Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1808, sondan 4429. ayet; 15. sure ve Hicr Suresinin 6. ayetidir. Hicr Suresi 6. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 37 ve toplam ebced değeri ise 2316 olarak hesaplanmıştır. Hicr Suresinin toplam ebced değeri 179814 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (8) ل (6) ر (1) bulunuyor.
“Vahiy”diye çevirdiğimiz zikir kelimesi sözlükte “ezberleme, hatırlama, anma, övme”gibi anlamlara gelir. Kur’an-ı Kerîm’de ise –bu sözlük anlamları yanında– özellikle “Allah’ın kullarına gönderdiği uyarı, öğüt, vahiy” vb. mânalarda geçtiği gibi daha önceki bazı kutsal kitaplar (Nahil 16:43; Enbiyâ 21:7, 105) ve –buradaki 6 ve 9. âyetlerde olduğu gibi– özellikle Kur’an için de kullanılmıştır. Nitekim hadislerde Kur’an’ın bir isminin de “zikir” olduğu bildirilir (meselâ bk. Tirmizî, “Sevâbü’l-Kur’ân”, 14).
Müşrikler Hz. Peygamber’e, “Ey kendisine vahiy gelen adam!” diye hitap ederken ona vahiy geldiğine inandıkları için böyle konuşmuyor, aksine onunla alay ediyorlardı.
Müfessirlerin görüşüne göre müşrikler Hz. Peygamber’i mecnun diye itham ederken bunu ya alay maksadıyla mecaz anlamında veya hakikat anlamında söylüyorlardı. Râzî’ye göre (XIX, 158) bu suçlamanın iki sebebi olabilir: ☼a) Vahyin gelişi sırasında Hz. Peygamber’de genellikle kendinden geçmişçesine olağan üstü bir hal görülürdü. Müşriklerin bu hali bir cin çarpması alâmeti saydıkları ve bu yüzden onu delilikle suçladıkları düşünülebilir. ☼b) Peygamber efendimizin Allah tarafından görevlendirilmiş gerçek bir elçi olmasını aklî yönden imkânsız buldukları için peygamberlik iddiasını deli saçması gibi görmüş ve bu yüzden onu delilikle suçlamış olabilirler.
Eskiden Arap putperestleri şairlerin cinlerle ilişkisi bulunduğuna, şiirin de böyle bir bağlantının sonucu olarak şairlerin cinlerden aldıkları ilhamın ürünü olduğuna inanırlardı. Bu yüzden, Hz. Muhammed’in çağdaşı olan müşrikler de bir tür şiir kabul ettikleri Kur’an’ı Allah’tan değil, cinlerden aldığını düşünüyorlardı (bk. Enbiyâ 21:5; Sâffât 37:36). Buna göre âyette müşrikler, Hz. Peygamber’i kastederek telaffuz ettikleri “mecnun” kelimesini sözlük anlamında değil, onun cinlerle ilişkisinin bulunduğu anlamında kullanmış olabilirler (Ateş, V, 54).
Mehmet Okuyan
6,7. (Müşrikler) “Ey kendisine [zikr] (Kur’an) indirildiğini (sanan) kişi! Sen şüphesiz ki cinlenmişsin. (Peygamberlik iddianda) doğru söyleyenlerdensen bize melekleri getirsene!”
İnkârcılar, seninle güya alay ederek, “Ey kendisine Kur’an adında bir uyarı gönderilen adam!” diyorlar, “Hiç kuşku yok ki, sen cinlerin istilasına uğramış bir deli, bir mecnunsun!”
1 Mecnun: Cünûn sözlükte “örtünmek, gizlenmek; aklını kaybetmek” anlamına gelir. Bu durumdaki kişiye de “mecnun” (deli) denir. Kur’ân-ı Kerîm’de, peygamberlerin davetinden ve özellikle Hz. Muhammed (s.a.v)’in tevhide yaptığı çağrıdan rahatsız olanların onlara yönelttikleri iftiraların başında onlara mecnun denmesi geldiği belirtilir. Kur’ân-ı Kerîm’de on bir âyette “mecnun” kelimesi kullanılmıştır. Mecnun kelimesi her ne kadar çoğunlukla “deli” diye tercüme edilmişse de bu, anlamı tam karşılamamaktadır. Kelimenin esas anlamı “cinlenmiş” demektir. Kâfirler bu sözü Peygamberler için; cinlenmiş yani “cinler tarafından yardım edilen, cinlerden hizmetçisi bulunan” anlamında kullanmışlardır. Kur’ân-ı Kerîm’e göre insanı insan yapan ve onu ilâhî buyruk ve yasakların muhatabı kılan akıldır. Aklı olmayanın dini de yoktur. Delilik her ne kadar bazı meşreplerce ve tarikatlarca bir üstün özellik gibi gösterilmeye çalışılmışsa da asıl delilik budur. Bir de Mecnun’un “Leyla, Leyla diyerek, Mevla’yı bulduğu anlatılır ki bu, bilinen delilikten de öte bir deliliktir. Mevla’yı bulmanın tek yolu vahiydir. 2 Bu âyet; Zikri (Kur’an’ı) kabul etmeyerek bir de yukarıdaki ifadelerle alay etmeye kalkışan Abdullah b. Ümeyye, Nadr b. Haris, Nevfel b. Huveylid, Velid b. Muğire hakkında nazil olmuştur.
Muhammed Esed
(Hal böyleyken, hakkı inkar edenler, yine de): “Ey kendisine [sözde] uyarıcı/hatırlatıcı bir mesaj indirilen kişi; sen düpedüz bir mecnunsun!” diyorlar,
6, 7. O kâfirler, alay ederek: “Ey o kendisine kitap indirilmiş olan dediler; mutlaka sen bir delisin! Eğer iddianda tutarlı isen, ne diye bize o melekleri getirip göstermiyorsun? ” [23, 70; 43, 53; 25, 21-22] {KM, Markos 3, 22; Matta 11, 18}
Eskiden Arabistan'da şi'ir bir san'at olmaktan çok, cinlerle, gizli güçlerle temas kurup onlardan birtakım bilgiler alma mesleği idi. Herkes ile konuşmayan cin, ancak seçtiği adamla konuşurdu. Her cinnin seçtiği bir şâ'ir vardı. Erkek veya dişi cin, sevgisine lâyik gördüğü adamın üzerine çullanır, onu yere atar, göğsünün üstüne çıkar ve onu dünyâda kendisinin sözcüsü olmaya zorlardı. İşte şi'ir seremonisi böyle başlardı . O andan itibaren o adama şâ'ir denilirdi. Şâ'irle cin arasında çok içten bir ilişki kurulurdu. Her şâ'irin, zaman zaman kendisine ilhâm veren özel bir cinni vardı. Şâ'ir, genellikle kendi cinnine halîl (samîmî dost) derdi. Şâ'irle ilişki kuran cin, insan isimlerinden biriyle anılırdı. Meselâ büyük şâ'ir el-A'şâ'nın cinninin adı, Mishal (kesici bıçak) idi. İşte müşrikler, Hz. Muhammed'i de böyle cinden ilhâm alan bir şâ'ir sandıklarından dolayı ona "mecnûn şâir", "öğretilmiş mecnûn", "kâhin", "sâhir: büyücü" demişlerdi. Mecnûn: cin çarpmış, demektir. Basitçe "deli" anlamına gelir. Fakat kelimenin, böyle târîhî bir mânâsı vardı ve Araplar, Hz. peygamber için bu kelimeyi bu târîhî anlamında kullanıyorlardı. Bundan dolayı biz, bu kelimeyi "cinlenmiş" şeklinde terceme ettik.
Süleymaniye Vakfı
Dediler ki “Ey kendisine Zikir (Kitap) indirilen kişi! Sen tamamen cinlerin etkisindesin.