Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 374, sondan 5863. ayet; 3. sure ve Âl-i İmran Suresinin 81. ayetidir. Âl-i İmran Suresi 81. ayetinin kelime sayisi 33, harf sayısı 146 ve toplam ebced değeri ise 13150 olarak hesaplanmıştır. Âl-i İmran Suresinin toplam ebced değeri 1056696 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (25) ل (14) م (18) bulunuyor.
Arapça Metin
واذ اخذ الله ميثاق النبين لـما اتيتكم من كتاب وحكمة ثم جاءكم رسول مصدق لما معكم لتؤمنن به ولتنصرنه قال ءاقررتم واخذتم على ذلكم اصري قالوا اقررنا قال فاشهدوا وانا معكم من الشاهدين
Hani, Allah peygamberlerden, “Andolsun, size vereceğim her kitap ve hikmetten sonra, elinizdekini doğrulayan bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “Bunu kabul ettiniz mi; verdiğim bu ağır görevi üstlendiniz mi?” demişti. Onlar, “Kabul ettik” demişlerdi. Allah da, “Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım” demişti.
Bu ve devamındaki âyetlerde, Allah tarafından görevlendirilen bütün peygamberlerin, bildirimlerinin bütünlüğü ilkesi hatırlatılmakta, her peygamberin kendinden önceki ilâhî bildirimlerin doğruluğunu beyan etmesi, önceki peygamberlerin tâbilerinin de onun getirdiklerine inanıp onu desteklemesi suretiyle karşılıklı bir tanıklık sisteminin öngörüldüğü belirtilmektedir. Böylece, Ehl-i kitabın hem kendi içlerinde tutarlı olabilmeleri, hem de “ilâhî dinler”e ve “Allah inancı”na karşı tavır ortaya koyan kesimlere yapılacak çağrının başarılı olabilmesi için 64. âyette yer alan diyalog çağrısına olumlu karşılık vermelerinin kaçınılmazlığına dikkat çekilmiş olmaktadır. “Allah peygamberlerden… söz (mîsâk) almıştı” ifadesi şu şekillerde açıklanmıştır: a) Âyet, peygamberlerden daha sonra gelen elçiye (resul) iman edeceklerine ve onu destekleyeceklerine dair söz alındığını belirtmektedir, şu halde burada söz verenler peygamberlerdir. Bu yorumu benimseyenlerin bir kısmına göre alınan söz genel olarak peygamberlerin birbirlerini onaylayacakları hakkındadır; diğer bir kısmına göre ise Hz. Muhammed’in geleceğini müjdeleyeceklerine dairdir. b) Kur’ân-ı Kerîm’in üslûbu ve “mîsâk”la ilgili âyetler dikkatle incelendiğinde görülür ki, burada kastedilen bizzat peygamberlerden söz alınması değil, onların kendi ümmetlerinden Hz. Muhammed geldiğinde ona iman edeceklerine ve ona destek vereceklerine dair söz almış olmalarıdır (Taberî, III, 331-332; İbn Atıyye, I, 463-464; Râzî, VIII, 114-116). Bu bakış çerçevesinde kalmakla beraber söz verenlerin kapsamını daraltan iki yorum daha vardır: Burada kastedilen kendilerini peygamberlerin çocukları sayan İsrâiloğulları’ndan veya kendilerini peygamberlik verilmeye daha lâyık gören Ehl-i kitap’tan alınan mîsâktır (Zemahşerî, I, 198). Şu var ki bazı müfessirlerin, bu son yorumu Übey b. Kâ‘b ve Abdullah b. Mes‘ûd’un mushaflarındaki lafza dayandırırken yorum sınırını aşarak asıl Kur’an metninin de bu olduğunu ileri sürmeleri sahâbenin Mushaf-ı Osmânî üzerindeki icmâına aykırıdır (İbn Atıyye, I, 463-464). Oysa bu sahâbîlerin özel mushaflarında yer alan bu tür ilâveler, âyetin bir parçası değil kendileri için koydukları bir açıklama notu mahiyetindedir. Öte yandan bazı âlimler, burada kitap ve hikmetle ilgili bir cümlenin de bulunduğunu düşünmüşler ve âyete şöyle mâna vermişlerdir: “Allah peygamberlerden ‘Size verdiğim kitap ve hikmeti muhakkak insanlara tebliğ edecek, sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir elçi geldiğinde ona mutlaka inanacak ve yardım edeceksiniz’ diye söz almış…” (Râzî, VIII, 119-120). Aynı âyette geçen “Ben size kitap... verdikten sonra” ifadesinden hareketle müfessirler, yukarıdaki yorumlardan birincisine göre bütün peygamberlere veya ikincisine göre bütün toplumlara kitap verilip verilmediği meselesini tartışmışlardır. Bir yaklaşıma göre, bütün peygamberlere kitap “indirilmemiş” olmakla beraber hepsine kitap “verilmiş”tir; çünkü her peygamber bir kitaba göre çağrıda bulunmuş ve ona uyulmasını istemiştir. Diğer bir anlayışa göre kendisine kitap verilen peygamberlerin derecesi daha üstün olduğu için burada bütün peygamberlerden bu üstün vasıf esas alınarak söz edilmiştir (Râzî, VIII, 120). Kitap peygambere indirilen ve okunan vahiydir. Hikmet ise kitabın içermediği ayrıntılı hükümlerle ilgili vahiydir (Râzî, VIII, 119; “hikmet” hakkında bilgi için bk. Bakara 2:269). Sonraki peygamberin, özellikle Hz. Muhammed’in önceki peygamberleri onaylaması şu şekillerde gerçekleşmiş olmaktadır: a) İlâhî dinlerin öğretileri inanç ve ahlâk esasları açısından aynı çizgide olduğu için, sonraki peygamberin gelmesi öncekileri pekiştirmektedir. b) Sonraki peygamberin öğretilerinde farklılıklar bulunsa da, önceki peygamber zamanında onun bildirdiklerine göre amel etmenin doğru ve Allah’ın bundan hoşnut olduğunu belirtmesi öncekini onaylamak demektir. c) Tevrat’ta ve İncil’de Hz. Muhammed’in geleceği ve birtakım özellikleri bildirilmiş olduğundan, –başka bir onay beyanında bulunmamış bile olsa– sırf onun peygamber olarak gelişi bu kitapların Allah katından olduğuna dair başlı başına bir delil oluşturur (Râzî, VIII, 119). Râzî bu “mîsâk”ın hangi anlamda olduğu hususunda iki ihtimalden söz eder: a) Maksat Allah Teâlâ’nın, kendi emrine boyun eğmenin vâcip olduğunu gösteren delilleri peygamberlerin akıllarına yerleştirmesidir. Âyette geçen “resûl” kelimesi bu ihtimale delâlet eder. b) Burada kastedilen, Allah Teâlâ’nın kendi sıfatlarını önceki peygamberlerin kitaplarında açıklamış olmasıdır. “Musaddıkun li mâ maaküm” ifadesi de bu ihtimale delâlet eder (VIII, 119). Âyette geçen ısr kelimesi sözlükte “ağırlık, ahid, bağ” gibi anlamlara gelir. Kur’ân-ı Kerîm’de “ağırlık” anlamında da kullanılmakla beraber (bk. Bakara 2:286; A‘râf 7:157), ifadenin önü ve sonu dikkate alınarak burada kelimeye ahid mânası verilmiştir. “Mîsâk”ın kabul edilip ahdin üstlenilmesiyle ilgili soru-cevap ifadeleri, yukarıda belirtilen iki ana ihtimale göre ya Allah Teâlâ ile peygamberleri ya da peygamberlerle ümmetleri arasında geçen konuşmalar olarak düşünülmüştür. “O halde şahit olun” cümlesi için de başlıca şu ihtimallerden söz edilmiştir: a) Bu ikrarı verenlerin birbirine tanıklık etmesi, b) meleklerin bu konuşmaya tanıklık etmesi, c) elest bezminde (bk. A‘râf 7:172) olduğu gibi herkesin kendi verdiği söze şahit olması, d) kimsenin bu mîsâkı bilmediği yönünde mazeret ileri sürememesi için bunun herkese açıklanması, e) verilen sözden iyice emin olunması, f) peygamberlerin ümmetlerinden söz almaları ihtimaline göre, onlardan buna şahitlik etmeleri istenmiş olabilir (İbn Atıyye, I, 466-467; Râzî, VIII, 120). Esasen yüce Allah açık veya gizli her şeyi bütün ayrıntılarıyla bildiğine göre, böyle bir tanıklık talep etmesi kuşkusuz O’nun buna olan ihtiyacıyla açıklanamaz; burada bir taraftan O’nun iradesinin eseri olan evrendeki karşılıklı tanıklık ilkesine, diğer taraftan da her türlü itham ve sorumluluğun ispat şartına bağlı olduğuna dikkat çekilmekte ve bunun üzerinde iyice düşünülmesi istenmektedir. “Ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim” cümlesi ise bu sözün bağlayıcılığına güç katmak ve bundan dönmekten sakındırmak içindir (Zemahşerî, I, 199).
Mehmet Okuyan
Hani Allah peygamberlerden “Ben size Kitap ve [hikmet] (doğru hüküm verme yeteneği) verdikten sonra beraberinizdekileri onaylayan bir elçi geldiğinde ona mutlaka inanacak ve yardım edeceksiniz.” diye söz almıştı. “Bunu kabul ettiniz mi? Bu ağır sözümü üstlendiniz mi?” dediğinde, “Kabul ettik.” demişlerdi. (Bunun üzerine Allah) “(Birbirinize) şahit olun! Ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim.” demişti.
Mehmet Okuyan Âl-i İmran Suresi 81. Ayet Açıklaması
Burada sözü edilen [ısr] yani “ağır yük”, Hz. Muhammed’e kadar gönderilen bütün peygamberlerden alınan “gelecek olan yeni Elçi’ye inanıp ona yardım etmeleri” şeklindeki sözdür. Hz. Muhammed son peygamber olduğu için Bakara 2:286’da geçen “Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme” şeklindeki bu dua haliyle kabul edilmiştir ki A‘râf 7:157’de de buna değinilmektedir
Bu ayette peygamberlerin birbirlerine rakip değil, yardımcı olmaları gerektiği ve onlardan bu konuda söz alındığı belirtilmektedir.
Bayraktar Bayraklı
Allah, peygamberlerden şöyle söz almış ve “Bakın size kitap ve hikmet verdim, şimdi yanınızda bulunanı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona mutlaka inanacak ve yardım edeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? Bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?” demişti. Onlar da, “Kabul ettik” dediler. “O halde tanık olunuz, ben de sizinle beraber tanık olanlardanım” dedi.
Hani Allah, Nebilerden söz almıştı:¹ “Size, kitap ve hikmet verdim; şimdi yanınızdakini² tasdik eden bir resûl geldiğinde, ona kesinlikle inanacak ve yardım edeceksiniz.” “Bunu kabul ettiniz mi? Bu önemli görevi üstlendiniz mi?” demişti. “Kabul ettik.” Dediler. Allah: “Öyleyse tanık olun, Ben de sizinle birlikte tanık olanlardanım.” dedi.¹
1. Nebilerden söz alınmasıyla kast edilen şey, Ehl-i Kitap'ın Nebimize iman etmelerine yönelik bir hatırlatma ve çağrıdır. 2. Kitâp'ı)
Ahmet Akgül
Hani Allah peygamberlerden 'kesin bir söz (misak) ' almıştı: "Andolsun size Kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona hemen kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız" buyurmuştu. (Ardından:) "Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?" (diye sormuştu.) Onlar ise: "İkrar ettik!" (Kabullendik) demişlerdi de (bunun üzerine Rabbimiz de:) "Öyleyse şahit olun, Ben de sizinle birlikte şahit olanlardanım" demişti.
An o zamanı ki Allah, peygamberlerden, size kitap ve hikmet verdim, sonra da sizdeki kitabı gerçekleyen bir peygamber göndereceğim, ona mutlaka inanacaksınız, mutlaka yardım edeceksiniz diye söz almıştı ve ikrar ettiniz mi, size yüklediğim bu ağır yükü aldınız, yüklendiniz mi demişti. İkrar ettik demişlerdi de o da öyleyse tanık olun demişti, ben de sizinle beraber tanıklık edenlerdenim.
Allah geçmiş toplumlardan peygamberleri vasıtasıyla şöyle söz almıştı. “Eğer kitabı ve hikmeti size verdikten sonra halen sahip olduğunuz gerçekleri doğrulayan bir elçi size gelirse, ona inanmalı ve yardım etmelisiniz. Bu şarta dayalı olarak sözümü kabul ediyor musunuz?” Onlar da “Kabul ederiz” dediler. Allah: “Öyleyse buna şahit olun, Ben de sizin şahidiniz olacağım” dedi
Allah'ın peygamberlerden, (peygamberleri vasıtasıyla ümmetlerinden) şu kesin sözü, taahhüdü aldığını insanlara hatırlat:
“- Ben size kitapları ve hikmeti, peygamberliği, sağlıklı ve ahlâklı yaşama bilgisini, peygamberinizin sünnetini verdikten sonra, size, ellerinizdeki doğru bilgileri, kutsal kitaplardaki bilgileri tasdik eden bir Rasûl geldiğinde, ona, mutlaka inanıp yardım etmelisiniz. Bunu kabul ediyor musunuz? Bu şartlarla, sorumluluk gerektiren emirlerimi, hükümlerimi yerine getireceğinize dair söz veriyor musunuz?” dediğinde:
“- Yerine getireceğimize söz veriyoruz” dediler. Allah da:
“- O halde şâhit olun, ben de sizlerle birlikte şâhit olanlardanım” buyurdu.
Allah, peygamberlerden: "Ben size Kitap ve hikmet verdim. Daha sonra sizin yanınızda olanı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona kesin olarak inanacak ve kendisine yardımda bulunacaksınız" diye söz almıştı. "Bunu kabul edip bu husustaki ağır yükümü üzerinize aldınız mı?" dedi. Onlar da: "Kabul ettik" dediler. (Allah da): "Öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahitlerdenim" dedi.
Hani Allah peygamberlerden 'kesin bir söz (misak)' almıştı: 'Andolsun size Kitap ve hikmetten verip sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde, ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız.' Demişti ki: 'Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?' Onlar: 'İkrar ettik' demişlerdi de 'Öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım,' demişti.
Hem Allah, vaktiyle Peygamberlerin mîsakını (bağlılık sözünü) şöyle almıştı: “- Celâlim hakkı için size kitap ve hikmetten verdim. Sonra size, beraberinizdekini tasdik eden bir Peygamber geldiğinde mutlaka ona iman edeceksiniz ve her halde ona yardımda bulunacaksınız; bunu ikrar ettiniz mi ve bu ağır ahdimi üzerinize alıp kabullendiniz mi?” buyurdu. Onlar: “-İkrar ettik”, dediler. Allah şöyle buyurdu; “- Öyle ise birbirinize karşı şâhit olun, ben de sizinle beraber şâhitlerdenim.”
Allah, peygamberlerin (ümmetlerinden) söz aldı ki: “Size kitap ve hikmet (yasa ve ilim) verdim. Sonra elinizdeki hakikatleri tasdik edici bir elçi geldiğinde ona inanacaksınız ve ona yardım edeceksiniz.” Allah: “Kabul edip söz veriyor musunuz?” dedi. Onlar: “Kabul ettik” dediler. Allah: “Siz şahit olun, Ben de sizinle beraber şahitlerdenim.” dedi.()
Bahaeddin Sağlam Âl-i İmran Suresi 81. Ayet Açıklaması
(*) Her peygamber, bencillik göstermeden Allah namına, ondan sonra gelecek peygambere uymaları için ümmetlerinden söz almıştır.
Besim Atalay
Ne zaman ki, peygamberlerden Allah ahdalmıştı, «Size kitap, size hikmet vererek sonra size, yanınızda olanı gerçekliyen bir peygamber gelince, ona inanarak, yardım ediniz» diye buyurmuştu; yine demişti ki : «Bunu ikrar ettiniz mi? Ahdimizi üstünüze aldınız mı?» Onlar: «ikrar ettik» dediler, imdi «Tanık olun, ben de sizinle birlikte tanıklardanım» diye buyurdu
Allah, (elçilik görevi verirken) nebilerden şöyle söz almıştı: “Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olan (kitapları) tasdik eden bir resul geldiğinde muhakkak ona inanacak ve kendisini muhakkak destekleyeceksiniz (ayrıca bu görevi ümmetlerinize de yükleyeceksiniz). Kabul ettiniz mi; bu ağır görevi yüklendiniz mi?” buyurduğunda, onlar da: “Kabul ettik” dediler. (Allah) şöyle buyurdu: “Öyle ise birbirinize şahit olun, ben de sizinle beraber şahitlik edenlerdenim.”
Allah peygamberlerden ahid almıştı: "And olsun ki size Kitap, hikmet verdim; sizde olanı tasdik eden bir peygamber gelecek, ona mutlaka inanacaksınız ve ona mutlaka yardım edeceksiniz, ikrar edip bu ahdi kabul ettiniz mi?" demişti. "İkrar ettik" demişlerdi de: "Şahid olun, Ben de sizinle beraber şahidlerdenim" demişti.
Hani Allah, peygamberlerden: «Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra nezdinizdekileri tasdik eden bir peygamber geldiğinde ona mutlaka inanıp yardım edeceksiniz» diye söz almış, «Kabul ettiniz ve bu ahdimi yüklendiniz mi?» dediğinde, «Kabul ettik» cevabını vermişler, bunun üzerine Allah: O halde şahit olun; ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu.
ALLAH peygamberlerden (nebilerden) şöyle misak almıştı: "Size kitap ve hikmet vereceğim. Daha sonra, beraberinizdekileri doğrulayan bir elçi (resul) geldiğinde ona inanacak ve onu destekleyeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi ve bu sözleşmeyi yerine getireceğinize söz verdiniz mi," demişti. Onlar "Kabul ettik," deyince, "Öyleyse şahid olun, ben de sizinle beraber şahid olanlardanım," demişti.
Allah peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Andolsun ki size kitab ve hikmet verdim, sonra yanınızda bulunan (kitaplar)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona muhakkak inanacak ve ona yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. Onlar: "Kabul ettik" dediler. (Allah da) dedi ki: "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahit olanlardanım".
Hem Allah vaktiyle Peygamberlerin şöyle misakını almıştır: Celâlim hakkıyçün size kitab ve hikmetten her ne verdimse sonra size beraberinizdekini tasdik eden bir Resul geldiğinde ona mutlak iyman edeceksiniz ve lâbüdd ona yardımda bulunacaksınız, buna ıkrar verdiniz mi? ve bunun üzerine ağır ahdimi boynunuza aldınızı mı? buyurdu, ıkrar verdik dediler, öyle ise, buyurdu: Şahid olun ben de sizinle beraber şahidlerdenim
Allah, (geçmiş) peygamberler (in) den — and olsun ki size Kitab ve hikmet verdim. Sonra da size nezdinizdeki (o Kitab ve hikmeti) tasdik eden bir peygamber gelmişdir (gelecekdir). Ona kat'iyyen îman ve ona her halde yardım edeceksiniz diye — (ahd ve) mîsâk aldığı zaman dedi ki «Ikraar etdiniz ve uhdenize bu ağır yükümü (vecîbemi) alıb kabul eylediniz mi»? Onlar (cevaben): «Ikraar etdik» dediler. (Allah) dedi ki: «Öyleyse (birbirinize ve ümmetlerinize karşı) şâhid olun, ben de sizinle beraber (bu ıkraarınıza) şâhidlik edenlerdenim.
Hem Allah, vaktiyle peygamberlerin: “Size kitab ve hikmetten her ne versem, sonra size berâberinizde olanı tasdîk edici bir peygamber gelse, mutlaka ona îmân edeceksiniz ve mutlaka ona yardım edeceksiniz!” diye sağlam sözlerini aldığında: “İkrâr ettiniz (mi) ve bu ağır ahdimi (üzerinize) aldınız mı?” buyurdu. (Onlar:) “İkrâr ettik!” dediler. (Allah:) “Öyle ise şâhid olun, ben de sizinle berâber şâhidlerdenim!” buyurdu.
Allah “(Ey Ehli kitap!) Size kitaptan ve içindeki açık hükümlerden verdiklerimi, peygamberlerin sözleşmeleri haline getirmiş, sonra; sizinle beraber olanı tasdik edip doğrulayan bir elçi geldiğinde, o elçiye iman edip, ona yardımcı olmalısınız. (Ey ehli kitap!) Elçiye iman edip yardım edeceğinize dair, ahdimi sahiplenmeye karar verdiniz mi?” dediğinde, onlarda “Karar verdik” dediler. Allah da “Şahit olun, bende sizinle beraber şahit olanlardanım” dedi.
Hani Allah size Kitap ve Hikmet [⁶] verip sonra sizdekini tasdik edici bir peygamber gelince « her halde ona iman ve yardım edesiniz» diye peygamberlerden [⁷] bir misak [⁸] almıştı. Allah «ikrar ettiniz mi? Bunun üzerine ahtimi kabul eylediniz mi?» demiş, onlar da «ikrar ettik» demişlerdi. Allah da kendinize ve etbamıza şahit olun, ben de sizin ile beraber şehadet edenlerdenim» demişti.
İsmail Hakkı İzmirli Âl-i İmran Suresi 81. Ayet Açıklaması
[6] Kitapta mezkûr olmayan mufassal tekâlif-ı şer'iye hakkında vârit olan vahy-i İlâhi.[7] Her peygamberden kendinden sonra gelecek her peygamber hakkında — her peygamber bir diğerini tasdik etmiştir — veya her peygamberden ancak Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm hakkında. Bu kavle göre Peygamberimiz peygamberlerin peygamberi olmuş oluyor.[8] Nazm-ı Kerîm şöyle de tercüme olunabilir. Size Kitap ve Hikmet verdikten sonra onu musaddık olarak gelecek peygambere herhalde iman ve yardım etmeniz hususunda Allah peygamberlerden ve ümmetlerinden misak aldı.
Kadri Çelik
Hani Allah peygamberler hakkında (ümmetlerinden), “Size kitab ve hikmet verdikten sonra sizde olanı onaylayan bir peygamber geldiğinde ona mutlaka iman edip yardım edeceksiniz” diye söz almış ve, “İkrar edip bu yükümü (ahdimi) yüklendiniz mi?” demişti. Onlar “İkrar ettik” demişlerdi de Allah, “Şahit olun, ben de sizinle beraber şahitlerdenim” demişti.
Hani Allah, her birine elçilik görevini verirken, Peygamberlerden şöyle söz almıştı:“Bakın, Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra, eğer günün birinde, elinizdeki hakîkati doğrulayan yeni bir Peygamber size gelecek olursa, ona mutlaka iman edecek ve kendisini muhakkak destekleyeceksiniz! Ayrıca bu görevi, ümmetinize de açıkça bildireceksiniz!” Sonra Allah, her birine ayrı ayrı sormuştu:“Şimdi, bana karşı ağır bir sorumluluk yüklenerek bu şartlar altında sözleşmemi kabul ediyor musunuz?” Peygamberler:“Evet, kabul ediyoruz ya Rab! diye cevapladılar. Allah da: “O hâlde şâhit olun, ben de sizinle birlikte buna şahidim!” buyurdu. Ey Yahudi ve Hıristiyanlar! Eğer gerçekten önceki Peygamberlerin izinden gitmek istiyorsanız, onların Allah’a verdikleri bu sözü dikkate almalı ve vasiyetlerine uyarak son Elçiye iman etmelisiniz.
Hani, Allah Nebiyyler’in mîsâkını / açık ve kesin bağlılık sözünü aldı:
-“Her bir kitap ve hikmetten size verdiğimde, sonra size yanınızda olanı doğrulayan bir rasûl geldiğinde ona iman edersiniz ve ona yardım edersiniz.
Kabul ettiniz mi; bu ağır sözümü aldınız mı?” dedi.
-“Aldık, kabul ettik” dediler.
-“Şahid olun! Ben de sizinle birlikte Şahidler’denim” dedi.
Allah, Peygamberler (vasıtasıyla geçmiş ümmetler)den:1 “Ben size Kitap ve hikmet verdikten sonra elinizde bulunanların doğrusunu söyleyen bir Peygamber gelince, ona kesinlikle inanacak ve kendisini destekleyeceksiniz” diye söz almış ve onlara: “Bunu kabul ettiniz ve omuzlarınıza yüklediğim bu görevi üstlendiniz mi?” demişti. Onlar da: “Kabul ettik.” dediler. (Bunun üzerine Allah,): “Siz de birbirinize şâhit olun zâten Ben de sizinle beraber şâhitlik edeceğim.” buyurdu.
1 Bu parantez, Kurtubî’de nakledilen Basriyyun’un görüşü olarak âyetin daha iyi anlaşılması için alınmıştır.
Muhammed Esed
ALLAH, [geçmiş vahiylerin izleyicilerinden] peygamberler vasıtasıyla şu taahhüdü talep etti: 64 “Eğer, vahyi ve hikmeti size bahşettikten sonra, halen sahip olduğunuz hakikati tasdik eden bir elçi size gelirse o'na inanmalı ve yardım etmelisiniz. Bu şarta dayalı ahdimi kabul ve tasdik eder misiniz?” Onlar: “Kabul ederiz!” dediler.Allah: “Öyleyse [buna] şahit olun, Ben de sizin şahidiniz olacağım. 65
Allah, nebilerden şu misakı/sözü almıştı; “Size, kitap ve hikmet verdikten sonra, sizin ilettiğiniz mesajı doğrulayan bir elçi gelecek olursa, ona kesinlikle iman edecek ve ona yardım edeceksiniz değil mi?” dedikten sonra; “Karar verdiniz ve size yüklediğim bu ağır yükü kabul ettiniz mi?” demişti. Onlar da, “Evet, kabul ettik” deyince Allah; “Öyleyse, buna şahit olun, ben de sizinle birlikte buna şahidim.” buyurmuştu. 73/5, 12/111,
Allah nebiler (aracılığıyla kitap ehlin)den; “Eğer vahiyden ve hikmetten size bir pay verdikten sonra size elinizdekini tasdik eden bir elçi gelirse,[622] kesinlikle ona inanmalı ve yardım etmelisiniz” taahhüdünü aldığı zaman sordu: “İşte bu şarta dayalı ahdimi alıp kabul ettiniz mi?”[623] “Kabul ve tasdik ettik!” diye cevap verdiler. Allah buyurdu: “O hâlde şahid olun! Ben de sizinle birlikte, bu sözünüze şahit olanlardanım!”
Mustafa İslamoğlu Âl-i İmran Suresi 81. Ayet Açıklaması
[622] Önceki elçilerin kendilerinden sonra gelecek elçiye atıf yapmaları, sadece Allah Rasûlü örneğiyle sınırlı değildir. Gelecek bir elçiyi müjdelemek neredeyse bir vahiy geleneği hâlini almış, bunun sonucu olarak da Allah nebilerden, kendilerinden sonra nebi geleceğini haber vermelerini istemiştir (Krş: Yaratılış 12:1-3, 16:20, 69:10; Tesniye 18:18, 33; Daniel 2:31-32; 7:13-14; Mezmurlar 65:3-18; İşaya 21:6-7, 13-16; 62:9 vd.; 63:1-6; Habakkuk 3:3; Matta 21:33-34; Yahyâ I, 21, 14:15-16; 15:26-27; 16:7-16).
[623] Taberî’nin, bu ibare hakkında sahabi ve tâbiîn müfessirlerinden naklettiği farklı görüşleri Zemahşerî tasnif eder ve gramatik açıdan gerekçelendirir. Zemahşerî, bu lafzî anlamın yanında üç ihtimal daha zikreder: 1) Buradaki “taahhüd”ün “nebilere” izafeti tıpkı mîsâkullah ve ahdullahda olduğu gibi “taahhüd edene” değil “kendisi adına taahhüd alınana”dır. Bu durumda anlam şöyle olur: “Nebilerin ümmetlerinden aldığı taahhüdü Allah da onlardan aldı.” 2) Burada kendilerinden taahhüd alınan “nebilerin çocukları” yani İsrâiloğullarıdır, isim tamlamasından ”tamlayan” (...çocukları) düşmüştür (bkz: 2: 132). 3) Burada kast olunan kitap ehlidir, çünkü onlar “Biz nebiliğie daha layığız, çünkü biz nebilerin kendilerinden çıktığı kitap ehliyiz” iddiasında bulunuyorlardı. Ubeyy ve İbn Mes’ud’un ve iz ehazallâhu misaka’l-lezîne ûtu’l-kitâb şeklindeki kıraatleri de bunu desteklemektedir (Taberî; Zemahşerî; Ebu Müslim’den Râzî). Taberî’nin kendi görüşü, âyetin lafzî anlamıdır. Buna göre söz konusu taahhüd doğrudan tüm nebilerden alınmıştır. Taberî’nin âyete yüklediği anlam şudur: “Ey Kitap ehli! Allah’ın nebilerden aldığı şu taahhüdü hatırlayın: ‘Ey nebiler! Size ne zaman vahiyden ve hikmetten bir pay verilir de, bunun ardından, katımdan size elinizdekini tasdik eden bir elçi gelirse, kesinlikle ona inanmalı ve yardım etmelisiniz.’ Taberî, bu tercihini Süddî’den aktardığı rivayetle pekiştirir. Ancak doğruya en yakın anlam, bizim âyetin mealinde tercih ettiğimiz anlamdır. Bu anlamı, bir sonraki âyet de pekiştirmektedir. Eğer kendilerinden taahhüd alınanlar doğrudan nebiler olsaydı, onlar için “Her kim bundan sonra yüz çevirirse, işte onlar..” denilmezdi. O hâlde, söz konusu taahhüd nebiler aracı kılınarak kitap ehlinden, özelde İsrâiloğullarından alınmıştır. Allah Rasûlü’nü reddeden Medine Yahudileri, bu sözleşmeye ihanet etmekle “fâsık” ve “hain” olmuşlardır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Yâdet o zamanı ki, Allah Teâlâ peygamberlere hitaben «Size kitap ve hikmet verdim, sonra sizin nezdinizdekini musaddık olarak bir resûl gelecektir. O'na elbette imân ve yardım edeceksiniz» diye peygamberlerden bir müekked ahd aldıkta buyurdu ki, «İkrar ettiniz mi? Ve bunun üzerine benim o ahdimi alıp kabul eylediniz mi?» Onlar da, «İkrar ettik,» dediler. (Cenâb-ı Hak da) Buyurdu ki: «Öyleyse şahit olunuz, ben de sizinle beraber şahitlerdenim.»
Hem Allah, vaktiyle peygamberlerden “Size kitap ve hikmet vermemden sonra, Sizin yanınızda bulunan kitabı tasdik edici bir peygamber geldiğinde, mutlaka ona inanıp yardımcı olacaksınız. ” diye söz almıştır. Allah: “Bunu kabul ettiniz, bu ağır yükümü sırtınıza aldınız mı? ” dediğinde onlar: “Kabul ettik” diye kesin söz verince, Allah Teâlâ: “Siz de şahit olun, zaten Ben de sizinle beraber şahitlik edeceğim. ” buyurdu. [33, 7; 7, 172]
Suat Yıldırım Âl-i İmran Suresi 81. Ayet Açıklaması
Yüce Allah bu mîsakı vahiy ile almıştır. O, gönderdiği her peygambere, Hz. Muhammed (a.s.)’ın vasıflarını bildirmiş ve ona ulaştığı takdirde destek verme sözü almıştır. Ayrıca onların da kendi ümmetlerine bu gerçeği bildirmelerini istemiştir. “Sonra size (...) peygamber geldiğinde” hitabının asıl muhatapları Hz. Peygamberin çağdaşı olan Ehl-i kitaptır.
Süleyman Ateş
Allah, peygamberlerden şöyle söz almıştı: "Bakın, size Kitap ve hikmet verdim; imdi yanınızda bulunan(Kitap)ı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde, ona mutlaka inanacak ve ona mutlaka yardım edeceksiniz! Bunu kabul ettiniz mi? Ve bu hususta ağır ahdimi üzerinize aldınız mı?" demişti. "Kabul ettik!" dediler. "O halde tanık olun, ben de sizinle beraber tanık olanlardanım." dedi.
Allah nebilerden kesin söz aldığında şöyle demiştir: "Size Kitap ve hikmet veririm de elinizde olanı onaylayan bir elçi gelirse kesinlikle ona inanacaksınız ve destek vereceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? Bu ağır yükü (ısr) yüklendiniz mi?". Onlar da "Kabul ettik" demişlerdir. Allah: "Siz buna şahit olun, sizinle beraber ben de şahidim" demiştir.
Süleymaniye Vakfı Âl-i İmran Suresi 81. Ayet Açıklaması
[*] ISR : Sonradan gelecek nebi ve resullere inanma ve destek verme sorumluluğudur.
Şaban Piriş
Allah, peygamberlerden:-Size kitap ve hikmet verdim, sonra sizden olanı doğrulayan bir peygamber gelecek, ona kesinlikle iman edecek ve ona yardım edeceksiniz! diye söz aldığı zaman (sormuştu):-Karar verdiniz ve size yüklediğim bu ağır yükü kabul ettiniz mi? demişti. Onlar:-Kabul ettik diye cevap verdiler.-Şahit olun, ben de sizinle birlikte şahitlik edenlerdenim, buyurmuştu.
Allah peygamberlerden ahit alarak, “Ben size kitap ve hikmet verdikten sonra, sizdeki kitabı tasdik edici bir peygamber geldiğinde ona inanacak ve yardım edeceksiniz” buyurmuş ve sormuştu: “Bu ahdi kabul edip üstleniyor musunuz?” Onlar “Kabul ettik” dediler. Allah buyurdu ki: Şahit olun; Ben de sizinle beraber bu ahdin şahidiyim.
Ve unutma ki Allah, peygamberlerden mîsaklarını almış, şöyle demişti: "Size Kitap'tan ve hikmetten nasip verdim. Sonra size elinizdekini doğrulayıcı bir resul geldiğinde, ona mutlaka inanacak ve ona muhakkak yardım edeceksiniz. Kabul ettiniz ve ağır yükümü üzerinize aldınız mı?". "Kabul ettik." dediler. "O halde tanık olun, sizinle beraber ben de tanıklardanım." dedi.
Ẕikr eyle yā Muḥammed ol vaḳtı ki Tañrı Ta‘ālā aldı nebīlerden ‘ahdini ki ben size virdüm kitābı ve ḥikmeti, daḫı andan ṣoñra size gelse Muḥammedresūlu’llāh ki girçekleyicidür sizüñ‐ile gelen kitābı, aña īmān getüresiz,daḫı nuṣret idesiz anuñ dīnine. Eyitdi: İḳrār eyledüñüz mi daḫı anuñ üstine‘ahd eyleyüp and içdüñüz mi didi? Eyitdiler: İḳrār eyledük. Eyitdi: ṭanuḳoluñuz, ben daḫı sizüñ‐ile ṭanuḳlardan‐men didi.