

Vekalet, yetki devri (tefviz) ve koruma (hıfz) anlamlarına gelir. Bir fıkıh terimi olarak vekalet ise, bir kimsenin, başkasını, belirli şartlarla veya hiçbir şart ileri sürmeden (mutlak) olarak kendi yerine geçirmesi (yetkili kılması) anlamına gelir. İbn Battal şöyle der: Vekilin ortak olması caiz olduğu gibi, ortağın vekil olması da caizdir. Bu konuda herhangi bir görüş ayrılığı bilmiyorum.
KİTABU’L-VEKALET EK SAYFA – 1037-2 باب: إذا وكل المسلم حربيا في دار الحرب، أو في دار الإسلام جاز. 2. MÜSLÜMAN'IN HARBiYi (SAVAŞ HALİNDEKİ ĞAYRİ MÜSLİM) DARU'L-HARB VEYA DARU'L-İSLAMDA VEKİL TAYİN ETMESİ CAİZDİR حدثنا عبد العزيز بن عبد الله قال: حدثني يوسف بن الماجشون، عن صالح بن إبراهيم بن عبد الرحمن بن عوف، عن أبيه، عن جده عبد الرحمن بن عوف رضي الله عنه قال: كاتبت أمية بن خلف كتابا، بأن يحفظني في صاغيتي بمكة، وأحفظه في صاغيته بالمدينة، فلما ذكرت الرحمن، قال: لا أعرف الرحمن، كاتبني باسمك الذي كان في الجاهلية، فكاتبته: عبد عمرو، فلما كان في يوم بدر، خرجت إلى جبل لأحرزه حين نام الناس، فأبصره بلال، فخرج حتى وقف على مجلس من الأنصار، فقال: أمية بن خلف، لا نجوت إن نجا أمية، فخرج معه فريق من الأنصار في آثارنا، فلما خشيت أن يلحقونا، خلفت لهم ابنه لأشغلهم فقتلوه، ثم أبوا حتى يتبعونا، وكان رجلا ثقيلا، فلما أدركونا، قلت له: ابرك فبرك، فألقيت عليه نفسي لأمنعه، فتخللوه بالسيوف من تحتي حتى قتلوه، وأصاب أحدهم رجلي بسيفه، وكان عبد الرحمن بن عوف يرينا ذلك الأثر في ظهر قدمه.
Başlıktaki ifade, "harbi'nin, Müslüman ülkesinde eman sahibi olması halinde" diye şarta bağlanmıştır. Hadisin konu başlığı ile ilgisi şudur: Müslüman ülkede (daru'l-İslam'da) Müslüman bir kimse olarak bulunan Abdurrahman, daru'l-harpte bulunan Ümeyye'ye birtakım işlerini görmesi için yetki vermiştir. Görünen o ki, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu olaya muttali olduğu halde karşı çıkmamıştır.
İbn Battal şöyle der: Müslüman bir kimsenin, eman sahibi bir harbiyi; em an sahibi harbi bir kimsenin de bir Müslümanı vekil tayin etmesinin caiz olduğu konusunda görüş ayrılığı bulunmamaktadır. باب: الوكالة في الصرف والميزان. 3. SARF AKDİ VE TARTILAN ŞEYLERDE VEKALET وقد وكل عمر وابن عمر في الصرف. Hz. Ömer ve oğlu Abdullah sarf konusunda başkalarına vekalet vermişlerdi.
حدثنا عبد الله بن يوسف: أخبرنا مالك، عن عبد المجيد بن سهيل بن عبد الرحمن بن عوف، عن سعيد بن المسيب، عن أبي سعيد الخدري وأبي هريرة رضي الله عنهما: أن رسول الله صلى الله عليه وسلم استعمل رجلا على خيبر، فجاءهم بتمر جنيب، فقال: (أكل تمر خيبر هكذا). فقال: إنا لنأخذ الصاع من هذا بالصاعين، والصاعين بالثلاثة. فقال: (لا تفعل، بع الجمع بالدراهم، ثم ابتع بالدراهم جنيبا). وقال في الميزان مثل ذلك.
İbnü'l-Münzir şöyle der: "Alimler sarf akdinde vekaletin caiz olduğu konusunda icma etmiştir. Örneğin bir kimse A şahsını, dirhemi konu alan bir sarf akdi yapması için; B şahsını da dinarı konu alan bir sarf akdi yapması için vekil tayin etse daha sonra söz konusu iki vekil karşı karşıya gelse ve şartlarına uygun bir şekilde sarf yapsalar böyle bir işlem caiz olur."
Hadisin, konu başlığı ile ilgisi şöyledir: Resulullah (s.a.v.) ölçme ve tartma işini, bir başkasına devretmiştir ki bu bir bakıma vekil kılma anlamına gelir. Sarf da bu kapsamda değerlendirilir. İbn Battal şöyle der: "Yiyecek maddelerinin satımı, tıpkı sarf gibi, peşin ve eşit olarak yapılır. Bu hadisin, vekaletle ilgisi, Hz. Nebi (s.a.v.)’in, Hayberdeki görevliye, "Hepsini dirhem karşılığında sat"
sözüdür. Efendimiz (s.a.v.), sünnete uygun olmayan bir satım yaptığı için ribalı olan söz konusu satımı yasaklamış, sünnete uygun olan şekilde satım yapmasına izin vermiştir.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin bu kitapta geçtiği hadis sayısıdır.