Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 390, sondan 5847. ayet; 3. sure ve Âl-i İmran Suresinin 97. ayetidir. Âl-i İmran Suresi 97. ayetinin kelime sayisi 25, harf sayısı 98 ve toplam ebced değeri ise 5869 olarak hesaplanmıştır. Âl-i İmran Suresinin toplam ebced değeri 1056696 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (19) ل (12) م (8) bulunuyor.
Arapça Metin
فيه ايات بينات مقام ابرهيم ومن دخله كان امنا ولله على الناس حج البيت من استطاع اليه سبيلا ومن كفر فان الله غني عن العالمين
Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim[97] vardır. Oraya kim girerse, güven içinde olur. Yolculuğuna gücü yetenlerin haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse (bu hakkı tanınmazsa), şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir. (Kimseye muhtaç değildir, her şey O’na muhtaçtır.)
“Apaçık deliller” anlamına gelen “âyâtün beyyinât” tamlamasını müfessirler, Hz. İbrâhim’in makamı, buraya girenlerin her türlü tecavüzden korunmuş olmaları, gitmeye gücü yetenlerin o evi ziyaret etmeleri, Hacerülesved, Safâ ile Merve, Zemzem ve diğer alâmetler gibi mânalarla açıklamışlardır (Kurtubî, IV, 139; Reşîd Rızâ, IV, 7 vd.). Bir kısmına âyetin devamında değinilen bu deliller, Kâbe’nin yeryüzünde yapılmış ilk mâbed olduğunu gösteren alâmetlerdir. Nitekim Hz. Peygamber’den binlerce sene önce yaşamış ve peygamberlerin babası olarak bilinen Hz. İbrâhim’in buradaki makamının bilinmesi ve bu bilginin nesilden nesile aktarılmış olması, buraya girenlerin her türlü tecavüzden korunmuş olmaları geleneğinin Hz. İbrâhim’in zamanından beri kesintisiz devam etmiş olması, insanların Kâbe’yi tavaf etmelerinin onun zamanında başlamış olması, buranın ilk mâbed olduğunu gösteren delillerdir (âyetler). Kâbe’de tavafın başlangıç noktasını belirleyen Hacerülesved ile sa‘yin başlangıç ve bitiş yerlerini gösteren Safâ ve Merve tepeleri de Hz. İbrâhim’in zamanından beri bilinen alâmetlerdir. Zemzem ise Hz. İbrâhim’in oğlu İsmâil’in ağlarken ayağını vurduğu yerden çıktığı rivayet edilen ve o günden beri var olan bir sudur.
İbrâhim’in makamı (makam-ı İbrâhim), Hz. İbrâhim’in Kâbe’yi inşa ederken veya insanları hacca çağırırken üstüne bastığına ve üzerine ayak izlerinin çıktığına inanılan taş veya taşın bulunduğu yerdir (Râzî, IV, 48; Elmalılı, I, 493). Bundan maksat, “Mescid-i Harâm’ın tamamıdır” diyenler olduğu gibi, “Hacerülesved’dir” diyenler de vardır (İbn Kesîr, II, 65; bilgi için ayrıca bk. Bakara 2:125).
İçinde Kâbe’nin yer aldığı haram (yasak) bölgede emniyette olma, genellikle, burada her türlü mal ve can güvenliğinin sağlanmış, bitki örtüsünün korunması dahil –ilke olarak– canlıların öldürülmesinin yasaklanmış olması anlamıyla açıklanmıştır. Kâbe inşa edildiği günden itibaren insanların son derece saygı gösterdikleri bir mâbed olagelmiştir. Mevdûdî’nin ifadesine göre İslâm’dan önce bütün Arabistan’da 2500 yıldan beri süregelen karışıklık ve düzensizliğe rağmen Kâbe ve çevresinde barış ve emniyet hüküm sürmüştür (I, 247). Kâbe’nin kutsiyeti insanlar üzerinde o derece saygı uyandırmıştır ki Câhiliye döneminin en karanlık günlerinde birbirlerinin amansız düşmanı olan insanlar bile onun içerisinde düşmanlarına saldırmamışlardır. Nitekim başka âyetlerde bu hususa özel olarak değinilmiştir (krş. Kasas 28:57; Ankebût 29:67; Kureyş 106:4). Hz. Peygamber de göklerin ve yerin yaratıldığı günden itibaren Mekke’nin harem (korunmuş) belde olduğunu, kıyamete kadar böyle devam edeceğini bildirmiştir. Orada herkes mal emniyetine sahip olduğu gibi, hayvanlar ve bitkiler dahil her canlı güvenlik içindedir (Müslim, “Hac”, 445-448). Ancak akrep ve benzeri zararlı hayvanlar bunun dışındadır. Ayrıca Kâbe’nin varlığı sebebiyle Arabistan’da yılda dört ay (zilkade, zilhicce, muharrem ve receb) barış sağlanmış, bu süre içerisinde kimsenin kimseye saldırmamasına özen gösterilmiştir (Mâide 5:97; Tevbe 9:36; Mekke Haremi ve hükümleri hakkında bilgi için bk. Salim Öğüt, “Harem”, DİA, XVI, 127-132).
“Bir yere gitmeyi veya bir işi yapmayı kastetmek” anlamına gelen hac kelimesi dinî bir terim olarak “belirli bir zamanda Arafat’ta bulunmak (vakfe) ve Kâbe’yi tavaf etmek (usulüne uygun olarak çevresinde dönmek) suretiyle yerine getirilen ibadet”i ifade eder. Bu âyet haccın müslümanlara farz olduğunun delilidir. “Yoluna gücü yetenler, hacca gitme imkânına sahip olanlar” demektir. Bu imkân ise “sağlığın elverişli olması, gidip gelmek için yetecek kadar para ve yol güvenliğinin bulunması” anlamına gelir. Hz. Peygamber de bu imkâna sahip olan kimseye ömründe bir defa Kâbe’yi ziyaret etmenin farz olduğunu bildirmiştir (bk. Müslim, “Hac”, 412).
“Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnidir” cümlesinin ilk kısmını “kim haccı inkâr ederse” şeklinde anlayanlar bulunmakla beraber, müfessirlerin çoğunluğu buradaki kefere fiilini “nankörlük etmek” anlamında alarak bu kısmı “kim gücü yettiği halde nankörlük edip hac ibadetini yerine getirmezse” şeklinde yorumlamıştır. Buna göre âyette imkân sahibi olduğu halde hacca gitmeyen kimsenin çok büyük bir günah işlemiş, Allah’ın buyruğuna karşı isyankârlık etmiş olacağına işaret edilmektedir (Elmalılı, II, 1149). Yüce Allah insanların yardımına muhtaç olmadığı gibi ibadetlerine de muhtaç değildir. Aksine ibadetler insanları ruhen ve mânen yüceltmek, Allah katındaki değerini arttırmak için farz kılınmıştır. Hac ibadetinin de gerek dünyevî gerekse uhrevî faydaları kullara yöneliktir. Allah, kullarından yardım ve menfaat beklemekten yücedir (hac hakkında bilgi için bk. Bakara 2:196-203).
Mehmet Okuyan
Onda apaçık deliller, (örneğin) İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren güvende olur. Yoluna gücü yetenlerin o Evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerindeki bir (hakkı)dır. Kim (haccın farz olduğunu) inkâr ederse, şüphesiz ki Allah bütün âlemlerden zengindir (muhtaç değildir).
Mehmet Okuyan Âl-i İmran Suresi 97. Ayet Açıklaması
Hac ibadeti müslümanlar için farzdır. Ancak burada kullanılan [‘ale’n-nâsi] (insanlar üzerinde) ifadesi ile haccın Allah’ın bütün insanlar üzerindeki hakkı olduğu belirtilmiştir.
Bayraktar Bayraklı
Orada apaçık işaretler vardır ve İbrâhim'in makamı oradadır. Oraya giren güvende olur. Oraya gitmeye gücü yetenlerin Beyt'i haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Hakikati inkâr edenlere gelince, bilsinler ki Allah, yarattığı âlemlerden bağımsızdır; her bakımdan kendine yeterlidir.[57]
[57] Mekke ve Kâbe hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, IV, 246-257.
Erhan Aktaş
Orada apaçık ayetler vardır.¹ İbrahim'in makamı oradadır. Kim oraya girerse güvende olur. Yoluna gücü yetenin, Beyt'i haccetmesi insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır. Her kim gerçeği yalanlayarak nankörlük ederse, bilsin ki Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.
Orada (Beytullah’ta) apaçık ayetler (hikmet ve ibret dolu alâmetler ve) İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir. Ona bir yol bulup güç yetirenlerin (bu) Ev'i (Kâbe’yi) haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim de (bu hakkı ve Haccın-Umrenin kutsallığını) inkâr ederse, şüphesiz, Allah âlemlere karşı muhtaç olmayan Ğaniy’dir.
Oradadır apaçık deliller ve İbrahim'in durağı ve kim oraya girerse emin olur. İnsanlardan, oraya gitmeye gücü yetene, Allah için gidip o evi ziyaret ederek haccetmesi farzdır. İnkar eden eder, Allah şüphe yok ki bütün alemlerden müstağnidir.
O Kâ'be ki apaçık işaretlerle dopdolu olup, İbrahim'in makamı da oradadır. Kim oraya girerse huzur bulur. Bundan dolayı Kâ'be'yi haccetmek, gücü yeten tüm insanların yerine getirmek zorunda oldukları bir görevdir. Kim bu vazifeyi inkâr edip yapmazsa bilsin ki, Allah alemlerden bağımsız olup her bakımdan kendine yeterlidir.
Orada apaçık, Allah'a saygıyı çağrıştıran deliller, nişâneler ve Makam-ı İbrahim vardır. Oraya giren emniyet ve huzur bulur. Yoluna gücü yeten herkesin hac ibadetini ifa etme, hayır ve bereket elde etme ümidiyle Beytullah'ı ziyareti Allah'ın insanlar, müslümanlar üzerindeki hakkıdır. Kim bu hakkı inkâr eder, tanımazsa Allah'ın azabından kurtulamaz. Bilmelidir ki, Allah insanlara, âlemlere muhtaç olmayacak kadar zengindir.
Orada apaçık işaretler, İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse güvende olur. Oraya ulaşmaya yol bulabilenin Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim de inkar ederse Allah'ın alemlerden bir şeye ihtiyacı yoktur.
Orada apaçık ayetler (ve) İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse o güvenliktedir. Ona bir yol bulup güç yetirenlerin Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz, Allah alemlere karşı muhtaç olmayandır.
Orada açık alâmetlerle İbrahim'in makâmı vardır. Kim oraya girerse taarruzdan emin olur. Azık ve binek bakımından yoluna gücü yeten her kimsenin o Beyt'i haccetmesi, insanlar üzerinde Allah'ın hakkıdır, farzdır. Kim bu farzı tanımazsa, her halde Allah'ın ihtiyacı yok, O bütün âlemlerden müstağnidir.
Onda açık ayetler (belirtiler) vardır. Makam-ı İbrahim ordadır… Kim oraya girerse, güven içinde kalır. Ve gücü yeten insanların o evi ziyaret etmesi, Allah’tan insanlara verilmiş bir vazifedir. Kim bu vazifeyi inkâr edip yapmazsa, bilsin ki Allah insanlara muhtaç değildir.
Orda açık belgeler var, İbrahim'in durağı var; oraya her giren emniyettedir, Allah için, insanlara bir yolunu bulunca, haccetmesi borç olmuştur, kim ki kâfir olursa, Allah âlemlerden bir şey beklemez
Orada (Allah'ın kudret ve merhametini hatırlatan) apaçık deliller vardır, (ayrıca) orası İbrahim'in (namaz kılmayı adet edindiği) makamıdır (sizlere emanet ettiği ve şirkten temizlediği tevhid inancının sembolüdür). Oraya giren emniyette olur (huzur ve güven bulur). Oraya gitmeye gücü yeten herkesin (hac veya umre amacıyla) Kâbe'yi ziyaret etmesi Allah'a karşı yerine getirilmesi gereken bir vecibedir. Kim inkâr ederse (sadece kendine zarar vermiş olur). Çünkü Allah bütün âlemlerden müstağnidir (kimseye muhtaç değildir, herkes O'na muhtaçtır).
Orada apaçık deliller vardır, İbrahim'in makamı vardır; kim oraya girerse, güvenlik içinde olur; oraya yol bulabilen insana Allah için Kabe'yi haccetmesi gereklidir. Kim inkar ederse, bilsin ki; doğrusu Allah alemlerden müstağnidir.
Orada apaçık nişâneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse bilmelidir ki, Allah bütün âlemlerden müstağnîdir.
Diyanet Vakfı Âl-i İmran Suresi 97. Ayet Açıklaması
Bu âyet, müslümanlara haccın farz olduğunun delilidir. «Yoluna gücü yetenler,» hacca gitme imkânına kavuşanlar demektir ki, bu imkânın ölçüsünün ne olduğu konusunda mezhepler farklı görüştedirler. İmam Şâfiî’ye göre bu imkân vasıta ve yol masraflarını karşılama kudreti, İmam Mâlik’e göre yürüme ve çalışıp kazanma iktidarı, İmam Ebu Hanîfe’ye göre ise bu söylenenlerin tamamıdır.
Edip Yüksel
Orada apaçık işaretler var: İbrahim'in (putperestliğe karşı) duruş yeridir. Oraya giren güvenlik içinde olmalı. Halktan yolculuğa gücü yetenler o Ev'i (Kabeyi) ALLAH için haccetmekle yükümlüdür. Kim inkar ederse bilsin ki ALLAH kimseye muhtaç değildir.
Onda apaçık deliller, İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren güvene erer. Ona bir yol bulabilenlerin Beyt'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağni (kimseye muhtaç değil, her şey ona muhtaç)dir.
onda açık âyetler var, İbrahimin makamı var ve ona dehalet eden eman bulur, yoluna gücü yeten her kimsenin o beyti haccetmesi de insanlar üzerine Allahın bir hakkıdır ve kim bu hakkı tanımazsa her halde Allahın ihtiyacı yok, o bütün âlemînden ganîdir
Orada apaçık alâmetler, İbrâhîmin makaamı vardır. Kim oraya girerse (taarruzdan) emîn olur. Ona bir yol bulabilenlerin (gücü yetenlerin) Beyti hacc (ve ziyaret) etmesi Allahın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim küfrederse şübhesiz ki Allah âlemlerden ganî (müstağni) dir.
Orada apaçık alâmetler, İbrâhîm'in makamı(4) vardır. Oraya giren ise emniyette olur(ona dokunulmaz). Hem ona (, oraya gitmek için) bir yola gücü yeten bir kimsenin o evi(Kâ'be'yi) haccetmesi, insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır. Kim de inkâr ederse, artık şübhe yok ki Allah, âlemlerden müstağnîdir (hiçbir şeye muhtaç değildir)!
(4)Makām-ı İbrâhîm hakkında bakınız; (sahîfe 18, hâşiye 3)
İlyas Yorulmaz
Oradaki İbrahim’in makamında açık işaretler var. Kim güven içerisinde oraya (beyte) girerse, güç yetirenlerin Allah için beyti hac etmeleri, insanlar üzerine Allah’ın yüklediği zorunluluktur. Kimde ret ederse (Haccı inkâr ederse) Allah bütün âlemlerde ihtiyacı olmayandır.
96, 97. Halk için ilk önce konulan beyt [⁴], Bekke/deki beyttir [⁵]. Onun hayır ve bereketi çoktur. O, âlemlere ayni hidayettir. Orada hürmete ait açık alâmetler, İbrahim/in makamı [⁶] vardır. Her kim oraya girerse taarruzdan emin olur. Onu haccetmeğe yol bulabilen [⁷] insanlara haccetmek Allah/a karşı bir borçtur. Her kim kâfir olursa [⁸] varsın olsun; Çünkü Allah âlemlerden müstağnidir [⁹].
İsmail Hakkı İzmirli Âl-i İmran Suresi 97. Ayet Açıklaması
[4] İbadet için en evvel yapılan mabet, yahut şeref itibariyle birinci olan mabet.[5] Bekke; Mekke'nin adıdır. Bâzılarınca Bekke Beyti Mükerremin yapıldığı yer, Mekke memleketin ismidir. Yahut Bekke Mescid-i Haram'ın tavaf olunan yeri, Mekke bütün haremin adıdır.[6] Veya onlardan biri İbrahim Aleyhisselâmın makamıdır.[7] Azığı, bineği olan, veya yürümeğe kudreti olan.[8] Allah'ı veya haccın farz olduğunu inkâr ederse.[9] Onların ibadetlerine asla muhtaç değildir.
Kadri Çelik
Onda (Kâbe'de) apaçık deliller, İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse güvenlik içinde olur. Oraya yol bulabilen insana Allah için Kâbe'yi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim küfre saparsa (ve haccı terk ederse bilsin ki), doğrusu Allah âlemlerden müstağnidir.
Orada, Allah’ın kudret ve merhametini hatırlatan, ayrıca geçmiş Peygamberlerin hatıralarını canlandıran nice işâretler, alâmetler, apaçık deliller vardır.Örneğin, İbrahim’in namaz kılmayı âdet edindiği makâmı —ki sizlere emânet ettiği tevhid inancının sembolüdür— oradadır. Tüm Arap Yarımadası’nda vahşet ve anarşi kol gezerken, oraya giren kişi huzur ve güvene kavuşur. Oraya gitmeye gücü yeten herkesin hac veya umre amacıyla Kâbe’yi ziyaret etmesi, Allah’a karşı mutlaka yerine getirilmesi gereken bir görevdir. Her kim bu görevini terk ederek nankörlük ederse, yalnızca kendisine zarar vermiş olur. Öyle ya, Allah hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç değildir. O’nun lütuf ve merhametine asıl muhtaç olan sizsiniz.
Orada açık âyetler, İbrahim’in makamı vardır.
Kim oraya girerse, güvende olur.
Yol bulabilen kimsenin Ev’i (Ka’be’yi) haccetmesi, Allah için İnsanlar’a bir görevdir.
Kim de inkâr ederse, gerçekten Allah, Âlemler’den zengindir.
İbrahim’in makamı olan orada apaçık mûcizeler vardır. Ve oraya giren, emniyette olur. Oraya gitmeye gücü yetenlerin Kâbe’yi haccetmesi Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır.1 Kim bunu inkâr ederse, şüphesiz Allah, tüm âlemlerde kimseye muhtaç değildir.
1 Ebû Zerr, (r.a) Peygamberimize: “Ey Allah’ın Rasûlü! Yeryüzünde ilk önce hangi mescid yapıldı? dedim. O da: ”Mescid-i Haram.” dedi. “Sonra hangisidir?” dedim. O: “Mescid-i Aksa.” deyince, “aralarında kaç yıl var?” diye sordum. Peygamberimiz: “kırk sene. ”buyurdular diye rivâyet etmiştir.( Kurtubî)2 Bekke (Mekke-i Mükerreme): Müfessirlerin büyük çoğunluğuna göre, “Bekke”, “Mekke” demektir. Bu şehrin Kur'ân-ı Kerim'de geçen “Bekke, Ümmü'l-Kura ve Beled’ül-Emin” şeklinde değişik isimleri vardır. Kurtubî, Râzî ve Zemahşeri gibi bazı önemli müfessirler; Mekke’nin, beldenin ismi, Bekke’nin de Kâbe’nin bulunduğu yer, anlamına geldiğini ifâde etmişlerdir. Bazıları da; Arapların zaman zaman “mim” harfini “be” harfi ile telaffuz ettiklerini örnek vererek Mekke ile Bekke’nin aynı şey olduğunu söylemişlerdir. Bekke’nin “kalabalık” kökünden, Mekke’nin ise, “suyu az olmak” kökünden türediği de rivâyet edilmiştir. Mekke, Arap yarımadasının Hicaz bölgesinde Kızıldeniz kıyısındaki “Cidde” limanının yüz km. doğusunda olup güneyinde aynı uzaklıkta “Taif” şehri bulunmaktadır. Kâbe ve onu çevreleyen “Mescid-i Haram” şehrin ortasında bulunur. Hemen yanında “Safa” ve “Merve” tepeleri bulunmaktadır. Bu vadide şehrin kurulduğu kısma “Batn-ı Mekke”, Mescid-i Haram'ın bulunduğu çukur yere ise “el-Batha” denilir. Mekke'de tek su kaynağı Zemzem'dir. Mekke'nin tarihi Hz. Âdem (a.s.)'a kadar uzanır. Âdem (a.s.) yeryüzüne indirildiğinde Mekke'de Beytullah'ın bulunduğu bu günkü yerde bir mabet inşa etmekle görevlendirilmişti. Beytullah, insanların ibadet etmesi için yeryüzünde inşa edilen ilk yapı (Âlu İmrân: 96) ve Mekke, şehirlerin anası (Ümmü'l-Kura)’dır (En'am: 92). İbrahim (a.s.), Mekke'ye gelip oğlu İsmail'i ziyaret ediyordu. Yine bir defasında Mekke'ye geldiğinde, Allah kendisine burada beytin temellerini yükseltmesini emretti ve o da oğlu İsmail (a.s.)’la birlikte Kâbe'yi tekrar inşa etti. Rasulullah (s.a.v)'in, Risâlet’le görevlendirilmesinden sonraki on üç sene boyunca Mekke'deki cahilî yaşantıda pek bir değişiklik olmadı. Hicretin sekizinci yılında Resulullah (s.a.v) tarafından feth edilen Mekke, bu tarihten sonra yeni bir dönemi yaşamaya başladı. Allah’ın mübarek kıldığı, İslâm dininin merkezi olan bu belde, şirkten, putperestlikten ve bütün diğer hurafelerden arındırılmış yeni bir hayata kavuştu. Doğrusunu Allah bilir.
Muhammed Esed
apaçık işaretlerle dopdolu. 76 [Orası] bir zamanlar İbrahim'in durduğu yer[dir]; kim içine girerse huzur bulur. 77 Bundan dolayı, mâbedi haccetmek, gücü yeten bütün insanların Allah'a karşı yerine getirmek zorunda oldukları bir görevdir. Hakikati inkar edenlere gelince, bilsinler ki, Allah, yarattığı âlemlerden bağımsızdır, her bakımdan Kendine yeterlidir.
Buna delalet eden işaretler orada duruyor, mesela İbrahim’in makamı hala oradadır. Oraya giren, güvendedir. İmkân bulabilenlerin beyti/Kâbe’yi haccetmesi, insanların üzerine Allah’ın hakkıdır. Kim nankörlük eder bundan kaçınırsa, Allah’ın toplumlardan hiçbirinin ibadetine ihtiyacı yoktur. 2/196, 22/25...37
Buna delâlet eden deliller hâlâ orada duruyor; orası İbrahim’in yurdudur: oraya giren herkes emin olur. Ve ona ulaşmaya gücü yeten herkesin mabedi haccetmesi, Allah’ın insanlık üzerindeki hakkıdır.[634] Kim de bu gerçeği inkâr ederse, iyi bilsin ki Allah hiçbir varlığa muhtaç değildir.
Mustafa İslamoğlu Âl-i İmran Suresi 97. Ayet Açıklaması
[634] Zira Kâbe, insanlığın iman babası Hz. İbrahim’den bir hatıradır. Mümkündür ki insanı yeryüzünde misafir eden ilk toprak parçasıdır. Bu yüzden hacca gitmek, gurbete değil sılaya gitmektir. Bu yüzdendir ki sadece mü’minlere farz olan hac ibadeti için bu âyette ilginç bir biçimde “insanlık üzerine” (‘ale’n-nâs) ifadesi kullanılmaktadır. Bunun en mukni açıklaması da, haccın insanlığın ilk vatanına bir teşekkür olmasıdır. Yani mü’minler hac ibadetini insanlığı temsilen yerine getirmektedir. İnsanlığın farz-ı kifâyesi, mü’minlerin farz-ı aynı mesabesindedir. Mü’minler hacca gitmekle, hem insanlığın “baba ocağı”na ve “ana kucağı”na vefâ borcunu ödemekteler hem de insanlığı temsilen bir mükellefiyeti edâ etmekteler.
Ömer Nasuhi Bilmen
Onda açık alâmetler, İbrahim'in makamı vardır. Ve her kim ona girerse emîn olur. Ve onun yoluna gücü yeten kimseler üzerine de o beyti haccetmek Allah Teâlâ için bir haktır. Ve her kim inkar ederse şüphe yok ki,Allah Teâlâ bütün âlemlerden ganîdir.
Orada apaçık alâmetler ve deliller, İbrâhimin makamı vardır. Kim Beytullaha girerse korkudan emin olur. Ziyarete gücü yeten herkese Beytullahı ziyaret etmek, Allah'ın onun üzerindeki hakkıdır. Nankörlük edip bu hakkı tanımayana Allah'ın hiçbir ihtiyacı yoktur, o bütün âlemlerden müstağnidir. [29, 67; 106, 3-4]
Suat Yıldırım Âl-i İmran Suresi 97. Ayet Açıklaması
Kâbe’de karşılaşılan birçok işaret ve makbuliyet delili vardır. Verimsiz bir yerde olmasına rağmen, orada rızık sıkıntısı çekilmemesi, her taraftan ziyaretçi gelmesi, bütün Arap yarımadasında m.ö.2500 yıl kadar öncesinden beri etrafta anarşi sürerken yılda dört ay Kâbe ve çevresinde tam güvenliğin hakim olması, M.S. 571 yılında Kâbe’yi yıkmaya gelen Ebrehe ordusunun perişan olması gibi mûcizevi durumlar hatırlatılıyor.
Süleyman Ateş
Onda açık açık deliller, İbrahim'in Makamı vardır. Ona giren, güvene erer. Yoluna gücü yeten herkesin, o Ev'e gi(dip haccet)mesi, insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır. Kim nankörlük ederse şüphesiz Allah, bütün alemlerden zengindir.
Orada apaçık göstergeler (ayetler)[1], İbrahim'in (ibadet için) durduğu yerler[2] vardır. Oraya kim girerse güvende olur. Bir yolunu bulup gidebilenlerin[3] o Beyt’te, Ka’be’de hac yapması, Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim bunu göz ardı ederse bilsin ki Allah’ın kimseye ihtiyacı olmaz. Bunu göz ardı edenler bilsinler ki Allah’ın kimseye ihtiyacı yoktur.
Süleymaniye Vakfı Âl-i İmran Suresi 97. Ayet Açıklaması
[*] Kâbe'yi insanlar için sevap kazanma ve güvende olma yeri haline getirdik. Siz makam-ı İbrahim'i (İbrahim'in durduğu yerleri) dua yeri yapın." dedik. (Bakara 2:125) İbrahim aleyhisselamın durduğu yerler; Arafat, Müzdelife, Mina ve Kabe'dir. Hac İbadeti buralarda yapılır. Bunların her birinin orada göstergeleri vardır. [*] "Bir yolunu bulup gidebilenlerin" ayetini düşünen her insan, hacca yol bulabilmek için yol güvenliğine, yeteri kadar maddi imkana ve sağlığa ihtiyaç olacağını kolayca anlar. Bir kişi Nebi sallallahu aleyhi ve selleme gelerek; "Ey Allah'ın Elçisi haccı farz kılan nedir, diye sorunca şöyle cevap verdi: «الزَّادُ وَالرَّاحِلَةُ» azık ve binit. (Tirmizi, Hac 22:4) Rasulullah'ın bu sözü hem fıtrattan hem de aşağıdaki ayetlerden çıkardığı hükümdür. Allah Teâlâ Kureyş suresinde şöyle buyurur: "Kureyşliler; yakınlık gördükleri için, kış ve yaz seferlerinde yakınlık gördükleri için bu Beyt'in (Kâbe'nin) Rabbine kulluk etsinler. Onları açlıktan tokluğa, korkudan güvenliğe kavuşturan Rabbine." Bu sureye göre, Mekkelilerin, Kâbe'nin Rabbine ibadet etmelerini gerektiren iki şeyden biri, Allah'ın onları, "açlıktan kurtarıp doyurması" diğeri de "korku çektirmeyip güvene kavuşturması"dır. Bu sayede onlar, hem yaz ve kış yolculuklarını rahat yapıyor hem de Mekke'de huzur içinde yaşıyorlardı. Yolculuk diye anlam verilen kelime "rihle = رحلة" Rasululah'ın sözünde geçen "râhile = الرَّاحِلَةُ" yolcunun bindiği binittir. Yol güvenliği olmasa yolcu o binite binemez. Dolayısıyla binit kelimesi aynı zamanda güvenliği de ifade etmektedir. Allah Teala, dünyayı yarattığı günden itibaren dört ayı haram kılmıştır. Bunlar Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep aylarıdır. Recep ayı tektir; diğer üçü ise arka arkayadır. Hac, arka arkaya gelen üç haram ayında yapılır. Bunlardan içinde hac ibadetini barındıran ayın adı Zilhicce'dir. Dünya kurulduğu günden beri bu aylar, insanın can düşmanına bile dokunamayacağı aylardır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Bu aylarda kendinizi kötü duruma düşürmeyin. (Tevbe 9:36)" Bu üç ayın birincisinde hac için yola çıkılır. Ortasında hac yapılır ve geri dönülür. Bu ayların kutsallığına riayet etmeyip hacıların yollarını kesen olursa, yapılması gerekeni de şöyle hükme bağlamıştır: "Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer engellenecek olursanız kolayınızda olan bir 'hedy' (kurban) kesin. Hedy, yerine varıncaya kadar da başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden biri hasta olur yahut başında bir rahatsızlığı bulunur da tıraş olursa, fidye olarak ona; oruç, sadaka veya kurban gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden yararlanan kişi, kolayına gelen bir hedy keser...(Bakara 2:196) Sonuç olarakRasululah, haccı farz kılan şeyin «الزَّادُ وَالرَّاحِلَةُ» azık ve binit" olduğunu yukarıdaki âyetlerden çıkarmıştır. Çünkü o, Kur'an'ı açıklamaz, Allah'ın yaptığı açıklamaları bize bildirir. O açıklamalar, Allah'ın Kur'ân ile birlikte indirdiği hikmettir.
Şaban Piriş
Orada apaçık işaretlerle İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse, güvenliktedir. Oraya yol bulabilen insanların beyti/Kâbe'yi haccetmesi Allah'ın hakkıdır. Kim bunu inkar ederse, Allah'ın hiç bir şeye ihtiyacı yoktur.
Onda apaçık işaretler ve İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren güvenlikte olur. Hac için bir yol bulabilenin Beyti ziyaret etmesi ise, Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. İnkâr edenlere gelince, Allah'ın âlemlerde hiçbir şeye ihtiyacı yoktur.
Açık-seçik deliller, İbrahim'in makamı vardır orada. Oraya giren, güvene ermiş olur. Yoluna gücü yetenin o evi ziyaret etmesi, insanlar üzerinde Allah'ın bir hakkıdır. Kim nankörlük ederse hiç kuşkusuz, Allah bütün âlemlere muhtaç olmayacak bir Ganî'dir.
anuñ içinde nişānlardur bellüler; ibrāhįm maķāmı her kim gire aña ola imin. daħı Tañrı’nuñdur 'ādemįler üzere ev ḥaccı ya'nį ķaśdı ol kim güci yite anuñ dapa yoldın yaña. daħı her kim kāfir oldı bayıķ Tañrı ḥācetsüzdür 'ālemlerden.