Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2595, sondan 3642. ayet; 21. sure ve Enbiyâ Suresinin 112. ayetidir. Enbiyâ Suresi 112. ayetinin kelime sayisi 10, harf sayısı 43 ve toplam ebced değeri ise 2560 olarak hesaplanmıştır. Enbiyâ Suresinin toplam ebced değeri 351301 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
قال رب احكم بالحق وربنا الرحمن المستعان على ما تصفون
Müşrikler, özellikle onların ileri gelenleri, sırf kendi bâtıl dinlerini ve onun sayesinde sahip oldukları toplumsal statülerini, ekonomik ayrıcalıklarını koruma güdüsüyle Kur’an’ı sihir, hayal mahsulü, şiir, efsane, uydurma gibi vasıflarla nitelemek suretiyle onun kitleler üzerindeki tesirini kırmaya çalışıyorlardı; Allah hakkında da bâtıl sözler söylüyor, O’na ortak koşuyor ve Allah’ın çocuk sahibi olduğunu iddia ediyorlardı. Hz. Muhammed hakkında ise sihirbaz, şair, mecnun, kâhin gibi onun şanına yakışmayacak çirkin nitelemelerde bulunuyorlardı. Bu haksız ve çirkin isnatlar karşısında Hz. Peygamber hâkimler hâkimi olan Allah’ın merhametine ve yardımına sığınarak kavmi ile kendisi arasında hak ile hükmetmesini istemiştir.
Başka bir anlayışa göre müşrikler, müslümanların ileride zillet ve mağlûbiyete uğrayacaklarını, kısa zamanda zayıflayacaklarını, sonra da İslâm’ın büsbütün ortadan kalkacağını umuyorlardı. Onların bu temennilerine karşı Hz. Peygamber de Allah’ın merhametine sığınıp yardımına güveniyordu, kimin galip kimin mağlûp olacağına dair hükmü Allah’ın vermesini diliyordu. Müfessirler Allah Teâlâ’nın Hz. Peygamber’in duasını kabul buyurduğunu ve müşriklere ilk genel cezayı Bedir Savaşı’nda verdiğini ifade etmişlerdir.
Mehmet Okuyan
Rabbim! (Onlar hakkında) adaletinle hükmünü ver! Bizim Rabbimiz, sizin anlattıklarınıza karşı yardımı umulan Rahmân’dır.” demişti.
Ayetteki [el-müste‘ânu] kelimesi bir kez de Yûsuf 12:18’de yer almakta ve “yardım istenilecek makam” anlamına gelmekte, bir peygamber duruşu bu şekilde ümmete de öğretilmiş olmaktadır. Zira Fâtiha 1:5’te de evrensel anlamda dile getirildiği gibi, “kendisinden yardım istenecek yegane kudret Yüce Allah’tır” ve Hz. Muhammed de işte bunu dile getirmiştir.
Bayraktar Bayraklı
Muhammed şöyle dua etti: “Ey Rabbim, onlar hakkında adâletle hükmünü ver! Bizim Rabbimiz, Rahmân'dır. Sizin anlattıklarınıza karşı yardımı umulandır.”[338]
Dedi ki: “Rabbim (aramızda) Hakk ile (adaletle) hükmet. Bizim Rabbimiz, sizin her türlü nitelendirmelerinize karşı yardımına sığınılan Rahman (olan Allah) dan (başkası değildir.) ”
Ey Rabbim! Benimle bu yalanlayanlar arasında hakça hüküm ver. Bizim Rabbimiz, sizin her türlü nitelendirmelerinize karşı, yardımına sığınılan Rahman olan Allah'tır.
“Rabbim, onlar hakkında hakkaniyetle, adâletle hükmünü ver, icraat yap. Bizim Rabbimiz Rahmet sahibi Rahman olan Allah'tır. İsnat ettiğiniz yakıştırmalarınıza karşı, yardımına sığınılacak olandır.” de.
(Hz. Peygamber şöyle) dedi: “- Ey Rabbim! Benimle Mekke halkı arasında adaletle hüküm ver. Rabbimiz o rahmândır ki, isnad ettiğiniz (yalan) vasıflarınıza karşı yardımına sığınılan ancak O'dur.”
[Bu mesaj ve uyarılara rağmen, onlar peygambere kulak vermediler.] O da: “Ey Rabbim! Sen hak ile hükmünü ver. Ve sizin nitelemenize karşı tek yardım dileyeceğim yer, her şeyin razık ve sahibi olan Rabbim’dir” dedi.
(Peygamber) dedi ki: “Ey Rabbim! (Onlarla aramızda) adaletle hüküm ver! Bizim Rabbimiz, sizin bunca isnat ve iftiralarınıza karşı yegâne sığınılacak Rahman (olan Allah)'dır.”
Müşriklerin anlattığı durum, güya ileride müslümanların uğrayacağı zillet ve mağlûbiyet durumu idi. Onlar, akıllarınca, kısa zamanda müslümanların zayıflayacağını, sonra da İs-lâm’ın büsbütün ortadan kalkacağını savunuyorlardı. Âyetten anlaşıldığı üzere Hz. Peygamber, onların bu temennilerine karşı Allah’ın yardımına güveniyordu. Başka bir yoruma göre, müşriklerin anlattıkları durumdan maksat, onların, Kur’an’ı «sihir, hayal mahsulü, uydurma» gibi vasıflarla nitelemeleridir, işte Hz. Muhammed (s.a.), onların bu bühtanları karşısında Kur’an’ı muzaffer kılmak için Allah’a sığınıyor ve O’nun yardımına güveniyordu.
Edip Yüksel
De ki, "Rabbim, hükmünü gerçekleştir. Sizin yakıştırdıklarınıza karşı sadece Rahman olan Rabbimizden yardım istenir."
Kuran'ın matematiksel yapısı, bu kelimenin dili geçmiş zaman kipi değil, emir kipi olması gerektiğini ortaya çıkarmıştır. Nitekim en eski Kuran nüshaları ve hatta dünyanın bir çok ülkesinde basılan modern Kuran nüshaları bu tezimizi destekler. Ayrıca 108. ayetten itibaren okuduğunuzda, metnin ifadesindeki akıştan bu kelimenin "Deki" değil, "De" olmasının daha uygun düştüğünü göreceksiniz. Kuran'da yaratıklar için kullanılan "Dediler" kelimesi ile Tanrı'nın emirlerini bildiren "De" kelimesi eşit olarak 332'şer kez geçer.
Elmalılı Hamdi Yazır
(Hz. Peygamber şöyle) dedi: "Ey Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet ve Rabbimiz O Rahmân'dır ki, isnad ettiğiniz (yalan) vasıflarınıza karşı yardımına sığınılacak olan ancak O'dur. "
(Peygamber) dedi: «Yârab, sen (benimle o tekzîb edenlerin arasını) hak ile hükmet. Bizim Rabbimiz; O çok esirgeyen (Allah) dır ki sizin vasf (-ü isnâd) edegeldiklerinize karşı (yegâne) sığınılan Odur».
(Peygamber:) “Rabbim! (Müşriklerle aramızda) hak ile hüküm ver! BizimRabbimiz, Rahmân (pek merhametli olan)dır, sizin isnâd etmekte olduğunuz vasıflara karşı(kendisinden) yardım istenendir” dedi.
Deki “Rabbim (inkâr edenler ile aramızda) hak ile hükmet. Sizin, bizim aleyhimizde vasfettiklerinize karşı yardımına sığınılacak tek makam, Rabbimiz olan Rahmandır.”
Peygamber dedi: Yâ Rab! Benimle Kureyş arasında hak ile hükmet. Rabbimiz esirgeyen Tanrıdır. Sizin dediğiniz kötü sıfatlara karşı ondan yardım ve inayet istemekteyiz.
“Ey Rabb’im!” dedi, “Artık, adâletinle aramızda hükmünü ver!” Ve inkârcılara seslenerek, “Ey zâlimler!” diye haykırdı, “Bizim Rabb’imiz, tövbe eden kullarını bağışlayan sonsuz kudret ve merhamet sahibi Rahmân’dır!Sizin, “Allah kendisine ortaklar edinmiştir!” “O, kitap ve Peygamber göndermez, insanı başıboş bırakmıştır!” “Bizleri öldükten sonra dirilip hesaba çekmeyecektir!” “İnsanı herhangi bir ahlâkî kayıtla sınırlandırmamıştır!” diyerek, Allah hakkında uydurduğunuz iftiralar karşısında, ancak O’nun yardımına sığınırız biz!”
(Bütün bunlardan sonra Muhammed de): “Ey Rabbim! (Aramızda) âdil kanunlarınla hükmet. (Ey kâfirler!) Bizim Rabbimiz, sizin her türlü (keyfi) tanımlamalarınızdan kendisine sığınılan ve Rahman (olan Allah)’tır.” dedi.
De ki: 106 “Ey Rabbim! (Aramızda) hakça hüküm ver!” Yine [de ki:] “Rabbimiz Rahmân, sizin [O'na ilişkin] tüm tanımlama gayretlerinize karşı 107 yardımına başvurulabilecek yegane [Hakim]dir!”
Dedi ki: Rabbim, aramızda hak ile hükmet. Sizin bu çirkin yakıştırmalarınızdan kendisine sığınılacak tek merci, Rahman olan Rabbimizdir. 2/272- 281, 3/185, 4/40, 7/8- 9, 18/49, 21/47,
(Allah’a yönel ve) de ki:[2785] “Rabbim! Aramızda hakkaniyetle hüküm ver!” (Onlara dön) ve (de ki): “Kendisine yakıştırdığınız tüm (gerçek dışı) nitelemelere karşın kendisinden yardım istenecek tek merci, (yine) O sınırsız merhamet sahibi olan Rabbimizdir.”
Mustafa İslamoğlu Enbiyâ Suresi 112. Ayet Açıklaması
[2785] 4. âyete düştüğümüz nottaki gerekçelerle, bu kelime de hem emir kipiyle (kul: de) hem de fiil kipiyle (kâle: dedi) şeklinde okunmuştur. Allah Rasûlü’ne burada demesi öğütlenen ifadenin bir benzeri için bkz: 7:89.
Ömer Nasuhi Bilmen
Dedi ki: «Yarabbi! Hak ile hükmet. Ve bizim çok esirgeyici olan Rabbimizdir. Ancak sizin vasfedegeldiklerinize karşı kendisinden yardım istenilecek olan (zat).»
Kâfirler İslâm’ın köpük gibi sönüp gitmesini gözlüyorlardı. Onların bu beklentilerine, bu isnatlarına karşı Resulullah Efendimiz Cenab-ı Allah’ın yardımını ümitle bekliyordu. Muhtemel ikinci mânaya göre kâfirler Kur’ân hakkında iftiralarda bulunarak “şiir, büyü, efsane” diyorlardı. Hz. Peygamber onların bu iftiralarına karşı Kur’ân’ı galip kılması için Allah’a yöneliyordu. İslâm aleyhinde, benzeri propagandalara mâruz kalan müminlerin yapacakları niyaz bu olmalıdır. Müsteân: “Kendisinden yardım istenilen” demektir.
Süleyman Ateş
(Allah'ın Resulü) Dedi: "Rabbim (aramızda) hak ile hükmet, Rabbimiz çok merhamet edendir. Sizin nitelendirdiğinize (iftiralarınıza) karşı O'nun yardımına sığınılır (O, bizi her tehlikeden korur)!"