5 Hamd: Bir ihsan veya bir iyiliğin sahibine karşı yapılan ve can ü gönülden hürmet ifade eden en güzel bir şekilde anmadır. Bu anmanın içerisinde kısmen övgü, kısmen de şükür vardır. Aslında bu kelimenin anlamını tam olarak karşılayan Türkçe bir kelime yoktur. Bu sebeple de bu kelime tercüme edilmemiştir. Övmek kelimesi de hamd’i tam olarak ifade edememektedir. Zira övmek, hayatı ve iradesi olana da olmayana da yapılabilir. Meselâ güzel bir inci ve güzel bir at övülebilir ama bunlara hamd edilemez.6 Âlem: Kâinatta Allah’tan başka mevcut olan her şey demektir. (Kurtubî) (رَبُّ الْعَالَمِينَ) Allah’ın sıfatlarındandır. Bu ayette (عَالَمٌ) kelimesinin çoğulu, (عَوَالِمُ) şeklinde değil de akıllılara mahsus olan “cemi müzekker salim” şeklinde kullanılarak akıllılara dikkat çekilmiştir. Buradan kâinatta insan ve cinler gibi başka akıl ve irade sahibi varlıkların bulunabileceğini de anlamak mümkündür. Bu sebepten dolayı tercümeye “bütün” kelimesi ilave edilmiştir.7 Rab: Terbiye anlamına bir mastar olduğu halde mübalâğa kastı ile “terbiye edici” anlamında kullanılmıştır. Mübalâğa anlamından dolayı rab, sade mürebbî anlamında değil, terbiyenin bütün gereklerine sahip kuvvetli ve en mükemmel terbiye edici demektir. Bu sebeple “sahip ve malik” anlamına dahi gelir. Meselâ ev sahibine “rabb’üd-dar” sermaye sahibine ise “rabb’ül-mal” denilir. Rab kelimesi, Allah’tan başkası için tek başına kullanılamaz. Terbiye ancak bir kısım kurallarla yapılır. Allah âlemlerin Rabbi olarak akıllılara peygamberleri ve onların getirdiği kitaplarıyla, akılsız varlıklara da sünnetüllah dediğimiz kurallarla terbiye vermiştir. Bu sebeple Allah’a ve peygamberlere inanan kimselerin Allah’tan başka kanun koyucu tanımaması gerekir. Âlemlerde kanun koyma hak ve yetkisi sadece “Âlemlerin Rabbi” Allah’a aittir. Allah’a karşı veya Allah’la beraber kanun koymaya kalkışmak, Allah’ın âlemlerin yegâne rabbi olduğunu inkâr etmek demektir.8 Din: kelime olarak, ceza-mükâfat, hesap, kaza, siyaset, itaat, âdet, hal, millet ve şeriat anlamlarına gelir. Bu kelimenin doğrudan kıyamet anlamı yoktur. Ancak din kelimesinin ceza ve hesap anlamları dikkate alınırsa “din günü”nün karşılığı, “ceza-mükâfat ve hesap günü” demek olur. Buna göre, “din günü,” her işin karşılığının verileceği son gün ve gelecekte mükâfat ve cezanın dağıtılacağı vakit demektir. Yevm kelimesi ise Arapçada, “belirli bir zaman dilimi” demek olup gün, ay, yıl, devir gibi bildiğimiz veya bilmediğimiz zaman ölçülerinden herhangi biri olabilir. (Bugün Dünya, yarın Ahiret gibi.)9 Malik: kelimesi (مُلْكٌ) mastarından ism-i fail ve (مِلْكٌ) mastarından ise sıfat-ı müşebbehe, olarak (مَالِكٌ) veya (مَلِكٌ) şekillerinde okunabilir. Meliklik; her şeyin genel menfaati için tedbir, emir ve yasaklama, ceza ve mükâfat hukuku koyarak akıllı varlıklar üzerinde tasarruf, güç ve yetkisi demektir. Mâliklik ise, mal hükmünde olan şeyler ve bunların üzerindeki fertlerin kişisel menfaati için tasarruf ve yönetim yetkisi demektir. İşte bu iki yetkinin de tamamı “Âlemlerin Rabbi Allah’a” aittir. Bu ayet “Allah, din gününün maliki de diğer günlerin maliki değil mi?” şeklinde düşünülmemelidir. Dünya günlerinde Allah adına veya Allah’a karşı malikler veya kendilerinin malik olduğunu zannedenler olabilir. Ancak din günü olan o hesap gününde bunların hiçbirini düşünmek mümkün değildir. Artık imtihan bitmiş ve Allah’ın yegâne malik olduğunu, inanan ve inanmayan herkes kabul etmiş veya kabul etmek zorunda kalmıştır. Bk. (En’am: 73, İsra: 111, Tâ Hâ: 114, Hac:56, Mü’minûn: 116, Furkan: 2, Fatır: 13, Zümer: 6, Mü’min:16, Haşr:23, Cuma: 1, Mülk: 1, İnfitar: 19)