarıcı olsunlar diye göndeririz. Bundan sonra da kim iman eder ve kendini düzeltirse, işte onların gelecekten endişe, geçmişten hüzün duymalarına gerek yoktur.[1048]
Mesajlarımızı yalanlayan kimselere gelince: onlar yoldan çıkmaları sebebiyle azaba mahkûm olacaklar.
De ki: “Size ben ne ‘Allah’ın hazineleri bana aittir’ ne de ‘Gaybı ben bilirim’ diyorum; yine size, ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum: Benim görevim, sadece bana bildirilene uymaktır!”[1049] De ki: “Hiç görmeyenle gören bir olur mu? Siz hâlâ düşünmeyecek misiniz?
Kendilerini O’na karşı savunacak bir dost ya da O’nun katında şefaat edecek birileri olmadan Allah’ın huzuruna çıkmaktan korkanları vahiyle uyar ki, O’na karşı sorumluluk bilinciyle hareket etsinler.[1050]
Ve Rablerinin rızası uğruna sabah akşam[1051] O’na kulluk eden (hiç) kimseyi huzurundan kovma! Ne onların yaptıkları şeyden dolayı sen hesaba çekilirsin ne de senin yaptıklarından dolayı onlar hesaba çekilirler. Sözün özü: onları kovarsan zalimlerden olursun.[1052]
İşte bu şekilde insanları birbiriyle sınarız ki, “Acaba Allah aramızdan bir tek bunlara mı ikramda bulundu?”[1053] diye sorsunlar. Kimin şükrettiğini en iyi bilen Allah değil midir?
Mesajlarımıza yürekten inanan kimseler sana geldiğinde de ki: “Selam olsun size![1054] Rabbiniz, rahmeti kendi zâtı için prensip edinmiştir.[1055] Haberiniz olsun ki, sizden biri bilmeden bir kötülük işler ve ardından dönüş yapıp kendini düzeltirse, kesinlikle O’nu tarifsiz bağışlayıcılığı olan eşsiz bir merhamet kaynağı olarak (bulacaktır).
Böylece Biz mesajlarımızı[1056] ayrıntılı aktarıyoruz ki, günahı hayat tarzı hâline getirenlerin yolu açık seçik ayırt edilebilsin.
DE Kİ: “Ben, Allah’ı bırakıp yalvardığınız şeylere kulluk etmekten men olundum.”[1057] De ki: “Sizin keyfinize uymam! (Eğer uysaydım), asıl[1058] o zaman sapıtmış olurdum ve doğru yolda yürüyenlerden olmazdım!”
De ki: “Çünkü ben Rabbimden gelen açık bir delile dayanmaktayım; ve siz bu tavrınızla onu da yalanlamış bulunuyorsunuz; sizin acele gerçekleşmesini istediğiniz şey (de) benim elimde değil. Hüküm yalnızca Allah’a aittir. O, hakikati haber verecektir; zira (hak ile bâtıl arasında) en iyi hükmü O verir.”
De ki: “Eğer acele gerçekleşmesini ısrarla istediğiniz şey benim elimde olsaydı, benimle sizin aranızda hüküm gerçekleşmiş olurdu. Ama Allah kimin zalim olduğunu daha iyi bilir.
Zira gaybın anahtarları[1059] yalnızca O’nun katındadır; onu başkası değil, yalnızca O bilir. O, karada ve denizde olan-biten her şeyi bilir; hiç bir yaprak düşmez ki O bunu bilmesin; yerin derinliklerinde bir tek tohum, yaş-kuru[1060] hiçbir şey yoktur ki O’nun apaçık yasasına dahil olmasın.[1061]
Nitekim, geceleyin sizi ölü (gibi) yapan ve gündüzün neler işlediğinizi bilen O’dur. Sonra tayin edilen ömrü yaşamak üzere, sizi her gün hayata O geri döndürür:[1062] En sonunda dönüşünüz O’nadır ve nihayet yaptığınız her bir şeyi size bildirecektir.
Çünkü kulları üzerinde mutlak otorite sahibi olan yalnızca O’dur.[1063] İçinizden birine ölüm gelip de elçilerimiz onun canını alıncaya dek size koruyucular gönderir ve bunlar hiçbir şeyi gözden kaçırmazlar.
Sonunda onlar gerçek sahipleri olan Allah’a teslim edilirler: İşte mutlak hüküm yalnızca O’nundur; ve O hesabı en seri görendir.
De ki: “Siz, ta yüreğinizden ‘eğer O bizi bu (musibet)ten kurtarırsa kesinlikle şükredenlerden olacağız’ diye dua ettiğinizde, karanın ve denizin görünmez tehlikelerinden sizi kurtaracak olan biri var mı?”
De ki: “Sizi ondan ve diğer tüm sıkıntılardan kurtaracak olan yalnızca Allah’tır; ama hâlâ Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştırmayı sürdürüyorsunuz.”
De ki: “Size üstünüzden ya da ayaklarınızın altından azap gönderme ya da sizi birbirinize düşürüp paramparça bir toplum hâline getirme gücü yalnızca O’nundur.”[1064] Bak, iyice kavrasınlar diye mesajlarımızı nasıl çok boyutlu dile getiriyoruz?
O hakikatin ta kendisi olduğu hâlde, senin hitap ettiğin toplum bunu yalanlıyor. De ki: “Ben size vekalet etmekle yükümlü değilim.”[1065]
Her haberin bir gerçekleşme süreci vardır; zaman gelecek, (bunu) siz de öğreneceksiniz.[1066]
ÂYETLERİMİZ hakkında ileri-geri konuşanları gördüğün zaman, onlar başka konulara geçinceye kadar sen onlardan uzak dur! Ama eğer şeytan sana bunu unutturursa, hiç değilse hatırladıktan sonra, zulme gömülmüş böylesi bir toplulukla birlikte bulunma!
Gerçi, sorumluluk bilincini kuşananlar onlardan hiçbir şekilde sorumlu değildirler; fakat bir hatırlatmadır, umulur ki onlar da sorumluluk bilincini kuşanırlar.
Dünya hayatına dalarak eğlenceyi ve geçici zevklerini din hâline getiren kimseleri kendi hâline bırak.[1067] Fakat şunu da onlara hatırlat ki, her insan işlediklerine karşılık ipotek altına alınacak,[1068] ve ne kendisini Allah’a karşı koruyacak ne de kayıracak kimsesi olacaktır. Ve kendisi için en yüksek fidyeyi verse bile, bu ondan asla kabul edilmeyecektir. İşte bunlardır işlediklerine karşılık ipotek edilecekler; ısrarlı inkârları sebebiyle onların istihkakı, (gelecek için) yakıp kavuran zehir gibi bir (umutsuzluk), (geçmiş için) şiddetli bir azaptır.[1069]
DE Kİ: “Biz, Allah’ı bırakıp da bize ne faydası dokunan ne de zarar veren şeylere mi yalvaralım? Ve tıpkı “bizimle gel!” diye kendisini doğru yola çağıran arkadaşları dururken şeytanların ayartmalarına kapılıp dünyevî zevklerin peşine tutkulu bir biçimde takılan kimse gibi, Allah bizi doğru yola ilettikten sonra topuklarımız üzerinde gerisingeri mi dönelim?” De ki: “Hiç şüphe yok ki yegâne rehberlik Allah’ın rehberliğidir[1070] ve biz Âlemlerin Rabbine kayıtsız-şartsız teslim olmakla emrolunduk;
ve namazı hakkını vererek kılmak[1071] ve O’na karşı sorumluluk duymakla…” Çünkü sonunda huzurunda toplanacağınız varlık yalnızca O’dur.
Zira gökleri ve yeri gerçek bir amaca mebni olarak yaratan O’dur. O ne vakit “Var ol!” derse, (varlık) hemen varoluş sürecine girer: O’nun sözü (sanal değil) tahakkuk eden som gerçekliktir.[1072] Ve Sur çalındığında, otorite yalnızca O’na ait olacaktır. O gerçekliğin algılanamayan kısmını da, algı kapsamına giren kısmını da bilendir: O her hükmünde tam isabet edendir, her şeyden haberdar olandır.
HANİ bir zamanlar İbrahim babası Azer’e[1073] demişti ki: “Ne, sen putları ilâh ediniyorsun, öyle mi? Görüyorum ki, sen ve toplumun apaçık bir sapıklık içindesiniz!”
İşte böylece biz, İbrahim’e göklerin ve yerin hükümranlığı hakkında bir bakış açısı kazandırdık ki, kalben mutmain kimselerden olsun.[1074]
Ve gece karardığında bir yıldız gördü ve haykırdı: “Benim Rabbim bu!”[1075] Fakat yıldız batınca dedi ki: “Ben batanları sevmem”.[1076]
Sonra ayın doğuşunu görünce “İşte Rabbim bu!” dedi. Fakat o da batınca dedi ki: “Doğrusu eğer Rabbim beni doğru yola iletmeseydi, ben de kesinlikle sapıtan kimselerden olurdum!”
Nihayet güneşin doğuşunu gördü ve “Benim Rabbim bu; (zira) bu en büyüğü!” dedi. Fakat o da kaybolunca “Ey kavmim!” diye seslendi, “Ben sizin şirk koştuğunuz şeylerde yokum![1077]
Artık ben, her türlü bâtıldan yüz çevirerek bütün varlığımla gökleri ve yeri yaratana yöneldim; ve ben O’ndan başkasına ilâhlık yakıştıranlardan değilim!”[1078]
Ve toplumu onunla tartışmaya girdi. Dedi ki: “Beni doğru yola ileten O olduğu hâlde, siz Allah hakkında hâlâ benimle tartışıyor musunuz? Ben sizin şirk aracı kıldığınız şeylerden korkmuyorum; Rabbimin istemediği hiçbir şey gerçekleşmez, Rabbim ilmiyle her şeyi kuşatır: siz hâlâ düşünüp ders almayacak mısınız?
Hem ben Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden neden korkacakmışım?[1079] Üstelik siz, Allah katından geçerli bir deliliniz olmadığı hâlde Allah’a şirk koşmaktan korkmazken? Şu hâlde eğer biliyorsanız, iki taraftan hangisi kendini güvende hissetmeye daha lâyıktır (söylesenize)?
İmana ulaşan ve imanlarına zulüm[1080] bulaştırmayanlar var ya: işte onlardır güvene lâyık olanlar; zira onlar doğru yoldadırlar.”
İşte bu, toplumuna karşı kullanması için İbrahim’e verdiğimiz isbat yöntemimizdi.[1081] Biz, istediğimiz kimseyi derece derece (hakikate) yüceltiyoruz.[1082] Hiç şüphesiz senin Rabbin her hükmünde tam isabet edendir, her şeyi tarifsiz bilendir.
Ona İshak’ı ve Yakub’u bağışladık; ve daha önce Nûh’u ilettiğimiz gibi hepsini de doğru yola ilettik. Onun neslinden Dâvud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u (seçtik).[1083] İşte Biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz;
ve Zekeriyya’yı, Yahyâ’yı, İsa’yı ve İlyas’ı[1084] da (seçtik): hepsi de dürüst ve erdemli kimselerdendi.
İsmail’i, Elyesa’yı, Yûnus’u ve Lût’u da (seçtik). Ve Biz onlardan her birini cümle âleme üstün kıldık.
Onların atalarından, çocuklarından ve kardeşlerinden kimilerini de… İşte onların hepsini Biz seçtik ve dosdoğru bir yola yönelttik.
Bu Allah’ın rehberliğidir: O bununla kullarından tercih edeni/tercih ettiğini doğru yola ulaştırıyor. Eğer onlar şirk koşmuş olsalardı, yapmış oldukları her şey kesinlikle boşa gitmiş olurdu.
(Ne ki) Biz onlara vahiy, (onunla) hükmedecek yetenek ve nübüvvet verdik. Eğer onlar bu hakikatleri inkâr ediyorlarsa, iyi bilsinler ki Biz (çoktan) onların yerine başka bir topluluğu vekil kıldık: onlar asla bu hakikatlerin inkârcısı olmazlar;
işte şu Allah’ın doğru yolu gösterdiği insanları… O hâlde sen de onların rehberliğine uy![1085] (Ve) de ki: “Sizden bunun için bir karşılık beklemiyorum. Unutmayın ki o, cümle âleme bir öğüt ve uyarıdan ibarettir!”[1086]
Onlar “Allah’ın kimseye bir şey indirdiği yok” derken, Allah’ı hakkıyla takdir edemediler.[1087] De ki: “Kim indirdi Musa’nın insanlara bir ışık ve rehber olarak getirdiği ve sizin papirüs parçalarına dönüştürdüğünüz, çok gizlediğiniz hâlde sadece gösteriye açtığınız, sizin ve atalarınızın bilmediği birçok şeyi kendisi sayesinde öğrendiğiniz kitabı?” “Allah’tır!” diye cevap ver! Sonra da bırak, daldıkları boş laflarla oyalanıp dursunlar.
Bu da, şehirlerin anasında[1088] ve onun çevresinde bulunanları uyarman için indirdiğimiz, bereket kaynağı, kendisine kadar gelen hakikatleri doğrulayan ilâhî bir kelâmdır. Âhirete inanan ve (Allah’a karşı esas duruş olan) namazlarını[1089] muhafaza eden kimseler, buna da inanırlar.
Allah hakkında yalan uyduran ya da kendisine hiçbir şey vahyedilmediği hâlde “Bana da vahyedildi” diyen ve “Allah’ın indirdiğine benzer şeyleri ben de indirebilirim” iddiasında bulunan kimseden daha zalim biri olabilir mi? Ölüm sancısıyla kıvranırken melekler ellerini uzatarak “Ruhlarınızı teslim edin! Allah’a doğru olmayan şeyler atfettiğiniz ve O’nun mesajlarına karşı kibrinizden dolayı bugün onur kırıcı bir cezaya çarptırılacaksınız!” dediklerinde, bir görmeliydin o zalimleri!
Ve (Allah diyecek ki): “İşte şimdi bize yapayalnız geldiniz, tıpkı sizi ilk yarattığımız gibi; dahası, size verdiğimiz her şeyi arkanızda bıraktınız. Sizin lehinize Allah’a ortak olduğunu sandığınız o şefaatçilerinizi neden şimdi yanınızda göremiyoruz? Artık aranızdaki bütün bağlar kopmuştur ve bütün dost sandıklarınız sizi yapayalnız bırakmıştır.”
KUŞKUSUZ Allah’tır tohumu ve çekirdeği yaran -böylece O bir süreç içinde ölüden diriyi çıkartmış oluyor- dahası O’dur diriden ölüyü çıkaran.[1090] İşte budur Allah! Peki, nasıl oluyor da böylesine savruluyorsunuz!
O’dur tan yerini ağartan ve geceyi dinlenme vakti, güneşi ve Ay’ı zamanı tayin ölçüsü kılan.[1091] Bunlar, her şeyi bilen sonsuz kudret sahibinin iradesiyle tayin ve tesbit edilmiştir.
Dahası, karanın ve denizin zifiri karanlığında onlara bakıp yolunuzu bulabilesiniz diye sizin için yıldızları var eden O’dur. Doğrusu Biz bu mesajları öğrenme sürecinde olan bir topluluk için açıklıyoruz.
Yine O’dur sizi bir tek canlıdan ortaya çıkaran; ve (her biriniz için) geçici ve kalıcı bir yer (tayin eden).[1092] Doğrusu Biz bu mesajları kavrama sürecinde olan bir topluluk için açık ve anlaşılır kılıyoruz.
O’dur gökten yağmur indiren. İşte Biz bu yolla her tür bitkiyi tomurcuklandırdık, ondan da yemyeşil bir çim meydana getirdik, ondan ise birbiri üzerine binmiş tahıl taneleri çıkarıyoruz. Yine hurma ağacının tomurcuğundan sık salkımlı hurmalar, üzüm bağları, zeytin ve nar ağaçları;[1093] biri diğerine çok benzeyen ve biri diğerinden çok farklı.[1094] Bir ürün verdiği, bir de olgunlaştığı zaman meyvesine bakın! Hiç kuşkusuz bütün bunlarda inanma sürecinde olan bir topluluk için derin mesajlar vardır.
Fakat görünmez varlık türlerine Allah’a denk bir makam yakıp yakıştırdılar, oysa ki onları da O yaratmıştı. Bir de cehaletleri yüzünden O’na oğullar ve kızlar peydahladılar. O’nun aşkın ve yüce olan zâtı, insanların her tür tasavvur ve tahayyüllerinin üzerindedir.
Gökleri ve yeri, örneksiz yaratandır. O’nun hiçbir zaman bir eşi olmadığı hâlde nasıl çocuk sahibi olabilir? Kaldı ki, her şeyi yaratan O’dur ve O her şeyi bilmektedir.
İşte Rabbiniz Allah budur: O’ndan başka ilâh yoktur, her şeyin yaratıcısıdır. O hâlde yalnızca O’na kulluk edin! Çünkü O’dur her şeyi koruyup gözeten.
Hiçbir beşerî görüş ve tasavvur O’nu kuşatamaz, fakat O her türlü beşerî görüş ve tasavvuru çepeçevre kuşatır:[1095] Yalnızca O’dur her şeye nüfuz eden, her şeyden haberdar olan.[1096]
Doğrusu, Rabbinizden size basiret kaynağı (olan bir vahiy) gelmiştir.[1097] Artık kim (vahyin gösterdiği hakikati) görmek isterse kendi lehine, kim de körlüğü tercih ederse kendi aleyhinedir. Nitekim (siz kendinizi korumazsanız), asla Ben sizin koruyucunuz olmam.[1098]
İşte böylece Biz, mesajlarımızı çok boyutlu olarak dile getiriyoruz. Varsın onlar “Sen (birilerinden) ders almışsın!” desinler; yine de Biz onu öğrenmeye gönüllü bir topluluğa açıklayalım.
Sen Rabbinden sana vahyedilene uy -O’ndan başka ilâh yoktur- ve başkalarına ilâhlık yakıştıranlardan yüz çevir!
Eğer Allah isteseydi, onlar Allah’a şirk koşamazlardı.[1099] Ne Biz seni onlara muhafız yaptık ne de sen onları korumakla yükümlüsün.[1100]
Allah’tan başkalarına yalvarıp yakaranlara sövmeyin ki, onlar da cehaletin verdiği nefretle Allah’a sövmesinler:[1101] Zira Biz her topluma kendi yaptıklarını güzel gösterdik.[1102] Sonuçta onlar Rablerine dönecekler: İşte o zaman yaptıkları kendilerine bir bir haber verilecektir.
Şimdi kendilerine (mucizevi) bir kudret delili gösterilmesi hâlinde bu vahye iman edeceklerine dair var güçleriyle yeminler ediyorlar. De ki: “Tüm kudret delilleri Allah katındadır!” Ve farkında değil misiniz ki,[1103] onlara bir (mucizevi) kudret delili gelmiş olsaydı dahi yine de inanmazlardı.
Biz de onların gönüllerini ve gözlerini çeviriverirdik, tıpkı ilk başta ona inanmadıkları konumda olduğu gibi; ve Biz onları küstahça taşkınlıkları içinde kör ve şaşkın debelenmeye terkederiz.
Eğer Biz onlara melekleri indirmiş olsaydık, ölüler de onlarla konuşmuş olsalardı, (gerçeği isbat edecek) her şeyi de onların önüne sermiş olsaydık, Allah istemedikçe yine de iman etmezlerdi.[1104] Fakat onların çoğu (bunu) bilmezden gelirler.
Ve böylece Biz, görünür-görünmez şeytanları[1105] her nebiye düşman kıldık. Onlar aldatmak amacıyla birbirlerine yaldızlı yalanlar telkin ediyorlar.[1106] Ama eğer Rabbin isteseydi, onlar bunu yapamazlardı:[1107] o hâlde onlardan da, uyduruk teorilerinden de uzak dur!
Zaten onların bundan amacı, âhirete inanmayanların gönüllerini o (yaldızlı yalanlarla) çelmektir ki, berikiler ondan hoşlansınlar ve ulaşmak için çabaladıkları kötü sonuca ulaşabilsinler.[1108]
(De ki): “Hakikati açık ve net bir biçimde ortaya koyan bu ilâhî kelâmı size gönderen O iken, (iyi ve kötüyü belirlemede) O’ndan başka bir hakem mi arayayım?” Dahası kendilerine önceden vahiy emanet ettiklerimiz bilirler ki, bu (Kur’an) Rabbin tarafından indirilmiş olan bir hakikattir: öyleyse (ey muhatab), sakın kuşku duyanlardan olma!
Zira Rabbinin sözü sadakat ve adalet bakımından mükemmeldir: O’nun sözlerini alıp da, yerine (ondan daha doğru ve adil) başka söz koyan biri olamaz: Zira her şeyi işiten, her şeyi bilen sadece O’dur.
Eğer yeryüzünde yaşayan kitlelerin ardına düşersen seni Allah yolundan saptırırlar: Onlar yalnızca zanna dayalı bâtıl inancın[1109] peşine takılırlar ve onlar sadece uyduruk spekülatif bilgiye[1110] dayanırlar.
Hiç kuşkusuz senin Rabbin, kimin kendi yolundan saptığını kimin de doğru yolda olduğunu en iyi bilendir.
O hâlde, üzerine Allah’ın adının anıldığı şeylerden yiyin;[1111] tabii ki O’nun âyetlerine içten inanıyorsanız!
Kaldı ki Allah, -mecbur kaldığınız hâller dışında- yasakladığı şeyleri size ayrıntılı olarak açıkladığı hâlde,[1112] O’nun adının üzerlerine anıldığı şeyleri niçin yemiyorsunuz? Fakat (bu tür konularda) birçokları, sahih bir bilgiye dayanmaksızın sırf kendi kişisel görüşleriyle (yasak alanını genişleterek) başkalarını saptırmaktadır: Kuşkusuz Rabbin haddini aşanları çok iyi bilmektedir.[1113]
Ve günahın açığını da gizlisini de bırakın! Unutmayın ki, günahkâr kimseler işledikleri yüzünden cezalandırılacaktır.
Üzerine Allah’ın adı anılmayıp (başkasının adı anıldığı için) fısk olduğu muhakkak olan şeylerden yemeyin![1114] Ve şeytanlar kendi dostlarına, sizi (haramı-helali belirleme konusunda) tartışmaya çekmeyi telkin ederler;[1115] ve eğer onlara uyarsanız, hiç kuşkusuz siz Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştırmış olursunuz.
HİÇ (manen) ölüyken hayat verdiğimiz ve insanlar arasında yolunu bulması için kendisine ışık tuttuğumuz kimse, içinden çıkma imkânı bulamayacağı[1116] zifiri karanlıklara gömülüp giden kimse gibi olur mu?[1117] İşte inkârcılara yaptıkları böyle güzel görünür.
Ve böylece her ülkede, entrika ve hile düzenini kuran düzenbaz suçluları oranın el üstünde tutulan kimseleri yaparız: Fakat çevirdikleri entrikalar yalnız kendi aleyhlerine olur da, onu dahi anlamazlar.
Ne zaman onlara (mucizevi) bir kudret delili gelse, “Allah’ın rasullerine verdiklerinin benzeri (deliller) bize de verilmedikçe inanmayız” derler. (Oysa) risaletini kime vereceğini Allah daha iyi bilir. Suç işlemekte ısrar edenler, Allah katında aşağılanacak ve entrikalarından dolayı şiddetli bir azaba çarptırılacaklardır.
Allah kimi doğru yola ulaştırmak isterse, onun kalbini teslimiyet için genişletir; kimin de sapmasına izin verirse, onun kalbini de adeta semada yukarı tırmanıyormuş gibi daraltıp sıkıştırır:[1118] Allah, inanmamakta direnen kimselerin üzerine pisliği[1119] işte böyle boca eder.
Ve bu Rabbinin dosdoğru yoludur. Doğrusu Biz mesajlarımızı, ders alacak insanlara[1120] açık ve net olarak anlatıyoruz.
Rableri katında barış ve saadet yurdu onların olacak; ve O, yapıp ettiklerinden dolayı onların velayetini üstlenecek.
Yine O, onların tümünü bir araya topladığı o gün, “Ey görünmez (şerli) varlıklar! Siz insanlardan birçoğuna epey çektirdiniz!” (diyecek). Onları veli edinen insanlarsa; “Rabbimiz! Biz birbirimizden epey yararlandık, nihayet senin bizim için tayin ettiğin sürenin sonuna geldik!” diyecekler. (Ve) O, “Ateş sizin içinde yerleşip kalacağınız ikametgâhınız olacaktır; tabii ki Allah aksini dilemedikçe”[1121] diyecektir. Kuşkusuz Rabbin her hükmünde tam isabet eder, her şeyin hakikatini bilir.
Ve işte Biz zalimleri, işledikleri yüzünden birbirinin başına böyle sararız.
(Allah diyecek ki): “Ey görünmeyen ve görüneniyle tüm iradeli varlık türleri![1122] Kendi içinizden, mesajlarımı size anlatan ve bu gününüzle karşılaşacağınız konusunda sizi uyaran rasuller gelmedi mi?”[1123] Onlar, “Biz kendi aleyhimize şahitlik yaparız!” diyecekler; zira bu dünya hayatı onları aldatmıştır; ve böylece onlar kendilerinin inkârcı olduklarına yine kendileri şahitlik yapmış olacaklar.
Bunun nedeni şudur: bir toplumun bireyleri (ilâhî sınırlardan) habersiz oldukları sürece, senin Rabbin o (tür) toplumları zulmile asla helâk edici değildir.[1124]
Zira herkes, ancak yaptıklarına bakılarak sınıflandırılır. Ve Rabbin, onların yapıp ettiklerinden habersiz değildir.
Ve yalnızca Rabbindir kendi kendine yeten, rahmet sahibi olan. O isterse tıpkı sizi başka insanların soyundan var ettiği gibi, sizi ortadan kaldırıp sonra da tercih ettiğini sizin yerinize geçirir.[1125]
Kaçış yok: tehdit edildiğiniz şey mutlaka gerçekleşecektir: ve siz ona asla engel olamayacaksınız.
De ki: “Ey halkım! Siz kendinize yakışanı yapın! Ben de görevimi yapıyorum ve nasıl olsa zamanla anlayacaksınız kimin mutlu sona ulaşacağını!” Kesin olan şu ki, zalimler asla iflah olmayacaklar.
ALLAH’IN yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan bir pay ayırıp, bâtıl inançlarına[1126] göre dediler ki: “Bu Allah’a aittir, bu da (Allah’a) koştuğumuz ortaklarımıza.”[1127] Oysa ortakları için olan Allah’a ulaşmıyor, fakat Allah için olan ortaklarına ulaşıyordu: ne berbat muhakeme tarzları var!
Dahası, (Allah’a) koştukları ortaklara (olan inançları), şirk koşanların çoğuna çocuklarını öldürmeyi bile güzel gösterir;[1128] işte böylece onları yok oluşa sürükler ve değer sistemlerini yozlaştırır. Ne ki, eğer Allah isteseydi yine de bunları yapamazlardı:[1129] Şu hâlde onlardan da, uyduruk teorilerinden de uzak dur.
Onlar bâtıl inançlarına göre dediler ki: “İşte şu (evcil büyükbaş) hayvan türleri ve ekinler kutsaldır, bizim izin verdiklerimiz dışında hiç kimse onlardan yiyemez! Yine (Bahîra, Sâibe, Vasîle, Hâm) türünden hayvanlara yük vurulması haram kılınmıştır!”[1130] Ve birtakım hayvanlar da vardır ki onlar üzerine Allah’ın adını anmazlar, (bâtıl inançlarını) asılsız yere O’na isnat ederler. iftiralarından dolayı onlar yakında cezalandırılacaktır.
Yine onlar şu (çarpık) iddiada bulundular: “Şu hayvanların karnında olan yavrular canlı doğarsa yalnızca erkeklerimize ait olup kadınlarımıza yasaklanmıştır; ama ölü doğarsa, hepsi de ona ortak olacaklardır.” Allah onları bu tür isnatlarından dolayı cezalandıracaktır: Çünkü O her hükmünde tam isabet kaydeder, tarifsiz bir bilgiyle bilir.
Gerçekte hüsrana uğrayan kimseler, cehaletleri yüzünden beyinsizce çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine rızık olarak bağışladıklarını Allah’a iftira olan (hurafelerle) haram kılanlardır: Onlar sapmışlardır ve doğru yolu da bulamamışlardır.
Ve O’dur insan eliyle yetiştirilen ve kendi başına yetişen bahçeleri[1131] bağları, hurmagilleri, çeşit çeşit ürün veren tarlaları, biri diğerine çok benzeyen ve biri diğerinden çok farklı[1132] zeytingilleri ve narı var eden. Her biri ürün verdiğinde ürünlerinden yiyin ve hasat günü (yoksullara) haklarını verin; fakat israf etmeyin: Unutmayın ki O israfçıları sevmez.[1133]
Ve yük taşımaya elverişli olan ve olmayanıyla[1134] hayvanlardan, Allah’ın size rızık olarak verdiklerini yiyin ve şeytanın izinden gitmeyin: Unutmayın ki o sizin apaçık düşmanınızdır.
(Sayısı) sekiz(e ulaşan dört) çift (hayvanın da insana yasak olduğunu iddia ettiler): Koyun ve keçinin iki cinsinden her biri. Sor (onlara): “O’nun haram kıldığı, çiftlerin erkekleri mi, yoksa dişileri mi? Bir de şu: (yasak), dişilerin rahimlerinde bulunan yavruları da kapsıyor mu? Hadi, bilgiye dayalı bir haber verin bana; tabii ki iddianızın arkasında duruyorsanız?”
Deve ve sığırın iki cinsinden her biri(ni de haram sayarlar). Sor (onlara): “O’nun haram kıldığı çiftlerin erkekleri mi, yoksa dişileri mi; ya da (yasak) dişilerin rahimlerinde bulunan yavruları da kapsıyor mu? Ya yoksa, Allah bütün bunları yasaklarken siz şahit miydiniz?”Hiçbir gerçek bilgiye dayanmaksızın, insanları saptırmak amacıyla, kendi uydurdukları yalanı Allah’a isnat edenden daha zalim biri olabilir mi?[1135] Bakın, Allah zalim bir topluma rehberliğini bahşetmez.
De ki: “Bana vahyedilenler içerisinde leş ya da akan kan veya domuz eti -ki o katıksız pistir- yahut amacından saptırılarak Allah’tan başkası adına kesilen kurban dışında, yemek isteyen için[1136] yasak olan hiçbir şey göremiyorum.[1137] Fakat çaresiz kalan kimse, hakka tecavüz etmeden ve zaruret sınırını aşmadan (yemişse), unutma ki Rabbin tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.
Yahudileşenlere[1138] tırnaklı her tür hayvanı haram kıldık; ve onlara ineğin ve koyunun sırt, bağırsak ve kemik yağları dışında kalan içyağlarını da haram kıldık: Onları, değer yıkıcılıkları yüzünden işte bu şekilde cezalandırdık: çünkü Biz, kesinlikle sözümüze sahibiz.[1139]
Ve onlar seni yalancılıkla itham ederlerse de ki: Rabbiniz sınırsız merhamet sahibidir; ama günaha gömülüp gitmiş insanları cezalandırması da kaçınılmazdır.
ŞİMDİ Allah’a ortak koşanlar diyecekler ki: “Eğer Allah isteseydi, ne biz ne de atalarımız asla şirk koşmazdık; dahası (O’nun helâllerinden) hiçbir şeyi haram kılmazdık.”[1140] Onlardan öncekiler de (hakikati) işte bu mantıkla yalanladılar; ta ki azabımızı tadıncaya kadar... De ki: “Elinizde bize sunabileceğiniz güvenilir bilgiye dayalı herhangi bir belge var mı?” Siz yalnızca zannın peşine takılıyorsunuz ve sadece uyduruk spekülatif bilgiye dayanıyorsunuz.[1141]
De ki: “İyi bilin ki, yalnız Allah katındadır hakikatin en kesin delili; evet, O isteseydi, hepinizi doğru yola yöneltirdi.”
De ki: “Haydi, Allah’ın bütün bunları haram kıldığına tanıklık eden şahitlerinizi getirin bakalım!” Eğer onlar yalan yere tanıklık ederlerse sakın onların bu tanıklığını onaylama ve mesajlarımızı yalanlayanların ve âhirete inanmayanların keyfî düşüncelerine uyma! Zira onlar, (mevhum güçleri) Rablerine denk tutuyorlar.
De ki: “Gelin, Allah’ın size neyi hürmete layık ve dokunulmaz kıldığını[1142] aktarayım: O’ndan başka şeylere kesinlikle ilâhlık yakıştırmayın; anne-babaya iyi davranın; rızkınıza ortak çıkar endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin,[1143] zira sizin de onların da rızkını Biz veriyoruz; açık ya da gizli, sizi mahcup edecek bir günaha yanaşmayın; haklı bir gerekçeye dayanmaksızın Allah’ın kutsal saydığı insan hayatına kıymayın:[1144] Allah size işte bunları emretti ki aklınızı kullanabilesiniz.
Rüştüne erinceye kadar, yetimin malına dokunmayın; ne ki en güzel biçimde olan müstesna; (maddî mânevî her alanda) ölçüp tartarken hikmet ve hakkaniyeti gözetin; (bilin ki) Biz insana gücünün yettiğinden fazlasını yüklemeyiz; ve biri hakkında konuşacaksanız yakınınız da olsa âdil olun; ve Allah’la olan sözleşmenize sadâkat gösterin![1145] Bütün bunları Allah size emretti ki, sorumluluğunuzu aklınızdan çıkarmayasınız.
Zira işte Benim dosdoğru yolum budur: Öyleyse bu yolu izleyin ve farklı yollara sapmayın ki, sizi O’nun yolundan uzaklaştırmasınlar! Bütün bunları Allah size emretti ki, O’na karşı saygıda kusur etmeyesiniz.[1146]
(BİLİNEN sürecin) ardından, iyilikte sebat edenlere nimetimizi tamamlamak, (gereken) her şeyi iyice açıklamak ve bir yol haritası ve bir rahmet olmak üzere Musa’ya ilâhî kelâmı bağışladık ki, (en sonunda) Rableriyle karşılaşacaklarına inansınlar!
İşte bu da Bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır: Şu hâlde ona uyun ve sorumluluk bilincini kuşanın ki rahmete nail olasınız.
(Bir de) “Sadece bizden önce yaşamış iki topluluğa kitap indirilmişti ve biz onların öğretilerinden haberdar değildik” demeyesiniz;
ya da, “Eğer bize de kitap indirilmiş olsaydı onlardan daha sıkı uyardık” (demeyesiniz). İşte size de Rabbinizden hakikatin açık belgesi, yol haritası ve rahmet gelmiştir. Bu durumda, Allah’ın âyetlerini yalanlayandan ve ona karşı katı davranandan daha zalim biri olabilir mi? Âyetlerimize karşı katı davrananları, bu kaskatı davranışları yüzünden şiddetli bir azapla cezalandıracağız!
Ne yani, şimdi onlar, meleklerin kendilerine gelmesinden, ya da bizzat Rabbinin (azabının) gelmesinden, veya Rabbinin (haber verdiği) kimi (helâk) işaretlerinin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar?[1147] Rabbinin kimi işaretlerinin geldiğini haber vereceği o gün, daha önce inanmamış, yahut inandığı hâlde imanının hayrını görmemiş olan kimseye imanı hiçbir yarar sağlamaz.[1148] De ki: “Bekleyin (o kaçınılmaz günü)! Ama (asla unutmayın): Biz de bekliyoruz!”
Dinlerini paramparça edip fırka fırka olanlara gelince: Senin onlarla hiçbir alakan yok. Zira onların işi yalnız Allah’a kalmıştır: Sonunda Allah onlara yaptıklarının hesabını soracaktır.
Kim (İlâhî mahkemeye) bir iyilikle gelirse yaptığının on katını kazanacaktır;[1149] ama kim de bir kötülükle gelirse onun aynısıyla cezalandırılacaktır: fakat hiç kimseye haksızlık yapılmayacaktır.
DE Kİ: “Kuşku yok ki, Rabbim beni dosdoğru bir yola yöneltti; (Allah-insan arasında) her türlü aracı inancını reddeden ve Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştırmayan İbrahim Milleti’ne.”
De ki: “Benim tüm istek ve arzum,[1150] bütün ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir![1151]
Uluhiyyetinde O’nun ortağı yoktur: Ben işte bu tevhid ile emrolundum; ve ben varlığını kayıtsız şartsız Allah’a teslim edenlerin öncüsüyüm!
De ki: “O her bir şeyin Rabbi iken, şimdi ben Allah’tan başka bir Rab mi arayacağım?” İnsanların işledikleri kötülükler yalnızca kendilerini bağlar; zira hiç kimse bir başkasının sorumluluğunu taşımaz.[1152] Sonunda hepiniz Rabbinize döneceksiniz; işte o zaman O, ihtilafa düştüğünüz hakikatlerin içyüzünü size tek tek bildirecektir.
Çünkü O, sizi yeryüzüne mirasçı kılmış ve bahşettiği nimetlerle sizi sınamak için bir kısmınızı diğerlerinizden derecelerle üstün kılmıştır. Kuşkusuz Rabbin karşılık vermede çok seridir: Fakat, bununla birlikte O gerçekten tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.