Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1315, sondan 4922. ayet; 9. sure ve Tevbe Suresinin 80. ayetidir. Tevbe Suresi 80. ayetinin kelime sayisi 25, harf sayısı 103 ve toplam ebced değeri ise 10534 olarak hesaplanmıştır. Tevbe Suresinin toplam ebced değeri 738241 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
استغفر لهم او لا تستغفر لهم ان تستغفر لهم سبعين مرة فلن يغفر الله لهم ذلك بانهم كفروا بالله ورسوله والله لا يهدي القوم الفاسقين
Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme (fark etmez.) Onlar için yetmiş kez bağışlanma dilesen de, Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah ve Resûlünü inkâr etmiş olmaları sebebiyledir. Allah, fasık topluluğu doğru yola iletmez.
Hz. Peygamber münafıkların bağışlanması için yetmiş defa yalvarsa da Allah’ın onları bağışlamayacağının bildirilmesi değişik biçimlerde yorumlanmıştır. Hâkim kanaate göre belirtilen sayı çokluktan kinaye olup bununla, Resûlullah ne kadar dua ederse etsin, artık âyette işaret edilen münafıklar için bağışlanma ümidi taşımaması istenmektedir (Zemahşerî, II, 164-165; Şevkânî, II, 441). Münafıklardan Hz. Peygamber’e gelip özür dileyenler için onun Allah’a yalvarması, onların samimi olabilecekleri ihtimaline dayanıyordu. Âyet ise onların dürüst ve samimi davranmadıklarını haber vermiş olmaktadır. Tefsirlerde, münafıkların başı Abdullah b. Übeyy’in ölümü ve iyi bir mümin olan oğlunun ricası üzerine Hz. Peygamber’in onun cenaze namazını kılmasına Hz. Ömer’in itiraz ettiği, Resûlullah’ın bu âyete dayanarak istiğfar sayısını arttırma hakkını kullandığını söylediği, bunun üzerine de 84. âyetin nâzil olduğu yönünde bir rivayet yer almaktadır (Taberî, X, 198-200; Şevkânî, II, 443).
Kanaatimizce bu ve benzeri rivayetlerde geçen ifadelerle ilgili tartışmalardan çok, âyetten kolayca anlaşılan şu iki hususun üzerinde durulması âyetin sağlıklı anlaşılması bakımından daha önemli görünmektedir: Birincisi, Resûlullah’ın, yıllarca gösterdiği engin hoşgörü ve iyi niyete türlü entrikalarla karşılık veren, kuyusunu kazmak için her fırsatı değerlendiren münafıklar hakkında dahi ümidini yitirmemeye ve kendisinin herkes için rahmet olduğu hitabının (Enbiyâ 21:107) gerektirdiği biçimde davranmaya çalışmasıdır. Münafıkların cehennemin en derinlerine atılacağını bildiren âyetlerde dahi istisna yapıldığını, bunlardan tövbe edip kendini düzelten ve gönülden teslimiyet içine girenlerin Allah’ın büyük mükâfatlara lâyık gördüğü müminlerle beraber olacaklarının bildirildiğini (Nisâ 4:146-147) dikkate alan Hz. Peygamber’in bu tutumu, müslümanlara şu mesajı vermektedir: Asıl erdemlilik, güçlü olduğu halde yanlış yoldaki insanları dışlama yönüne gitmeyip, onların ıslahı ve kazanılması için çaba harcamaktır.
Âyetten anlaşılan ikinci husus da, kendilerinden söz edilen münafıkların affedilme şanslarını tamamen yitirmiş olduklarıdır. Bunun gerekçesi âyette şöyle açıklanmıştır: “Çünkü onlar Allah ve resulünü inkâr etmişlerdir. Allah (böylesine) kötülüğe saplanmış kimseleri doğru yola iletmez.” Öyle görünüyor ki bu istisnaî bir durumdur. Zira âyette işaret edilen kimselerin, Hz. Peygamber’in Medine’de dış düşmanlara karşı verdiği mücadelede ne büyük bir kambur oluşturduğu herkes tarafından biliniyor, onlar da ilâhî vahyi insanlara tebliğ eden Resûlullah’ın hak peygamber olduğunu ayan beyan görüyorlardı. Böylesine büyük bir imkânı değerlendirmeyen ve gönüllerini imana bütünüyle kapatmış olan bu kimselerin durumu Allah tarafından Hz. Peygamber’e haber verilmekte ve artık dış görüntülerine göre muamele gören bu kesime karşı açık bir tavır ortaya konması istenmektedir.
Mehmet Okuyan
Onlar için ister af dile, ister dileme; onlar için yetmiş kez af dilesen de Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah’ı ve Elçisini inkâr etmelerinden ötürüdür. Allah yoldan çıkanlar topluluğunu doğru yola ulaştırmaz.
Burada geçen 70 sayısı “rakamsal bir değer” ifade etmenin ötesinde “çokluk” anlamına alınmalıdır. Çünkü kastedilen 70 kere af dileme sonuç vermese de 71. kez affın gerçekleşebileceği değildir. Çünkü devam eden cümlede geçen [len yağfirallâhu lehum] cümlesi bu türden bir çabanın hiçbir şekilde sonuç vermeyeceğini, yani “Yüce Allah’ın bu münafıkların günahlarını asla ve asla affetmeyeceğini” açıkça ortaya koymaktadır. Çünkü ifadede yer alan [len] edatı bir şeyin gelecekte asla ve asla olmayacağını manaya katmaktadır. Benzer mesaj: Münâfikûn 63:6.
Bayraktar Bayraklı
Onlar için ister af dile, ister dileme; onlar için yetmiş defa af dilesen de Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah ve Peygamberini inkâr etmelerinden dolayıdır. Allah, fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme. Onlar için yetmiş defa¹ bağışlanma dilesen de yine Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah'ı ve Resul'ünü küfretmelerindendir.² Allah, fasık³ olan halkı doğru yola iletmez.
1- Onlar için istediğin kadar af dile.
2- Bile bile gerçeğin üzerin örtmektedirler; gerçeği görmezden gelmektedirler.
3- Günaha sapan. Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan; iyi, doğru, güzel ve temiz şeylerden uzak kalan.
Ahmet Akgül
(Ey Nebim!) Sen, artık onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah'a ve Elçisine (karşı) gerçekten nankörlük etmeleri dolayısıyladır. Allah fasıklar topluluğunu hidayete ulaştırmayacaktır.
İstersen onların yarlıganmalarını dile, istersen dileme. Suçlarının örtülmesi için yetmiş kere niyaz etsen gene de Allah, kesin olarak yarlıgamaz onları. Bu da, Allah'ı ve Peygamberini inkar etmeleri, kafir olmaları dolayısıyladır ve Allah buyruktan çıkan kötü topluluğu doğru yola sevketmez.
Şimdi o münafıkların bağışlanmaları için, Allah'a ister dua et, ister etme, hiç birşey değişmeyecektir. Onlar için istersen, yetmiş kez af dile, Allah'ı ve O'nun elçisini inkâra yeltenmelerinden dolayı Allah onları bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, böylesine kötülüğe batmış bir toplumu, doğru yola çıkarmaz.
Onlar için bağışlanma dile, yahut bağışlanma dileme; onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de Allah onları aslâ affetmeyecek, aslâ koruma kalkanına almayacak. Bu, onların, Allah'ı ve Rasulünü inkârda ısrar etmeleri, küfre saplanmaları sebebiyledir. Allah hak dinin, doğru ve mantıklı düşünmenin dışına çıkan fâsık, âsi, bozguncu bir kavmi doğru yola sevketme lütfunda bulunmayacak, hidayet, başarı, nasip etmeyecek.
Onlar için ister bağışlanma dile ister dileme. Sen onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah'ı ve Peygamberini inkar etmelerinden dolayıdır. Allah fasıklar topluluğunu doğru yola eriştirmez.
Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez.
Ey Rasûlüm, o münafıklar için, ister mağfiret dile veya mağfiret dileme. Onlar için yetmiş defa mağfiret istesen de, yine Allah, onları asla bağışlayacak değil... Bu mağfiretten mahrum edilişleri şundandır: Çünkü onlar, Allah'ı ve Rasûlünü tanımadılar, inkâr ettiler. Allah ise, öyle fasıklar topluluğuna hidayet etmez.
Onlar için, ister istiğfar et ister etme, onlara yetmiş kere (çok demek) de istiğfar dilesen, Allah onları bağışlamayacaktır. Çünkü onlar, Allah’ı ve Resulünü yalanladılar. Ve Allah, bile bile yoldan çıkanları hidayete erdirmez.
Sen onlarçin, bağışlanmayı ister umun, ister umunma, yetmiş kez, onlarçin bağışlanmak umunsan da hiç de bağışlamaz Allah onları, bu onların hem Allaha, hem de peygamberine karşı kâfir olduklarından; buyrumdan dış ulusa Allah doğru yolu göstermez
(Ey Resul!) Onlar için ister af dile ister af dileme. Onlar için yetmiş defa da af dilesen Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, Allah'ı ve resulünü inkâr etmelerindendir. Çünkü Allah, böylesine kötülüğe batmış bir topluluğu doğru yola çıkarmaz.
Münafıkların başı durumunda olan Abdullah b. Ubeyy yatağında ölümle pençeleşirken oğlu Abdullah, Hz. Peygambere gelerek babasının bağışlanması için af dilemesini istemişti. İyi bir Müslüman olan Abdullah’ın hatırı için Peygamberimiz Abdullah b. Ubeyy için dua etmişti. Bunun üzerine Hz. Allah bu ayeti göndererek Müslümanların en yakınındaki anne-babası dahi olsa inanmayanların ve inanmamakta direnenlerin affedilmeyeceği konusunda kesin hükmünü vermiştir. Ayette geçen “yetmiş” sayısı, çokluktan kinayedir. Mesajın etkisini güçlendirmek için mübalağa sanatıyla pek çok anlamında kullanılmış bir ifadedir. Zira Arapçada “yetmiş” sayısı genellikle “çok, pek çok” anlamında da kullanılır.“Sen onlar için ne kadar çok af dilersen dile” demektir. “Akraba bile olsalar, cehennemlik oldukları belli olduktan sonra müşrikler için Allah'tan af dilemek, peygambere de müminlere de yakışmaz.” (Tevbe 9:113) Hz. Peygamberin kendi akrabaları için bile şefaat etmesi söz konusu değilken, Müslümanlar peygamber şefaatine sığınarak hangi cüretle günah işleyebiliyor? Bu şefaat beklentilerini hangi ayete dayandırıyorlar? Hz. İbrahim babasına şefaat edemedi (Mümtehine 60:4), Hz. Nuh oğlunu kurtaramadı (Hud 11:45-46). Çünkü “o gün kimseden şefaat kabul edilmeyecek, kimseden fidye alınmayacak ve kimseye yardım edilmeyecektir. (Bakara 2:48)
Diyanet İşleri (Eski)
Onların ister bağışlanmasını dile, ister dileme, birdir. Onlara yetmiş defa bağışlanma dilesen Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, Allah'ı ve Peygamberini inkar etmelerinden ötürüdür. Allah fasık topluluğu doğru yola eriştirmez.
(Ey Muhammed!) Onlar için ister af dile, ister dileme; onlar için yetmiş kez af dilesen de Allah onları asla affetmeyecek. Bu, onların Allah ve Resûlünü inkâr etmelerinden ötürüdür. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
Münafıkların reisi Abdullah b. Übeyy, ölüm hastalığına yakalandığı zaman oğlu Abdullah, Resûlullah (s.a.)’a gelerek babası için istiğfâr etmesini istedi. Abdullah hâlis bir müslüman olduğu için Resûlullah onun hatırını kırmadı ve babasının affı için Allah’a dua etti. Bunun üzerine 80. âyet nâzil oldu.
Edip Yüksel
İster onlar için bağışlanma dile, ister bağışlanma dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen bile ALLAH onları bağışlamıyacaktır. Çünkü onlar ALLAH ve elçisini yalanladılar. ALLAH yoldan iyice çıkmış toplumları doğruya iletmez.
Muhammed, kendi amcaları ve yakın akrabaları için bile şefaatte bulunamazken, hiç tanımadığı insanlara nasıl şefaat edebilir? İbrahim, babasına şefaat edemedi (60:4), Nuh ise, oğlunu kurtaramadı (11:46). 2:48 ayetine bakınız.
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlar için Allah'dan ister mağfiret dile, ister dileme. Onlar için yetmiş kere mağfiret dilesen de yine Allah onları affetmeyecektir. Bu, onların Allah'ı ve Resulünü inkâr etmelerinden dolayı böyledir. Allah, böylesine baştan çıkmış fasıklar güruhuna hidayet etmez.
Onlar için dile istigfar et dile etme, onlar için yetmiş kerre istigfar da etsen Allah onlara hiç de mağfiret edecek değil, böyle, çünkü onlar Allahı ve Resulünü tanımadılar, Allah ise öyle baştan çıkmış fasıklar güruhuna hidayet etmez
(Habîbim) onlar için (diler) İstiğfaar et (Allahdan mağfiret iste, diler) istiğfaar etme. Eğer onlar için yetmiş defa, istiğfaar dahi etsen yine Allah kendilerini kat'iyyen yarlığayacak değildir. Bu, böyledir. Çünkü Allâhı ve resulünü inkâr ile kâfir olmuşlardır. Allah ise (öyle îmandan ve itaatden çıkmış) faasıklar güruhuna hidâyet etmez.
(Habîbim, yâ Muhammed!) Onlar için ister mağfiret dile, ister onlar için mağfiret dileme (hiç fark etmez)! Eğer onlar için yetmiş def'a da istiğfâr etsen, Allah onları aslâ bağışlamayacaktır! Bu, şübhesiz ki onların, Allah'ı ve Resûlünü inkâr etmeleri sebebiyledir. Allah ise, (inkârlarındaki ısrarları yüzünden) fâsıklar topluluğunu hidâyete erdirmez.
Onlar için istersen bağışlanma dile, istersen bağışlanma dileme, hatta yetmiş defa da onların bağışlanmalarını dilesen, asla Allah onları bağışlamayacak. Çünkü onlar Allah ve elçisini inkâr ettiler. Allah, yoldan çıkmış bir topluluğu asla doğru yola iletmez.
Onlar için ister istiğfar et, ister istiğfar etme, hepsi birdir. Onlar için yetmiş kere istiğfar etsen bile yine Allah onları yarlıgamayacaktır. Bu keyfiyet onların Allah/ı ve peygamberini tanımadıklarından dolayıdır. Allah fasık kavmi [¹] hidayete erdirmez.
İsmail Hakkı İzmirli Tevbe Suresi 80. Ayet Açıklaması
[1] Küfürde mütemerrit olan kavmi.
Kadri Çelik
Onlar için bağışlanma dile veya dileme, birdir. Onlar için yetmiş defa bağışlanma dilesen, yine de Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, Allah'ı ve peygamberini inkâr etmelerinden ötürüdür. Allah yoldan çıkan topluluğu hidayete eriştirmez.
EyMuhammed! Onların bağışlanması için ister af dile, ister dileme,hiç fark etmez! Çünkü onlar için bir değil, yetmiş kere af dileyip yalvarsan bile, yine de Allah onları affetmeyecektir! Çünkü onlar, Allah’ı ve Elçisini tanımayıp emirlerine başkaldırarak inkâr ettiler. Allah ise, kötülükte inatla direten ve ısrarla yoldan çıkmak isteyen böyle fâsık bir topluluğu doğru yola iletmez.Hâl böyleyken:
Onlar için ister bağışlanma dile, ister dileme!
Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de Allah onları asla bağışlamayacaktır.
Bu, Allah’ı ve O’nun rasûlünü inkâr ettikleri sebebiyledir.
Allah, Yoldan Çıkıp Sapmış / Fâsık Kavm’i hidayete eriştirmez.
(Ey Muhammed!) Onlar için (Allah’tan) ister af dile, ister dileme (fark etmez.) Onlar için yetmiş kere1 af dilesen de Allah, onları Allah’ı ve Elçisini inkâr etmelerinden dolayı, asla affetmeyecektir. Ve (şunu iyi bilin ki) Allah böyle fasık bir toplumu, asla dosdoğru yola ulaştırmaz.
1 Bu yetmiş rakamı, çokluktan kinâyedir. Ve “sen onlar için ne kadar çok istiğfar edersen, et” demektir.
Muhammed Esed
(İmdi,) onların bağışlanmaları için [Allah'a] ister dua et, ister etme, [hiçbir şey fark etmeyecektir; çünkü] onlar için istersen yetmiş kez 110 af dile, Allah'ı ve O'nun Elçisi'ni inkara yeltenmelerinden ötürü Allah onları bağışlamayacaktır. Çünkü Allah, böylesine kötülüğe batmış bir topluluğu doğru yola çıkarmaz. 111
Onların affedilmesi için ister istiğfar/bağışlanma dile ister dileme fark etmez. Onlar için yetmiş defa bile bağışlanma dilesen Allah onları yine de bağışlamayacaktır. Bu onların Allah’a ve Elçisine nankörlük etmelerinden dolayıdır. Zira Allah yoldan çıkmış fasık toplumu amacına ulaştırmaz. 9/113- 114, 63/6, 65/8, 9/24, 32/18...20
Onların bağışlanmaları için Allah’tan ister af dile, ister dileme:[1494] Onlar için Allah’tan yetmiş kez af dilemiş olsan dahi, artık Allah onları asla affetmeyecektir.[1495] Bunun nedeni, onların Allah’a ve O’nun Elçisi’ne ısrarla nankörlük etmeleridir; zira Allah (fıtrat) yolundan sapmış kimseleri doğru yola yöneltmez.[1496]
Mustafa İslamoğlu Tevbe Suresi 80. Ayet Açıklaması
[1494] 80-113. âyetlerin Abdullah b. Ubeyy hakkında indiği kesin değildir. Taberî, tarihinde İbn Ubeyy’in Munâfıkun sûresinden sonra çok yaşamayıp öldüğünü söyler (II, 261-262). Munâfıkun sûresi İbn Kesir’e göre hicrî 6. yılda Mustalıkoğulları seferi sırasında inmiştir. Bu konuda Buhârî’nin naklettiği hadis ciddi bir çelişki içermektedir. Hadiste Hz. Ömer’in Rasulullah’a “Allah seni onun namazını kılmaktan men etmedi mi?” dediği nakledilirken, hadisin sonunda, “bu olay üzerine onların namazını kılmaması için âyet indi” denilmektedir (Cenaiz, 23). Bu açık bir çelişkidir. Rasulullah’ın, Abdullah b. Ubeyy b. Selul’un onca ihanet, iftira, hakaret ve tahriklerine rağmen ona istiğfarda direnmesi pek makul görünmüyor. Bunu izah etmekte zorlananlar bu konuda üretilmiş bir rivayete sarılırlar: “Rasulullah buyurdu ki: Benim gömleğim ve üzerine namaz kılmam ona bir yarar sağlamaz. Fakat ben onun kavminden bin kişinin müslüman olmasını umuyorum. O gün onun kavminden bin kişi müslüman oldu”. Bu çok ilginçtir. Medine’nin nüfusu on bin kişidir. Beri yandan böylesine büyük bir katılımı belgeleyen ne bir âyet, ne de başka bir rivayet vardır.
[1495] Buhârî ve Müslim’in rivayet ettikleri bir habere göre, münafıkların lideri Abdullah b. Ubeyy öldüğünde oğlu gelerek Rasulullah’tan babasının cenaze namazını kıldırmasını istemiş, o da bunu kabul etmiştir. Cenaze namazına duracağı zaman Hz. Ömer de yakasından tutarak “Ya Rasulallah, Allah sizi bundan men ettiği hâlde nasıl namazını kılarsınız” demiştir. Habere göre Allah Rasûlü şu cevabı verir: “Allah beni muhayyer bırakmış ve onlar için ister af dile ister dileme demiştir. Ayrıca ‘onlar için 70 defa da af dilesen Allah onları asla affetmeyecektir’ buyurmuştur. Ben de 70’ten fazla af dileyeceğim.” (Buhârî, Tefsir 160; Muslim, S. Munafıkin 3). Bu haber, başta âyetin sonuna aykırıdır. Gazzalî de bu haberi sahih bulmaz. Zira âyette geçen 70 rakamı sayı değil çokluk ifade eder. Bu âyette anlatılmak istenen onların kesinlikle bağışlanmayacağıdır. Gazzalî şöyle der: “Rasulullah’ın Allah’ın bu muradını anlamadığını varsaymak nasıl mümkün olabilir? Bu haberin sahih olmadığı açıktır. Zira Allah Rasûlü kelâmın mânalarını en iyi bilendi.” (el-Mustasfa I, 162; hadis hakkındaki tartışmalar için bkz: Âlûsî).
[1496] Bu son ibareye “zira Allah, yoldan sapmış kimseleri (kötü) maksatlarına ulaştırmaz” anlamı verilebilir mi? Allahu a‘lem hayır. Çünkü hidâyet, dilde dalâlet karşılığı konulmuştur ve kullanıldığı her yerde “lutuf” anlamına gelir. Bu nedenle “hediyye” bu kökten türetilmiştir (Râğıb). Kur’an’da olumsuz anlamda iki âyette kullanılmıştır: 37:23’teki fehdûhum (ve hepsini gözleri faltaşı gibi açacak bir ateşe yönlendirin), 22:4’teki yehdîhi (ve onu yakıp kavurucu bir azaba yönlendirir). Râğıb, bu iki kullanımda da “hidayet/yöneltme” sözcüğünün, tıpkı “yürek yakan bir mahrumiyetle müjdele” (3:21) ibaresindeki “tebşir/müjde” gibi ironik bir tehdit anlamında kullanıldığını söyler. Bu bir yana, bu iki kullanımda da özne Allah değildir ve Kur’an’da Allah’a atfedilen hiç bir “hidayet” olumsuz anlamda kullanılmaz. Burada ve bir çok yerde fiil formuyla (yehdi) kullanılan hidayet’in, Kur’an’ın insan tasavvurunda, insanın özgür tercihini sıfırlayan ve yok sayan nedensiz ve yasasız bir tasarruf olmadığı açık. Aksine insanın seçimiyle bire bir irtibatı olan bu ilâhî tasarrufun, söz konusu boyutunu da çeviriye yansıtabilmek için, “Allah’ın hidayeti”ni bir çok yerde “yöneltme” ya da “yönlendirme” şeklinde karşıladık. Bir yöne yöneltilen kimse, bu yönlendirmenin tam karşılığını yöneltildiği yön istikametinde çaba sarf ederek elde edebilir. Fakat şu da var ki, doğru yöne yöneltilmemiş bir çaba bütünüyle boşa gidecektir. İşte bu nedenle “hidayet”, çabayı anlamlandıran bir ‘iksir’ mesabesindedir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Onlar için istiğfarda bulun veya onlar için istigfarda bulunma. Eğer onlar için yetmiş defa mağfiret taleb edecek olsan, elbette Allah Teâlâ onlara mağfiret etmeyecektir. Çünkü onlar Allah Teâlâ'yı ve Resûlünü inkar ettiler. Allah Teâlâ ise fâsıklar olan bir kavme hidâyet etmez.
Onlar için sen ister Allah'tan af dile, ister dileme. Yetmiş kere bile istiğfar etsen, Allah onları asla affetmeyecektir. Evet, böyle! Çünkü onlar Allah'ı ve Resulünü tanımayıp karşı geldiler. Allah da böylesi fâsıklar güruhunu hidâyet etmez, emellerine kavuşturmaz. {KM, Matta 18, 22}
Fısk, her türlü hususta diretmek ve hududun dışına çıkmak demektir. “Lâ yehdî’l-kavme’l-fâsikîn” demek, Allah onları emellerine ulaştırmaz demektir. Zira bu tekvin ve teşri çarkının üzerinde döndüğü hikmete aykırıdır. Hidâyeti, “matlub olan hidâyete ulaştıran yolu gösterme” mânasına alırsak, bellidir ki, bu hidâyet gerçekleşmiştir. Fakat fâsıklar, kendi kötü tercihleri ile bu hidâyeti kabul etmeyip düştükleri çukura düşmüşlerdi. Bu son kısım, ön tarafındaki hükmü te’kid eden bir tezyildir. Zira kâfirin affedilmesi, her şeyden önce küfründen vazgeçmesi ve hakka yönelmesine bağlıdır. Ama küfre dadanan, küfre dalan, kendisini küfürle damgalayan, bu aftan uzaktır. Keza burada, Hz. Peygamber’in onlar için af dilemesindeki özrüne de dikkat çekilmektedir. O da, onların imana gelmelerinden me’yus olmamasıdır. Çünkü onların, sonuna kadar küfürde kalacaklarını bilmiyordu. Zira, ancak akıbetlerini kesin bilmeden sonra onlar hakkında istiğfar yasak olurdu (Ebu’s-suûd).
Süleyman Ateş
Onlar için ister af dile, ister dileme, onlar için yetmiş defa af dilesen, yine Allah onları affetmez. Böyledir, çünkü onlar Allah'ı ve Elçisini tanımadılar; Allah, yoldan çıkan kavmi yola iletmez.
Bağışlanmaları için ister talepte bulun, ister bulunma. Bağışlanmaları için yetmiş kere de yalvarsan Allah onları asla bağışlamayacaktır. Bu böyledir. Çünkü onlar Allah’ı ve elçisini görmezlikten gelmişlerdir. Allah, yoldan çıkan fasıklar topluluğunu yola getirmez.
Onlar için ister bağışlanma dile ister dileme, Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen bile Allah onları bağışlamayacaktır. Bu onların Allah'a ve Resulü'ne nankörlük etmelerinden dolayıdır. Allah fasık topluluğa yol göstermez.
Onlar için ister af dile, ister dileme. Yetmiş kere de af dilesen Allah onları bağışlayacak değildir. Çünkü onlar Allah'a ve Resulüne nankörlük etmişlerdir. Allah ise fasıklar güruhuna yol göstermez.
İster af dile onlar için, ister dileme. Yetmiş kez af dilesen de onlar için, Allah onları affetmeyecektir. Çünkü onlar Allah'ı da resulünü de inkâr ettiler. Allah, yoldan çıkmış böyle bir topluluğa kılavuzluk etmez.