Sa'd bin Ibrahim bin Sa'd, Ya'qub bin Ibrahim bin Sa'd
Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.
Zühri şöyle anlatmıştır: Urve b. Zubeyr, Said b. elcMüseyyeb,Alkame b. Kays, Ubeyduııah b. Utbe'den Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi Aişe olayını, yani iftira edenlerin kendisi aleyhinde söylediklerini söyledikleri zaman Aııah'ın Aişe'yi onların dedikodularından temize çıkarıp beri kılması olayını işittim. Bu dört kişinin her biri bana bu hadisin bir kısmını naklettiler. Aişe şöyle demiştir: Allah (({Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir gruptur"(Nur 11) cümlesiyle başlayan bu on ayeti benim suçsuzluğum hakkında indirdi. Bunun üzerine babam Ebu Bekir es-Sıddık hısımlığından dolayı nafaka vermekte bulunduğu Mıstah hakkında "Kızım Aişe'ye bu iftirayı attıktan sonra vallahi ben Mıstah'a ebediyyen bir şey vermem" diye yemin etti. Bunun üzerine Yüce Aııah "Içinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere {mallarından} vermeyeceklerine yemin etmesinler"(Nur 22) ayet-i kerimesini indirdi. Ebu Bekir şöyle dedi: "Vaııahi ben Aııah'ın beni mağfiret etmesini muhakkak severim" dedi ve Mıstah'a veregeldiği nafakayı tekrar vermeye başladı. Ve "Ben bu nafakayı ondan ebediyyen koparmaml" dedi.
İbn Abbas r.a. şöyle anlatmıştır: Muhacirlerden birtakım kimselere Kur'an okutuyordum. Bunlardan biri Abdurrahman b. Avf idi. Hz. Ömer'in yaptığı son haccında Mina'da Abdurrahman b. Avf'ın evinde bulunduğum sırada Abdurrahman, Ömer'in yanında imiş. Oradan evine benim yanıma döndü ve şöyle dedi: Bugün mu'minlerin emirinin yanına gelen adamı keşke görseydin! Adam şöyle dedi: Ey mu'minlerin emiri! Filan şahıs hakkında ne düşünürsün? Adam "Eğer Ömer ölürse ben muhakkak filan kimseye bey'at ederim. Vallahi Ebu Bekir'e yapılan bey'at, ansızın birden bire yapılıp tamam oldu!" dedi. Ömer bu söze çok öfkelendi, sonra şöyle dedi: "İnşallah akşamüstü cemaate bir konuşma yapacağım ve milletin mukadderatını gasp etmek isteyenlere karşı onları sakındıracağım." Abdurrahman şöyle devam etti: Ben "Ey mu'minlerin emiri! Böyle yapma! Çünkü hac mevsimi şerde hızlı ve ayak takımı kimseleri bir araya toplar. Cemaate konuşma yapmak üzere ayağa kalktığında bu kimseler sana yakın bir yerde çoğunluğu ele geçirirler. Ben senin kalkıp bu konuda bir konuşma yapmandan ve bunu laf taşıyanların senden alıp, etrafa uçurmasından, duyanların da onu belleyememeleri ve manasını anlamamalarından ve o konuşmayı yakışmayacak birtakım manalara çekmelerinden endişe ederim. Onun için acele etme, Medine'ye dönünceye kadar sabret. Çünkü Medine hicret ve sünnet yurdudur. Orada fakihlerle ve insanların ileri gelenleriyle bir araya gelip söylemek istediğin şeyleri o topluluğa sağlam olaraksöylersin, ilim ehli olanlar senin konuşmanı iyi belleyip kavrarlar ve onu gerektiği şekilde anlarlar. Bunun üzerine Hz. Ömer şöyle dedi: Valiahi inşallah Medine'ye varıp, yapacağım ilk konuşmada bu meseleyi mutlaka ele alacağım! dedi. İbn Abbas şöyle devam etti: Bizler zilhicce ayının sonunda Medine'ye geldik. Cuma günü olunca güneş tam tepe noktasından kaydığı zaman mescide gitmek için acele davrandım. Nihayet Said b. Zeyd b. Amr b. Nufeyl'i minberin köşesinin yanında oturmuşken ben de yanına varıp oturdum. Dizim onun dizine dokunuyordu. Çok geçmeden Hz. Ömer çıkageldi. Onun gelmekte olduğunu görünce Said b. Zeyd b. Amr b. Nufeyl'e "Ömer bugün öğleden sonra öyle bir konuşma yapacak ki halifeliğe getirildiği günden beri böyle bir konuşma yapmamıştı!" dedim. Said b. Zeyd benim bu dediklerimi bir anda doğrulamadı ve "Ömer'in şimdiye kadar bundan önce söylemediği bir konuşma yapacağını nereden çıkarıyorsun!" dedi. Ömer minber üzerine oturup, müezzinler de ezanları okuyup sükut ettikleri zaman ayağa kalktı. Allah'a hamd edip onu layık olduğu yüce sıfatlarla övdükten sonra "Sadede gelince ... " deyip şunları söyledi: "Sizlere Allah'ın takdir etmiş olduğu bir konuşma yapacağım. Bilmiyorum belki de bu konuşmam benim ecelimden hemen öncedir! Bu konuşmam i kavrayıp, anlayan ve iyi belleyen kimse binitinin ulaştığı her yerde bunu söyleyip yaysın. Akledip, kavramayamayacağından endişe eden kimseye gelince, hiçbir kimseye benim üzerime yalan söylemesini helal etmiyorum. Şüphesiz ki Allah Muhammed'i hak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olarak gönderdi ve ona kitabı indirdi. Allah'ın indirdiği şeyler içinde recm ayeti de vardı. Bizler o ayeti okuduk, akledip anladık ve iyice belledik. Bundan dolayı Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem zina edenlere recm uyguladı, ondan sonra biz de zina edenleri recm ettik. Ben aradan uzun zaman geçtikten sonra birisinin çıkıp "Biz Allah'ın kitabında recm ayetini bulmuyoruz" demesinden ve Allah'ın indirmiş olduğu bir farizayı terk etmek suretiyle insanların sapıklığa düşmelerinden endişe ediyorum. Recm, Allah'ın kitabında sabit bir haktır. Bu, erkeklerden ve kadınlardan meşru bir evlilik yapıp (muhsan), zina eden, zinası da beyyine ile veya gebelikle ya da itiraf sebebiyle sabit olan kimselere uygulanır. Sonra bizler Allah'ın kitabından okumakta olduğumuz şeyler için de "Babalarınızdan yüz çevirmeyiniz! Çünkü sizin onlardan yüz çevirmeniz nankörlüktür -veya sizin babalarınızdan yüz çevirmeniz, muhakkak sizin için bir küfürdür" sözleri de vardı. Dikkat edin! Sonra Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şunu da buyurmuştur: "Sizler beni, Meryem oğlu İsa'nın övüldüğü gibi övmeyiniz. Benim için 'Allah'ın kulu ve Resulü' deyiniz." Sonra içinizden birisi çıkıp, "Valiahi Ömer ölürse ben muhakkak filan kimseye bey'at ederim" demiştir. Sakın hiçbir kimse onun "Ebu Bekir'e yapılan bey' at ancak istişaresiz birden bire yapılıp tamam oldu" demesine aldanmasın. Dikkat ediniz! Gerçekten o iş böyle çabuk olmuştur. Fakat Allah o işin kötülüğünden ümmeti korumuştur. İçinizden hiçbir kimse, kendisine hızla gidilmek amacıyla develerin telef edilmesine Ebu Bekir' den daha layık değildir. Bundan sonra kim millete danışmadan Müslümanlardan bir adama bey'at ederse onun bey'ati kabul edilmez. O bey' at eden de, bey'at edilen de kendilerini öldürülme tehlikesine atmış olurlar! Şu da bir gerçektir ki Allah, Nebiini vefat ettirdiği zaman bizler Ensarın bize muhalefet ettiği ve tümünün Saide oğulları gölgeliğinde toplandıklarını haber almıştık Ali'yle ZUbeyr ve onların beraberinde bulunanlar da bize muhalefet ettiler. Muhacirler, Ebu Bekir'in yanında toplandılar. Ben Ebu Bekir'e "Ey Ebu Bekir! Haydi şu Ensar kardeşlerimizin yanına gidelim!" dedim. Bundan sonra onlara ulaşmak maksadıyla yola koyuldukOniara yaklaştığımızda bizleri aralarından iki salih kişi karşıladı ve toplananların benimseyip, üzerinde ittifak ettikleri görüşü bize bildirdiler ve "Ey Muhacirler topluluğu! Nereye gitmek istiyorsunuz?" dediler. Biz de onlara "Şu Ensar kardeşlerimizin yanına gitmek istiyoruz" dedik. Bize "Ensar topluluğuna yaklaşmayınız, siz kendi işinizin hükmünü kendiniz veriniz!" dediler. Ben de onlara "Valiahi bizler muhakkak onların yanına gideceğiz!" dedim ve yola Çıktık, nihayet Saide oğullarının danışmalarda bulundukları gölgelikte Ensar topluluğunun yanına vardık Bir de ne görelim onların arasında bir örtüye bürünmüş bir adam var! Ben "Bu kimdir?" dedim. Onlar "Bu Sa'd b. Ubade'dir" dediler. Ben "Onun nesi var?" dedim. Bana "Sıtma nöbeti var!" dediler. Birazcık oturduktan sonra onların hatibi şehadet kelimelerini söyledi ve Allahu Teala'ılayık olduğu yüce sıfatlarla övdü. Bundan sonra "İmdi, sadede gelince ... " dedikten sonra şöyle devam etti: "Bizler Allah'ın Ensarın ve İslamın büyük ordusuyuz. Sizler -ey Muhacirler topluluğu!- Mekke'deki kavminizden bize gelmiş olan az bir topluluksunuz. Hal böyle iken şimdi bu azınlık, bizi aslımızdan koparmak ve bu görevi üstlenmemize mani olmak istiyorlar. Ömer şöyle devam etti: Ensarın hatibi susunca, ben söz almak istedim. Daha önce beğendiğim ve Ebu Bekir'in önünde yapmayı istediğim bir konuşma hazırlamıştım. Ebu Bekir' e gelen öfkenin bir kısmını yatıştırmaya uğraşıyordum. Ben konuşmak istediğim zaman Ebu Bekir bana "Yavaş ol" dedi. Ebu Bekir'i öfkelendirmek istemedim. Ebu Bekir kendisi konuşmaya başladı. O öfke sırasında benden daha ağır başlı, daha sakin ve daha vakarlı idi. Vallahi Ebu Bekir benim hazırlamış olduğum konuşmada hoşuma giden her şeyi söyledi. Marifeti sayesinde hazırladığım konuşmanın benzeri veya ondan daha üstün olan bir konuşmayı yaptı ve sonra sustu. Bu konuşmasında şunları söyledi: Kendinizde bulunduğunu ifade ettiğiniz hayra sizler ehilsiniz. Fakat şu halifelik işi Kureyş'ten olan şu Muhacirler topluluğundan başkasına asla tanınmayacaktır. Onlar nesep ve yurt bakımıarından Arapların en ortasıdır. Ben sizler için şu iki kişiden birisine razıyım, bunlardan dilediğiniz birisine bey'at edebilirsiniz. Ömer şöyle devam etti: Bundan sonra Ebu Bekir kendisi aramızda oturmakta bulunduğu halde benim elimi ve Ebu Ubeyde b. Cerrah'ın elini tuttu. Ben onun bu söylediklerinden rahatsız olduğum kadar başka bir sözden utanmamıştı. Vallahi öne geçirilip, boynumun -herhangi bir günahtan dolayı değil- vurulması bana aralarında Ebu Bekir'in bulunduğu bir kavme emirlik yapmaktan daha sevimlidir. Ancak ölümüm esnasında şeytan ın telkini ile nefsimin bunu bana süsleyip güzel göstermesi hali müstesnadır ki ben şu saatte onu vicdanımda hissetmiyar ve bulmuyorum! Bu sırada Ensardan birisi şöyle dedi: Bizler emirlik ağacının faydanılacak olan aslıyız, köküyüz. Yine bizler meyveleri düşmesin diye yapraklarla, dallarla bağlanmış yüklü hurma salkımlarıyız. Bir emir bizden, bir emir sizden olsun ey Kureyş topluluğu! dedi. Bunun üzerine karışık sözler çoğaldı ve sesler yükseldi. Hatta ben bir ihtilaf çıkmasından korktum ve hemen "Uzat elini ey Ebu Bekir" dedim. O da elini uzattı. Ben de ona bey' at ettim. Benden sonra Muhacirler ve Ensar Ebu Bekir'e bey' at ettiler. Biz böylece Sa'd b. Ubade'ye karşı çabuk davranıp, galebe sağlamış olduk. Onlardan birisi sizler Sa'd b. Ubade'yi öldürdünüz dedi. Hz. Ömer şöyle devam etti: Bu kişiye karşı ben "Sa'd b. Ubade'yi Allah öldürdü" dedim. Bundan sonra Hz. Ömer o Cuma konuşmasının sonunda şunları söyledi: Bizler o zaman Allah'a yemin ederim ki karşı karşıya olduğumuz sorunlar içinde Ebu Bekir'e bey' at etmeden daha güçlü başka bir iş bulmadık. Ensar topluluğundan ayrıldığımızda bir bey'at yapılmadığı için onların bizden sonra kendilerinden bir kişiye bey'at etmelerinden korktuk. Bu takdirde ya bizler razı olmamamıza rağmen onlara bey' at edecek ya da onlara muhalefet edecektik. Bu durumda büyük bir fesat meydana gelecekti. Artık bundan böyle Müslümanlarla istişare olmaksızın kim bir kişiye bey' at edecek olursa, öldürülecekleri korkusundan ne ona ve ne de bey' at ettiği kişiye tabi olunmayacaktır.
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Yakın gelecekte birtakım fitneler çıkacaktır. Fitne zamanında (ona karışmayıp) oturan kişi, ayakta durandan daha hayırlıdır. Ayakta duran da, yürüyenden daha hayırlıdır. Bu yolda yürüyen ise bilfiil fesada çalışandan daha hayırlıdır. Fitneden sakınmayıp, kendini ona maruz bırakmak suretiyle gözünü ona dikecek olursa, muhakkak onun kahrına uğrar. Her kim ondan iltica edip, sığınacak bir yer bulursa hemen sığınsın. "
Ebu Bekre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Medine'ye Mesih Decca/'in (değil kendisi) korkusu (bile) giremeyecektir. O gün Medine'nin yedi kapısı olacak, her bir kapıda iki melek bulunacaktır. "
Abdullah b. Ömer şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir gün insanların arasında (bir konuşma yapmak üzere) ayağa kalktı. Allah'ı layık olduğu sıfatlarla övdü. Sonra Oeccal' den söz ederek şöyle buyurdu: "Ben sizleri kesin olarak ondan korkutuyarum. Hiçbir Nebi yoktur ki kavmini ondan korkutmuş olmasın! Fakat ben sizlere onun hakkında hiçbir Nebiin kendi kavmine söylemediği bir niteliğinden söz edeceğim: Deccal şaşıdır, Allah ise şaşı değildir. "
Ali b. Hüseyin'in nakline göre Safiye bnt. Huyey (Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem itikaf yerinde iken onun yanına ziyarete) gelir. Safiye geri döneceği sırada Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de onunla birlikte kapıya kadar yürür, tam bu sırada ensardan iki kişi oradan geçmektedir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem onları çağırır ve "Bu kadın Safiye bnt. Huyey'dir" buyurur. Bu iki ensarlı "Sübhanallah" derler. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şüphesiz ki şeytan Ademoğlunun vücudunda kanın dolaşması gibi dolaşmaktadırı" buyurur.
Ebu Seleme'nin kızı Zeyneb'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eşi Ümmü Seleme şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem, Ümmü Seleme'nin hücresinin kapısı önünde bir kavga işitir. Onların yanına çıkar ve şöyle der: "Şunu bilin ben bir beşerim. Bana aranızdan davalı ve davacı gelir. Bazılarınız diğerinizden meramını daha düzgün ve açık anlatmış olabilir. Ben de doğru söylediğini zannederim ve onun lehine hükmedebilirim. Bunun için kimin lehine bir Müslümanın hakkını vermeye hükmetmiş isem bilsin ki bu hak ancak ateşten bir parçadır. İster onu alsın, isterse terk etsin!"
Zeyd b. Sabit şöyle anlatmıştır: Ebu Bekir (hafızların) Yemame'de şehit olmalarından dolayı bana haber gönderdi. Yanında Ömer de vardı. Ebu Bekir şunları söyledi: Ömer bana geldi ve dedi ki: "Yemame gününün şiddetli savaşında Kur'an hafızlarından birçoğu şehit oldu. Ben diğer savaş sahalarında da harbin şiddetli olup, Kur'an hafızlarının şehit edilmelerinden, bu sebeple de Kur'an'dan büyükçe bir kısmın zayi olup gitmesinden endişe ediyorum. Bundan dolayı senin Kur'an'ın kitap halinde toplanmasını emretmenin güzel bir şey olacağını düşünüyorum." Ebu Bekir Zeyd'e şöyle dedi: Ben de Ömer'e "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yapmadığı bir işi nasıl yaparım?" dedim. Ömer bana "ValIahi bu hayırlı bir iştir" dedi ve bana bu hususta müracaatta bulunmaya devam etti. Nihayet Allah benim göğsümü Ömer'in göğsünü açmış olduğu iş için açtı da ben de bu işte Ömer'in düşündüğü gibi düşündüm. Zeyd, olayın devamını şöyle anlattı: Ebu Bekir bana şunlarısöyledi: "Sen genç ve akıllı bir adamsın. Biz seni hiçbir kusurla itham etmiyoruz. Sen Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem için vahyi yazıyordun. Dolayısıyla şimdi Kur'an'ı araştır ve bir araya topla!" Zeyd şöyle devam etti: "Allah'a yemin ederim ki, eğer bana dağlardan birini nakletmeyi teklif etmiş olsalardı, o iş bana Ebu Bekir'in teklif ettiği Kur'an'ı toplama işinden daha ağır olmazdı. Onlara 'Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yapmadığı bir işi nasıl yapıyorsunuz?' dedim." Ebu Bekir "Vallahi bu hayırlı bir iştir" dedi ve beni teşvik etmeye ve bana müracaatta bulunmaya devam etti. Nihayet Allah Ebu Bekir ile Ömer'in göğüslerini genişlettiği bu işe benim de göğsümü açıp genişletti ve ben de onlar gibi düşünmeye başladım. Bunun üzerine Kur'an'ı araştırdım ve onu yazılı bulunduğu hurma dallarından, inceltilmiş deri ve bez parçalarından, taş levhalardan ve hafızların ezberlerinden toplamaya koyuldum. Nihayet et-Tevbe suresinin sonunu "........." ayetini sonuna kadar Huzeyme'nin yahut Ebu Huzeyme el-Ensarl'nin yanında buldum ve bunu ilgili olduğu sureye kattım. Neticede toplanan bu sahifeler, Ebu Bekir'in yanın aziz ve celil olan Allah kendisini vefat ettirinceye kadar kaldı. Sonra vefat ediR{:e ye kadar hayatı boyunca Ömer'in yanında kaldı. Bundan sonra Ömer'in kızı Hafsa'nın yanında kaldı.
Muhammed b. CUbeyr b. Mut'im'in nakline göre babası şöyle demiştir: Bir keresinde Nebi'e bir kadın geldi ve bir şey konusunda Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemla konuştu. (Kadın dönerken) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona tekrar kendisine dönmesini emretti. Bunun üzerine kadın -Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in vefat edebileceğini ima ederek- "Ya Resulallah! Ben gelir de seni bulamazsam?" diye sordu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona "Şayet beni bulamazsan Ebu Bekir'e gelip müracaat et!" buyurdu.
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ben cevamiu'l-kelim (özlü ve kapsamlı sözler) ile gönderildim. Bana (bir aylık mesafedeki düşmanın gönüllerine) korku salmak suretiyle yardım edildi. Bir de ben uyuduğum sırada bana yeryüzünün hazinelerinin anahtarları getirildi de benim elime konuldu." (Sonra) Ebu Hureyre şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (bu hazinelerden hiçbirisine nail olmadan bu dünyadan) gitti. Şimdi siz bu hazineleri iştahla yiyorsunuz. Ebu Hureyre burada "telğasuneha" veya "terğasuneha" ya da buna benzer bir fiil kullandı.
Cübeyr b. Mut'im'in nakline göre ensardan bir kadın Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e geldi ve onunla (vereceği) bir şey hakkında konuştu. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem de ona (dönerken) bir şeyemretmişti. Bunun üzerine kadın "Ya Resulallah! Ben gelir de seni bulamazsam?" dedi. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Şayet benİ bulamazsan EbU Bekir'e git" buyurdu.
Abdullah b. Abbas r.a. şöyle demiştir: Sizler ehl-i kitaba herhangi bir şeyi nasıl soruyorsunuz? Halbuki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e indirilmiş olan kitabınız, kitapların en yenisidir. Sizler onu halis olarak ve (içine başka hiçbir şey) karışmamış olduğu halde okumaktasınız. (Bu kitap) ehl-i kitabın Allah'ın kitabını tebdil edip, değiştirdiklerini, kitabı kendi elleriyle yazdıklarını ve onu verip az bir bedeli almak için 'Bu Allah katındandır' dediklerini sizlere söylemiştir. Dikkat edin! Size gelmiş olan ilim, onları sorma yasağı getirmiyor mu? Vallahi biz onlardan hiçbir kimseyi size indirilmiş olan kitap hakkında size soru sorarken görmüş değiliz! Abdurrezzak'ın Hureys b. Zahir'den nakline göre Abdullah b. Abbas şöyle demiştir: "Ehl-i kitaba (dininiz hakkında herhangi bir şey) sormayınlZ. Çünkü onlar, nefislerini saptırmış kimseler olarak sizlere doğru yolu asla göstermeyeceklerdir. (Onlara uyarsanız) ya hakkı yalanlarsınız ya da bir batılı doğrularsınız."(Abdurrezzak, Musannef, VI, 111) Süfyan es-Sevri bu haberi bu isnatla ancak şu lafızia nakletmiştir: "Ehl-i Kitaba herhangi bir şey sormayınız' Çünkü onlar sapıtmış kimseler olarak bir hakkı yalanladığınız veya bir batılı doğru!adığınız yolunda uyarıda bulunarak size doğru yolu asla göstermeyeceklerdir." Bu haberin isnadı hasendir. İbn Battal'ın nakline göre Mühelleb şöyle demiştir: Sözkonusu yasaklık, ehl-i kitaba hakkında nas olmayan bir mesele hakkında soru sormakla ilgilidir. Çünkü bizim şeriatımız kendisi ile yetinen bir dindir. Bizim dinimizde herhangi bir nas bulunmadığında nazar (düşünme ve tefekkür) ve istidlal, onlara soru sormaya ihtiyaç bırakmaz. Sözkonusu yasaklığa bizim şeriatımızı tasdik eden haberlerle, geçmiş milletlere dair haberler hakkında soru sormak dahil değildir. Yüce Allah'ın "Senden önce kitabı okuyanlara sor"(Yunus 94) ayetine gelince, bundan maksat, ehl-i kitabın iman edenleridir. Yasaklık ise onların içinden iman etmeyenıere soru sormaktır. Emrin tevhid ve Muhammedi risalet ve benzeri konularla ilgili olması, yasaklığın bunun dışındaki şeylerle bağlantılı olması ihtimali de mevcuttur. "Muaviye şöyle demiştir: Ka'bulahbar, ehl-i kitaptan bize haber verenlerin en doğru sözlüsü ise de bazen yalan söylemekte olduğunu da tecrübe etmekteyiz." Yani onun rivayetleriyle şahsı hakkındaki bilgiler arasında çelişki bulunmaktadır.
Aişe r.anha iftiracıların kendisi hakkında iddialarını dile getirdiklerinde şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem vahiy gecikince Ali b. Ebi Talib ile Üsame b. Zeyd'i ailesinden ayrılması hususunda görüşlerini sorup, istişare etmek üzere yanına çağırdı. Üsame Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ailesinin suçsuzluğunu bildiğini ifade etti. Ali ise "Ya Resulallah! Allah sana (dünyayı) dar etmemiştir. Aişe r.anha' den başka kadın çoktur. (Bununla beraber) (Aişe r.anha'nın cariyesi) Berire'ye de sor. O doğrusunu sana söyleyecektir" demişti. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Berıre'yi çağırıp" (Aişe r.anha'de) sana şüphe veren herhangi bir hal gördün mü?" diye sordu. Berıre "Ben onda (hata, ayıp olarak) şundan daha fazlasını görmedim: Aişe r.anha küçük yaşta bir kadındır. Ailesinin hamurunu yoğururken uyur kalır da evin ehil hayvanı gelir, onu yerdi!" demiştir. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem minbere çıkıp şöyle buyurdu: "Ey müslümanlar topluluğu! Ailem hakkında bana eziyeti dokunan bir kimseden dolayı kim (onu kınamamı) haklı görür? VAllahi ben ailem hakkında hayırdan başka bir şey bilmiş değilim" dedi ve Aişe r.anha'nın suçsuzluğunu ifade etti.
Zeyd b. Sabit şöyle demiştir: Ebu Bekir bana haber gönderip çağırttı ve Kur'an'ın toplanması için ardına düşüp gereği gibi araştırmamı emretti. Araştırmamın sonunda et-Tevbe suresinin sonunu Ebu Huzeyme el-Ensari'nin beraberinde (yazılı) olarak buldum, bu ayetten ondan başka kimsenin yanında yazılı olarak bulmadım. Ayet 'Andolsun size kendinizden öyle bir Nebi gelmiştir ki"(Tevbe 128) şeklinde başlayıp, surenin sonuna kadar devam ediyordu.
Ebu Hureyre şöyle anlatmıştır: İnsanlar "Ya Resulallah! Bizler kıyamet gününde Rabbimizi görecek miyiz?" diye sordular. Bunun üzerine Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Ayın ondördüncü gecesi ayı görmek için itişip kakışmaya, birbirinize zahmet vermeye ihtiyaç duyar mısınız?" diye sordu. Sahabiler "Hayır Ya Resulallah!" deyince, tekrar "Ya güneşin önünde hiçbir bulut yokken görmek için itişip kakışmaya, birbirinize zahmet vermeye ihtiyaç duyar mısınız?" diye sordu. Sahabiler yine "Hayır Ya Resulallah!" deyince Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: "Şüphesiz sizler onu işte böyle (apaçık) göreceksiniz. Allah kıyamet gününde insanları toplayacak ve 'Her kim her neye tapıyor idiyse onun ardına düşsün!' buyuracak. Artık güneşe tapmakta olan güneşin ardına, aya tapmakta olan ayın ardına, tağutlara tapmakta olanlar da tağutların arkalarına düşüp gidecek ve yalnız bu ümmet, içlerinde şefaatçileri -veya münafıkları- da olduğu halde yerinde durup kalacak. -Ravi İbrahim bu iki kelimede şüpheye düştü.- Allah onlara (evvelce tanıdıklarından başka bir surette) gelip, 'Ben sizin Rabbinizim" buyuracak. Onlar (Rablerini o tecelli ile tanıyamadıkları için) Rabbimiz bize geldiğinde biz onu tanırız! diyecekler. Allah onlara bu defa tanımakta oldukları suret üzere gelecek. 'Ben sizin Rabbinizim!' buyuracak. Onlar da '(Hakikaten) sen bizim Rabbimizsin!' diyecekler ve (Allah'ın davet etmesi üzerine) ona tabi olacaklar. Cehennemin ortasına sırat (yani köprü) kurulur. Ben ve ümmetim onun üstünden geçecek ilk kimseler olacağız. O gün resullerden başka hiçbir kimse konuşamaz. Resullerin de o günkü duası 'Allahümme sellim sellim (=Allah'ım selamet ver, selamet ver)!' olacaktır. Cehennemde Sa'dan dikenlerine benzer çengeller vardır. Sa'dan dikenlerini hiç görmüşlüğünüz var mı?" Sahabiler "Evet Ya Resulallah" dediler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "İşte bu çengeller Sa'dan dikenlerine benzer. Ne var ki ne kadar büyük olduklarını yalnız Allah Teala bilir. İşte bunlar insanları (kötü) amellerinden dolayı kapıp alırlar. Artık onlardan kimisi helak olur, kötü ameliyle kalır, kimisi de hardal gibi ezim ezim ezilir veya cezasını görür ya da buna benzer bir duruma düşer. Nihayet Allah Teala kulları hakkında hükmünü tamamladıktan sonra ilahi rahmeti olarak cehennem ehlinden dilediklerini cehennemden çıkarmak istediğinde meleklere ilahi rahmete ermeleri murad olunanlardan Allah'a bir şey ortak koşmamışlar, 'la ilahe illallah' diye şehadet etmişleri cehennemden çıkarsınlar diye emredecektir. Melekler bunları cehennemde üzerlerindeki secde izlerinden tanıyacaklardır. Ateş Adem oğlunun bütününü yer de yalnız secde eserini yiyemez. Allah Teala secde eserini yemeyi cehennem ateşine haram kılmıştır. Bunlar ateşten kavrulup, kapkara olarak çıkarılacaklardır. Üzerlerine hayat suyu dökülecek ve onun altında sel uğrağında biten yabani reyhan tohumları nasıl çabuk biterse yeniden öylece biteceklerdir. Sonra Allah kulları arasında hükmü sona erdirir. Ancak cennet ile cehennem arasında yüzü ateşe dönük bir kimse kalır ki o cennete girecek cehennem ehlinin sonuncusu olacaktır. O kimse 'Ya Rab! Yüzümü ateşten döndür. Çünkü kokusu beni zehirleyip duruyor, alevi beni yakıp duruyor' diyecek. O adam sürekli olarak Allah'a onun dilediği kadar dua ve niyazda bulunacak. Sonunda Allah ona 'Bu senin dediğin sana verilecek olsa acaba başka bir şey daha istemeyecek misin?' diye soracak. O ise 'İzzetine yemin olsun ki hayır! Bundan başka senden bir şey daha istemem!' diyecek ve Rabbine dilediği kadar birçok ahid ve misak verecek. Ondan sonra Allah yüzünü cehennem tarafından (cennet tarafına) çevirecek ve o cenneti görecek. Allah'ın dilediği kadar bir süre sükut ettikten sonra 'Ya Rab! Beni cennetin kapısına yanaştır' diyecek. O da 'Evvelce istediğinden başka ebediyyen hiçbir şey istemeyeceğine ahid ve misak vermiş değil miydin? Allah layıkını versin be hey Adem oğlu! Sen ne kadar sözünde durmaz bir kimsesin!' buyuracak. O da 'Ey Rabbim!' diyecek ve Allah'a devamlı dua edecektir. Nihayet Allah 'Bu sana verilirse bundan başka bir şey istemeyecek misin?' diyecek. O da 'İzzetine yemin ederim ki hayır, bundan başka bir şey istemem!' diyecek ve yine Rabbinin dilediği birçok ahid ve misaklar verecektir. Bunun ardından Rabbi onu cennetin kapısına yanaştıracak. O kimse cennet kapısına varıp dikildiği ve cennet ona açılıp genişlediği veya cennetin içindeki güzel ve bol nimetleri, sevinci gördüğünde (yine utanıp) Allah'ın dilediği kadar bir süre sükut edecek. Sonra 'Ya Rab! Beni cennetin içine sok!' diyecek. Allah da ona 'İstediğin sana verildiği takdirde ondan başka hiçbir şey istemeyeceğine ahidlerini ve misakıarını vermiş değil miydin?' diyecek ve sana veyl olsun ey Adem oğlu! Sen ne kadar sözünde durmaz bir kimsesin!' olmayayım' diyecek, durmadan dua ve niyaza devam edecek. Nihayet Allah Teala ona tebessüm edecek, o zaman da 'Cennete gir!' buyuracak. O kul cennete girince Allah ona 'Temenni et!' buyuracak. O da Rabbinden isteyip, temenni edecek. Nihayet Allah ona 'Şunu da, bunu da iste!' diye buyuracak, istenecek şeyleri onun aklına getirecektir. Nihayet bu dileklerinin hepsi sona erince, Allah ona 'Bunların hepsi ve bir o kadar dahası hep senindir!' buyuracaktır."
Bu hadisi Ebu Hureyre'den rivayet edenlerden biri olan Ata b. Yezid şöyle dedi: Ebu Hureyre bunu rivayet ederken Ebu Said el-Hudrı de oturuyor ve Ebu Hureyre'nin dediklerinden hiçbir şeyi değiştirmeye lüzum görmüyordu. Ta 'Bunların hepsi ve bir o kadar dahası hep senindir' sözüne gelince Ebu Said, Ebu Hureyre'ye "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem AIlah bunların hepsi ve daha on misli senindir buyuracaktır' demişti Ey Ebu Hureyre!" dedi. Ebu Hureyre de "Ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den yalnız 'Bunların hepsi ve bir o kadar dahası hep senindir'" cümlesinden başkasını ezberlemedim dedi. Ebu Said de bende şahadet ederim ki ben Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den onun "Bunun hepsi ve on misli de senindir" buyurduğunu ezberledim, dedi. Ebu Hureyre "İşte bu adam cennet ehlinin cennete en son girecek alanıdır" demiştir.
Enes b. Malik şöyle demiştir: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (Hevazin ganimetierini taksim ettiği zaman) Ensar'a haber gönderip, onları yuvarlak bir Arap çadırı içinde topladı. (Konuşmasının sonunda) onlara "Sizler Allah'a ve Resulüne kavuşuncaya kadar sabrediniz. Şüphesiz ben havuz başında olacağım" buyurdu.
Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle anlatmıştır: "Cennetle cehennem Rablerinin huzurunda çekiştiler. Şöyle ki cennet 'Ya Rab! Bana ne oldu ki bana insanların yalnız zayıfları ve (halkın gözünde) düşük olanları girer!' dedi. Cehennem de 'Ben büyüklük taslayanlara tercih yani tahsis olundum!' dedi. Yüce Allah cennete 'Sen benim rahmetimsin' buyurdu. Cehenneme de 'Sen benim azabımsın, kullarımdan azap etmek istediklerimi seninle azap ederim. İkinizden her birinizin dolmak hakkı vardır' dedi." Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle devam etti: "Cennete gelince (o da dolar). Şüphesiz Allah, halkından hiçbir kimseye zulmetmez. Allah cehennem için (boşluklarını doldurmak üzere) yeniden dileceği kimseler yaratır da bunlar oraya atılırlar. Cehennem üç kere 'Daha ziyade var mı?' der. Nihayet Allah ona ayağını basar ve cehennem dolar. Cehennemin bir kısmı bir kısmına getirilerek, toparlanır da 'Yetişir, yetişir, yetişir!' der."
Ebu Hureyre r.a. şöyle anlatmıştır: Müslümanlardan biri ile Yahudilerden biri birbirlerine sövdü. Müslüman "Muhammed'i alemler üzerine seçip tercih eden Allah'a yemin ederim ki" dedi. Bunu yapmakta olduğu bir yeminde söyledi. Yahudi de "Musa'yı alemler üzerine seçip tercih eden Allah'a yemin ederim ki" dedi. Bu sırada Müslüman elini kaldırıp, yahudinin yüzüne bir tokat vurdu. Bunun üzerine Yahudi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gitti. Ona o müslümanla aralarında geçeni haber verdi. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Benim için Musa'dan daha hayırlıdır demeyiniz. Çünkü insanlar kıyamet günü hep düşüp bayılacaklar. (Ben de bayılacağım) fakat ilk ayılan ben olacağım. O anda ben Musa'yı arşın bir tarafına sıkıca tutunmuş bulacağım. Bilmiyorum Musa da bayılanların içinde idi de benden evvel mi ayıldı yoksa baygınlıktan Allah'ın istisna ettiği kimselerden mi oldu?" dedi.
Ebu Hureyre'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Ben uyurken kendimi bir kuyu başında gördüm. Onun suyundan Allah'ın çekmemi istediği kadar su çektim. Sonra kovayı benden Ebu Kuhafe'nin oğlu EbU Bekir aldı. O da kuyudan bir veya iki kova su çekti. Onun çekişinde bir zayıflık ve güçlük vardı. Allah Ebu Bekir'i mağfiret eylesin. Sonra kovayı Ömer aldı ve alınca bu kova Ömer'in elinde büyük bir kovaya dönüştü. Ben halk içinde Ömer'in gördüğü işi görebilecek kuvvette ve mükemmellikte kamil bir kişi göremedim. En sonunda insanlar o meydanı develerin sulak ve eylek yeri edindiler. "
Bize İshak b. İbrahim ve Abd b. Humeyd tahdis edip dediler ki: Bize Abdurrezzak tahdis etti. Bize Ma'mer haber verdi. (H) Bize Hasan el-Hulvani ve Abd b. Humeyd de tahdis edip dediler ki: Bize Yakub -b. İbrahim b. Sa'd- tahdis etti. Bana babam Salih'ten tahdis etti. Her ikisi (Salih ve Ma'mer) ez-Zühri'den bu isnatla hadisi nakletti. Ancak Salih'in hadisi "hakkında Aziz ve celil Allah buyruk indirdi" sözleri ile sona erdi ve iki ayeti zikretmedi. Hadisinde de: Her ikisi bu sözleri ona tekrar edip durdu, dedi. Ma'mer de hadisi rivayetinde bu ibare yerine: Sonuna kadar onun yakasını bırakmadılar, dedi. 131 numaralı hadisin Tahric bilgisi ile aynı.
Bana Amru'n-Nakıd ile Ebu Bekir b. en-Nadr ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. Bu lafız Abd (b. Humeyd) indir. Dedilerki: Bize Yakub b. İbrahim b. Sa'd rivayet etti. Dedi ki: Bana babam, Salih b. Keysan'dan, o da el-Haris'den, o da Ca'fer b. AbdiIIah b. el-Hakem den, o da Abdurrahman b. el-Misver'den, o da Ebu Rafi'den o da Abdullah b. Mes'ud'dan rivayete etti ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) (1/69b) şöyle buyurdu: ''Allah benden önce hangi ümmete ne kadar nebi gönderdiyse mutlaka o nebinin ümmeti arasından havarileri ve ashabı olmuştur. Bunlar onun sünnetini uyguluyor, emrine uyuyorlardı. Sonra bunların arkasından kötü halefler gelir, yapmadıklarını söyler, emrolunmadıklarını yaparlar. Bunlara karşı eliyle cihad eden mümindir. Onlara karşı diliyle cihad eden de mümindir, onlarla kalbiyle cihad eden de mümindir. Ama bunun ötesinde hardal tanesi dahi olsa iman diye bir şey yoktur. " Ebu Rafi' dedi ki: Ben Abdullah b. Ömer'e (bu hadisi) naklettim, o bunu kabul etmedi. Sonra İbn Mes'ud gelerek (Medine'nin) Kanat vadisinde konakladı. Abdullah b. Ömer onu hasta ziyaretine giderken benim de arkasından gelmemi istedi. Ben de onunla birlikte gittim. Oturduktan sonra İbn Mes'ud'a bu hadisi sordum, o da ben onu İbn Ömer'e tahdis ettiğim şekilde o hadisi bana nakletti. Salih dedi ki: Ebu Rafi'den de buna yakın bir hadis rivayet edilmiştir. Bunu yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 9602 AHMED D.
Bana Amru'n-Nâfcıd ile Hasen el-Hulvânî rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Ya'kub —ki İbni İbrahim b. Sa'd'dır— rivayet etti. (Dedi ki): Bize Ebu Salih, A'rac'dan naklen rivayet etti. Dedi ki: Ebu Hureyre dedi ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: "Size Yemenliler geldi. Onlar kalpleri pek zayıf, yürekleri pek yufkadır. Fıkıh Yemenlidir, hikmet Yemenlidir. "
Bize Hasan el-Hulvani ve Abd b. Humeyd tahdis etti. -el-Hulvani bize, Abd bana dedi- Yakub -ki o İbn İbrahim b. Sa'd'dır- tahdis etti. Bize babam Salih'ten tahdis etti. O İbn Şihab'dan: Bana Urve b. Zubeyr'in tahdis ettiğine göre Hakım b. Hizam kendisine şunu haber vermiştir: O Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e sordu: Ey Allah'ın Resulü, cahiliye döneminde iken ibadet kastı ile yaptığım sadaka vermek, köle azad etmek yahut akrabalık bağını gözetmek gibi hususlar hakkında ne dersin? Bunlarda (bana ecir var mıdır?) Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Sen geçmişte yapmış olduğun hayırlarla Müslüman oldun" buyurdu.
Bize Hasen b. Aliy el-Hulvani ile Abd. b. Humeyd rivayet ettiler. Dediler ki: Bize Ya'kub —ki İbni İbrahim b. Sa'd'dır — rivayet etti. (Dedi ki): Bize Babam, Salîh'den, o da İbni Şihâb'dan naklen rivayet etti. Demiş ki: Bana Amir b. Sa'd babası Sad'dan şöyle dediğini tahdis etti: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) birkaç kişiye bir şeyler verdi. Ben de aralarında oturuyordum deyip, hadisi İbn Şihab'ın kardeşinin oğlunun amcasından diye naklettiği (bir önceki) hadisi ile aynen rivayet etti ve ayrıca: Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına kalkıp ona gizlice söyleyerek: Ey Allah'ın Resulü neden filana bir şeyler vermedin dedim, ibaresini ekledi.
Bize el-Hasan el-Hulvani de tahdis etti. Bize Yakub tahdis etti, bize babam Salih'ten tahdis etti. O İsmail b. Muhammed'den (şöyle dediğini) nakletti: Muhammed b. Sa'd'ı bu hadisi tahdis ederken dinledim sonra hadisi rivayetinde dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) eliyle omzumla ensem arasına dokundu sonra da: "(Onun için) savaşmak mı (istiyorsun) ey Sa'd? Ben adama veriyorum işte" buyurdu.