Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1999, sondan 4238. ayet; 16. sure ve Nahl Suresinin 98. ayetidir. Nahl Suresi 98. ayetinin kelime sayisi 8, harf sayısı 40 ve toplam ebced değeri ise 4019 olarak hesaplanmıştır. Nahl Suresinin toplam ebced değeri 557686 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Hitap Hz. Peygamber’e olmakla birlikte onun şahsında bütün insanların dikkati, bunca hikmetli bilgi ve uyarılar içeren Kur’an’a çekilmektedir; çünkü bu ve benzeri müjde, irşad ve uyarılarıyla Kur’an-ı Kerîm insanlığa en doğru ve en güvenilir rehberdir. Fakat Kur’an’ın rehberliğinden yararlanabilmek için âyette, “kovulmuş şeytan”ın vesveselerine karşı Allah Teâlâ’ya sığınmamız öğütlenmekte; böylece dolaylı olarak zihin ve kalbimizi kötü duygu ve düşüncelerden uzaklaştırıp Kur’an’ın ışığına açmamız gerektiğine işaret edilmektedir. Bu öğüt dolayısıyla müslümanların Kur’an okumaya başlarken “besmele”den önce “eûzü” çekmeleri gelenek olmuştur (ayrıca bk. Fâtiha 1:1, “eûzü”nün tefsiri).
Bu şekilde Allah’a inanıp O’na sığınanlar, O’na dayanıp güvenenler üzerinde şeytan hâkimiyet kuramaz. Fakat âyette bunu bildiren ifadenin mutlak olup olmadığı hususunda değişik yorumlar yapılmıştır. Bunlar içinde en isabetli ve gerçekçi görüneni şöyle özetlenebilir: Allah’a imanı, bağlılığı ve güveni tam olanlara şeytan bazı hatalar işletmeyi başarsa da, onları inkâr ve şirk gibi affedilmez bir günaha saptıramayacaktır (bk. İbn Atıyye, III, 420; Kurtubî, X, 183-184). Nitekim Kurtubî, İblîs’in Hz. Âdem ve Havvâ’ya günah işlettiğini hatırlatarak, şeytanın müminlere asla günah işletemeyeceği şeklindeki yorumu gerçekçi bulmaz. 100. âyete göre şeytanın insanlar üzerinde hâkimiyet kurmasının asıl sebebi onların kendi tavırlarıdır. Şeytanı kendilerine velî yapanların onun hâkimiyeti altına girecekleri açıktır.
Şeytan cinlerin hemcinsi ve ulusudur. Allah’a inanıp güvenenlere etkisi olamayacağına göre cinlerden korkmak ve cincilere gitmek için de bir sebep yoktur. Allah’a inanmak ve güvenmek cinlere karşı korunmanın en güvenli yoludur.
Mehmet Okuyan
Kur’an’ı okuduğun zaman kovulmuş şeytandan Allah’a sığın!
Bu buyruk, Kur’an’ı [kıraat] edenlerin yani anlayarak okuyanların şeytanı ne kadar rahatsız edeceğini ve onun şerrinden korunmak için kovulmuş şeytandan Yüce Allah’a sığınmanın gerekliliğini içermektedir. Benzer mesajlar: A‘râf 7:200; Mü’minûn 23:97-98; Fussilet 41:36.
Bayraktar Bayraklı
Kur'ân okuduğun zaman, o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın!
1- Taşlanmış, kovulmuş, lanetlenmiş, yerilmiş. 2- Şeytani düşüncelerden. Şeytan, “Hakikat”tan uzak olan, hakka, adalete ve iyiliğe aykırı hareket eden varlık, kişi, kurumun ve kötülük dürtüsünün ortak “karakteristik adıdır.”3- “Eûzu billahi mine'ş-şeytâni'r-râcim”e “kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım” anlamını vermek doğru değildir. “Şeytandan Allah'a sığınmak”, “ins” ve “cinn”nin yani görünen görünmeyen güçlerin, kişi ve kurumların saptırıcı telkin ve yönlendirmelerine karşı kişinin, vahyi ölçü alarak kendisini koruması demektir. Doğru olanı vahiyden öğrenip, şeytanın saptırmasını önlemektir. Zaten ayette, “Allah'a sığınırım” denmiyor; “Allah'a sığın” deniyor. Allah'a sığınmak da O'nun buyruklarına uymak demektir.
Ayette, şeytandan korunmanın tek yolunun iradeyi ortaya koyduktan sonra Allah’a sığınmak olduğu ifade ediliyor. İnsan, doğası gereği, her zaman manevî ve ahlakî ölçülerin gerçek değerini sorgulama ya da onlara şüpheyle yaklaşma eğilimindedir. Bunun içindir ki, inanan kişi Kur’an’dan bir ayet ya da bir bölüm okuyacağı ve onun üzerinde düşüneceği zaman, Allah’a yani Allah’ın gönderdiği diğer âyetlere de baş vurmalı ve onların desteğini de alarak şeytanın ve şeytani düşüncelerin etkisinden korunmaya çalışmalıdır. Çünkü bazı ayetler mücmel, bazıları mufassaldır. Mücmel ayetleri mufassal ayetler üzerinden anlamak daha kolay olacaktır. Aksi takdirde şer dürtülerin kuşatmasıyla İlahi Kelamla ilgili inancını yaralayacak gereksiz ve anlamsız şeyler düşünebilir. Bu ayetten ayrıca Kur’an okuyacağımız ya da Mushaf’a tutacağımız zaman abdestli olmak gibi bir şartın olmadığını da anlamış oluyoruz. Zira Maide, 5:6 ayetinde “Namaza duracağınız zaman…” diye başlayan bir hitap var ve arkasından da abdest alma zorunluluğu getiriliyor. Aynı şart Kur’an okumak ya da Mushaf’a tutmak için olsaydı burada da “Kur’an okumaya başlayacağınız zaman…” hitabıyla abdest zorunluluğu getirilir ve arkasından şeytandan sığınma önerilirdi. Ayrıca “Kur’an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah’a sığın” maktan kasıt her türlü ön yargılardan, geleneksel bilgi ve düşüncelerden, Kuran dışındaki yanlış algı ve tasavvurlardan sıyrılarak adeta Rabbimizin terbiyesine girerek hikmetlerinden faydalanmak, samimi bir kul olarak okuma yapmak demektir.
Diyanet İşleri (Eski)
Kuran okuyacağın zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.
Allah Teâlâ, Kur’an okumak isteyen kimseye, önce şeytanın şerrinden Allah’a sığınmasını emretmektedir. Bu sığınma «Eûzü billâhi mineşşeytanirracîm» demekle olur. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım demektir.
Edip Yüksel
Kuran okuduğunda kovulmuş şeytandan ALLAH'a sığın.
1 “Kur’an okuduğun zaman...” demek; “Kur’an okumak istediğin zaman...” demektir. 2 Önce, her türlü şeytandan ve şeytani düşüncelerden zihnen uzaklaş ve sonra da bunu dilinle “Eûzü Besmele” çekerek ifâde et. Kur’an okurken “Besmele” çekmek kalben vaciptir. Dil ile söylemek ise âlimlerin çoğunluğuna göre vacip değil müstehab’tır.
Muhammed Esed
İMDİ, Kur’an okuyacağın zaman, hemen o kovulmuş şeytana karşı Allah'a sığın. 122
[2187] Akleden kalbe mânevî abdest aldırma demeye gelen isti‘âze için bkz: 1:1, not 1. Baştaki izâ zaman zarfı, fiilin yapılacağı her zamanı kapsadığı için, izâ kara’teyi “okuduğun her zaman” diye çevirdik. Kur’an okumanın tilavet ile değil kırâet ile ifade edilmesi, aktarmadan önce anlamanın gerekliliğine delâlet eder (Bkz: 35:29 ve 73:4, notlar). Aklın okuması olan kırâet, bir anlama-yaşama-anlatma çabasını içerir. İsti’âze, Kur’an’ı anlama çabasına yönelik her tür şeytanî müdâhaleden sakınma iradesini ifade eder. Kur’an okurken yapılacak zihnî ve kalbî hazırlığı emreden ilk ve tek âyet bu olduğundan (7:200 âyeti, benzer emri farklı bir bağlamda içerir) baştaki fâ edatı bu şekilde karşılanmıştır. Aynı edat bir sonraki cümleciğe “öncelikle” anlamı katmaktadır. Burada verilen emir, bir şeyi söyleme değil, bir şeyi yapma emridir. Bu da, önyargılardan bilinci arındırma başta olmak üzere, duygu ve düşünceyi vahye hazırlamak ve onları dış etkilere kapalı, yalnızca vahyin etkisine açık hâle getirmektir. Kur’an okurken Allah’a sığınma emrini dar anlamda bir “isti’âze” olarak anlamamak gerek. İstiaze emri, bir bilincin imha edilerek yeniden inşâ edilmesi talimatıdır. Bu bilinçle yapılan bir isti’âze, zaman ve mekân boyutuna inen bir hareket olmayı aşar. Artık isti’âze kelimesinin gösterdiği Allah’a sığınma ve iltica, Kur’an’ın insana yönelik bütün hükümlerinin gözden geçirilmesinde hâkim olması beklenen derunî bir bilinç hâline dönüşür. Bu bilinç, ayrıntılı bir varoluş haritası olan ve geçmişle birlikte insanlığın hâl ve istikbaline işarette bulunan Kur’an’ı, ilâhî murakabe ve müşahede önünde okuma bilincidir. Özetle isti’âze, Kur’an’ı okumaya duran insanın kendi bilincini öz elleriyle vahyin sahibine teslim etme, yani bir ‘huzurda okuma’ iradesidir.
Ömer Nasuhi Bilmen
İmdi, Kur'an'ı okuyacağın zaman o kovulmuş olan şeytandan hemen Allah'a sığın.