Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2127, sondan 4110. ayet; 17. sure ve İsrâ Suresinin 98. ayetidir. İsrâ Suresi 98. ayetinin kelime sayisi 14, harf sayısı 71 ve toplam ebced değeri ise 5810 olarak hesaplanmıştır. İsrâ Suresinin toplam ebced değeri 473063 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Bu, onların cezasıdır. Çünkü onlar âyetlerimizi inkâr ettiler ve, “Biz bir yığın kemik, bir yığın ufantı olduktan sonra mı yeniden bir yaratılışla diriltilecekmişiz, biz mi?” dediler.
Putperestlerin kendi bâtıl inançlarında ısrar etmeleri, İslâm’a ve müslümanlara karşı düşmanca tutumlarını sürdürmeleri Hz. Peygamber’i derinden üzüyor; bu sebeple onların mutlaka müslüman olmalarını arzuluyor; onca delile ve gösterdiği gayrete rağmen bu hususta sonuç alamaması üzüntüsünü daha da arttırıyordu. Bu üzüntüsü dolayısıyla Hz. Peygamber’i teselli maksadı taşıyan 97. âyette risâletin mahiyeti üzerinde akıl ve insaf ölçülerinde düşünüp taşınacakları yerde, duygularına kapılıp inkârda inat edenlere Allah’ın hidayet nasip etmeyeceği, O’nun sapkınlıkla başbaşa bıraktıklarına, peygamber de dahil olmak üzere hiç kimsenin yardım edemeyeceği, kurtuluş sağlayamayacağı bildirilmektedir (İbn Âşûr, XV, 214-215). Ayrıca, Allah’ın âyetlerini ve öldükten sonra tekrar dirilmeyi alaycı bir tavırla inkâr eden dik başlı müşriklerin âhirette nasıl yüzüstü sürünerek, aşağılık bir görüntü içinde mahşer yerine getirilecekleri; dünyada iken İslâm ve müslümanlar karşısında her türlü haksız ve insafsız sözleri sarfetmelerinin, yaymalarının, bu uğurda faaliyet göstermelerinin bir cezası olarak mahşerde kör, dilsiz ve sağır bırakılacakları, nihayet varıp kalacakları yerin cehennem olduğu ve orada hiç azalmayan bir azapla cezalandırılacakları ifade edilmektedir.
Mehmet Okuyan
Ayetlerimizi inkâr etmeleri ve “Biz kemik ve ufalanmış toprak olmuşken mi yepyeni bir varlık olarak mı diriltilecekmişiz?” demeleri nedeniyle cezaları işte budur.
Benzer mesajlar: Ra‘d 13:5; İsrâ 17:49; Meryem 19:66; Mü’minûn 23:35, 82; Neml 27:67; Secde 32:10; Yâsîn 36:78; Sâffât 37:16, 53; Duhân 44:35; Kâf 50:3, 15; Vâkı‘a 56:47; Teğâbun 64:7; Nâzi‘ât 79:11
Bu ayette “sebep-sonuç” ilişkisi vardır. vahyi/ayetleri ve ahireti inkâr etmek “sebep”, cehennem/ceza ise “sonuç”tur.
Bayraktar Bayraklı
İşte onların bu cezası, âyetlerimizi inkâr etmiş olmalarından ve “Biz kemik ve ufalanmış toprak olduğumuz zaman da mı, yeniden yaratılarak dirileceğiz?” demelerindendir.
Onların, cezalandırılmalarının nedeni, ayetlerimizi inkâr etmelerinden ve “Biz bir yığın kemik ve ufalanmış toz haline geldikten sonra mı yeni bir yaratılışla diriltilecekmişiz?” diye alay etmeleridir.
Bu (azap), şüphesiz onların, ayetlerimizi inkâr etmelerine ve: "Biz (ölüp kabre gömülüp kuru) kemikler halini aldıktan, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi (çürüyüp yok olmanın ardından) yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" demelerine karşılık (uygun) cezalarıdır. (Bunu hak etmişlerdir.)
Bu onların mesajlarımızı inkâr edip ve “Demek biz kemiğe, toza, toprağa dönüştükten sonra, gerçekten yepyeni bir yaratma biçimiyle diriltileceğiz, öyle mi?” demelerinden dolayıdır.
Âyetlerimizi, kâinattaki kudretimizi, birliğimizi gösteren açık delilleri inkârda ısrar edip küfre saplanmaları,
“Sahi bizler, bir kemik yığını ve kokuşmuş toz toprak olduktan sonra mı, yepyeni bir yaratılışla mı, yeniden diriltileceğiz?” demeleri sebebiyle cezaları budur.
Bu, ayetlerimizi inkar etmelerine ve: "Kemikler ve ufalanmış toz haline geldikten sonra mı, biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" demelerine karşılık onların cezalarıdır.
Bu, şüphesiz, onların ayetlerimizi inkar etmelerine ve: 'Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?' demelerine karşılık cezalarıdır.
Bu, onların cezasıdır; çünkü onlar, âyetlerimizi inkâr ettiler ve şöyle dediler: “- Biz, bir yığın kemik ve ufalanmış toz olduğumuz zaman mı, gerçekten yeni bir yaratılışla diriltileceğiz!...”
Bu, onlar için (hak olan) bir cezadır. Çünkü onlar ayetlerimizi inkâr ettiler. Ve: “Biz kemikler ve toz toprak olduğumuz zaman mı yeni bir şekilde dirileceğiz?” dediler. (Yani, Allah’ı ve ahireti inkâr ettiler.)
İşte onların cezaları budur. Çünkü ayetlerimizi yalanladılar ve: “Biz kemik ve toz haline dönüştükten sonra diriltilerek yaratılışın yeni bir aşamasına mı geçeceğiz?” dediler.
Cezaları işte budur! Çünkü onlar, âyetlerimizi inkâr etmişler ve: «Sahi bizler, bir kemik yığını ve kokuşmuş toprak olduktan sonra yeni bir yaratılışla diriltilmiş mi olacağız?» demişlerdir.
Bu onların cezasıdır! Çünkü onlar, âyetlerimizi inkâr etmişler ve: "Sahi bizler, bir yığın kemik ve ufalanmış toz olduğumuz zaman mı, yeni bir yaratılışla diriltilmiş olacağız?" demişlerdir.
O onların cezalarıdır, çünkü onlar âyetlerimize küfrettiler de: ya biz bir yığın kemik olduğumuz ve ufalanıp tozduğumuz vakıt mı, biz mi cidden yeni bir hılkatle ba'solunacağız? Dediler
Bu, onların cezasıdır. Çünkü, onlar âyetlerimizi tanımayarak kâfir oldular, «Bir yığın kemik ve kırıntı olunca mı, hakıykaten biz mi yeni bir yaratılışla diriltilecekmişiz?» dediler.
İşte bu, onların cezâsıdır; çünki onlar, âyetlerimizi inkâr ettiler ve: “(Biz) bir kemik yığını ve ufalanmış bir toprak hâline geldiğimiz zaman mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltilecek kimseleriz?” dediler.(2)
(2)“O’nun kudretinde noksan yoktur. En büyük ve en küçük şeyler, ona nisbeten birdirler. Bir baharı halk etmek (yaratmak), bir çiçek kadar kolaydır. Evet bir Kadîr ki: Şu âlem; bütün güneşleri, yıldızları, avâlimi (âlemleri), zerrâtı (zerreleri), cevâhiri (cevherleri) nihâyetsiz lisanlarla O’nun azametine(büyüklüğüne) ve kudretine şehâdet eder. Hiçbir vehim ve vesvesenin hakkı var mıdır ki, haşr-i cismânîyi (cismiyle diriltilmeyi) o kudretten istib‘âd etsin (uzak görsün)!” (Sözler, 29. Söz, 201-202)
İlyas Yorulmaz
İşte, bu cezanın sebebi, onların ayetlerimizi inkâr edip kabullenmemeleri ve “Biz kemik yığını olup, toprağın içinde un ufak haline geldikten sonra, yeni bir yaratılışla mı yaratılacağız?” demelerindendir.
Şüphesiz bu; onların ayetlerimizi inkâr etmelerine ve “Biz kemikler haline geldikten, toprak olup ufalandıktan sonra, gerçekten biz yeni bir yaratılışla mı diriltileceğiz?” demelerine karşılık cezadır.
İşte, zâlimlerin cezası budur! Çünkü onlar, hem ayetlerimizi inkâr etmiş, hem de “Biz mezara girip kemik ve toz yığını hâline geldikten sonra mı yeniden yaratılıp diriltileceğiz, öyle şey olmaz!” demek sûretiyleâhiretin varlığını, dolayısıyla Allah’ın adâletini inkâr etmişlerdi.
Onların, bizim âyetlerimizi inkâr ettikleri ve “Gerçekten biz mi, bir yığın kemik ve ufalanmış toprak olduğumuz zaman mı, yeni yaratılış üzere yeniden diriltileceğiz?“ dedikleri sebebiyle bu onların cezasıdır.
Şüphesiz bu, onların âyetlerimizi inkâr etmelerinin ve: “Biz kemik haline geldikten ve toprak olup ufalandıktan sonra diriltilerek yaradılışın yeni bir aşamasına mı geçeceğiz?” demelerinin cezâsıdır.1
1 Bu âyet, 49. âyetteki kâfirlere ait ifâdelere cevap niteliğindedir.
Muhammed Esed
Bu, onların mesajlarımızı inkar ederek ve “Demek, biz kemiğe, toza-toprağa dönüştükten sonra gerçekten yepyeni bir yaratma eylemiyle diriltileceğiz, öyle mi?” 113 diyerek hak ettikleri bir karşılık olacak.
Bu onların, bizim ayetlerimize inanmamaları ve “Biz kemik yığını haline gelip toza toprağa karıştıktan sonra, yeni bir yaratılışla tekrar mı diriltileceğiz” demelerinin cezasıdır. 2/39, 6/26...28-93, 13/5, 36/77...79
Bu onların, Bizim âyetlerimizi inkârda ısrar etmelerinin ve “Ne yani, şimdi biz kemiğe, toza-toprağa karıştıktan sonra yepyeni bir yaratılışla tekrar mı diriltileceğiz?” demelerinin bir karşılığı olacak.
Bu onların cezasıdır. Çünkü onlar Bizim âyetlerimizi inkar ettiler ve dediler ki, «Biz birtakım kemikler ve parçalanmış nesneler olduğumuz vakit mi, biz mi yeni bir yaratılmış olarak diriltileceğiz?»
İşte onların cezaları budur! Çünkü onlar âyetlerimizi inkâr ediyorlar ve: “Bir kemik yığını ve ufalanan kırıntı haline geldikten sonra mı biz diriltilip yeniden yaratılacağız! ” diye dinle alay ediyorlardı.
İşte cezaları budur. Çünkü onlar, ayetlerimizi inkar ettiler ve: "Biz kemikler ve ufalanmış toprak haline geldikten sonra mı, biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?" dediler.
Ayetlerimizi görmezlikten gelmelerine karşılık onlara verilen ceza budur. Bir de şöyle demişlerdi: “Kemikler haline gelmiş ve param parça olmuşken mi? Yani o durumdayken gerçekten biz yeni bir yaratılışla ayağa mı kalkacağız?”
Bu, ayetlerimizi inkar etmeleri ve “Kemik haline gelip, ufalanıp toprak olduktan sonra yeni bir yaratılışla tekrar mı diriltileceğiz?” demeleri sebebiyle onların cezasıdır.
Bu onların cezasıdır; çünkü onlar âyetlerimizi inkâr etmişler ve “Biz kemik olup toza toprağa karıştıktan sonra mı yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?” demişlerdi.
Cezaları işte budur. Çünkü ayetlerimizi inkâr ettiler ve şöyle dediler: "Biz, bir kemik yığını olduktan, un-ufak hale geldikten sonra mı, sahi bundan sonra mı, yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?"
şol cezāsıdur anlaruñ andan ötürü kim bayıķ anlar kāfir oldılar āyetlerümüze daħı eyittiler “ol vaķt kim olduķ süñükler daħı uvanmış süñükler bayıķ biz mi dirildinilmişlerüz diriltmek yiñi?”
Ol anlaruñ cezālarıdur andan ötürü kim kāfir oldılar bizüm āyetlerümüze. Daḫı eyitdiler: Ḳaçan ki biz ölürüz, çürümiş süñük oluruz. İkinci biztürbe durup, dirilüp yiñi yaradılur mı‐y‐uz? didiler.