Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1714, sondan 4523. ayet; 13. sure ve Ra'd Suresinin 7. ayetidir. Ra'd Suresi 7. ayetinin kelime sayisi 15, harf sayısı 57 ve toplam ebced değeri ise 3608 olarak hesaplanmıştır. Ra'd Suresinin toplam ebced değeri 239045 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure المر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (9) ل (8) م (4) ر (3) bulunuyor.
Arapça Metin
ويقول الذين كفروا لولا انزل عليه اية من ربه انـما انت منذر ولكل قوم هاد
“Uyarıcı” diye tercüme ettiğimiz münzir kelimesi “korkulu haber vererek kişiyi o konuda uyaran” anlamında bir sıfattır. Bu anlamda birçok âyette peygamberlerin, özellikle Hz. Peygamber’in vasfı olarak kullanılmıştır (krş. Sâd 38:4, 65; Kaf 50:2; Nâziât 79:45). “Kılavuz” diye çevirdiğimiz hâdî kelimesi ise “yol gösteren, hayır ve mutluluk veren bir hedefe rehberlik eden” mânasına gelir. Kur’an’da birçok yerde Allah’ın ismi olarak “insana hayatını sürdürebilmesi için gerekli olan akıl, muhâkeme ve zaruri bilgileri veren; ebedî mutluluğunu sağlayacak mânevî yolu ona gösteren” anlamlarında geçen kelime, bu âyette peygamberlerin vasfı olarak kullanılmıştır (bilgi için bk. Bekir Topaloğlu, “Hâdî”, DİA, XV, 9). İnkârcılar, Hz. Muhammed’in Allah tarafından görevlendirilmiş bir peygamber olduğuna dair ondan mûcize istiyorlardı; onların bu tutumu başka âyetlerde de ifade edilmiştir (bk. İsrâ 17:90-93; Furkan 25:7-8). Oysa peygamberin asıl görevi mûcize göstermek değil, insanları uyarmak, yanlışlık, haksızlık ve sapkınlıktan sakındırmaktır. Yüce Allah her topluluğa uyarıcı olarak peygamber göndermiştir (Fâtır 35:24). Allah Teâlâ peygamberlerini mûcizelerle desteklemiş olmakla beraber O izin vermedikçe hiçbir peygamber mûcize gösteremez.
Âyetin son bölümü müfessirler tarafından üç şekilde yorumlanmıştır: ☼a) Sen sadece bir uyarıcısın; her topluluğun senin gibi bir yol göstericisi yani peygamberi vardır. Bizim meâlimiz bununla örtüşmektedir. ☼b) Sen sadece bir uyarıcı, aynı zamanda bütün insanlar için bir yol göstericisin. Bu yorum, Kur’an mesajının evrenselliğini vurgulamaktadır. ☼c) Sen sadece sana emanet edilen mesajı tebliğ etmekle görevli bir uyarıcısın, asıl hidayete kavuşturan, yol gösteren ise yalnızca Allah’tır.
Hâdî kelimesinin sözlük anlamından hareketle son cümleyi, “Her toplumun yol gösteren önderi, lideri veya davetçisi vardır” şeklinde anlayanlar da olmuştur (Taberî, XIII, 106-109).
Mehmet Okuyan
Kâfir olanlar diyorlar ki: “Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya!” (Oysa) sen sadece bir uyarıcısın; her toplumun da bir rehberi vardır.
Gerçeği yalanlayan nankörler, “Ona Rabb'inden bir ayet¹ indirilmeli değil miydi?” diyorlar. Sen, yalnızca bir uyarıcısın. Ve her halk için hidayete iletici vardır.
Kâfirler derler ki: "Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya." (Oysa) Sen, yalnızca bir uyarıcısın ve bütün toplumlar için bir hidayet önderisin (veya; her kavmin İslam’ı öğretecek ve yol gösterecek kendi "hâdi"leri vardır).
Bütün bunlara rağmen, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler, yine de inanmaktan kaçınarak, “Rabbinden Muhammed'e her an mucizeye benzer alametler indirilmeli değil miydi?” diyorlar. Fakat onlar ne derlerse desinler, sen sadece bir uyarıcısın ve bütün toplumlar için senin gibi bir yol gösterici vardır, veya sen bütün toplumlar için bir uyarıcısın veya her toplum için gerçek yol gösterici Allah'tır.
Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, kâfirler:
“Ona, hak peygamber olduğuna dair Rabbinden maddî bir mûcize indirilseydi ya!” derler. Halbuki sen sadece sorumluluk, hesap ve cezayı hatırlatan uyarıcısın. Her kavmin de, doğru yolu gösteren bir peygamberi, bir rehberi vardır.
O kâfir olanlar diyorlar ki, O'na (Peygambere) Rabbinden, (istediğimiz başka) bir mûcize indirilse ya!... (Ey Rasûlüm) sen ancak kâfirleri kötü bir akıbetle korkutucusun. Her kavmin de (Allah'ın emirlerine davet eden bir rehberi), bir Peygamberi var.
İnkârcılar derler ki: “(Madem ki Muhammed peygamber olduğunu iddia ediyor) ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” Oysa sen, yalnızca bir uyarıcısın ve her topluluk için bir yol gösterici vardır (sen de onlar gibi bir yol göstericisin).
Peygamberlerin vazifesi mucize göstermek değil, insanların hidayeti için çalışmak, zulümden ve haksızlıklardan uzak durmaları konusunda onları uyarmaktır. “Sen yalnızca bir uyarıcısın” cümlesi de bunu ifade ediyor.Burada Hz. Peygamber için mucize üretenlere de bir hatırlatma yapmak lazım; Hz. Peygamberin mucize göstermek gibi bir vazifesi yoktu ve o sizin, gösterildiğini iddia ettiğiniz yüzlerce mucize de göstermemiştir. Onun mucizesi Kur’an’dır, o sadece Allah’ın Kitabı olan Kur’an’ı yaşamış ve tebliğ etmiştir.“(İnkarcılar) dediler ki: ‘Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!” De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır ve ben ancak apaçık bir uyarıcıyım! Kendilerine okunan (bu) Kitab’ı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu…’” (Ankebût 29:50-51)
Diyanet İşleri (Eski)
İnkar edenler: "Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. Sen ancak bir uyarıcısın. Her milletin bir yol göstereni vardır.
Müşrikler bilmiyorlardı ki, Allah izin vermedikçe hiçbir peygamber mucize gösteremezdi. Âyette de ifade buyurulduğu üzere, esasen peygamberlerin görevi insanları ikaz etmek, yanlışlardan, sapıklıktan ve haksızlıktan sakındırmaktı.
Edip Yüksel
İnkarcılar, "Ona bir mucize inmeli değil miydi," diyorlar. Sen ancak bir uyarıcısın. Her toplum için bir Yol Gösterici vardır.
O kâfirler: "Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. Sen bir uyarıcıdan başka bir şey değilsin ve her kavim için bir hidayetçi vardır.
O küfredenler: «Ona Rabbinden bir mu'cize indirilmeli değil miydi?» der (ler). Sen (Habîbim) ancak bir münzirsin (eğri yolun encamını insanlara haber verensin), her kavmin de bir hidâyet rehberisin.
Hem inkâr edenler diyor ki: “Ona Rabbinden (bizim istediğimiz) bir mu'cize indirilmeli değil miydi?” (Ey Resûlüm!) Sen, ancak (Allah'ın azâbı ile) bir korkutucusun ve her kavmin bir yol göstereni vardır.
Doğruları inkâr edenler elçiye (bizi ikna etmesi için) “Rabbinden bir mucize indirilmesi gerekmez miydi?” diyorlar. Sen yalnızca bir uyarıcı ve bir toplum için doğru yolu gösteren birisin.
(Sa’lebi’nin rivayetine göre, İbn-i Abbas bu ayetin tefsirinde şöyle demiştir: “Bu ayet indiği zaman Hz. Resulullah şöyle buyurdu: “Uyarıcı benim, hidayetçi ise Ali’dir. Ey Ali! Benden sonra hidayet ehli seninle hidayeti seçecektir.”)
Mahmut Kısa
İnkârcılar, “Madem ki Muhammed, Peygamber olduğunu iddia ediyor, o hâlde ona Rabb’inden bizim istediğimiz türden bir mûcize indirilseydi ya!” diyerek, senden olağanüstü şeyler yapmanı bekliyorlar. Oysa sen yalnızca bir uyarıcısın; nitekim insanlık tarihi boyunca gelmiş geçmiş her toplumun bir uyarıcı rehberi vardır. Eğer gerçekten mûcize istiyorlarsa, işte onlara mûcize:
Kâfirler: “Ona Rabbinden bir mûcize indirilseydi olmaz mıydı?” diyorlar. (Ey Muhammed!) sen sadece bir uyarıcısın1 ve bütün topluluklar için bir yol gösterici (hâdî) vardır...
1 Yani; sen ancak bir uyarıcısın, onları hidâyetle yola getirecek değilsin.
Muhammed Esed
Bütün bunlara rağmen, hakkı inkara şartlanmış olanlar yine de [inanmaktan kaçınıyor ve] “Niçin o'na Rabbinden mucizevî bir alamet indirilmiyor?” 16 diyorlar. [Fakat, (onlar ne derlerse desinler)] sen sadece bir uyarıcısın ve bütün toplumlar için (asıl) yol gösterici [Allah'tır]. 17
Gerçekleri örtbas eden kâfirler; “Sana Rabbinden bir ayet/mucize indirilmesi gerekmez miydi?” derler.1 Unutma ki sen, sadece bir uyarıcısın.2 Zira her toplumun mutlaka bir yol göstericisi olmuştur.3, 120/133-134, 29/50-51, 27/188, 24/54, 34/28, 316/36, 35/24, 39/71
Bir de inkârda ısrar edenler, “Ona Rabbinden (mucizevî) bir delil indirilmesi gerekmez miydi?” diyorlar.[1944] Unutma ki sen sadece bir uyarıcısın: ve her kavmin bir hidayetçisi zaten vardır; (o da el-Hâdî olan Allah’tır).[1945]
[1944] Bkz: 29:50 ve 6:109. Bu tür talepler karşısındaki Kur’anî tavır 17:59 ışığında anlaşılmalıdır. İlk muhatapların çarpık mucize anlayışı üzerinden tüm zamanlardaki bu türden yaklaşımlara kinayeli muhteşem bir cevap: “Göklerde ve yerde nice ilâhî kudret delilleri var ki, yanından geçip gidiyorlar da, onlara dönüp bakmıyorlar bile.” (12:105).
[1945] Bu ibâre, Allah Rasûlü’ne ve tüm mü’minlere, hidayetin yalnızca Allah’a ait olduğunu ihtar eden bir uyarıdır. Birinci ve ikinci nesilden bazıları ve müfessir Zemahşerî “hidayetçi” ile Allah’ın kastedildiğini söylemişlerdir. Zaten başka türlü de anlaşılamaz. Her toplumun bir hidayetçisi olduğu söylenmeden hemen önce, doğrudan Hz. Nebi’ye yönelik, “Sen sadece bir uyarıcısın!” hatırlatması geliyorsa, bu ne anlama gelir? Elbette bu, “Sen bir hidayet bahşedici değilsin, sen sadece bir uyarıcısın” anlamına gelir. Açıktır ki, âyetin sonundaki “Her kavmin bir hidayetçisi zaten vardır” ifadesindeki “bir hidayetçi”den kasıt, el-Hâdî olan Allah’tır.
Kur’an’da Hâdî veya Hâd isminin geldiği tüm âyetlerde, Allah’tan başkasından hidayetçi olma vasfı nefyedilir. Bunların tümünde, hidayetin veya dalaletin gerekçesi olarak insanın tercihi gösterilir.
Bazı müfessirler bu ibare ile Allah’tan başkalarının kastedildiği sonucuna varmıştır. Hâddaki yol göstermeyi olumlu anlamda alanlara göre mâna şöyle olur: “Her toplumun doğru yolu gösteren bir rehberi bulunur”. Fakat bu kelimeyi mücerret mânada alanlar da olmuştur. Buna göre hâd’in anlamı, “ardına düşen toplumları doğru ya da yanlış yola sürükleyen önder” olur (Bkz: Taberî). Bu durumda âyet şu mânaya gelir: “Her topluluğun, peşi sıra gittiği bir kılavuz vardır”.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve o kâfir olanlar der ki: Onun üzerine Rabbinden alâmet indirilmiş olmalı değil mi? Sen ancak bir korkutucusun ve her kavim için bir rehber-i hidâyet vardır.
Kâfirler diyorlar ki: “Ona Rabbinden bir mûcize indirilmeli değil miydi? ” Sen, ey Resulüm, sadece bir uyarıcısın. Her millete bir yol gösteren vardır. [17, 59; 2, 272; 35, 24]
Her topluluğa peygamberlerden yol gösteren bir zat gönderilir. O da onlara dini tanıtır, kendilerine tahsis edilen mûcize ile halkını Allah’ın yoluna çağırır. Yoksa kâfirlerin tahakkümleriyle, keyiflerine göre istedikleri mûcizeyi göstermeleri söz konusu değildir. Âyetteki yol gösteren “hâdi” den maksat, Allah Teâlâ da olabilir. Yani: “Senin görevin sadece uyarmaktır. İndirilen âyetlerini yalan sayanların, inkârlarına kulak asma. Zira Allah, doğru yolu göstermek için lâzım gelen her şeyi ortaya koymuştur. Ama ancak Kendisinin bileceği bir hikmetten ötürü, bir kimseyi hidâyet etmesi, meşîet-i ilahiyyenin buna taalluk etmesine bağlıdır ve onun meşîeti de, Kendisine mahsus olan hikmetine bağlıdır. ve likülli kavmin hâd cümlesinin başındaki vav’ı atıf sayarak, “Sen sadece bir uyarıcı ve her millet için yol göstericisin.” mânası da mümkündür.
Süleyman Ateş
İnkar edenler diyorlar ki: "Ona Rabbinden bir ayet indirmeli değil miydi?" Sen, ancak bir uyarıcısın, her toplumun bir yol göstericisi vardır.
Ayetleri görmezlikten gelenler (kafirler) derler ki “Ona Rabbinden bir mucize (ayet) indirilseydi ya!” Sen sadece uyarıcısın. Her topluluğun bir yol göstericisi vardır.
İnkar edenler: -Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi? derler. Oysa sen ,sadece bir uyarıcısın. Her topluma doğru yolu gösteren biri vardır.
Küfre sapmış olanlar şöyle derler: "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" Sen sadece bir uyarıcısın ve her topluluk için doğruyu ve iyiyi gösteren bir önder vardır.