Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1191, sondan 5046. ayet; 8. sure ve Enfal Suresinin 31. ayetidir. Enfal Suresi 31. ayetinin kelime sayisi 17, harf sayısı 69 ve toplam ebced değeri ise 5702 olarak hesaplanmıştır. Enfal Suresinin toplam ebced değeri 375915 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
واذا تتلى عليهم اياتنا قالوا قد سمعنا لو نشاء لقلنا مثل هذا ان هذا الا اساطير الاولين
Onlara karşı âyetlerimiz okunduğu zaman, “Duyduk, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleriz. Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir” dediler.
Kur’an-ı Kerîm defalarca müşriklere meydan okumuş (el-Bakara 2:23), Kitab’ın Allah’tan geldiğine inanmıyorlarsa bir benzerini yapmalarını istemişti. Hz. Peygamber’i durdurmanın en kısa yolu insanlığın bu meydan okumaya cevap vermek ve Kur’an benzeri bir kitap ortaya koymaktı. Müşrikler bunu yapamadılar, ancak gerçeği kabul edip teslim olmak yerine “yapmak isteseydik yapardık” tavrı içine girdiler. İçlerinden biri, İran’a yaptığı seyahatlerinde Acem destan ve masallarını öğrenmiş bulunan Nadr b. Hâris, hem üslûbu hem de içeriği bakımından Kur’an’la karşılaştırılması bile abes olan Acem masallarını ileri sürerek “İşte Kur’an benzeri kitap, o da geçmişlerin masalı, bu da!” dedi. Ancak masallar masal olarak kaldı, Kur’an ise asırlar boyu yoluna ışık tuttu, İslâm medeniyetinin omurgasını teşkil etti (masallar konusu için bk. el-En‘âm 6:25).
Mehmet Okuyan
Onlara ayetlerimiz [tilavet] edildiği (okunup aktarıldığı) zaman şöyle demişlerdi: “Elbette duyduk; isteseydik biz de bunun benzerini elbette söyleyebilirdik. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.”
İnkarcılar bu sözleriyle büyük bir çelişkide olduklarını göstermişlerdi. Çünkü Kur’an’da meydan okuma ayetleri bulunduğu için eğer böyle bir imkanları olsaydı o meydan okuma ayetlerine cevap verirlerdi. Bu ayet Bakara 2:23-24, Yûnus 10:38, Hûd 11:13, İsrâ 17:88 ve Tûr 52:34. ayetlerle birlikte okunmalıdır.
Bayraktar Bayraklı
Âyetlerimiz onlara okunduğu zaman dediler ki: “İşittik; istesek biz de bunun benzerini elbette söyleyebiliriz. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.”
Onlara, âyetlerimiz okunduğu zaman, “ Evet, biz bunu duyduk, dilersek biz de onun benzerini söyleriz; bu, evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir.” dediler.
Ayetlerimiz onlara (zahiri mü’min, kalbi münkir olanlara) okunduğu zaman; “(tamam) işittik (ama bunların Allah’ın ayetleri olduğundan şüpheliyiz), istesek, biz de bunun bir benzerini söyleyebiliriz. Bu, eskilerin efsanelerinden başkası değildir” (iddiasında bulunmaktadır).
Kendilerine her ne zaman ayetlerimiz okunsa, “Artık işittik, istesek şüphesiz biz kendimiz de bu tür sözler söyleyebiliriz, eskilerin masallarından başka birşey değildir bunlar” derlerdi.
Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman:
“Böyle şeyler işittik. İstesek biz de bunun benzerini elbette söyleyebiliriz. Bu kesinlikle eskilerin masallarından ibaret" dediler.
Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman; 'İşittik' dediler. 'İstesek, biz de bunun bir benzerini söyleyebiliriz. Bu, eskilerin efsanelerinden başkası değildir.'
Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman: “- İşittik, istersek biz de bunun benzerini söyleriz! Bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir!” diyorlardı.
Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman şöyle derler: “(Evet) işittik, istersek biz de bunun benzerini söyleriz. Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir.”
Bkz. 25:5-6“Esatîr” öncekilerin satıra dökerek yazdıkları şeyler, uydurma masallar, hikâyeler, hurafeler, destanlar demektir. İnkârcılar, Kur’an’ın ilahi bir kitap olmadığını, vahiy diye aktarılanların eskiden yazılmış olan kitaplardan alıntı, şehir efsanesi, masal vs. olduğunu iddia ediyorlardı.
Diyanet İşleri (Eski)
Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman, "İşittik, işittik! İstesek biz de aynını söyleyebiliriz; bu sadece eskilerin masallarıdır" derlerdi.
Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: «(Evet) işittik, istesek biz de bunun benzerini elbette söyleyebiliriz. Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.»
Ayetlerimizi dinledikleri zaman, "İşittik," diyorlardı, "İstesek biz de bunun bir benzerini getiririz. Bu, geçmişlerin efsanelerinden başka bir şey değil."
Ve onlara âyetlerimiz okunacağı zaman artık işittik, dilesek bunun gibisini biz de söyleriz, bu, eskilerin efsânelerinden başka bir şey değil diyorlardı
Onlara âyetlerimiz okunurken şöyle dedilerdi: «İşitdik. Eğer dilersek biz de elbet bunun benzerini söyleriz! Bu, eskilerin masallarından barka (bir şey) değildir!».
Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman da: “Doğrusu işittik; eğer istesek elbette (biz de) bunun benzerini söyleriz.(2) Bu, evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir!” dediler.
(2)“Arab ediblerinin ve beliğlerinin (edebiyatçılarının ve güzel söz söyleme ustalarının) Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’ın da‘vâsını kalem ile ibtâl etmeye, ta‘rîf edilmeyecek derecede ihtiyaçları vardı. Ve o Hazret’e (asm) karşı olan kin ve adâvetleri (düşmanlıkları) ve inadlarıyla berâber, en kolay, en yakın ve en selîm (selâmetli) olan kalemle ve yazı ile muârazayı (karşılık vermeyi) terk ettiler en uzun ve en müşkil ve en tehlikeli ve en şübheli olan seyf (kılıç) ve harb ile mukābeleye mecbûren ilticâ ettiler. İşte sûret-i kat‘iyede (kat‘î şekilde) bundan anlaşılıyor ki, Kur’ân’ın benzerini yapmaktan âciz kalmışlardır. Zîrâ onlar her iki yolun arasındaki farkı bilmeyenlerden değildiler. Binâenaleyh birinci yol ibtâl-i da‘vâ için daha müsâid iken onu terk edip, hem mallarını, hem canlarını tehlikeye atan ve başka bir yola sülûk eden ya sefihtir (akılsızdır); hâlbuki Müslüman olduktan sonra siyâset âlemini (dünyanın idâresini) ellerine alanlara sefih denilemez veya birinci yola sülûktan kendilerini âciz görmüşlerdir. Onun için, kalem yerine seyfe mürâcaat etmişlerdir.” (İşârâtü’l-İ‘câz, 176)
İlyas Yorulmaz
Onlara ayetlerimiz okunduğunda dediler ki “Elbette ki işittik. Biz istersek bu işittiğimiz ayetlerin benzerini söyleyebiliriz. Bunlar, daha önceki toplumlardan işitilen masallardır.”
Onlara ayetlerimiz tebliğ edilerek okunduğunda, “Tamam, duyduk!” diyorlardı, “İstesek biz de buna benzer hikayeler uydurabilir, doğruyu-eğriyi belirleyen değerler oluşturabilir, Kur’an’la boy ölçüşebilecek güzel sözler söyleyebiliriz. Çünkü bu okuduğun ayetler, öncekilerin efsâne ve masallarından başka bir şey değildir.”
Onlara bizim âyetlerimiz okunacağı zaman:
-“Kesinlikle işittik! Dilersek, bunun mislini / benzerini söyleriz. Bu ancak İlk Öncekiler’in hikâyeleridir” dediler.
O (müşriklere) âyetlerimiz okunduğu zaman “tamam duyduk! İstersek bunun gibisini, biz de söyleriz. Zâten bunlar, kesinlikle eskilerin masallarından1 başka bir şey değildir.” dediler.
1 Esâtîr: Öncekilerin satırlara dökerek yazdıkları şeyler, hurafeler, uydurma masallar, destanlar demektir. Bazıları da esatirin, batıl, saçma, masal demek olduğunu söylemişlerdir. Yunanlılar buna “Mitoloji” derler. Kâfirler böyle demekle; “Kur’an ilâhî, bir kitap değil, bunun kaynağı eskiden yazılmış olan kitaplardır, Muhammed bunu eski kitaplardan yazdırıyor. Öyleyse bu bir mûcize olmayıp, boş satırlardan, hurafelerden ve masallardan ibarettir.” demek istiyorlar. Bu günkü kâfirlerin de İslâm’a karşı yegâne sözleri; hurafe demekten başka bir şey değildir. Hatta bazıları da “bu dine hurafeler karışmış bunları ıslah etmeli” diyerek dindarlık kisvesi altında, dinsizlik yapmaktadırlar. Bk. (En’am: 25, Nahl: 24, Furkan: 5, Neml:68, Ahkaf:17, Kalem: 15, Mutaffifin: 13)
Muhammed Esed
Ve kendilerine her ne zaman ayetlerimiz ulaştırılsa, “Biz [bütün bunları] önceden de işitmiştik,” derlerdi, “istesek, şüphesiz, biz [kendimiz] de bu tür sözler düzebiliriz: eski zamanlara dair masallardan başka bir şey değil, bunlar!” 31
Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman “Duyduk, istesek biz de bunun benzerini söyleyebiliriz, bu sadece eskilerin masallarından ibarettir” Dediler. 6/25, 16/24, 25/5, 27/68, 83/13
Her ne zaman âyetlerimiz kendilerine iletilse derler ki: “Biz (bu tür sözleri) önceden de işitmiştik. İstesek buna benzer sözleri biz de düzüp koşabiliriz. Hem bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir!”
Ve onlara âyetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: «Artık işittik, eğer dileyecek olsak elbette bunun mislini biz de söyleyebiliriz. Bu evvelkilerin efsanelerinden başka birşey değildir.»
Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman: “Artık anladık! Biliyoruz! Dilesek bunun benzerini biz de söyleyebiliriz. Bu, önceden geçmiş insanların masallarından başka bir şey değildir! ” derler. [25, 5-6]
Onlara ayetlerimiz okununca derler ki “Tamam dinledik. Uğraşsak onun benzerini biz de söyleriz. Bunlar, öncekilerin yazdıklarından başka bir şey değildir.”
Onlara âyetlerimiz okunduğunda, “Bunu daha önce işitmiştik. İstesek biz de böyle şeyler söyleriz. Bu eskilerin efsanelerinden başka birşey değil” dediler.
Ayetlerimiz onlara okunduğunda şöyle derler: "Tamam, işittik. İstersek bunun gibisini elbette ki söyleriz; öncekilerin masallarından başka şey değil ki bu!"
Daḫı ḳaçan oḳunsa anlar üstine biz āyetlerümüz eydürler: Biz işitdük, egerbiz dilesevüz eydür‐biz bunuñ gibi. Bu degüldür illā taṣni‘leri evvelkiümmetlerüñ.