Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5304, sondan 933. ayet; 68. sure ve Kalem Suresinin 33. ayetidir. Kalem Suresi 33. ayetinin kelime sayisi 8, harf sayısı 39 ve toplam ebced değeri ise 3763 olarak hesaplanmıştır. Kalem Suresinin toplam ebced değeri 90861 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure ن hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ن (2) bulunuyor.
Bu âyetlerdeki kıssada bir bahçe olayı örnek gösterilerek Allah’ın verdiği nimetlere şükretmeyen Mekke müşrikleri uyarılmaktadır. Rivayete göre geçmişte dindar bir adamın her türlü meyve, ekin ve hurma ağaçları bulunan bir bahçesi vardı. Hasat zamanı geldiğinde fakirleri çağırır, bahçenin ürünlerinden onlara ikramda bulunurdu. Adam ölünce oğulları, aile fertlerinin çokluğunu ileri sürerek yoksulların payını kesmeye ve bahçenin ürününü sabahleyin erkenden gizlice toplamaya karar vermişler, ancak gece gelen bir âfet ürünü imha etmişti (bk. Râzî, XXX, 87). Yüce Allah, Kur’an’da birçok yerde, verdiği nimete şükredenlere daha fazla nimet vereceğini, nankörlük edenleri de cezalandıracağını haber vermiştir (meselâ bk. Nisâ 4:147; İbrâhim 14:7; Lokmân 31:12). Nitekim Hz. Peygamber’i yalancılıkla itham edip getirdiği mesajı reddeden Mekke müşrikleri de peygamber aralarından ayrıldıktan sonra eski refahlarını, özellikle ticarî imkânlarını giderek kaybetmişler, sonunda müslümanlar karşısında varlıkları son bulmuştur. Müfessirlerin çoğunluğu 18. âyeti, “Bahçe sahipleri ‘Allah izin verirse’ demeden ertesi gün yapacakları iş hakkında karar verdiler” şeklinde açıklamışlardır ‘(“Allah izin verirse” gibi) bir kayıt koymaksızın’ diye çevirdiğimiz bölüm hakkında “yoksulların payını ayırmaksızın” şeklinde de bir yorum vardır (Şevkânî, V, 312). Gelecekte bir işi yapmaya niyet ederken “inşaallah” diyerek işi Allah’ın iradesine bağlamak gerekir. Nitekim bu konuda yüce Allah Hz. Peygamber’i şöyle uyarmıştır: “‘Allah izin verirse’ demeden hiçbir şey için ‘Şu işi yarın yapacağım’ deme!” (Kehf 18:23-24); “Hiç kimse yarın ne elde edeceğini bilemez” (Lokmân 31:34). Zira bir şeyin meydana gelmesi için sadece insanın irade ve gücü yeterli değildir, Allah’ın da onu dilemesi gerekir. 28. âyette geçen “rabbin şanını yüceltmek”ten maksat 18. âyette bildirilen “Allah izin verirse” “istisna”, yani demek, işi Allah’ın iznine bağlamaktır. Bu uyarı, “Fakirler hakkındaki niyetleri ve takındıkları tavırdan dolayı Allah’tan af dilemeleri” şeklinde de açıklanmıştır (bk. Şevkânî, V, 314). 28-32. âyetlerden anlaşıldığına göre bu kişiler içlerinden aklı başında birinin haklı uyarılarını dikkate almamışlar, fakat bahçelerinin mahvolduğunu görünce onun haklı olduğunu anlamışlar, nasihatine kulak vermişler ve yaptıklarına pişman olup tövbe etmişler; ancak iş işten geçmiş, bahçeleri yanmıştı.
Mehmet Okuyan
İşte (dünya) azabı böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
Bu bahçenin, Yemen'de Şan'a'ya on iki millik bir yer olan Sarvan'da olduğu rivayet edilmiştir. İhtiyar bir adamınmış, kendisine ve çoluğuna çocuğuna ne kadar lazımsa o kadar mahsul alır, öte yanını yoksullara dağıtırmış, Oğulları, babaları ölünce onun gibi hareket etmemişler, bahçe de mahvolmuştur.
Abdullah Parlıyan
İşte bazı insanları bu dünyada denemek için gönderdiğimiz azap böyledir ama öteki dünyada günahkarların uğrayacağı azap daha da şiddetli olacak, keşke bunu bilselerdi.
1 Anlama kabiliyeti olanları daha dünyada uyandırır ve hayra ermelerine sebep olur.2 Azab: Kelime anlamı olarak, “otorite sahibi biri tarafından yapılan işkence, eza, cefa; beden ve ruha tesir eden eziyet” demektir. İslami terim olarak: “Allah’ın günahkârlara dünya veya ahirette vereceği ceza, sıkıntı ve eziyet” demektir. (Kabir azabı, Cehennem azabı gibi.) İslâm’da azab ikiye ayrılır: 1. Dünyevî azab: Yüce Allah eski devirlerde imandan uzaklaşan, gönderdiği peygamberlere itaat etmeyen, kendisine isyan eden kavimleri helâk etmiş, onlara dünyada azab ederek sonraki nesillere ibret yapmıştır. (Âd ve Semûd kavminin başına gelen felâketler… gibi.) Dünyevî azabın bir de eziyet, sıkıntı, fakirlik şekillerde imtihan amacı ile karşılaşılan şekli vardır. 2. Ahiretteki azab: Ahiret azabı kabir azabıyla başlar. Kabir hayatı hemen dünya hayatının bitimiyle başladığına göre, insanoğluna azap uzak değildir. Çünkü bazı hadislerde azabın kabirde başlayacağı belirtilmiştir. Hz. Peygamber, salih kullar için, “kabrin Cennet bahçelerinden bir bahçe” olacağını, günahkârlar için ise “Cehennem çukurlarından bir çukur hâlini alacağını” bildirmiştir (Tirmizî). Yine Hz. Peygamber’in: “Ya Rabbî! Kabir azabından, hayat ibtilâsından, ölümün şiddetinden, mesih-deccalin fitnesinden sana sığınırım” diye dua ettiği nakledilmiştir (Tecrîd-i Sarih). Bu kabir azabının cesetle ilgili olmayıp ruhla ilgili olduğu kanaati daha yaygındır ve doğru olma ihtimali daha kuvvetlidir. Kabir hayatı sonunda, mahşer yerinde hesap ve mizandan sonra sevapları günahlarından fazla gelenler Cennet’e, az gelenler ve inkârcılar ise Cehenneme gireceklerdir. Günahkâr müminler bir süre azap gördükten sonra, sonunda yine Cennet’e girecekler, kâfirler ise ebedî Cehennemde kalacaktır. İslâm’da azap ilâhî adaletin gerçekleştirilmesi içindir. Dünya hayatında uygulanan ceza ve azaplar hukukî müeyyidelerdir. Bu da toplum içinde işlenebilecek suçların önlenmesi ve diğer insanlara bir ibret teşkil etmesi içindir. Ahiret azabı müminler için geçicidir. Allah’ın bütün emir ve yasaklarının hak olduğuna iman eden, Allah’a hiç bir şekilde şirk koşmayıp, ancak bazen fıtratı gereği günah işleyen kimseler, bu günahlarının karşılığı olan cezayı çektikten sonra, af edilip cennete gireceklerdir. Zira Cenâb-ı Hak: “Şüphesiz Allah, kendisine eş koşulmasını asla affetmez. Ama bunun dışında, dilediği kimselerin (günâhlarını) bağışlar. Her kim de Allah’a eş koşarsa, gerçekten O’na çok büyük bir günâh ile iftira etmiş olur” buyurur. (Nisâ: 48) Buna göre küfrün dışında kalan diğer günahlar, Cenâb-ı Allah’ın iradesine kalmış bir husustur. O isterse bağışlar, isterse azap eder. Fakat onun emir ve yasaklarını dinlemeyen, Kur’an’a sırt çevirip hükümlerinin uygulanamayacağını söyleyenler, küfürde olacakları için, ebedî azaba çarptırılacaklardır. “İşte Allah, böyle kâfirleri ve zalimleri, asla bağışlamayacak ve onları, içerisinden hiç çıkmayacakları cehennemin yolundan başka bir doğru yola da asla ulaştırmayacaktır. Bu ise, Allah’a göre çok kolaydır.” (Nisâ: 168-169)
Muhammed Esed
İŞTE [bazı insanları bu dünyada denemek için verdiğimiz] azap böyledir; 16 ama öteki dünyada [günahkarların uğrayacağı] azap daha şiddetli olacak; keşke bunu bilselerdi!
Mustafa İslamoğlu Kalem Suresi 33. Ayet Açıklaması
[5255] ‘Azâbın ilk kullanıldığı iki yerden biri (diğeri 73:13). Kur’an’da ‘azâb kelimesinin, kök anlamına nisbetle “mahrumiyet” anlamında kullanılmasına tipik bir örnek. Kıssa kahramanları sonunda cennete kavuştuklarına göre, burada bilinen anlamda bir “azap”tan değil ancak “mahrumiyet”ten söz edilebilir.
‘Azab Kur’an’da 41 yerde geçer. Hz. Süleyman ve Zülkarneyn’e isnat edilen iki yer hariç (27:21; 18:86-87) diğerlerinin tümünde Allah’a isnat edilir. ‘Azab, “terk ve mahrum etmek” anlamına gelen ‘azb kökünden türetilmiştir (Lisân; Tâc; Esâs). Kelime ta‘zîb formunda fiilî şiddet ile buluşmuş, buradan da dayak aleti olan kamçının “vurunca yakan tarafı” anlamını kazanmıştır (Râğıb). Her halükârda ‘azab acının aracına değil sonucuna işaret etmekte ve nedenler değiştikçe azabın niteliği de (‘azâbun elîm, ‘azâbun muhîn, ‘azâbun ‘azîm, ‘azâbun ğalîz) değişmektedir. ‘Azabın dünya hayatındaki “Allah tarafından terk edilmişlik” anlamına kullanıldığı bir yer için bkz: 34:8. İnsana zor gelen ve onu hedefine ulaşmaktan alıkoyan her şey azabtır. Istılahta “insanı kendi haline terk eden, hedefe ulaşmasını engelleyen, yalnız ve yardımsız bırakan”, bütün bunların sonucunda da “mutsuz, umutsuz ve kahredici bir iç yangını ve vicdan azabına mahkûm eden durum”dur (Krş: Külliyyat). Azabı, “Allah’la birlikte başka bir ilâh edinme! Sonra kınanmış olarak (bir köşeye atılıp orada) bir başına kalakalırsın” (17:22) âyeti ışığında anlamak gerekir. Bu durumun verdiği acı öylesine dayanılmazdır ki, bu duruma düşen kişi yok olmak gibi ölümden öte bir şeyi (sübûr) isteyecektir. Onlara “Yoo, bugün tek bir yok oluşu çağırmayın, aksine bir çok yok oluşu çağırın!” denilecek (25:14; ayrıca krş: 84:11).
[5256] Âhiret için muhtemelen ilk kullanıldığı Müddessir 53’ün notuna bkz.
Ömer Nasuhi Bilmen
İşte azap böylecedir ve muhakkak ki, ahiret azabı daha büyüktür, eğer bilselerdi.