

Ahmed Davudoğlu açıklaması: Sehl b. Huneyf hadisini Buhâri «İstitâbetü'l -Mürteddin» bahsinde; Nesâi «FedâiIü'l-Kur'ân-'da tahric etmişlerdir. Bu iki hadîs de yukarkiler gibi Hâriciler'in mahlûkaat içinde en kötü varlıklar olduğuna, bunların şarktan yâni Irak' dan zuhur edeceklerine, Kur'ân okuyup; onun ahkâmı ile amel etmiyeceklerine delildirler. Müslim şârihi Übbi bu bahiste uzun uzadıya malûmat vermiş, Hz. Alî ile Muâviye (Radiyallahu anh) arasında cereyan eden harpleri, bu harplerde iki tarafın verdiği zayiatı ve Hâriciler'le vukûbulan çarpışmaları, neticede Hâriciler' in nahv-u münhezim edildiklerini anlatmıştır. Bundan bizim de bir parça bahsetmemiz yerinde olur: Muaviye (Radiyallahu anh) uzun bir müddetten beri Sûriye'de vali bulunuyordu, Hz. Osman (Radiyallahu anh) Emeviler'dendi; Muâviye de Emevi olduğu için Hz. Osmân’in katillerini bulup teslim etmesini Hz. Ali'den ısrarla istiyor ve ancak o zaman kendisine bey'at edeceğini söylüyordu. Hz. Alî'nin bizzat bu işte methâldâr olduğunu zannediyordu. Hâlbuki Alî (Radiyallahu anh)'ın hu işte zerre kadar müdâhalesi yoktu. Muâviye (Radiyallahu anh). Hz. Osman'ın kanlı gömleğini teşhir ediyor, hazinesi de parayla dolu oiduğu için muhtelif vâsıtalarla Hz. Ali aleyhine kendisine taraftar topluyordu. Hattâ Amru'bnü As (Radiyallahu anh) gibi bir dâhiyi bile kendine celbetmişti. Hz. Ali dâvayı barış suretiyle halletmek için gayretler sarfetti. Muâviye'ye Cerîr b. Abdillâh vasıtasıyla mektup gönderdi, fakat Muâviye sulhe yanaşmadı. Günden güne bir çok kabilelerle Hz. Alî'nin azlettiği me'mûrlar Muâviye tarafına iltihâk ediyorlardı. Muâviye bunlara türlü türlü hediyeler vererek kendilerini taltif ediyordu. Bu suretle Amrb. Âs'dan başka, arapların dâhilerinden sayılan Muğira ile Ziyâd da onun tarafına geçtiler. Sulh teklifi netice vermeyince iki taraf harbe hazırlandılar. Nihayet meşhur Sıffin harbi vukûbuldu. Bu muharebe Hicretin 36. yılı Cemâie'l-Ahîr ayına tesaadüf eder. Harbin 110 gün devam ettiği söylenir. Her iki taraf pek çok zayiat vermiştir. Dâ'va'nın halli için Sefer ayında iki tarafın hakemleri bir muâhade imzâlamışlarsa da, bu da bir netice vermemiştir. Hattâ muâhadeyi Hz. Ali taraftarlarının bir çoğu tasvîb etmemişlerdir. Muâhade Hz. Alî ile Hz. Muâviye' nin ikisini birden makaamlarından hal'i ve Müslümanlara yeni bir imam seçilmesini tezammun ediyordu. Nihayet Ali (Radiyallahu anh) ricâata mecbur oldu. Sıffîn'den Kûfe'ye dönerken ordusundan 12.000 kişi ayrılarak Harûrâ denilen yerde ikaamet ettiler. Hz. Alî bunlara îbni Abbâs (Radiyallahu anh)'ı göndermişse de, söz dinletememişti. Bunun üzerine Hz. Alî bizzat yanlarına giderek onlarla münâkaşa etmiş, neticede onlar da Kûfe'ye gelmişlerdi. İşte Haricîler bunlardır. Bu adamlar Kûfe'de dedikoduya başladılar. Hakem'i kabul etmenin küfür sayılacağını, Hz. Alî'nin de bunu kabul ettiğini söylüyorlardı. Ali (Radiyallahu anh) bunu tekzîb ederek harpten vazgeçmek isteyenlerin sonra hakem tâyinini beğenmiyenlerin kendileri oldukları hâlde şimdi tekrar harp için çalıştıklarını söyledi. Hâriciler'den biri: — «Hüküm, ancak Allah'a mahsûstur.» diye bağırdı, başka biri bu bâbda bir âyet-i kerime okuyarak Hz. Alî'ye ta'rizde bulundu. Demek ki Hâriciler Hz. Alî' nin hakemi kabul etmesini şirk sayıyorlardı. Sayıları da gittikçe artıyordu. Kendi fasit inançlarını kabul etmiyenleri fecî işkencelerle öldürüyorlardı. Hz. Ali kendilerine nasihat için adamlar gönderdiyse de bir netice elde edilemedi. Yalnız 1.000 kişi tevbe ederek Hz. Alî'ye iltihâk ettiler. Nihayet Hz. Alî taraftarlarıyla Hâriciler arasında bu hadislerde beyân edildiği vecihle şiddetli bir harp vukûbuldu. Neticede Hâriciler mağlûb ve münhezim oldular. Tafsilât târih ve siyer kitaplarındadır.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Müslim. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.