Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5214, sondan 1023. ayet; 64. sure ve Teğabun Suresinin 15. ayetidir. Teğabun Suresi 15. ayetinin kelime sayisi 8, harf sayısı 40 ve toplam ebced değeri ise 2298 olarak hesaplanmıştır. Teğabun Suresinin toplam ebced değeri 78629 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Doğasına dünya sevgisi yerleştirilmiş olan (bk. Âl-i İmrân 3:14) insanın buradaki sınavda başarılı olabilmesi için önemli bir ölçü verilmektedir: Allah’a kul olma bilincini daima zinde tutmaya çalışmak, her davranışında dünya hayatının icapları ile âhiret mutluluğunu dengeleyen bir itidal çizgisi tutturmak, bunu başarabilmek için de özverili davranmayı içine sindirmek. 14. âyetteki anlatım ve uyarıya göre en güçlü sevgi bağlarıyla birbirine bağlı olan insanlar bile –bunlar öncelikle eşler, ebeveyn ve çocuklar da olsa– her zaman amaç birliği içinde olmayabilirler ve mümin bir kişi bu yakınlarından dahi –kasdî olsun olmasın– âhiret mutluluğunu zedeleyecek zararlar görebilir, öneriler ve teşvikler alabilir. 15. âyetin tasvirine göre de kişinin sahip olduğu bütün maddî mânevî imkânlar ve bunlara duyulan bağlılık hissi, onun sınanması için var edilmiştir. Yine bu âyette belirtildiği üzere erişilmesi için çaba harcanmaya değer gerçek mutluluk Allah katında olandır ve 16. âyete göre buna erişebilmenin yolu da Allah’a kul olma bilincini sürekli korumak için olanca çabayı harcamak, dinin bildirimlerine kulak vermek ve onlara uymayı ilke edinmektir. Fakat insanın, çoğu zaman doğasındaki bayağı eğilimlerinin kendisini çekmeye çalıştığı yer ile konumuz olan âyetlerdeki bildirimlere göre olması gerektiği yer arasında bulunmanın gerginliğini yaşadığı da muhakkaktır. İşte bu âyetler bu noktada insanın yolunu şöyle aydınlatmaktadır: İmtihan alanından kaçmaya çalışmak çözüm değildir; yapılacak şey olabildiğince tehlikelere karşı bilinçli ve hazırlıklı olmak, bu geçici hayattan vazgeçmeden, hatta bu hayatı bir imkân ve üretim alanı olarak kabul edip ebedî hayat için çalışmak. Bunda başarılı olabilmenin temel şartı ise kısaca özverili davranma alışkanlığı kazanabilmektir. Özveriyi de iki grupta toplamak mümkündür. Birincisi –14. âyette belirtildiği üzere– başkalarına karşı beslediğimiz olumsuz duygulardan vazgeçebilmek, affedebilmek, hoşgörülü ve bağışlayıcı olabilmektir. İkincisi de sahip olduğumuz dünyevî nimet ve imkânlara duyduğumuz aşırı tutkuları dizginleyebilmektir. Bu, 16. âyetin son cümlesinde “nefsine tutsak olmaktan korunma” şeklinde özetlenmiş; ayrıca 16 ve 17. âyetlerde, –aslında aynı zamanda kendi iyiliğimize olmak üzere– “başkaları için harcama yapmak ve Allah’a güzel borç vermek” şeklinde açıklanmıştır (15. âyette geçen ve “imtihan” diye çevrilen fitne kavramının Kur’an’daki kullanımları hakkında bk. Bakara 2:191-192; 16. âyette geçen “şuhh” kelimesi hakkında bk. Haşr 59:9; 17. âyette “Allah’a güzel bir borç verme” anlamıyla çevrilen ifadeden hareketle geliştirilen “karz-ı hasen” terimi hakkında bilgi için bk. Bakara 2:245). 14. âyetin nüzûl sebebi olarak bazı kaynaklarda yer alan şu rivayetlerden ilki âyetin başlangıç kısmının, diğer ikisi de son kısmının anlaşılmasına ışık tutmaktadır: a) Avf b. Mâlik el-Eşcaî Resûlullah ile birlikte savaşa gitmek istemişti. Çoluk çocuğu toplanıp onun ayrılığına dayanamayacaklarını söylediler, ağlayıp sızladılar ve sonunda onu bu kararından vazgeçirdiler. Ama Avf daha sonra bundan dolayı çok pişman oldu. b) Mekke’de müslüman olanlar hicret etmek isteyip çoluk çocukları buna razı olmayınca, “Şayet Allah beni hicret yurdunda sizinle bir araya getirirse görün bakın size neler edeceğim!” diye söylenir, yeminler ederlerdi (Taberî, XXVIII, 124-125). c) Bazı Mekkeliler müslüman olmuş ve Medine’ye hicrete karar vermişlerdi. Aileleri buna karşı çıktı. Fakat bir süre sonra onları dinlemeyip Medine’ye geldiler. Daha önce müslüman olanların dinî konularda epeyce mesafe katetmiş ve yetişmiş olduklarını görünce, buraya gelmelerine karşı çıkan eş ve çocuklarına kızdılar ve onları cezalandırmayı düşündüler (Tirmizî, “Tefsîr”, 64). Âyetin “düşman olanlar vardır” şeklinde çevrilen ifadesinden de anlaşılacağı üzere burada aile fertleri arasında daima böyle bir durum bulunduğu gibi bir mâna çıkarılmaması için “bazı” anlamı taşıyan bir edat kullanılmıştır; ancak âyet metninde “vardır” şeklindeki vurgunun başa getirilmesi bu tür durumlarda duyarlı olunması için yapılan uyarıyı pekiştirmektedir (İbn Âşûr, XXVIII, 284). 16. âyetin “Gücünüz yettiğince Allah’a saygısızlıktan sakının” diye çevrilen kısmıyla Âl-i İmrân sûresinin 102. âyetinin “Allah’a karşı gereği gibi saygılı olun” anlamına gelen kısmının neshedilmiş olduğu ileri sürülürse de, her iki ifadenin kendi bağlamındaki anlamını korumasına bir engel bulunmamaktadır; nitekim Nehhâs gibi âlimler bu yönde ikna edici açıklamalar yapmışlardır (bk. İbn Atıyye, V, 321). Evrendeki her şeyin Allah’ı tesbih ettiğine dikkat çekerek başlayan sûre, O’nun duyular ve akılla idrak edilemeyeni de edileni de bildiğini, çok güçlü ve hikmet sahibi olduğunu hatırlatarak sona ermektedir.
Mehmet Okuyan
Mallarınız ve çocuklarınız sadece bir imtihandır. Büyük ödül ise yalnızca Allah’ın katındadır.
1- Fitne; samimiyet sınavı, aldatma, aldatılma, baskı ve zulüm gibi anlamları bulunmaktadır. Ateşte yakmak anlamındaki fetn kökünden türemiştir. “Altın, gümüş gibi değerli maddelerin kendileriyle kaynaşmış olan değersiz maddelerinden ayrıştırılması, yani saflaştırılması amacı ile yüksek ateşte eritilmesi” işlemidir. Fitne sözcüğü, kişinin samimiyetinin ortaya çıkması için; savaş, baskı, zulüm, zenginlik, yoksulluk, hastalık, ölüm, ün, mevki, mal, mülk gibi konularda tabi tutulduğu samimiyet sınavıdır. Kişinin durumunun arı duru şekilde ortaya çıkmasıdır.
Ahmet Akgül
Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir fitne (bir deneme) dir. Allah ise, büyük ecir (en güzel karşılık) O'nun katındadır.
Mallarınız ve çoluk çocuklarınız sizin için bir imtihan aracıdırlar. Onların yüzünden günaha girmeyin. Allah katındaki sevap ve mükafat dünya malından daha üstündür.
Her halde mallarınız ve çocuklarınız (sizin için) bir belâ ve imtihandır; (çünkü sizi birtakım günahlara sokabilirler). Allah ise, büyük sevab O'nun katındadır.
Cemal Külünkoğlu Teğabun Suresi 15. Ayet Açıklaması
Bkz. 3:14, 18:46İnsanın mal ve çocuklarla imtihanı en zor sınavlarından birisidir. Daha fazla kazanmak, daha güçlü olmak ve daha çoğuna hükmetmek için insan gerekli gereksiz yarışlara, haksız rekabetlere, boyunu aşan mücadelelere girer. Helal haram bakmadan, kanaat etmeden, paylaşmadan, yardımlaşmadan toplamaya ve stoklamaya devam eder. Çocuklarını özel şartlarda büyütmek, hususî okullarda okutmak ve lüks ortamlarda yaşatmak için daha çok kazanma ihtiyacı duyar. Bu ihtişamlı hayatın devamı için de sürekli kazanmak zorunda kalır. Böylece tamamen dünyaya ve dünyalıklara dalınca Allah’ı ve âhireti unutur. Oysa Şuara 26:88’de “O gün (ahirette) ne malın bir faydası olacak ne de evlâdın” buyruluyor.
Diyanet İşleri (Eski)
Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır. Büyük ecir ise Allah katındadır.
Rivayet edildiğine göre, Mekke’den hicret arzusunda bulunan bazı müslümanların eş ve çocukları, kendilerinin perişan duruma düşeceklerini öne sürerek, babalarını hicretten alıkoymak istediler. Fakat hicretle kazanılan yüksek mertebeleri öğrenen müslümanlar, eş ve evlâtlarını, kendilerine engel olmaya kalktıkları için cezalandırmak isteyince bu âyet indi; onların affedilmesini emretti. Bunun yanında, mal ve çocukların beklenmedik yer ve durumlarda kişiyi günaha sokup, ahiret hazırlığından alıkoyabileceğine de işaret edilmiştir.
Edip Yüksel
Paralarınız ve çocuklarınız bir sınavdır. Büyük ödül ALLAH'ın yanındadır.
Şunu iyi bilin ki, mallarınız ve çocuklarınız, uğrunda bütün değerlerinizi fedâ etmeniz gereken en üst değerler değildir; onlarancak, imanınızdaki kararlılığı ölçmek üzere size emânet edilmiş birer imtihân aracından ibarettir ve Allah katında, dünyanın şu basit ve gelip geçici nîmetlerinden çok daha büyük bir ödül vardır.
1 Fitne: Altın ve gümüş gibi herhangi bir madeni iyisini kötüsünden ayırt etmek için ateşe sokmak demektir. Bu kelime mecâzen, sıkıntıya sokmak, sınamak, imtihan etmek, azdırmak, çok beğenmek gibi anlamlarda da kullanılır. Çoğulu fitendir. Fitne, ilk önce imtihan, deneme ve sınama anlamında kullanılmış, daha sonra kapsamı genişlemiştir. Kur’an-ı Kerîm’de altmış kadar ayette bu kelime ve türevleri çeşitli anlamlarda kullanılır. Hz. Âişe (r.anhâ)’dan rivâyet edildiğine göre Resulullah (s.a.v) namazın sonunda: “Allah’ım, kabir azabından, Mesih, Deccal’in fitnesinden, hayatın ve ölümün fitnesinden sana sığınırım…” diye dua ederdi. (Buhâri, Müslim). Hayatın fitnesi, dünyaya aldanmak, ölümün fitnesi ise; ölen kimseye görevli meleklerce sorulan, “Rabbin kimdir?” sorusuna, şeytanın, bu kimsenin karşısına geçip; “Şüphesiz rabbin benim diyerek onu yanıltmaya çalışmasıdır.” (Tirmizî). Savaş ve adam öldürmek kötüdür, ama fitne, bundan daha da kötüdür. Bk. (Enfal: 39, Bakara: 191, Zariyat: 13)
Muhammed Esed
Sizin malınız mülkünüz ve çocuklarınız, sadece bir sınama ve bir ayartma aracıdır, 13 halbuki Allah katında muhteşem bir ödül vardır.
Mustafa İslamoğlu Teğabun Suresi 15. Ayet Açıklaması
[5142] el-Fetnu, madenin cevherini cürufundan ayırmak için ergitilme işlemi ve bu işlemin yapıldığı pota (Bkz: 5:41). Sizi Allah bu potada eritiyor ki, cevherinizle cürufunuz seçilip ayrılsın. Zımnen: Mal ve çocuklarınızı Allah’a tercih ederseniz cevherinize yazık edersiniz. Hz. Ömer Huzeyfe’ye, “Nasıl sabahladın?” diye sorar. Huzeyfe, “Fitneyi sevip gerçeği yererek” der. Ömer, “Nasıl yani?” deyince; “Çocuğumu sevdim, ölümü yerdim” cevabını verir (İbn Âşûr).
Ömer Nasuhi Bilmen
Muhakkak ki, mallarınız ve evlatlarınız bir imtihan vesilesidir, Allah ise O'nun nezdinde pek büyük bir mükâfaat vardır.