39. Zümer Suresi Meali

BU ilâhî mesaj, her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden Allah katından indirilmedir:[4100]
bu ilâhî mesajı gerçek bir amaçla[4101] elbette Biz indirdik; şu halde, sadece Zâtına hasredilmiş saf ve samimi bir borçluluk bilinciyle Allah’a kulluk et![4102]
Değil mi ki böyle bir borçluluk bilincinin en saf ve samimi olanı, sadece Allah’a has kılınanıdır! O’ndan başkalarını sığınacak otorite edinenler, “Biz bunlara sadece bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz!” (derler).[4103] Şu kesin ki, tartıştıkları her hususta Allah onlar arasındaki hükmü verecektir: çünkü yalanı tabiat haline getiren hiçbir nankörü, Allah asla doğru yola yöneltmez.
Şayet Allah bir çocuk edinmeyi dileseydi, yarattıkları arasından elbet tercih ettiğini seçerdi. (Ama) O yüceler yücesi bundan münezzehtir: O mutlak otorite sahibi bir tek Allah’tır.[4104]
O gökleri ve yeri gerçek bir amaçla yaratmıştır; o geceyi gündüzün başına sarar, gündüzü de gecenin başına sarar;[4105] yine O, her biri kendi mecrasında belirli bir süreye kadar akıp gidecek olan güneşi ve Ay’ı da bir yasaya bağlamıştır.[4106] Değil mi ki, sadece O mutlak üstün ve yüce olandır, tekrar tekrar bağışlayandır.[4107]
O sizi bir tek canlı varlıktan yaratmış, ondan da eşini meydana getirmiştir;[4108] yine O her iki cinsten dört tür hayvanı[4109] sizin yararlanmanız için emre âmâde kılmıştır;[4110] O sizi (de) annelerinizin karınlarında üç kat karanlığın göbeğinde birbirini izleyen yaratma aşamalarından geçirerek halk etmektedir.[4111] İşte Rabbiniz olan Allah budur: mutlak hâkimiyet O’na aittir: O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Böyleyken, nasıl (gerçeğe) bunca mesafeli durabiliyorsunuz?
Eğer nankörlük ederseniz, unutmayın ki Allah size asla muhtaç değildir; ama O kullarının nankörlüğünden razı olmaz; fakat şükredecek olursanız, işte O sizin bu tavrınızdan razı olur. Hiç bir yük taşıyıcı, bir başkasının yükünü yüklenip taşıyamaz.[4112] En sonunda dönüşünüz Rabbinizedir: o zaman size yaptıklarınızın (gerçek anlamını) bir bir haber verecektir: çünkü O gönüllerde gizleneni hakkıyla bilir.[4113]
Hem ne zaman insanoğlunun başına bir iş gelse, Rabbine yönelerek O’ndan yalvar yakar yardım ister; ama O’nun sayesinde bir nimete kavuşunca da, O’na önceden yalvardığını unutur ve başka varlıkları O’na eş ve denk saymaya başlar: böylece başkalarını da O’nun yolundan saptırır. (Bu gibisine) de ki: “Nankörlüğünle az bir süre keyif sür; ama şunu da iyi bil ki, sen ateşe lâyık birisin.”
Yoksa (böyle biri), gece vakitlerinde secde ve kıyamda durup kendisini ibadete adayan, Âhiret kaygısı taşıyan ve Rabbinin rahmetini arzulayan kimseyle hiç aynı tutulur mu? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”[4114] Ne var ki, sadece aktif akıl sahibi olanlar bundan ders çıkarabilir.”
(Ey Rasul!) De ki: “(Allah şöyle buyurur): Ey iman eden kullarım! Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun; akıbet, bu dünyada iyilik yapanları (öte dünyada) güzellikler beklemektedir; iyi bilin ki Allah’ın arzı geniştir: şüphesiz sabredenlere, karşılıkları hesapsız verilecektir.”
De ki: “Elbet ben, dini Allah’a has kılarak O’na aracısız kulluk etmekle emrolundum;
bir de, Allah’a teslim olanların önderi olmakla emrolundum.”
Duyur: “Eğer ben Rabbime isyan etmiş olsaydım, korkunç bir günün azabından dehşete düşmem gerekirdi.”
İlan et: “Ben, dinimi yalnız Allah’a has kılarak O’na aracısız kulluk ederim.
Artık siz de, O’nu bıraktıktan (sonra) neyi tercih ederseniz ona kulluk edin!” Uyar: “Gerçek şu ki, asıl hüsrana uğrayanlar, Kıyamet Günü hem kendilerini hem de yakınlarını hüsrana uğratanlardır:[4115] bakın bu, işte bu değil midir açık kayıp?
Onları, üstlerinden ateş tabakaları kuşatacak, altlarından da (ateş) tabakaları…” İşte bu yolla Allah kullarının kalbine korku salıyor.[4116] Ey kullarım! Bana karşı sorumluluğunuzun şuurunda olun!
Putlaştırılmış azgın kişilere[4117] kulluğa yanaşmayan ve Allah’a yönelen kimseler var ya, işte asıl müjdeyi onlar hak ediyor: şu halde bu kullarımı müjdele!
O kullar ki, sözün tamamını dinlerler ve en güzeline uyarlar:[4118] İşte Allah’ın kendilerine doğru yolu gösterdiği kimseler bunlardır; ve işte onlar, aktif akıl sahipleridir.[4119]
Ne o, hakkında azap vaadi gerçekleşmiş olan kimseyle (böyle olmayan) kimse bir olabilir mi? Şimdi, ateşin göbeğine düşmüş birini sen kurtarabilir misin?
Öte yandan Rablerine karşı sorumlu davrananlar, altından ırmakların aktığı üst üste inşâ edilmiş yüce cennet köşklerine sahip olacaklar. Bu Allah’ın vaadidir: Allah vaadinden asla dönmez.[4120]
(EY İNSAN!) Görmez misin ki Allah yağmuru gökten indirdi; ve onu yeryüzünde kaynaklar halinde akıttı; sonra da onunla farklı renklerde bitkiler çıkardı; ve nihayet onları kuruttu: artık sen onları sararmış görürsün; en sonunda onu da çer çöpe çevirecektir. İşte bütün bunlarda aktif akıl sahipleri için alınacak bir ders mutlaka vardır.[4121]
Ne o! Yoksa Allah’ın gönlünü İslâm’a açtığı ve böylece Rabbinden bir ışık[4122] üzere olan kimse, Allah’ı hatırlamaktan uzaklaşıp kalpleri katılaştığı için kendisine yazık eden kimseyle bir tutulur mu?[4123] Böyleleri apaçık[4124] bir sapıklık içindedir.
Allah, öğretilerin en güzelini, birbiriyle benzeşen[4125] ikişerlilerden oluşan bir kitap olarak indirmiştir:[4126] (öyle bir hitap ki), Rablerine karşı derin bir saygıyla titreyenlerin ondan dolayı tenleri ürperir; ardından Allah’ı(n sonsuz rahmetini) hatırlayınca kalpleri ve tenleri yatışır. İşte bu Allah’ın hidayetidir: tercih edeni/tercih ettiğini bununla doğru yola ulaştırır.[4127] Allah’ın saptırdığı kimse,[4128] artık asla yol gösterici bulamaz.
Ne o! Yoksa Kıyamet Günü azabın en beterinden kendisini yüzüyle[4129] korumaya çalışan kimse, (güven içindeki) kimseyle aynı olur mu? Zalimlere (o gün) “Daha önce kazandıklarınızı şimdi tadın bakalım!” denilecek.
Onlardan öncekiler de hakikati yalanlamışlardı; bunun üzerine, nereden geldiğini anlayamadıkları azap onları bulmuştu.
Sonunda Allah onlara bu dünyada onursuzluğu[4130] tattırdı: ama âhiret azabı elbet daha beterdi; keşke bunu olsun bilselerdi.
DOĞRUSU Biz (hakikati) bu ilâhî mesajda,[4131] belki düşünüp ders alırlar diye insanlara her türlü dolaylı anlatım tarzını kullanarak aktardık;[4132]
(ve onu) hiçbir çarpıklığa[4133] meydan bırakmadan Arapça bir hitap olarak (indirdik): belki sorumluluklarını idrak ederler.[4134]
(Bu bapta) Allah size hepsi birbirine rakip birçok ortağın emri altında bulunan bir adamla, sadece bir kişiye bağlı bir adamın durumunu misal gösterir: bu ikisinin durumu eşit midir? Allah’a hamd olsun ki hayır, ama[4135] onların çoğu bunu kavramaktan bile âcizdirler.
Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler:
En sonunda hepiniz Kıyamet Günü Rabbinizin huzurunda hesaplaşacaksınız.
Allah hakkında yalan söyleyen ve ayağına kadar geldiği halde gerçeği yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Hiç inkârda ısrar edenler için cehennemde yer bulunmaz mı?[4136]
Ama doğruluğun tarafında yer alan ve hakikati tüm kalbiyle tasdik eden kimselere gelince: işte sorumluluklarını idrak eden onlardır.
Tercih ettikleri her şey Rableri katında onları beklemektedir: Bu da iyi davrananların ödülüdür.
Şöyle ki: Allah onların yaptıklarının en kötülerini örter ve onları yapageldiklerinin en iyisiyle ödüllendirir.[4137]
HİÇ Allah kuluna yetmez mi ki, onlar seni O’ndan başkalarıyla korkutuyorlar?[4138] Ve Allah kimi yoldan saptırırsa, artık onu doğru yola getiren olmaz;
ama Allah kimi de doğru yola yöneltirse, artık onu doğru yoldan kimse çıkaramaz.[4139] Değil mi ki Allah tarifsiz bir izzet ve şeref sahibidir, kişinin yaptığını yanına kâr bırakmayandır.[4140]
Ve eğer onlara “Gökleri ve yeri yaratan kimdir?” diye sorsan, kesinlikle “Allah’tır” derler. Sor onlara: “Allah dışında yalvarıp yakardığınız varlıklara hiç baktınız mı? Eğer Allah benim için bir zarar murad etse, O’ndan gelecek zararı onlar def edebilirler mi? Veya bana bir rahmet dilese, onlar O’nun rahmetine engel olabilirler mi?” İlan et: “Allah bana yeter! Artık O’nun (kuluna yeteceğine) güvenen herkes, sadece O’na dayansın!”
Uyar: “Ey kavmim! Siz kendinize yakışanı[4141] yapınız! Şunu iyi biliniz ki ben de (kendime yakışanı) yapmaktayım. Unutmayın ki, zamanı gelince onlar bilecekler
muhatabını alçaltan (dünyevî) azabın kimi gelip bulacağını ve (âhiretteki) kalıcı cezanın kimin başına çökeceğini…
Hiç şüphe yok ki, bu ilâhî kelâmı insanlık için (gerçek) bir amaca mebni olarak[4142] sana Biz indirdik: Artık kim doğru yolu seçerse bu kendi lehinedir; ama kim de saparsa sadece kendi aleyhine sapmış olur: sen onların tercihinin savunucusu değilsin.
Allah insanların canlarını ölümleri sırasında alır, henüz ölmemiş olanları da uykusunda alır: Derken[4143] ölümüne hükmettiklerini (katında) tutar, geri kalanları sonu yasayla belirlenmiş bir süre doluncaya kadar (geriye) salar.[4144] Kuşkusuz bunda, düşünen bir toplumun alacağı bir ders mutlaka vardır.
Yoksa onlar, Allah’ın astlarından (hayalî) şefaatçiler mi buldular? Onlara şunu sor: “Ne yani! Hiçbir şeye güçleri yetmese, akılları ermese de mi?”[4145]
De ki: “Şefaat yetkisi tamamıyla ve sadece Allah’a aittir:[4146] Gökler ve yerin mutlak otoritesi (de) O’na aittir: sonunda sadece O’na döndürüleceksiniz.”
Ve ne zaman Allah tek başına anılsa, âhirete inanmayanların kalpleri tiksinti duyar; ne zaman da O’nun dışında başka varlıklar anılsa, bu kez aynı kimseler sevinçten uçar.
De ki: “Allah’ım! Ey göklerin ve yerin ilk yaratıcısı! Ey idraki aşan hakikatleri de, idrak edilenleri de bilen! Kullarının tartıştıkları konularda, aralarında son sözü söyleyecek olan yalnızca Sensin, Sen!”
Ve eğer yeryüzünün tüm serveti, hatta onun bir kat fazlası zulümde ısrar edenlerin olsaydı, Kıyamet Günü çarptırılacakları cezadan kurtulmak için onu fidye olarak verirlerdi; zira (o gün) daha önceden hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah tarafından ortaya çıkarılacak[4147]
ve önceden yaptıkları her kötülük önlerine konacaktır; sonuçta alay edegeldikleri gerçek, kendilerini çepeçevre kuşatmış olacaktır.
İŞBU nedenle, ne zaman insanın başına bir zarar gelse Bize yalvarır; daha sonra kendisi katımızdan bir nimete kavuşsa “Bu servete ben sadece ve sadece kendi bilgim ve becerim sayesinde ulaştım” der;[4148] ama hayır, aksine o bir sınav aracıdır: ne var ki onların çoğu bunu dahi kavrayamamaktadır.
Doğrusu onlardan öncekiler de böyle demiştiler: fakat kazanageldikleri şeyler kendilerine hiçbir yarar sağlamamıştı.
En sonunda kazandıklarının kötü sonuçları gelip onları bulmuştu. İşte şu zulmeden kimseleri de, kazandıklarının kötü sonuçları gelip bulacaktır: ve onlar asla (Allah’ı) atlatamayacaktır.
Şimdi onlar bilmezler mi ki, Allah hak ve tercih edenin/tercih ettiğinin rızık alanını genişletir, hak ve tercih etmeyenin/tercih etmediğinin alanını sınırlandırır.[4149] Elbet bunda, inanan bir toplumun mutlaka alması gereken dersler vardır.
(ALLAH’IN şu müjdesini) ilet: “Ey hadlerini aşıp kendilerini israf eden kullarım! Allah’ın rahmetinden asla umut kesmeyiniz![4150] Allah bütün günahları affedebilir:[4151] çünkü O, evet O’dur mutlak bağışlayıcı, sonsuz rahmet kaynağı!”
İmdi, azap gelip sizi bulmazdan önce Rabbinize yönelin ve O’na teslim olun; Aksi halde yardıma nail olamazsınız.
Ve bu azap siz farkında değilken ansızın gelip çatmadan önce,[4152] Rabbiniz tarafından siz (insanlara) indirilmiş olan en mütekâmil vahye uyun
ki, hiç kimse, “Allah’a karşı yabancılaştığım ve gerçeği alay konusu yaptığım için vay benim halime” demesin!
Veya “Eğer Allah beni doğru yola iletseydi, elbet ben de müttakiler arasında olurdum” demesin!
Ya da azabı gördüğü zaman, “Keşke bana bir fırsat daha tanınsaydı da iyiler arasına girseydim” demesin!
(Allah onlara şöyle diyecek): “Tam aksine sana âyetlerim gelmişti de, sen onları yalanlamış, küstahça büyüklenmiş ve hakkı inkâr edenlerden olmuştun.”
Ve Kıyamet Günü Allah hakkında yalan söyleyenlerin suratlarının kapkara kesildiğini göreceksin: Hiç küstahça böbürlenenler için cehennemde yer bulunmaz mı?
Allah sorumluluklarını yerine getirenleri, bu alandaki başarıları sebebiyle kurtaracak;[4153] kötülük de hüzün de onların semtine asla uğramayacak.
ALLAH her şeyi yaratandır ve O tek savunucu otoritedir;[4154]
Göklerin ve yerin anahtarları O’na aittir. Ve Allah’ın âyetlerini ısrarla inkâr edenlere gelince: asıl kaybedenler işte onlardır.
De ki: “Ey kendini bilmezler güruhu![4155] Allah’tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?”[4156]
Doğrusu sana ve senden öncekilere (insanoğluna iletilmek üzere) şöyle vahyedilmişti: “(Ey insan!) Eğer Allah’a ait nitelikleri başkalarına yakıştırırsan, kesinlikle yapıp ettiklerin boşa gidecek, üstelik büsbütün kaybedenlerden olacaksın!
Asla böyle yapma;[4157] sen yalnız Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol!”
Nitekim onlar Allah’ı hakkıyla takdir edemediler; oysa bütün yeryüzü Kıyamet Günü O’nun tasarrufundadır;[4158] gökler ise O’nun kudret eliyle dürülmüştür:[4159] Yüceler yücesi olan O, onların şirk koştukları her şeyin ötesinde aşkın bir varlıktır.[4160]
Ve sura üflenecek:[4161] derken Allah’ın tercih ettikleri dışında[4162] göklerde ve yerde bulunan herkes (dehşetten çarpılmışçasına) düşüp bayılacaktır.[4163] Sonra sura bir daha üflenecek: o zaman onlar yerlerinden doğrulup (sonlarını) bekleyecekler.
Ve yer[4164] Rabbinin nuruyla aydınlanacak, tutulan kayıtlar ortaya konulacak, nebîler ve (diğer) tüm şahitler huzura getirilecek; onlar arasında adâletle hükmedilecek ve kendileri asla zulme uğramayacaklar.
Zira herkese tüm yaptıklarının karşılığı eksiksiz verilecektir: nasıl olsa O onların yaptığı her şeyi bilmektedir.
İnkârda direnenler de, guruplar halinde cehenneme sürülecek. Oraya vardıklarında, (cehennemin) kapıları açılacak; ve oranın muhafızları onlara “Size aranızdan Rabbinizin âyetlerini ulaştıran ve sizi (hesap vereceğiniz) bu güne karşı uyaran elçiler gelmemiş miydi?” diye soracaklar. Sahi, küstahça böbürlenenler için ne berbat bir meskendir orası!Onlar: “Elbette geldi!” diyecekler; ne var ki inkâr edenler hakkındaki azap hükmü kesinleşmiş olacak.
Onlara denilecek ki: “İçinde yerleşip kalmak üzere cehennemin kapılarından girin!”
Rablerine karşı sorumluluklarının bilincinde olanlar ise guruplar halinde cennete buyur edilecekler. Kapıları zaten açılmış bulunan cennete vardıklarında,[4165] oranın muhafızları kendilerine şöyle diyecek: “Selam olsun size! Safa başınıza! Ebedî kalmak üzere buyursunlar!..”
Onlar da şöyle mukabele edecekler: “Bize ettiği vaadi gerçekleştiren, bizi bu uçsuz bucaksız[4166] mekâna vâris kılan ve bizi cennette tercih ettiğimiz yere yerleştirecek olan Allah’a hamd olsun!” Bakın, çalışıp çabalayanların ödülü ne de güzelmiş.
Ve sen, meleklerin Allah’ın hükümranlık makamı çevresinde halkalanıp hamd ile Rablerinin sonsuz yüceliğini dile getirdiklerini görürsün.[4167] Ki (o gün) herkes hakkında adâletle hüküm verilmiş ve şöyle denilmiştir: “Hamd olsun âlemlerin Rabbi Allah’a!”[4168]