Râvi adları senedden otomatik ayrıştırılmış; kimlik ve hayat bilgileri ricâl kaynaklarından (Itqan râvi profilleri, muslimscholars.info) eşleştirilerek eklenmiştir.
Bana Zuheyr b. Harb tahdis etti (Dediki): Bize Ömer b. Yunus el-Hanefi rivayet etti. (Dediki): Bize İkrime b. Ammar rivayet etti. Dediki: Bana Ebu Kesir tahdis edip dedi ki: Bana Ebu Hureyre tahdis edip dedi ki: Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in etrafında oturuyorduk. Bizimle birlikte birkaç kişi ile Ebu Bekr ve Ömer (r.a.) da vardı. Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) derken aramızdan kalktı. Yanımıza dönmesi gecikti. Biz de onun yanında değilken kendisine bir kötülük yapılmasından korktuk. Bu sebeple korkuya kapılıp, kalktık. Korkuya ilk kapılan kişi ben olmuştum. Derhal çıkıp Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'i aradım. Nihayet Ensar'dan Neccar oğullarına ait bir bahçeye vardım. O bahçenin bir kapısını bulurmuyum diye etrafını dolaştım, bulamadım. Derken suyu taşıp kaynayan bir kuyudan gelen bir akarsuyun bir kolunun içeri girdiğini gördüm. -Kol cetvel, küçük kanal demektir.- Ben de tilkinin kendisini büzüp topladığı gibi büzüldüm ve Rasulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına girdim. Allah Rasulü: "Ebu Hureyre mi" buyurdu. Ben, evet ey Allah'ın Rasulü dedim. O: "Neden geldin" buyurdu. Ben: Aramızda idin sonra kalkıp gittin ve yanımıza dönmeyip geciktin. Biz de sana bir kötülük yapılmasından korktuk, bundan dolayı korkuya kapıldık. Ben de o korkuyla hareket edenlerin ilki oldum. Bu bahçeye geldim ve tilkinin büzüldüğü gibi büzüldüm. İşte insanlar da arkamdan geliyorlar, dedim .. Allah Rasulü: "Ey Ebu Hureyre" dedi ve bana ayakkabılarını verdi. Sonra da: "Şu ayakkabılarımı al git, bu duvarın gerisinde Allah'tan başka ilah olmadığına, kalbi ona kesin inanarak şahitlik eder halde kiminle karşılaşırsan ona cenneti müjdele" buyurdu. İlk karşılaştığım kişi Ömer oldu. O: Bu ayakkabılar ne oluyor ey Ebu Hureyre, dedi. Ben: Bunlar Allah Rasulünün ayakkabılarıdır, onları benimle gönderdi. Kalbinden kesin inanarak Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur diye şahitlik eden kiminle karşılaşırsam ona cenneti müjdeleyeceğim, dedim. (Ebu Hureyre) dedi ki: Ömer eliyle göğsümün ortasına vurdu. Derhal kıçımın üstüne düştüm ve: Dön ey Ebu Hureyre, dedi. Ben de Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in yanına döndüm. Az kalsın ağlayacaktım. Hemen arkamdan da Ömer geldi. Meğer benim izimden geliyormuş. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) bana: "Neyin var Ebu Hureyre" dedi. Ben: Ömer ile karşılaştım. Benimle gönderdiğin haberi ona verince o göğsümün ortasına öyle bir darbe indirdi ki kıçım üzerine düştüm. Dön dedi, dedim. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ona: "Ey Ömer, seni bu yaptğznz yapmaya iten nedir" buyurdu. Ömer: Ey Allah'ın Resulü, babam anam sana feda olsun. Sen gerçekten Ebu Hureyre ile ayakkabılarını gönderip, kalbinden kesin olarak inanarak Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına şahadet getiren kiminle karşılaşırsa onu cennetle müjdelemesini söyledin mi, dedi. Allah Resulü: "Evet" buyurdu. Ömer: Hayır, yapma çünkü ben insanların buna bel bağlayacaklarından korkuyorum. Onları bırak da amel etsinler, dedi. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'de: "O halde onları bırak" buyurdu. Bunu yalnız Müslim tahriç etmiştir; Tuhfetu'I-Eşraf, 14843
Bana Muhammed b. Hatim ve Ebu Ma'n er-Rekaşi de tahdis edip dediler ki: Bize Ömer b. Yunus tahdis etti, bize (3/50b) İkrime b. Ammar tahdis etti, bana Yahya b. Ebu Kesir tahdis edip dedi ki: Bana -yahut bizeEbu Seleme b. Abdurrahman tahdis etti. Bize el-Mehrl'nin azatlısı Salim tahdis edip dedi ki: Abdurrahman b. Ebi Bekr ile birlikte Sa'd b. Ebi Vakkas'ın cenazesi ile çıktık. Aişe (r.anha)'nın adasının kapısının yanından geçtik. Aişe'den, o Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den diye aynısını zikretti.
Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Ömer b. Yunus EI-Hanefî rivayet etti. (Dedi ki) bize ikrimetü'bnü Ammar rivayet etti. (Dediki): Bize İshak b. Ebi Talha haber verdi. Bana Enes b. Malik -ki İshak'ın amcasıdır- tahdis edip dedi ki: Bizler Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) ile birlikte mescitte iken bir bedevi çıkageldi. Kalkıp mescidin içinde küçük abdestini bozdu. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ashabı: Dur, ne yapıyorsun dediler. Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem): "Hayır, onun işini yarıda kesmeyin, onu bırakın" buyurunca, onlar da işini bitirinceye kadar ona ilişmediler. Sonra Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu çağırarak ona: "Bu mescitlerde bu şekilde küçük abdest bozmak da, pislik de uygun değildir. Çünkü buralar ancak Aziz ve Celil Allah'ı zikretmek, namaz kılmak ve Kur'an okumak içindir" buyurdu. -Yahut Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in buyurduğu gibi.- (Enes) dedi ki: Sonra oradakilerden bir adama bir emir verdi. O da bir kova su getirip, onun üzerine döktü.
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Ömer b- Yunus el Hanefî rivayet etti. (Dediki): Bize İkrimetü'bnü Ammar rivayet etti. Dediki: İshak b. Ebî Talha: Enes b. Malik bana şunu rivayet etti dedi. Enes şöyle demiş. Ümmü Suleym -ki İshak'ın büyük annesidir- Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'e gelerek -Aişe de yanında bulunuyorken- ona: Ey Allah'ın Resulü, kadın erkeğin rüyada gördüğünü görür, erkeğin kendisinden hissettiğini kadın da hisseder (ise durum ne olacak), dedi. Aişe (r.anha): Ey Ümmü Suleym sağ elin toprağa değsin kadınları rezil ettin, dedi. Allah Resulü Aişe'ye: "Hayır, asıl senin sağ elin toprağa değsin. Evet, ey Ümmü Suleym, o dediğini görecek olursa kadın gusletsin" buyurdu.
Bize, Muhammedü'bnü'l-Müsenna ile Muhammed b. Hatim, Abd b. Humeyd ve Ebî Ma'ni'r-Rakaaşî rivayet ettiler. Dedilerki: Bize, Ömer b. Yûnus rivayet etti. (Dediki): Bize, îkrimetü'bnü Ammâr rivayet etti. (Dediki): Bize Yahya b. Ebî Kesîr rivayet etti. (Dediki): Bana Ebû Selemete'bnü Abdirrahmân İbni Avf rivayet etti. Dediki: Ümmü'l-Mü'minîn Âişe'ye sordum: — Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) geceleyin kalktığı vakit namazına ne ile başlardı? dedim. Aişe : — Geceleyin kalktığı vakit namazına : «Allah'ım! Ey Cebrail, Mîkâîl ve İsrafil'in Rabbi! Gökler'le yerin yaradanı; hâzırı ve gâîbi bilen Allah'ım! Kullarının ihtilâf ettikleri şeylerde, onların aralarında ancak sen hükmedersin. İhtilâf edilen hakka izninle beni hidâyet eyle! Çünkü dilediğini doğru yola ancak sen hidâyet eylersin!» duası ile başlardı... dedi.
Bize Nasr b. Aliyy El-Cehdamî ile Züheyr b. Harb ve Abd b. Humeyd rivayet ettiler. (Dediler ki): Bize Ömer b. Yûnus rivayet etti. (Dediki): Bize İkrimetü'bnü Ammâr rivayet etti. (Dediki): Bize Şeddât rivayet etti. (Dediki): Ebû Ümâme'yi şöyle derken işittim: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)-- «Ey Adem oğlu! Senin fazla malını sadaka olarak vermen kendin için hayır; vermemen ise şerrdir. (Ama) kendine yetecek kadar elinde mal bulundurduğundan dolayı hesaba çekilmezsin. Hem (sadakaya) nafakasını verdiğinden başla. Yüksek el alçak elden hayırlititr.» buyurdular.
Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Abdü's- Samed b. Abdilvâris rivayet etti. (Dediki): Bize Hemmâm rivayet elti. H. Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dediki): Bize Ömer b. Yûnus rivayet etti. (Dediki): Bize İkrimetü'bnu Ammâr rivayet etti. H. Bana Selemetü'bnü Şebib dahi rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû'l -Mugîre rivayet etti. (Dediki): Bize Evzâî rivayet etti. Bu râvîlerin hepsi İshâk b. AbdiIIâh b. Ebî Tâlha'dan, o da Enes b. Mâlik'den, o da Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den naklen bu hadîsi rivayet etmişlerdir. İkrimetü'bnü Ammâr hadîsinde şu ziyâde vardır: (Dediki).- Sonra bedevi cübbeyi kendine doğru öyle bir çektiki, Nebiyullah {Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bedevinin göğsüne doğru döndü.» Hemmâm hadisinde de şu ziyade vardır: «Onu öyle çekti ki, cübbe yırtıldı da, kenarı Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in boynunda kaldı.
Bana Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Ömer b. Yûnus el-Hanefî rivayet etti. (Dediki): Bize Ikrime b. Ammâr, Ebû Zümeyl Simak'den rivayet etti. (Demişki): Bana Abdullah b. Abbâs rivayet etti. (Dediki): Bana Ömer b. el-Hattâb rivayet etti. Dediki: Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarından uzaklaştığı vakit mescide girdim. Bir de baktım cemaat (üzüntüden) çakıl taşlariyle yeri eşeliyor ve: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarını boşamış; diyorlar... Bu mesele kadınlara tesettür emrolunmazdan önce idi. Ben: Bu işi bugün mutlaka öğrenirim; dedim. Ve Âişe'nin yanına girerek : — Ey Ebû Bekr'in kızı! işi Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e ezîyyet verecek dereceye vardırdın öyle mi? dedim. Âişe : — Benim seninle ne alâkam var ey Hattâb oğlu? Sen kendi kabına bak! dedi. Bunun üzerine Hafsa binti Ömer'in yanına girerek ona : — Yâ Hafsa! işi Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e eziyyet verecek dereceye vardırdın mı? Vallahi pek âlâ bilirsinki, Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) seni sevmiyor. Ben olmasam seni mutlaka boşardı; dedim. Hafsa çok ağladı. Ona : — Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) nerede? diye sordum. — O yatak odasındaki kilerindedir; cevâbını verdi. Hemen (oraya) girdim Karşıma Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kölesi Rabâh çıkmaz mı! Kilerin alt eşiğine oturmuş; ayaklarını ağaçtan oyulma (merdiven gibi) bir şeyin üzerine sarkıtmış... Bu (merdiven gibi şey) Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in, üzerine basarak inip bindiği bir kütük idi. — Yâ Babâhl Yanında bulunan Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzuruna girmek için bana izin iste! diye seslendim. Rabâh bir odaya baktı; sonra bir de bana. Fakat bir şey söylemedi. Ben sesimi yükselterek tekrar : — Yâ Rabâh! Yanında bulunan Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in huzuruna girmek için bana izin iste! Zannederim Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) benim Hafsa için geldiğimi sanıyor. Vallahi Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana onun boynunu vurmamı emrederse mutlaka boynunu vururum; dedim. Sesimi de yükselttim. Bunun üzerine Rabâh bana: Çık diye işaret etti. Derhal Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına girdim. Bir hasırın üzerine yaslanmıştı. Ben de oturdum. Örtüsünü araladı. Üzerinde bundan başka bir şey yoktu. Baktım, hasır yan tarafına iz bırakmış. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in kilerini gözden geçirdim. Baktım ki, bir sâ' mikdarı bir avuç arpa... odanın bir köşesinde bir o kadar da karaz yaprağı var; bir de asılı deri... Bunu görünce göz yaşlarımı tutamadım, Bana : «Neye ağlıyorsun ey Hattâb oğlu?» diye sordu. — Yâ Nebiyyâllah, niçin ağlamayayım! Baksana hasır yan tarafına iz bırakmış. İşte kilerin içinde şu gördüklerimden başka bir şey görmüyorum! Öte yanda Kayserle Kisrâ meyveler ve ırmaklar içinde... Sen ise Allah'ın Resulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve güzidesi olduğun halde işte kilerin!., dedim. Bunun üzerine: «Ey Hattâb oğlu! Âhiret bizim, dünya onların olmasına razı değilmisin?» buyurdular. — Hay hay; dedim. Onun yanına girdim gireli yüzünde öfke eseri görüyordum. Nihayet: — Yâ Resûlâllah, kadınlarının halinden gücüne giden şey nedir? Şayet onları boşadı isen hiç şüphe yok ki, Allah seninle beraberdir. Melekler de Cibril ile Mîkâîl de, ben, Ebû Bekr ve bütün mü'minler de seninleyiz, dedim. Allah'a hamdeylerim ki, söylediğim sözü Allah'ın tasdik buyuracağını ummadığım konuşmalarım azdır. Ve şu âyet (yâni) tahyîr âyeti indi : (O sizi boşarsa olurki, Rabbi kendisine sizden daha hayırlı zevceler verir.) [Tahrim 5] (Eğer onun aleyhine birbirlerine yardım ederlerse, onun yardımcısı da Allah, Cibril ve mü'minlerin sâlihleridir. Bütün bunlardan sonra melekler de (ona) yardımcıdır.) [Tahrim 4] Âîşe binti Ebi Bekr ile Hafsa, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in sair zevcelerine karşı birbirlerini tutuyorlardı. Ben : — Yâ Resûlâllah, sen onları boşadın mı? diye sordum. «Hayır!» cevâbını verdi. — Yâ Resûlâllah, ben mescide girdim de müslümanlar (yeri) çakıl taşları ile eşeliyor; Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarını boşamış; diyorlardı. İnerek onlara senin kadınlarını boşamadığım haber vereyim mi? dedim. «Evet, istersen (haber ver)» buyurdular. Kendileriyle konuşmağa devam ettim. Tâ ki öfkesi geçti; ve dişlerini göstererek gülümsedi. O insanların ağzı en güzellerindendi. Sonra Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) (aşağı) indi. Ben de indim. Ama ben kütüğe tutunarak indim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ise yerde yürür gibi ona eliyle dokunmadan indi. -— Yâ Resûlâllah, odada ancak yirmi dokuz gün kaldın? dedim. «Ay yîrmi dokuz gece olur.» buyurdu. Bunun üzerine ben mescidin kapısına durarak olanca sesimle : — Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kadınlarını boşamamıştır; dîye nida ettim; ve şu âyet indi: (Onlara emniyete veya korkuya dâir bir şey gelirse onu yayarlar. Halbuki onu Resule ve kendilerinden ulu'l-emir olanlara arz etseler mânâ çıkaranlar onu bilirdi.) [Nisa 83] Bu işi ben anlayıp çıkarmıştım; Allah (Azze ve Celle) de tahyîr âyetini indirdi.
Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Ömer b. Yûnus EI-Hanefî rivayet etti. (Dediki): Bize ikrime b. Ammâr rivayet etti. (Dediki): Bana iyâs b. Seleme rivayet etti. (Dediki): Bana babam Seleme b. Ekva' rivayet etti. (Dediki): Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le birlikte Hevazin'de gaza ettik. Bir defa onunla beraber kahvaltı yaparken, ansızın kırmızı bir erkek deve üzerinde bîr adam çıkageldi. Devesini çöktürdü. Sonra heybesinden bir ip çıkararak onunla deveyi bağladı. Sonra cemaatla birlikte kahvaltı yapmağa geçti. Ama bakınmağa başladı. Bizde hayvan hususunda az'f ve yufkalık vardı. Bazılarımız piyade idik. Adam birden koşarak çıktı. Hemen devesine geldi ve bağını çözdü. Sonra çöktürdü ve üzerine oturarak onu ayağa kaldırdı. Deve onu koşa koşa götürdü. Derken boz bir dişi deve üzerinde bir adam onun peşine düştü. Seleme demiş ki: Ben de koşarak çıktım; ve dişi devenin çantısı hizasına vardım. Sonra ilerliyerek erkek devenin çantısı hizasına yetiştim. Sonra ilerledim; nihayet erkek devenin yularından tutarak onu çöktürdüm. Dizini yere koyunca kılıcımı çekerek herifin başını kestim; derhal düştü. Sonra deveyi yederek getirdim. Adamın eşyası ve silâhı onun üzerinde idi. Derken beni Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le yanındaki insanlar karşıladılar. Efendimiz: «Bu adamı kim öldürdü?» diye sordu. — Ekva'ın oğlu! dediler. «Bunun bütün eşyası onundur!:» buyurdular.
Bize Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki); Bize Ömer b. Yûnus rivayet etti. (Dediki): Bize ikrime b. Ammâr rivayet etti. (Dediki): Bana iyâs b. Seleme rivayet etti. (Dediki): Bana babam rivayet etti (Dediki): Fezâre (kabilesi) ile harb ettik. Başımızda Ebû Bekir vardı. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bize onu kumandan tâ'yin etmişti. Su ile aramızda bir saat mesafe kalınca Ebû Bekir bize emrederek sabaha karşı mola verdik. Sonra süvarileri (hücum için) dağıttı. Az sonra suya vardı; ve onun başında öldürdüğünü öldürdü; kimini de esir aldı. Ben halktan bir cemaata bakıyordum. içlerinde kadın ve çocuklar vardı. Bunların benden önce dağa varacaklarından endîşe ederek onlarla dağın arasına bir ok attım. Oku görünce durdular. Ben de kendilerini sürerek getirdim. içlerinde Beni Fezâre (kabilesinden) bir kadın bulunuyordu. Üzerinde sahtiyandan bir kaş' vardı. Kaş' sahtiyan yaygı demektir. Beraberinde bir kızı Vardı ki, a'rab'ın en güzellerin dendi. Ben bunları sürerek Ebû Bekr'e getirdim. Ebû Bekir de bana o kadının kızını nefel olarak bağışladı. Müteakiben Medine'ye geldik. Ama kızın elbisesini (bile) açmadım. Derken bana Resûlullah (Sallailahu Aleyhi ve Sellem) çarşıda tesadüf etti. Ve: «Yâ Seleme, bu kadını bana hibe et!» dedi. Ben: — Yâ Resûlâllah! Vallahi bu benim pek hoşuma gitti; ama onun elbisesini açmadım; dedim. Sonra ertesi gün çarşıda Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): bana (tekrar) rastladı; ve bana: «Yâ Seleme, baban Allah'a emanet, bu kadını bana hibe el!» buyurdular. — O senindir yâ Resûlâllah! Vallahi onun elbisesini açmadım! dedim. Müteakiben Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu Mekkelilere gönderdi; ve Mekke'de esir edilen bir takım müsliimanlara onu fidye yaptı.
Bize yine Züheyr b. Harb rivayet etti. (Dediki): Bize Ömer b. Yûnus El-Hanefi rivayet etti. (Dediki): Bize ikrime b. Amrnâr rivayet etti. (Dediki): Bana lyâs b. Seleme rivayet etti. (Dediki): Bana babam rivayet etti. (Dediki): Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'le birlikte Huneyn'de harbettik. Düşmanla karşılaşınca ben ilerledim; ve bir dağ yoluna çıktım. Derken karşıma düşmandan bir adam çıktı. Ben de kendisine bir ok attım. Hemen gözümden kayboldu. Ne yaptığını anlamadım. Bir de baktım; düşman o bir yoldan çıkıverdi! Ve derhal Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in ashâbı dönüp çekildiler. Ben de bozulmuş olarak geri döndüm. Üzerimde iki elbise vardı. Birisi ile sarınmış, diğeri ile de bürünmüştüm. Derken peştemalim çözüldü. Ben de ikisini birden topladım. Ve bozulmuş olarak Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in yanına uğradım. Kendisi benekli beyaz katırının üzerinde idi. Ve: «Ekva'ın oğlu muhakkak bir korku gördü!» dedi. Düşmanlar Resûlullah {Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i kuşatınca katırdan indi. Sonra yerden bir avuç toprak aldı. Ve yüzlerine karşı dönerek : «Bu yüzler kahrolsun!» buyurdu. Artık onlardan Allah'ın yarattığı hiç bir insan yoktu ki, bu avuç tan gözlerini toprakla doldurmasın! Az sonra savuşup gittiler. işte Allah (Azze ve Celle) onları bozguna uğrattı. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de ganimetlerini müslümanlar arasında taksim etti.
(Bana Ebû Ma'n Er-Rakâşî Zeyd b. Yezid rivâyet etti. ki) ; Bize Ömer b. Yûnus haber verdi. ki): Bize İkrime (bu zât İbn Ammar'dır.) rivâyet etîi. ki): İshâk şunu söyledi: Enes ki): Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ahlâkça insanların en güzel-lerindendi. Bir gün beni bir hacet için gönderdi. Ben: Vallahi gitmem, dedim. Halbuki içimden Nebiyyullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in bana emrettiği işe gitmek geliyordu. Derken dışarı çıktım. Tâ ki çocukların yanına uğradım. Onlar çarşıda oynuyorlardı. Birdenbire Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) arkamda kafamı tutuverdi. Ona baktım, gülüyordu: Enescik, sana emrettiğim yere gittin mi?» dedi. — Evet! Gidiyorum ya Resûlallah! dedim
(Bana Ebû Ma'n Er-Rakâşî Zeyd b. Yezid rivâyet etti. ki) ; Bize Ömer b. Yûnus haber verdi. ki): Bize İkrime (bu zât İbn Ammar'dır.) rivâyet etîi. ki): İshâk şunu söyledi: Enes ki): Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ahlâkça insanların en güzel-lerindendi. Bir gün beni bir hacet için gönderdi. Ben: Vallahi gitmem, dedim. Halbuki içimden Nebiyyullah (sallallahü aleyhi ve sellem)'in bana emrettiği işe gitmek geliyordu. Derken dışarı çıktım. Tâ ki çocukların yanına uğradım. Onlar çarşıda oynuyorlardı. Birdenbire Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) arkamda kafamı tutuverdi. Ona baktım, gülüyordu: Enescik, sana emrettiğim yere gittin mi?» dedi. — Evet! Gidiyorum ya Resûlallah! dedim
Bana Ebû Ma'n Er-Rakâşi rivayet etti. (Dediki): Bize Ömer b. Yûnus rivayet etti. (Dediki): Bize İkrime rivayet etti. (Dediki): Bize İshâk rivayet etti. (Dediki): Bize Enes rivayet etti. (Dediki): Beni annem Ümmü Enes, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e getirdi. Beni baş örtüsünün yarısını izâr, yarısını da ridâ yapmıştı. — Yâ Resûlallah! Bu oğlum Enes'cikdir. Onu sana getirdim. Sana hizmet eder. İmdi onun için Allah'a duâ et! dedi. Bunun üzerine : «Allah'ım! Bunun malını ve evlâdını çoğalt!» diye duâ etti. Enes demiş ki: Vallahi malım pek çoktur. Çocuklarım ve çocuklarımın çocuklarının sayısı ise bugün yüz civarındadır.
Bise Amru'n-Nâkıd rivayet etti. (Dediki): Bize Ömer b. Yûnus El-Yemâmi rivayet etti. (Dediki): Bize İkrime b. Ammar Ebû Keafr Yeeid b. Abdirrahman'dan rivayet etti. (Demişki): Bana Bbû Hureyre rivayet etti. (Dediki): Annem'i İslâm'a davet ediyordum. Kendisi müşrik idi. Bir gön onu davet ettim de bana Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellerri) hakkında hoşlanmadığım sözler işittirdi. Bunun üzerine ağlayarak Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellerri)'e geldim: — Yâ Resûlallah! Ben annemi İslâm'a davet ediyordum da kabulden çekiniyordu. Bugün kendisini yine davet ettim; bana senin hakkında hoşlanmadığım sözler işittirdi. İnıdi Ebû Hureyre'nin annesine hidâyet vermesi için Allah'a duâ et! dedim. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellerri): «Allah'ım! Ebû Hureyre'nin annesine hidâyet ver!» diye duâ etti. Ben Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellerri)'in duasına sevinerek çıktım. (Eve) gelerek kapıya dayandığımda onun kapalı olduğunu gördüm. Derken annem ayak seslerimi işitti ve: — Yerinde dur ey Ebû Hureyre! dedi. Bir de suyun şırıltısını işittim. Annem yıkandı, gömleğini giydi. Acele baş örtüsünü sardı. Arkacığından kapıyı açtı. Sonra şunu söyledi : — Yâ Ebâ Hureyre! Ben Allah'dan başka ilâh olmadığına şehâdet ederim. Mnhammed'in onun kulu ve Resulü olduğuna da şehâdet ederim. Ben hemen Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellerri) 'e döndüm. Sevincimden ona ağlayarak geldim: — Yâ Resûlallah, müjde! Allah senin duanı kabul etti ve Ebû Hureyre'nln annesine hidayet verdi, dedim. Bunun üzerine Allah'a hamdü sena etti. Ve hayırlı sözler söyledi. — Yâ Resûlallal»! Annemle beni mu'min kullarına, onları da bize sevdirmesi için Allah'a duâ et! dedim. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellerri): «Allah'ım! Şu kulcoğızını —yâni Ebû Hureyre'y'ı— ve annesini mu'min kullarına, mu'mİnleri de bunlara sevdir!» diye duâ etti. Artık yaratılmış hiç bir mu'min yoktu ki, beni işitsin veya görsün de beni sevmemiş olsun.
Bana Ebû Ma'n Er-Rakaşi rivayet etti. (Dediki): Bize Ömer b. Yûnus rivayet etti. (Dediki): Bize İkrime (Bu zât İbni Ammâr'dır) rivayet etti. (Dediki): Bize tshâk (bu zât İbni Abdillah b. Ebi Talha'dır) rivayet etti. Ona da Enes rivayet etmişki: Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ensâr için istiğfarda bulunmuş. Enes: Zannederim: «Ensârın zürriyetlerine ve ensârın azatlılarına» buyurdu. Bunda şekketmiyorum, demiş.
Bana Züheyr b. Harb ile Ebû Ma'n Er-Rakâşî rivayet ettiler; Lâfız Züheyr'indir. (Dedilerki): Bize Ömer b. Yûnus rivayet. etti. (Dediki): Bize İkrime b. Ammar rivayet etti. (Dediki): Bize İshâk b, Ebi Talha rivayet etti. (Dediki): Bana Enes b. Mâlik rivayet etti. (Dediki): Ümmü Süleym'in yanında yetim bir kız vardı. Ümmü Süleym Enes'in annesİdir. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bu yetim kızı görerek : «O sen misin? Hakîkaten büyümüşsün! Yaşın büyümesin!» dedi. Bunun üzerine yetim kız ağlayarak Ümmü Süleym'e döndü. Ümmü Süleym: — Sana ne oldu ey kızcağız? dîye sordu. Câriye : — Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bana yaşın büyümesin diye beddua etti. Şimdi artık benim yaşım ebediyen büyümeyecek. Yahut ömrüm uzamayacak! dedi. Ummü Süleym acele baş örtüsünü sarınarak hemen çıktı. Ve Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e rastladı. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ona : — «Ne var yâ Ummü Süleym?» diye sordu. O da: — Ya Nehiyyallah! Sen benim yetim kızıma beddua mı ettin? dedi. — «Neymiş o yâ Ummü Süleym?» buyurdular. Ümmü Süleym : — Ona yaşı büyümesin ve ömrü uzamasın diye duâ ettiğini söyledi, dedi. Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) güldü. Sonra şöyle buyurdular : — «Yâ Ummü Süleym! Bilmez misin ki benim Rabbime şartım vardır. Ben Rabbime şart koştum da, şöyle dedim: Ben ancak bir beşerim. Beşerin razı olduğu gibi razı olur; beşerin kızdığı gibi kızarım. İmdi ümmetimden herhangi biri aleyhine hak etmediği halde duada bulunursam, bunu onun için bir temizlik suyu, bir zekât ve kıyamet gününde onu kendisiyle Allah'a yaklaştıracak bir ibâdet yapmalısın, dedim.» Ebû Ma'n hadîsin üç yerinde de yetime kelimesini ismi tasğirle yuteyyime okumuştur.
Bize Muhammed b. Sabbâh ile Züheyr b. Harb rivayet ettiler. (Dedilerki): Bize Ömer b. Yûnus rivayet etti. (Dediki): Bize İkrime b. Ammar rivayet etti. (Dediki): Bize İshâk b. Abdillah b. Ebi Talha rivayet etti. (Dediki): Bize Enes b. Mâlik rivayet etti. —Enes bu zâtın amcasıdır.— (Dediki): Resûlulllah (Sallallahu Aleyhi ve Selleın) şöyle buyurdular: «Allah'ın, tevbe ettiği vakit kulunun tevbesine sevinmesi, birinizin devesi üzerinde çorak bir yerde bulunup, devesi kaçtığı, üzerinde de yiyeceği içeceği bulunduğu ve ondan ümidini kestiği, nihayet bir ağaca gelerek gölgesinde yattığı, devesinden ümidini kestiği, o bu halde iken aniden deve karşısına dikiliverdiği ve yedeğinden tuttuğu, sonra sevincinin şiddetinden: — Allahım! Sen benim kulum, ben de senin Rabbinim, dediği; sevincinin şiddetinden yanıldığı zamanki sevincinden daha çoktur.»
Bize Nasr b. Ali El-Cahdamî ile Zûheyr b. Harb rivayet ettiler. Lâfız Züheyr'indir. (Dedilerki): Bize Ömer b. Yûnus rivayet etti. (Dediki): Bize İkrime b. Ammar rivayet etti. (Dediki): Bize Şeddâd rivayet etti. (Dediki): Bize Ebû Ümâme rivayet etti. (Dediki): Bir defa Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) mescidde bizde beraberinde oturmakta iken anîden bir adam gelerek : — Yâ Resûlallah! Ben hadde isabet ettim. Onu bana tatbik ediver! dedi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona cevap vermeden sükût buyurdu. Sonra adam sözünü tekrarlayarak: — Yâ Resûlallah! Ben hadde isabet ettim. Onu bana tatbik ediver! dedi. Yine sükût buyurdular. Namaz kılındı. Ebû Ümâme demişki: Nebiyyullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) oradan ayrılınca bu zat Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çekildiği anda peşine takıldı. Ben de bu adama ne cevap vereceğini göreyim diye Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in peşine takıldım. Derken adam Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e yetişerek : — Yâ Resûlallah! Ben hadde isabet ettim. Onu hana tatbik ediver! dedi. Ebû Ümâme şunu söylemiş: Bunun üzerine Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona : «Ne dersin, evinden çıktığın vakit güzelce abdest aldın değil mi?» diye sordu. Adam: — Hay hay ya Resûlallah! dedi. «Sonra bizimle beraber namazda bulundun değil mİ?» dedi. Adam: — Evet yâ Resûlallah! cevabını verdi. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ona: «işte Allah haddini sana bağışladı. —Yahut günahını sana bağışladı.—» buyurdular.