Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3978, sondan 2259. ayet; 38. sure ve Sâd Suresinin 8. ayetidir. Sâd Suresi 8. ayetinin kelime sayisi 15, harf sayısı 50 ve toplam ebced değeri ise 4564 olarak hesaplanmıştır. Sâd Suresinin toplam ebced değeri 227837 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure ص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ص (0) bulunuyor.
Arapça Metin
ءانزل عليه الذكر من بيننا بل هم في شك من ذكري بل لما يذوقوا عذاب
6,7,8. İçlerinden ileri gelenler, “Gidin, ilâhlarınıza tapmaya devam edin. İşte bu istenen şeydir. Biz bunu son dinde (en son dinî inanışlarda) duymadık. Bu ancak bir uydurmadır. O zikir (Kur’an) içimizden ona mı indirildi?” diyerek kalkıp gittiler. Hayır, onlar benim Zikrimden (Kur’an’dan) şüphe içindedirler. Hayır, henüz azabımı tatmadılar.
Hz. Peygamber’in, özellikle Allah’ın birliği inancını tâvizsiz bir şekilde savunarak yüzyıllardan gelen çok tanrıcılık inancını reddetmesi, putperestler için “gerçekten şaşılacak bir şey” idi. Bu sebeple Hz. Muhammed’in peygamberlikle ilgili faaliyetlerini başlangıçta ciddiye almayan Mekke’nin ileri gelen müşrikleri, zaman geçtikçe geleneksel inançlarının, toplumsal konumlarının ve çıkarlarının tehlikeye girdiğini görmeye başlamışlar; hadis, tefsir ve tarih kaynaklarında –bazı önemsiz farklılıklarla– anlatıldığına göre Resûlullah’ı durdurmak için o güe kadar uyguladıkları daha çok alay ve hakaret şeklindeki psikolojik baskılarının sonuç vermediğini görünce, içlerinde Ebû Cehil’in de bulunduğu bir heyet oluşturarak Resûlullah’ı, Mekke’nin saygın kişilerinden olan, ayrıca dedesi Abdülmuttalib’in vefatından sonra onu himayesine alan, bu sebeple de Resûlullah’ın kendisine büyük bir saygı ve minnet duyduğu amcası Ebû Tâlib’e şikâyet etmiş, üzerinden himayesini çekmesini istemişlerdi. Hz. Peygamber’i meclise çağıran Ebû Tâlib ona, yapılan şikâyeti aktardı. Resûl-i Ekrem ise yaptığı etkili konuşmada onları, aynı zamanda kendilerine parlak bir gelecek sağlayacak olan bir inanca davet ettiğini belirtti ve bunun Allah’ın birliği inancı oluğunu söyledi. Ancak putperestler, bu cevaba öfkelenerek 5-8. âyetlerdeki sözleriyle bâtıl inançlarındaki kararlılıklarını bir defa daha belirtip meclisi terkettiler (Müsned, I, 227, 362; Tirmizî, “Sûre 38”; İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye, I, 283-285; Taberî, XXIII, 124-126, 127-128; Râzî, XXVI, 177; Kurtubî, XV, 150-151). “İşte (sizden) istenen budur” diye çevirdiğimiz 6. âyetin sonunda aktarılan sözleriyle müşriklerin neyi kastettikleri hususunda yapılan yorumlardan bazıları şöyledir: a) Muhammed’in söylediği sözler, bizi çağırdığı tek tanrı inancı, onun üzerimizde hâkimiyet kurup bizi kendisinin uydusu yapmak istediği bir plandır; ama biz ona olumlu karşılık vermeyeceğiz; b) Bu durum, zamanın başımıza açtığı belâlardan biridir; öyle murat edilmiştir, onun için bundan kurtulmamız mümkün değildir; c) Sizden istenen ve yapmanız gereken şey, dininize bağlanmaktır; dininize sımsıkı sarılıp Muhammed’i yenilgiye uğratmaktır (Taberî, XXIII, 126; Râzî, XXVI, 178; Zemahşerî, III, 318). Biz meâlimizde bu son yorumu dikkate aldık. Putperestlerin, “Biz bilinen son dinde böyle bir şeyi işitmedik” anlamındaki sözleriyle İslâm’dan önceki son kitâbî din olan ve teslîs inancını benimseyen Hıristiyanlığı veya kendi putperestlik dinlerini kastettikleri yönünde farklı görüşler vardır. Aynı cümle, “Biz, yahudiler ve hıristiyanlardan Muhammed’in peygamberliğiyle ilgili bir şey duymadık” şeklinde de yorumlanmıştır (Taberî, XXIII, 126-127; Zemahşerî, III, 317; Râzî, XXVI, 178; Şevkânî, IV, 482). Zemahşerî, 8. âyetin “İlâhî uyarı içimizden ona mı indirildi şimdi?” meâlindeki cümlesini açıklarken, müşriklerin bu tâvizsiz inkârcı tutumlarının altındaki psikolojik sebebi şöyle özetler: “Aslında onlar, onca itibarlı kişiler, önderler arasından hususiyle Hz. Muhammed’in peygamberlikle onurlandırılmasını, içlerinden özellikle ona kitap indirilmesini hazmedemiyorlardı. Nitekim bir defasında da, ‘Bu Kur’an, şu iki şehirden büyük bir kişiye indirilseydi ya!’ demişlerdi (Zuhruf 43:31). Bu inkâr, peygamberlik şerefinin aralarından kendileri gibi beşerî özellikler taşıyan birine verilmesi karşısında içlerini kaplayan derin kıskançlık duygusunun dışa yansımasıydı” (III, 317). Bu kıskançlığın temelinde de Kur’an’ın vahiy eseri olması konusunda taşıdıkları kuşku, dolayısıyla inançsızlık bulunduğu için âyetin devamında, “İşin doğrusu onlar benim uyarım karşısında kuşku içindedirler” buyurulmuş; ardından da “Hayır, azabımı henüz tatmadılar” denilerek o zaman akıllarının başlarına geleceği uyarısında bulunulmuştur.
Mehmet Okuyan
[Zikr] (Kur’an), aramızdan ona (Muhammed’e) mi indirildi?” Aslında (onlar) [zikr]imden (Kur’an’dan) şüphe içindedir. Aslında onlar azabımı henüz tatmadılar.
(Haydi bir kitap gerekliydi diyelim, ama bu) "Zikir (Kur'an), içimizden (kala kala) Ona mı (Hz. Muhammed’e mi) indirildi?" demişlerdi. Hayır, belli ki, onlar Benim zikrimden bir kuşku içindedir. Hayır, onlar henüz Benim azabımı tatmadıklarından (böyle hareket etmektelerdi).
“Okunması ibadet olan övünç kaynağı Kur'ân aramızdan ona mı indirilmiş?” dediler. Aksine, onların, Muhammed'in güvenilir birisi olduğundan şüpheleri olmadığına göre, okunması ibadet olan övünç kaynağı Kur'ân'ın benim tarafımdan indirildiğinden bir kuşkuları var. Aslına bakarsanız, onlar benim azâbımı tatmadılar.
Aramızda neden zikir (mesaj) ona insin?” (dediler.) Fakat onlar, mesajımız hakkında tereddüt içindedirler. Daha doğrusu onlar, henüz azabımızı tatmış değiller.
“Ne yani! İçimizden (başka kimse bulunamamış da) Kitap ona mı inmiş?” Hayır, hayır! Onlar, (sırf kibir ve gururları sebebiyle) Benim mesajım konusunda şüphe içinde bocalamaktadır. Gerçekte onlar, henüz azabımı tatmadılar, (tatsalardı böyle yapmazlardı).
6,7,8. Onlardan ileri gelenler: "Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Başka dinde de bunu işitmedik; bu ancak bir uydurmadır. Kuran, aramızda ona mı indirilmeliydi?" dediler. Hayır, bunlar Kuran'ımızdan şüphededirler. Hayır, azabımızı henüz tatmamışlardır.
6, 7, 8. Onlardan ileri gelenler: Yürüyün, tanrılarınıza bağlılıkta direnin, sizden istenen şüphesiz budur. Son dinde de bunu işitmedik. Bu, ancak bir uydurmadır. Kur'an aramızdan ona mı indirildi? diyerek kalkıp yürüdüler. Hayır! Onlar kitabım hakkında şüphe içindedirler. Hayır! Azabımı henüz tatmadılar.
Bu âyetlerde, Hz. Peygamber’in de davet edildiği Ebu Talib’in evindeki toplantı ve onun neticesi haber verilmektedir. Kur’an-ı Kerim’i inkâr edenler, babalarının dinlerinde böyle bir şey duymadıklarını iddia ediyorlardı.
Edip Yüksel
"Mesaj, neden aramızdan ona indirildi?" Aslında, onlar mesajımdan kuşku içindedirler. Hayır, onlar azabı henüz tatmadılar.
Kuran'ın bir ismi de Mesaj (Zikir) dir. Burada sözü edilen mesaj, hem Kuran'a ve hem de ilk ayette bildirildiği gibi Kuran'ın içerdiği bir mesaja da işaret ediyor. Bir başka deyişle, Mesaj, bu çağın insanına yeni bir mesaj içermektedir. Kuran, mesaj içinde mesaj, nur içinde nurdur (24:35). Mesajın niteliği için bak 74:30-35.
Elmalılı Hamdi Yazır
"Kur'ân aramızdan ona mı indirilmiş?" dediler. Doğrusu onlar benim Kur'ân'ımdan bir kuşku içindeler. Ve doğrusu onlar henüz azabımı tatmadılar.
6,7,8. Onların ileri gelenleri ise: “Yürüyün ve ilâhlarınızın üzerine sabredin (onlara bağlı kalın); çünki bu, elbette (sizden) istenen şeydir. (Biz) bunu (bize anlatılan tevhid inancını) son dinde (Îsâ'nın dîninde de) işitmedik. Bu, uydurmadan başka birşey değildir! Zikir (Kur'ân) aramızdan (ine ine) ona mı indirildi?” diye kalkıp gittiler. Hayır! Onlar benim zikrimden (Kur'ân'ımdan) şübhe içindedirler. Hayır! (Onlar) benim azâbımı henüz tatmadılar!
“Zikir (Kuran), aramızdan ona mı indirilmesi gerekiyordu?” dediler. Hayır, onlar (senden değil) benim öğüdümden şüphe içerisindeler. Ayrıca henüz azabımı da tatmadılar.
“Haydi Allah bir kitap gönderdi diyelim; peki bu uyarı, aramızdan yalnızca ve özellikle ona mı indirildi? İçimizde Muhammed’den daha zengin, daha güçlü ve daha akıllı adam yok muydu? Allah madem emirlerine uymamızı istiyor, neden hepimize ayrı ayrı melek göndermiyor?” Hayır; onlar aslında, Benim uyarım olan Kur’an’dan yana şüphe içindeler! Daha doğrusu onlar, Benim azâbımı henüz tatmadılar! Bu yüzden küstahça başkaldırıyorlar!
7,8. (Ve devamla): “Biz böyle bir şeyi daha önceki hiç bir dinde1 duymadık. Bu, tamamen uydurmadan başka bir şey değildir.2 Hem bu zikir içimizden (başka kimse kalmadı da) ona mı indirildi?” dediler. Doğrusu, onlar esas benim zikrim (olan Kur’an’dan) şüphe ediyorlar ve onlar henüz Benim azabımı tatmadılar.
1 Burada son dinden kastedilen büyük ihtimâlle Hıristiyanlıktır. Ancak; diğer dinlerin de anlaşılma ihtimâli vardır. Yukarıdaki tercüme bu sebeble yapılmıştır. Bu âyet, “Biz, böyle bir şeyi son dinde bile duymadık.” şeklinde de tercüme edilebilir.2 Ebû Talib hastalandığı zaman Kureyş’ten içlerinde Ebû Cehil’in de bulunduğu bir heyet geldi. Onun yanına girdiler ve: “Kardeşinin oğlu bizim ilâhlarımıza hakaret ediyor, şöyle şöyle diyor, ona haber göndersen de onu böyle söylemekten men etsen” dediler. Ebû Tâlib, Efendimize haber gönderdi. Peygamber (s.a.v.) geldi ve odaya girdi, Ebû Talibin yanında bir kişilik yer vardı. Oraya oturmasın diye Ebû Cehil sıçradı ve oraya oturdu. Rasulullah (s.a.v.) amcasının yakınında oturacak yer bulamayınca kapının yanında oturdu, Ebû Talib: “Ey kardeşimin oğlu! Kavmin yine senden şikâyet ediyorlar, sen onların ilâhlarına hakaret ediyor ve şöyle şöyle diyormuşsun” dedi, Rasulullah (s.a.v.) de: “Ey amcam! Ben onlardan bir kelimeyi söylemelerini istiyorum. Bir kelime ki onunla Arap onlara bağlanacak, Acem onlara cizye verecek” dedi. Bunun üzerine müşrikler sevindiler ve: “Babanın aşkına ondan fazlasını veririz, ne o kelime?” dediler. Rasulullah (s.a.v.): “O bir tek kelime, (لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ)’dır der demez telâş ile kalktılar ve elbiselerini çırparak: “Bu pek çok ilâhı, bir tek ilâh mı yapıyor? Bu, kesinlikle tuhaflıktan da öte bir şey.” dediler. Bu olay üzerine sâd suresinin ilk yedi ayeti nazil oldu. (Tirmîzî)
Muhammed Esed
Ne yani! [İlahî] uyarı, içimizden bir tek o'na mı indirildi?” Evet, onlar yalnız Benim uyarıma karşı şüphe içindeler. 11 Evet, onlar henüz Benim azabımı 12 tatmadılar.
– Hem bu Kuran, içimizden başka kimse yokmuş gibi ona mı indirilmiş? Aslında onlar benim zikrimden şüphe etmektedirler. İşin doğrusu onlar benim azabımı henüz tatmamışlar. 43/31
ne yani, aramızdan ilâhî mesajın indirileceği bir o mu kaldı?” Ama hayır, onlar asıl Benim uyarıma karşı şüpheyle yaklaşıyorlar; dahası, belli ki onlar henüz azabımı tatmamışlar.
«O Kur'an, bizim aramızda O'nun üzerine mi indirilmiştir?» (dediler). Hayır. O münkirler Benim vahyimden tereddütler içindedirler. Hayır. Azabımı henüz tatmadılar.
Biz bu kadar eşraf dururken, kitap gönderilecek bir o mu kalmış! ” Hayır, hayır! Onlar Benim buyruklarım hakkında tam bir şüphe içindedirler, doğrusu onlar azabımı henüz tatmadılar. [43, 31-32]
O Zikr (uyarı, başka kimse kalmadı da) aramızdan ona mı indirildi? Doğrusu, onlar benim Zikr'imden yana şüphe içindedirler. Hayır, onlar henüz azabımı tadmadılar!..