Habbâb b. el-Erett Râvi

Vefat: h. 37
خباب بن الأرت بن جندلة بن سعد بن خزيمة بن كعب بن سعد بن زيد مناة بن تميم
Künye
أبو عبد الله ، وأبو يحيى ، وقيل : أبو محمد ، أبو عبد الرحمن
Nisbe
التميمي ، البدري ، من أهل إستينيا ، الزهري مولاهم ، ويقال : الخزاعي
Tabaka
صحابي
Şehir
الكوفة
Vefat kaydı
37 هـ ، وقيل : 19 هـ ، وقيل : 39 هـ
Cerh-ta'dîl
له صحبة / Zehebî: بدري

Babası al-Aratt b. Jandalah. Eşi/eşleri: Mulayka wife Khabbab. Çocukları: 'Abdullah bin Khabbab ibn al-Aratt, 'Abdur Rahman bin Khabbab ibn al-Aratt, Zaynab bint Khabbab ibn al-Aratt. Yaşadığı yerler: Makkah, Medina, Kufa. Doğum yeri: Nejd. Vefat yeri: Kufa.

Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış, kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir; eşleşmeyen yazımlar ayrı kayıt olarak kalabilir.

14 hadis
Habbab r.a. şöyle demiştir: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte, Allah rızasını elde etmek amacıyla hicret ettik. Ecrimizi vermek artık Allah'a kaldı, içimizden kimileri ecrinden bir şey yemeksizin öldü. Mus'ab İbn Umeyr bunlardandır. Kimimizin ürünü olgunlaştı, o ürününü toplamaktadır. Mus'ab Uhud savaşında şehit edildi. Onu kefenlemek için bir kaftan'dan başka bir şey bulamadık. Bununla başını örtsek ayakları açıkta kalıyordu, ayaklarını örtsek başı açıkta kalıyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bize onun başını örtmemizi ve ayaklarına da izhir otu koymamızı emretti. Tekrar: 3897, 3913, 3914, 4047, 4082, 6432, 6448. Diğer tahric: Tirmizi Menakib; Müslim, Cenaiz
Habbab r.a. şöyle demiştir: Ben cahiliye döneminde demirci idim. As Ibn Vail'de alacağım vardı. Ben alacağımı istemek için ona gittiğimde bana "Muhammed'i inkar etmedikçe sana alacağını vermem" dedi. Ben "Allah seni öldürüp de diriltinceye kadar ben Muhammed'i inkar etmem" dedim. O "Ben ölüp de dirilinceye kadar beni bırak. Bana dirildikten sonra mal ve çocuk verilecek. Sana borcumu bundan öderim" dedi. Bunun üzerine şu ayetler indirildi: (Resulüm!) ayetlerimizi inkar eden ve "Muhakkak surette bana mal ve evlat verilecek" diyen adamı gördün mü? O, ğaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir söz mü aldı?"[Meryem 77,78] Tekrar: 2275, 2425, 4732, 4733, 4734, 4735
Habbab r.a. şöyle anlatır: Ben demirci idim. As İbn Vail'e bir iş yapmıştım. Alacaklarım onda epey birikti. Tahsil etmek için ona gittim. Bana, "Hayır, vallahi, Muhammed'i inkar etmedikçe sana ödeme yapmam" dedi. Ben de, "Sen ölüp sonra tekrar diriltilinceye kadar onu inkar etmem" dedim. O, "Ben öldükten sonra diriltilecek miyim?" dedi. Ben de, "evet" dedim. O, "Benim orada birçok mal ve çocuğum olacak. Orada öderim" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah (C.C.), "Resulüm! Ayetlerimizi inkar eden ve "Muhakkak surette bana mal ve evlat verilecek" diyen adamı gördün mü?" [Meryem, 77] ayetini indirdi.
Mesruk'un naklettiğine göre Habbab şöyle anlatır: Ben cahiliyye döneminde demirci idim. As İbn Vail'den dirhem alacağım vardı. Alacağımı talep etmek için ona gittim. Bana, "Muhammed'i inkar etmedikçe borcu ödemem" dedi. Ben de, "Hayır, vallahi, Allah seni öldürüp tekrar diriltinceye kadar Muhammed'i inkar etmem" dedim. o da bana, "O halde beni bırak, öleyim, diriltileyim sonra bana mal ve evlad verilsin de ben de borcumu ödeyeyim" dedi. Bunun üzerine, "Ayetterimizi inkar edip de bana, mal ve evlad verilecektir diyen kimseyi gördün mü?" [Meryem, 78-80] ayeti nazil oldu.
Habbab b. el-Erett dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Ka'be'nin gölgesinde elbisesini yastık gibi yapmış dayanırken şikayette bulunduk ve ona: Bizim için yardım istemeyecek misin? Bizim için Allah'a dua etmeyecek misin, dedik. O şöyle buyurdu: Sizden öncekilerden adam getirilir, yerde onun için bir çukur kazılır, o çukura konulurdu. Daha sonra testere getirilerek başının üzerine konulur, iki parçaya ayrılırdı. Bu dahi onu dininden çevirmezdi. Eti kemiğinden ya da damarlarından demir taraklarla taranarak ayrılırdI. Bu dahi onu dininden geri çevirmezdi. Allah'a yemin ederim, Allah bu işi tamamlayacaktır. Hatta süvari San'a'dan Hadramevt'e kadar yol alacak ve Allah'tan başkasından ya da kurdun koyunlarına saldırmasından başka bir şeyden korkmayacaktır. Fakat siz acele ediyorsunuz." Tekrar: 3852 ve 6943
Habbab dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte hicret ettik ... "
Rivayet zinciri: Buhârî Muhammed b. Kesîr İbn Uyeyne Süleymân A'meş Ebû Vâil Habbâb b. el-Erett
Habbab dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte Allah'ın rızasını arayarak hicret ettik. Ecrimizi vermek Allah'a aittir. Bizden kimisi ecrinden hiçbir şey yemeden geçip gitti. Mus'ab b. Umeyr bunlardan birisidir. Uhud günü öldürüldüğünde onu kendisi ile kefenleyeceğimiz bir çizgili kumaş dışında bir şey bulamamıştık. Onunla baş tarafını örtersek ayakları dışarıda kalırdı, ayaklarından itibaren örtecek olursak başı açıkta kalırdı. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere onunla baş tarafını örtmemizi ve ayaklarının üzerine de bir miktar izhir otu koymamızı emretti. Bizden kimisinin de mahsulü olgunlaştı ve işte o bu mahsulleri toplamaktadır."
Habbab b. el-Erett r.a. dedi ki: "Allah'ın rızasını arayarak ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte hicret ettik. Bizim ecrimizi vermek Allah'a ait oldu. Bizden kimimiz ecrinden hiçbir şey yemeden geçti -yahut gitti. Mus'ab b. Umeyr bunlardan birisi idi. Uhud günü öldürüldüğünde geriye sadece çizgili bir elbise bırakmıştı. Onunla baş tarafını örtersek ayakları dışarıda kalıyordu. Ayakları onunla örtülecek olursa başı açıkta kalıyordu. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere: Onunla baş tarafını örtünüz, ayaklarının üzerine de izhir koyunuz. -Yahut da: Ayakları üzerine izhir bırakınız diye buyurdu.- Kimimiz için de meyveleri olgunlaştı ve işte o, o meyvelerini devşirip toplamaktadır."
Habbab r.a. dedi ki: "Bizler yüce Allah'ın vechini (rızasını) arayarak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile birlikte hicret ettik. Ecrimizi vermek Allah'a aittir. Aramızdan kimisi ecrinden hiçbir şey yemediği haldegeçip gitti. Bunlardan birisi Mus'ab b. Umeyr idi. Uhud günü öldürüldüğünde geriye sadece çizgili bir elbise bırakmıştı. Onunla baş tarafından onu örttüğümüz takdirde ayakları dışarıda kalıyordu. O örtüyle ayakları örtülecek olursa başı dışarıda kalırdı. Bunun üzerine Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bizlere: Onunla baş tarafından onu örtün üz ve ayakları üzerine de izhir otu bırakınız, diye buyurdu. Ya da, ayakları üzerine izhirden bir miktar bırakınız, dedi. Kimisinin de meyveleri kendisi için olgunlaştı. İşte o da onları toplamaktadır."
Habbab'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ben, Mekke'de demirci idim. As bin Vail es-Sehmi için bir kılıç yaptım. Sonra alacağımı almak üzere yanına gittim. Bana; "Muhammed'i inkar edene kadar sana herhangi bir ödeme yapmayacağım!" dedi. Ben de; "Asla Muhammed'i inkar etmeyeceğim. Hatta Allah seni öldürüp diriltse bile!" şeklinde karşılık verdim. Bu defa; "Allah beni öldürüp sonra diriltince, o zaman benim malım ve evladım olur," dedi. Bunun üzerine Allah Teala şu ayeti indirdi: "O, gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir söz mü aldı?" İmam Buhari şöyle demiştir: Eşcaı'nin Süfyan'dan aktardığı rivayette "Ayette geçen عهدا ahd kelimesi, 'söz' anlamına gelir," ifadesi ile "kılıç" kelimesi geçmemektedir." باب: {كلا سنكتب ما يقول ونمد له من العذاب مدا} /79/. 5. "KESİNLİKLE HAYIR! BİZ ONUN SÖYLEDİĞİNİ YAZACAĞIZ VE AZABINI UZATfIKÇA UZATACAĞIZ, "(Meryem 79) AYETİNİN TEFSİRİ […]
Habbab'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Cahiliyye döneminde demirci idim. As bin Vail'den alacağım vardı. [Olayın bundan sonrasını ravi şöyle anlatmıştır:] Habbab borcunu ödemesi için el-As'ın yanına gitti. el-As ona; "Muhammed'i inkar etmediğin sürece sana herhangi bir ödeme yapmayacağım," dedi. Habbab da; "Allah'a yemin ederim ki; Muhammed'i inkar etmem! Hatta Allah seni öldürüp tekrar diriltse bile!" diye karşılık verdi. Buna karşın el-As şöyle dedi: "O zaman ölünce ve tekrar dirilinceye kadar bana mühlet ver. O vakit bana mal ve evlat verilecek. Ben de sana olan borcumu öderim." Bunun üzerine "Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız," ayeti nazil oldu. باب: قوله عز وجل: {ونرثه ما يقول ويأتينا فردا} /80/. 6. "ONUN DEDİĞİNE BİZ VARİS OLURUZ (MALI VE EVLADI BİZE KALIR). KENDİSİ DE BİZE YAPAYALNIZ GELİR, "(Meryem 80) AYETİNİN TEFSİRİ وقال ابن عباس: {الجبال هدا} /90/: هدما. İbn Abbas şöyle demiştir: "جبال هدا Cibalu hedda"(Meryem 90) [ayetinde geçen hedda kelimesi] "yıkılarak" anlamına gelir.
HabbSb'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Ben demirci idim. el-As İbn VSil'den alacağım vardı. Alacağımı almak üzere onun yanına gittim. Bana; "Muhammed'i inkar edinceye kadar sana hiçbir ödeme yapmayacağım," dedi. Ben de; "Asla onu inkar etmeyeceğim! Hatta sen ölsen, sonra dirilsen bile!" diye karşılık verdim. Bu defa bana; "Elbette öldükten sonra diriltileceğim! Mala ve evlada kavuştuğum o zaman sana olan borcumu ödeyeceğim," dedi. Bunun üzerine: "(Resulüm!) Ayetlerimizi inkar eden ve "Muhakkak surette bana mal ve evlat verilecek" diyen adamı gördün mü? 0, gaybı mı bildi, yoksa Allah'ın katından bir söz mü aldı? Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız, "(Meryem 77-79) ayeti indi. KİTABU’T-TEFSİR EK SAYFA – 1715-2 TAHA SURESİ قال ابن جبير: بالنبطية {طه} /1/: يا رجل. İbn Cübeyr şöyle demiştir: طه taha Nebatiyye dilinde "Ey Adam!" anlamına gelir. Bir harfi telaffuz edemeyen veya kekeleyen ya da pepeleyen kimse için "dilinde düğüm var" denir. قال مجاهد: {ألقى} /87/: صنع. يقال: كل ما لم ينطق بحرف، أو فيه تمتمة، أو فأفأة، فهي عقدة. {أزري} /31/: ظهري. {فيسحتكم} /61/: يهلككم. {المثلى} /63/: تأنيث الأمثل، يقول: بدينكم، يقال: خذ المثلى خذ الأمثل. {ثم ائتوا صفا} /64/: يقال: هل أتيت الصف اليوم، يعني المصلى الذي يصلى فيه. {فأوجس} /67/: أضمر خوفا، فذهبت الواو من {خيفة} لكسرة الخاء. {في جذوع} /71/: أي على جذوع. {خطبك} /95/: بالك. {مساس} /97/: مصدر ماسه مساسا. {لننسفنه} /97/: لنذرينه: {قاعا} /106/: يعلوه الماء، والصفصف المستوي من الأرض. Mücahid şöyle demiştir: ألقى Elka (Taha 65) "yaptı," أزري ezri (Taha 31) sırtım," فيسحتكم feyeshatekum (Taha 61) "sizi helak eder" demektir. مثلى Musla (Taha 63) "أمثل emsel (en üstün) kelimesinin müennesidir." Ayette geçen en "üstün yol," din anlamına gelir. Nitekim Arapçada "en iyi olana tutun" anlamında " خذ المثلى خذ الأمثل huz emsel ve huz musla" denir. ثم ائتوا صفا summetu saffa (Taha 64) [ayetinin açıklaması şu şekildedir:] Arapçada " هل أتيت الصف hel eteyte's-saffe yevm" dendiği vakit, [saf kelimesi ile] namaz kılınan yer kastedilir. فأوجس Feevcese fi nefsihi (Taha 67) "korkuyu içinde gizledi." Hı harfi kesreli olduğu için خيفة hifeten (Taha 67) kelimesindeki vav harfi ya'ya dönüşmüştür. في جذوع Ficuzu' (Taha 71) ifadesindeki [fi - içinde harfi] ala - üzerinde anlamında kullanılmıştır. خطبك Hatbuke (Taha 95) "aklın" anlamına gelir. مساس Misas (Taha 97).......masse fiilinin masdandır. لننسفنه Lenensifennehu (Taha 97) "onu savuracağız" manasındadır. قاعا Kaan (Taha 106) "suyun üze;ine çıktığı yer," صفصف safsafa (Taha 106) ise "düz yer" anlamını ifade eder. وقال مجاهد: {أوزارا} أثقالا {من زينة القوم} وهي الحلي التي استعاروا من آل فرعون {فقذفناها} /87/: فألقيناها. {ألقى} /87/: صنع. {فنسي} /88/: موساهم، يقولونه: أخطأ الرب. {لا يرجع إليهم قولا} /89/: العجل. {همسا} /108/: حس الأقدام. {حشرتني أعمى} /125/: عن حجتي. {وقد كنت بصيرا} /125/: في الدنيا. Mücahid şöyle demiştir: أوزارا Evzara (Taha 87) "ağırlıklar" anlamına gelir. من زينة القوم Min zlneti'l-kavm (Taha 87) [ifadesinde geçen ziynet] "israiloğullannın Firavunun milletinden ödünç aldıkları süs eşyası" manasınadır. فقذفناها Fekazefnuha "onu attım" ve ألقى elka (Tana 87) "yaptım" anlamına gelir. فنسي Fenesiye (o unuttu (Tahiı 88) ifadesi ile İsrailoğulları, Hz. Musa'nın Rabbini şaşırdığını söylemişlerdir. لا يرجع إليهم قولا La yerciu ileyhim kavla (Taha 89) [ayetinde geçen yerdu fiilinin öznesi] buzağıdır. همسا Hemsa (Taha 108) "ayak sesi" anlamına gelir. حشرتني أعمى Haşerteni a'ma (Taha 125) ise "Beni neden delilimi göremez haşrettin," وقد كنت بصيرا ve kad kuntu besira (Taha 125) ise "dünyada görüyordum" manasını ifade eder. قال ابن عباس: {بقبس} /10/: ضلوا الطريق، وكانوا شاتين، فقال: إن لم أجد عليها من يهدي الطريق آتكم بنار توقدون. İbn Abbas şöyle demiştir: بقبس Bi kabes (Taha 10) [açıklaması şöyledir:] Hz. Musa ve beraberindekiler [Medyen'den d(inerken] yollarını şaşırdılar. Mevsim kıştı. Bu yüzden Hz. Musa, "Eğer ateşin yanında bize yol gösterecek birini bulamazsam, ısınmanız için size bir parça ateş getiririm," demiştir. وقال ابن عيينة: {أمثلهم} /104/: أعدلهم طريقة. İbn Uyeyne şöyle demiştir: أمثلهم Emseluhum tarikaten (Taha 104) "onların en adili anlamına" gelir. ' وقال ابن عباس: {هضما} /112/: ليظلم فيهضم من حسناته. {عوجا} /107/: واديا. {أمتا} /107/: رابية. {سيرتها} حالتها {الأولى} /21/. {النهى} /54/: التقى. {ضنكا} /124/: الشقاء. {هوى} /81/: شقي. {بالوادي المقدس} المبارك {طوى} /12/: اسم الوادي. {بملكنا} /87/: بأمرنا. {مكانا سوى} /58/: منصف بينهم. {يبسا} /77/: يابسا. {على قدر} /40/: موعد. {لاتينا} /42/: تضعفا. İbn Abbas şöyle demiştir: هضما Hedm (Taha 112) "Ona haksızlık edilmez, böylece iyilikleri çiğnenmez," عوجا iveca (Taha 107) "vadi," أمتا emta (Taha 107) "tepe," سيرتها sirateha (Taha 21) [ilk] haline, النهى en-nuha (Tafa, 54) "takva;" ضنكا danka (TaM. 124) "bedbaht," هوى heva (Taha 81) "bedbaht oldu," وادي المقدس vadi'l-mukaddes "mübarek vadi," طوى tuva (Taha 12) "vadinin adı" بملكنا bi milkina (Taha 87) "kendi isteğimizle " مكانا سوى mekanen siva (Taha 58) "orta yerde " يبسا yebesa (Taha 77) "kuru" على قدر ala kaderin (Taha 40) "bir söze binaen" لاتينا la teniya (Taha 42) "zayıflık göstermeyin!" .....yefruta (Taha 45) ise "cezalandırma bakımından aşırı gitmek" anlamına gelir. AÇiKLAMA : İkrime ve Dahhak, Taha harflerinin Nebatıyye dilinde "Ey Adam!" anlamına geldiğini söylemişlerdir. Hakim başka bir senetle lkrime kanalıyla Taha hakkında İbn Abbas'ın şöyle söylediğini nakletmiştir: "Bu ifade Habeş dilinde 'Ey Muhammed!' sözüne benzer." Firyabi, "........min zlneti'l-kavm [ifadesinde geçen ziynet] 'İsrailoğullarının Firavunun milletindn ödünç aldıkları süs eşyası' manasınadır," yorumunu senetli olarak nakletmişti!'. Bu olay, Musa kıssasında daha önce geçmişti. Hakim ise Ali hadisinde geçen şu ifadeyi rivayet etmiştir: "Samirı gücünün yettiği kadar süs eşyası toplamaya yöneldi. Sonra onlardan buzağı yaptı. Ardından aldığı bir avuç toprağı onun içine attı. Yaptığı şekil birden böğüren buzağıya döndü." İmam Nesai, "Fitneler hadisi" adı verilen uzun bir hadiste İbn Abbas'tan şunları nakletmiştir: "Hz. Musa Rabbi ile olan randevusuna yöneldiği zaman Hz. Harun İsrailoğullarına şu şekilde bir konuşma yaptı: Kuşkusuz, Mısır'dan çıktınız. Firavun halkının size bıraktığı emanet ile size verdiği ödünç eşyalar var. Bence bir çukur kazalım ve onlardan aldığınız eşyaları içine atalım, sonra da onları yakalım." Samirı ineğe tapan bir toplumdandı. Aslında İsrailoğullarının komşusu idi. Onlarla birlikteeşyaları yüklendi. Derken bir iz gördü. Ondan bir avuç toprak aldı ve Hz. Harun'un yanına geldi. Hz. Harun ona; "Elindekini atsana!" dedi. Samiri"İstediğimin gerçekleşmesi için Allah'a dua etmediğin sürece bunu atmayacağım," dedi. Bunun üzerine Hz. Harun onun için dua etti. Sonra Samiri elindekini attı ve "İçinden ses gelen bir buzağı olmasını istiyorum," dedi. İbn Abbas şöyle demiştir: "Samirı'nin yaptığı buzağının ruhu yoktu. Rüzgar arkasından girip ağzından çıkıyordu. Bundan dolayı ses oluşuyordu. Buzağıdan ses çıkmaya başlayınca İsrailoğulları ikiye bölündü. Katade'nin ...........hemsa kelimesini "ayak sesi" şeklinde açıkladığı nakledilmiştir . ".........Danka (Taha 124) 'bedbaht' anlamına gelir," yorumunu İbn Ebı Hatim, Ali İbn Ebı Talha kanalıyla İbn Abbas'tan senediyle nakletmiştir. Kays İbn Ebı Hazim'in de bu ayet hakkında şöyle dediğini aktarmıştır: ............. Maişeten danka, "isyan ederek kazanılan rızık" anlamına gelir. ' باب: قوله: {واصطنعتك لنفسي} /41/. 1. "SENi. KENDİM İÇİN ELÇİ SEÇTİM;"(Taha 41) AYETİNİN TEFSİRİ […]
Rivayet zinciri: Buhârî Yahyâ Vekî' Süleymân A'meş Ebü'd-Duhâ Mesrûk b. el-Ecda' Habbâb b. el-Erett
Habbab Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile beraber hicret ettiğini nakletmiştir.
Rivayet zinciri: Buhârî Muhammed b. Kesîr İbn Uyeyne Süleymân A'meş Ebû Vâil Habbâb b. el-Erett
Habbab b. el-Eret şöyle anlatmıştır: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kabe'nin gölgesinde kaftanına yaslandığı bir sırada kendisine "Ya Resulallah! Bizim için Allah'tan yardım dileyemez misin? (Bunların zulmünden) kurtulmamız için AlIah'a dua edemez misin?" dedik. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Sizden önceki ümmetler içinde öyle kişiler bulunmuştur ki, o kişi için yerde bir çukur kazıhr, kendisi o çukurun içine gömülürdü. Sonra büyük bir testere getirilir, başına konulur ve iki kısma ayrılırdı. Demir taraklar ile etinin altındaki kemiği ve sinirleri taranırdı da bu işkenceler o mu'mini dininden çevirmezdi. Allah'a yemin ederim ki şu İslam dini, artık kemale erecektir. Hatta o olacak ki bir süvari (tek başına) San'a'dan Hadramevt'e kadar (selametle) gidecek de Allah'tan başka hiçbir şeyden korkmayacaktır ve bir de (koyun sahibi ise) sadece koyununa kurt saldırmasından korkacaktır. Fakat sizler acele ediyorsunuz."