Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3072, sondan 3165. ayet; 26. sure ve Şu'arâ Suresinin 140. ayetidir. Şu'arâ Suresi 140. ayetinin kelime sayisi 5, harf sayısı 21 ve toplam ebced değeri ise 734 olarak hesaplanmıştır. Şu'arâ Suresinin toplam ebced değeri 392049 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu ayetle aynı/benzer 7 ayet daha bulunmaktadır. Bunlar; 26:9, 26:68, 26:104, 26:122, 26:159, 26:175, 26:191 ayetleridir. Bu sure طسم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ط (0) س (0) م (1) bulunuyor.
Müşrikler Hûd aleyhisselâmın uyarılarına kulak vermediler; öğüt vermesiyle vermemesi arasında bir fark bulunmadığını kendisine ifade ettiler. Müfessirler 137. âyette “yol” anlamında tercüme ettiğimiz huluk kelimesindeki kıraat farkını da dikkate alarak âyetten kastedilenin ne olduğu hakkında farklı yorumlarda bulunmuşlardır: a) Şu yaptıklarımız veya sahip olduğumuz din, ilk atalarımızdan beri sürüp gelen bir gelenektir, bundan dolayı herhangi bir ceza görmeyiz. Sen bizi atalarımızın tapmış olduğu tanrılardan uzaklaştırmak istiyorsun, bunu kabul etmeyiz. b) Senin iddia ettiğin peygamberlik, getirdiğin şu din ve “İnsanlar öldükten sonra yeniden diriltilecek” şeklindeki iddian, geçmişlerin yalan ve uydurmalarıdır. c) Bizim hayatımız öncekilerin hayatı gibidir, yaşarız, ölürüz. Öncekiler nasıl öldüler bir daha dirilmedilerse biz de yaşayıp öleceğiz, bir daha dirilmeyeceğiz (krş. Taberî, XIX, 97-98; İbn Âşûr, XIX, 172-174; Âd kavmi hakkında bilgi için bk. A‘râf 7:65; Hûd 11:50).
(1)“Sûre-i طٰسٓمٓ*de اِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعاَز۪يزُ الرَّح۪يمُ [Muhakkak ki, Azîz (kudreti dâimâ üstün gelen), Rahîm (çok merhamet eden) elbette ancak Rabbindir] âyeti, o sûrede hikâye edilen peygamberlerin necatlarını (kurtuluşlarını) ve kavimlerinin azablarını, kâinâtın netîce-i hılkati (yaratılışının netîcesi) hesâbına ve rubûbiyet-i âmmenin (Allah’ın umum kâinattaki terbiye ediciliğinin) nâmına o binler hakīkat kuvvetinde olan âyeti tekrâr etmek, Rahîmiyet ve izzet-i Rabbâniyenin o zâlim kavimlerin azâbını ve Rahîmiyet-i İlâhiyenin dahi enbiyânın (peygamberlerin) necatlarını iktizâ ettiğini (gerektirdiğini)ders vermek için binler def‘a tekrâr olsa yine ihtiyaç ve iştiyak var ve îcazlı (kısa) ve i‘cazlı (mu‘cize) bir ulvî (yüce) belâgattır (yerinde ifâdedir).” (Şuâ‘lar, 11. Şuâ‘, 236)Ayrıca Kur’ân’daki tekrarların hikmeti için, bakınız; (Şuâ‘lar, 11. Şuâ‘, 233-241; Mesnevî-i Nûriye, Katre, 206-208)
Oysa senin Rabb’in, sonsuz kudret ve merhamet sahibidir.İşte, inananlarla inkâr edenler arasında süregelen amansız mücâdeleyi gözler önüne seren ve zâlimleri nasıl bir felâketin beklediğini haber veren bir başka tarihi olay: