Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 103, sondan 6134. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 96. ayetidir. Bakara Suresi 96. ayetinin kelime sayisi 25, harf sayısı 102 ve toplam ebced değeri ise 5216 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (14) ل (10) م (10) bulunuyor.
Arapça Metin
ولتجدنهم احرص الناس على حيوة ومن الذين اشركوا يود احدهم لو يعمر الف سنة وما هو بمزحزحه من العذاب ان يعمر والله بصير بما يعملون
Andolsun, sen onların, yaşamaya, bütün insanlardan; hatta Allah’a ortak koşanlardan bile daha düşkün olduklarını görürsün. Onların her biri bin yıl yaşamak ister. Hâlbuki uzun yaşamak, onları azaptan kurtaracak değildir. Allah, onların bütün işlediklerini görür.
Yahudiler, âhiret yurdunda sadece kendilerinin mutlu olacaklarını ileri sürmelerine rağmen hakikatte insanlar içinde, âhireti düşünmeden dünya hırsına en fazla kapılanların da onlar olduğu ifade edilmektedir. Bu durum tecrübeyle de sabittir. Onun için âyette, “Onlar, insanların yaşamaya en düşkün olanlarıdır” denilmeyip, “Onları, insanların yaşamaya en düşkünü olarak bulursun” buyurulmuştur. İşte iddialarındaki bu samimiyetsizlik nedeniyle 95. âyette yüce Allah onları “zalimler” diye nitelemiştir.
Yahudilerin dünya hırsına bu derece kapılmalarının temelinde, iddia ettiklerinin aksine, âhirete imanlarının zayıflığı bulunmaktadır. Esasen Yahudiliğin Hz. Mûsâ’ya nisbet edilen ve Tevrat’ı oluşturan beş kitabında âhiret fikri son derece zayıf ve müphemdir. Nitekim Yahudiliğin buyruklarının Tevrat’ta yer alan bütün yaptırımları dünyevîdir; teşvik ve sakındırmalar dünya hayatıyla ilgilidir. İyilik yapanlar için sıhhat, âfiyet, bolluk, evlât çokluğu, düşmanlara karşı galibiyet ve hâkimiyet; isyan edenler için hastalık, kıtlık, mağlûbiyet, esaret Tevrat’ta sık sık tekrarlanan yaptırımlardır. Ancak daha sonraki dönemlerde, özellikle Hz. Mûsâ’dan yedi asır sonra vuku bulan Bâbil esareti sırasında ve İran kültürünün etkisiyle Yahudilik’te âhiret inancı daha net bir şekilde oluşmaya başlamış; zamanla Hıristiyanlık ve İslâmiyet’in de etkisiyle bu inanç, Yahudiliğin belli başlı itikad esaslarından biri haline gelebilmiştir. Bunda, ikisi de İslâm kültürü içinde yetişmiş olan Mısırlı Saadia Gaon ile (Saîd b. Yûsuf el-Feyyûmî) Endülüslü Moşe ben Maimun (Mûsâ İbn Meymûn) isimli ilâhiyatçıların büyük payları olmuştur (genişbilgi için bk. Yaşar Kutluay, İslâm ve Yahudi Mezhepleri, s. 123-131; ayrıca bk. Cum‘a 62:5-8).
Aynı âyette dünyaya aşırı bağlılık konusunda yahudilerle müşrik Araplar arasında bir paralellik kurulması ilgi çekicidir (şirk ve müşrik terimleri hakkında bilgi için bk. Bakara 2:105). Gerçekten yahudiler gibi Câhiliye Arapları da putperestliğe özgü dinî faaliyetleriyle uhrevî bir amaç gözetmeyip sağlık, âfiyet, servet kazanmak, savaşlarda zaferler elde etmek, erkek evlât sahibi olmak gibi dünyevî amaçlar güderlerdi. Bu da onların âhirete inanmamalarının bir sonucuydu. Kur’an-ı Kerîm’de de müşriklerin ba‘s, haşir, cennet ve cehennem gibi âhiret hallerine inandıklarına dair hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Aksine birçok âyette onların âhireti inkâr ettikleri bildirilmektedir (meselâ bk. En‘âm 6:29; Nahl 16:38; İsrâ 17:49). Onlar yeniden dirilmeyi “eskilerin masalları” sayarlardı (Neml 27:67-68). Câhiliye şiirinde de âhireti inkâr eden ifadelere rastlanır. Meselâ Şeddâd b. Esved’e isnat edilen bir kıtada, “İbn Kebeşe (yani Hz. Muhammed), beni yeniden diriltileceğimi söyleyerek mi korkutuyor?” denildikten sonra, insan ruhu bir kuşa dönüşerek bedenden ayrıldıktan sonra yeniden canlanmanın imkânsız olacağı savunulmakta; Tarafe’nin ünlü Muallaka’sında da ebedîlikten söz edilemeyeceğine göre insan için yapılacak en iyi şeyin elden geldiğince dünya zevklerinden yararlanmak olduğu belirtilmektedir (bk. Zevzenî, Şerhu’l-Mu‘allakât, Beyrut, ts. [Mektebetü dâireti’l-beyân], s. 82).
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki sen onları insanların (dünya) hayatına en düşkünü olarak bulursun; hatta şirk koşanlardan bile. Her biri bin sene yaşatılmak ister. Oysa (o kadar) yaşatılması (kimseyi) azaptan asla uzaklaştırmaz. Allah yapmakta olduklarını görendir.
Burada sözü edilen “bin sene” ifadesi “çokluk” manası içermekte, onların boş beklentileri ortaya konulmaktadır.
Bayraktar Bayraklı
Onları, insanlar içinde dünya hayatına en çok düşkün olanlar olarak bulacaksın. İçlerinden şirk koşanlar bin sene yaşamak ister. Fakat bu kadar yaşasa da, bu uzun ömür onları azaptan uzaklaştıramaz. Allah onların yaptıklarını eksiksiz görür.
Ve sen, onları, yaşamaya karşı insanların ihtiraslısı, hatta Allah'a ortak koşanlardan bile daha çok ihtiraslı bulacaksın. Her biri bin yıl yaşamak ister. Oysaki uzun ömürlü olmak, böyle birini azaptan kurtarmaz. Zira Allah, yaptıkları her şeyi görmektedir.
Andolsun, onları (Yahudileri ve Yahudileşmiş kimseleri) hayata (dünya rahatına ve çıkarına) karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulacaksın. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın arzusundadır; oysa bunca yaşaması (bile) onu azaptan kurtarmayacaktır. Allah, onların yapmakta olduklarını Görendir (ve kayıt altına almaktadır) .
Andolsun ki onları, insanların hayata en düşkünü olarak bulursun. Onlar, müşriklerden de düşkündür hayata. Her biri bin yıl yaşamayı arzular. Fakat yaşasa ne olacak? Onu azaptan kurtaramaz ki. Allah, ne yapıyorlarsa görmede.
Ve sen o Yahudileri tüm insanlardan, hatta Allah'la birlikte başka şeylerin de ilahlığını tanıyanlardan daha çok, hayata düşkün bulacaksın. Onlardan herbiri bin yıl yaşamak ister. Halbuki çok uzun yaşaması kendisini azaptan uzaklaştıracak değildir. Allah onların bütün yapıpettiklerini görmektedir.
Andolsun ki, onları, insanların hayata en düşkünü olarak bulacaksın. İlâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah'a ortak koşan, âhiret hayatını, hesap ve cezayı inkâr eden müşriklerden bile dünya hayatına daha düşkündürler. Onların her biri bin sene ömür sürmeyi arzular. Halbuki uzun yaşamak, onları cezadan kurtarıp uzaklaştıracak değildir. Allah onların işlediği amelleri biliyor, görüyor.
Onları insanların hayata en düşkünü göreceksin. Allah'a ortak koşanlardan bile daha tutkundurlar. Her biri bin yıl yaşatılmayı arzular. Oysa uzun süre yaşatılması onu azaptan uzaklaştırmayacaktır. Allah onların yaptıklarını görmektedir.
Andolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azabtan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir.
Sen, Yahûdi ve müşrikleri, dünya hayatı üzerine, insanların en hârisi bulursun. Bu müşriklerden bazısı, bin sene yaşamağı arzu eder. Halbuki yaşamak, onu azabdan uzaklaştıracak değildir. Allah onların ne yaptığını görmektedir ve görücüdür.
Yaşamak konusunda insanların ve hatta müşriklerin de en ihtiraslısı olarak onları göreceksin. (Demek ahirete imanları yoktur.) Nitekim (ahirete inanmayan) müşrik kişi bin yıl yaşamayı severek ister. Fakat uzun ömür yaşaması, o müşrik kişiyi azaptan kurtaracak değildir. Allah onların yaptıklarını çok iyi görendir.
Bahaeddin Sağlam Bakara Suresi 96. Ayet Açıklaması
[Ahirete inanmayan insanlar, ruhanilere ve meleklere de inanmadıklarından, dar bir dünya içinde boğulup azap çekiyorlar. Böyleleri, inanmadıkları Allah ve melekler gibi gerçeklere de düşman olurlar.]
Besim Atalay
Sen, onları —Allaha eş koşanlardan daha da çok— yaşamak için insanların isteklisi bulursun, birtakımı onların bin yıl dirlik isterler, bin yıl yaşasalar da Tanrının azabından uzaklaşmış olmazlar, Allah görür yaptıkların
Onları, insanların hayata en düşkünü, puta tapanlardan bile daha tutkunu olarak bulacaksın. Her biri ister ki bin yıl yaşatılsın. Oysa uzun yaşamak kendilerini azaptan kurtaracak değildir. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarını çok iyi görmektedir.
Cemal Külünkoğlu Bakara Suresi 96. Ayet Açıklaması
Buradaki soru; madem onlar Allah tarafından seçilmiş bir millet ve cenneti sadece kendileri hak ediyor, o halde ne diye her biri bin yıl yaşamak istiyor ya da bin yıl yaşayacakmış gibi planlar yapıyor? 94. âyette de ifade edildiği gibi; ölümü isteseler ya! İsteyemezler, çünkü yaptıkları yüzünden azaba uğratılacaklarını bilirler. İnsan; dünya ve ahirette bir bütün olarak bakmayınca ve dünyayı da bu bütünün küçük bir parçası olarak görmeyince, dünya hayatına/dünyalıklara düşkünlüğü onu ahiret bilincinden koparır ve böylece kendini azaba yaklaştıracak eylemlerde bulunur. Oysa ahiret hayatı; Allah’ın insanlara bağışlamış olduğu bir nimettir. İnsanın ahirete inanması ve orada dünyada yaptıklarının karşılığına göre yaşayacağını bilmesi; canlı, adil, doğru, tarafsız, ilkeli, tutarlı ve ideal bir hayatın oluşmasını sağlar. Ahiret inancı insana sorumluluk duygusu kazandırır, onu kötülük yapmaktan ve kötü yaşamaktan sakındırır, iyiliğe ve doğruluğa yönelterek ahlak ve fazilet sahibi yapar.
Diyanet İşleri (Eski)
And olsun ki, onların hayata diğer insanlardan ve hatta Allah'a eş koşanlardan da daha düşkün olduklarını görürsün. Her biri ömrünün bin yıl olmasını ister. Oysa uzun ömürlü olması onu azabdan uzaklaştırmaz. Allah onların yaptıklarını görür.
Yemin olsun ki, sen onları yaşamaya karşı insanların en düşkünü olarak bulursun. Putperestlerden her biri de arzular ki, bin sene yaşasın. Oysa yaşatılması onu azaptan uzaklaştırmaz. Allah onların yapmakta olduklarını eksiksiz görür.
Onları, yaşamaya en düşkün insanlar olarak bulacaksın; putperestlerden bile fazla... Onlardan herbiri bin sene yaşamak ister. Oysa, uzun yaşaması onu azaptan uzaklaştırmaz. ALLAH yaptıklarını görendir.
Elbette onları insanların hayata en hırslı, en düşkün olanları olarak bulacak, hatta müşriklerden bile daha düşkün bulacaksın. Onların her biri bin sene ömür sürmeyi arzular, oysa uzun yaşamak kendisini azaptan kurtarıp uzaklaştıracak değildir. Allah, onların neler yaptığını görüp duruyor.
her halde onları insanların hayata en harisı, müşriklerden de haris bulacaksın, her biri arzu eder ki bin sene mu'ammer olsa, halbuki mu'ammer olmak kendisini azabdan uzaklaştıracak değil Allah görüyor onlar neler yapıyorlar
Andolsun, sen onları (Yahudileri) insanlardan, (hattâ) müşrik olanlardan ziyâde hayaata düşkün bulacaksın. Onlardan her biri arzuu eder ki (kendisine) bin yıl ömür verilsin. Halbuki onun çok yaşatılması kendisini azâbdan uzaklaşdırıcı değildir. Allah, onlar ne işlerlerse, hakkıyle görücüdür.
And olsun ki, onları hayâta karşı insanların, hattâ şirk koşanların en hırslısı bulursun! Her biri bin sene yaşatılmayı arzu eder. Hâlbuki (çok) yaşatılması, onu azabdan uzaklaştırıcı değildir. Allah, ne yaparlarsa hakkıyla görendir.
Onların insanlar arasında hayata daha çok bağlı olduğunu, hatta Allah’a ortak koşanlardan bile daha çok bağlı olduğunu göreceksin. İsterler ki binlerce yıl yaşasınlar. Şunu bilmeliler ki, uzun yaşamaları onları azaptan uzaklaştıracak değildir. Çünkü Allah yaptıklarının hepsini görmektedir.
“ Sen her halde Yahudileri insanlardan, müşriklerden [¹] ziyade hayata haris bulursun [²] onlardan bazıları [³] bin sene [⁴] yaşamak ister; halbuki bu kadar yaşaması kendisini azaptan uzaklaştıracak değildir. Allah onların işlediklerini görür ” [⁵]
İsmail Hakkı İzmirli Bakara Suresi 96. Ayet Açıklaması
[1] Müşrikler hakkında üç kavil vardır: Mecusi, Arap müşrikleri, alelıtlak müşrikler.[2] “Ve Minelleziyne Eşruku» Nazmı Celilindeki vav, vav-ı atıfadır. İnsanlar da zamanındaki insanlar demektir. Ayrıca müşrikleri zikr mübalâgaya mahmuldür. Çünkü onların hırsı şiddetlidir. Bu Nazm-ı Celilde onlara pek büyük tevbih vardır. Hayatın nekre olarak iradı da hakir bir hayat kast olunması içindir. Yani Yahudiler dünyada azıcık yaşamağa zamanlarındaki insanların hepsinden, hususa müşriklerden ziyade haristirler. Maamafih hayatın nekre olarak iradı hayat-ı mahsusaya uzun boylu hayata da hami olunabildiği gibi (vav)ın vav-ı müste'nife olması caizdir. Artık mâna «Yahudileri herkesten ziyade hayata haris bulursun» bunlardaki hırs müşriklerde yoktur, demek olur.[3] Yahudilerden veya müşriklerden.[4] Bin sene kesretten kinayedir.[5] Amellerinin her birinin cezasını verir.
Kadri Çelik
Hiç şüphesiz onların diğer insanlardan ve hatta şirk koşanlardan hayata daha tutkun olduklarını bulursun. Her biri ömrünün bin yıl olmasını ister. Oysa uzun ömürlü olması onu azaptan uzaklaştırıcı değildir. Allah onların ne yaptığını hakkıyla görendir.
Sen onların, ölümü arzu etmek şöyle dursun, insanlar içerisinde yaşamaya en düşkün kimseler, hattâ âhirete inanmayan şu müşriklerden bile daha tutkun olduklarını göreceksin. Hepsi de ister ki, bin yıl ömür sürsünler. Oysa uzun süre yaşamaları, kendilerini azaptan kurtaracak değildir. Hiç kuşkusuz Allah, yaptıkları her şeyi görmektedir ve cezasını da kesinlikle verecektir.
And olsun, onları hayata karşı İnsanlar’ın en hırslısı bulursun.
Şirk koşanlardan her biri arzu eder ki keşke bin sene yaşatılsa!
Oysa uzun ömürlü yaşatılması, onu Azap’tan uzaklaştıracak değildir.
Ne işliyorlarsa, Allah görmektedir.
Sen o (Yahûdîleri) insanlar içerisinde yaşamaya karşı, müşriklerden bile çok daha düşkün olarak bulacaksın. Bunlardan her biri, bin yıl yaşatılmalarını ister.1 Oysa (uzun yaşatılmaları) kendilerini azaptan asla kurtaracak değildir. Ve Allah, onların yaptıklarını görüp durmaktadır.
1 Âyetin buraya kadar olan bölümü, “(Ey Muhammed!) sen o (Yahûdîleri), yaşamaya karşı insanların en düşkünü olarak bulacaksın. Müşriklerden her biri de bin yıl yaşatılmalarını ister.” şeklinde de tercüme edilebilir.
Muhammed Esed
Ve sen onları başkalarından daha ihtirasla hayata sarılmış göreceksin, hatta Allah'tan başkasına ilahlık yakıştırmaya şartlanmış olanlardan bile daha çok: onların her biri binlerce yıl yaşamak ister; halbuki uzun yaşaması, böyle birini [ahirette] azaptan kurtarmaz: zira Allah onun bütün yapıp-ettiklerini görmektedir.
Sen onları insanların yaşamaya en düşkünleri olarak bulursun, hatta müşriklerden bile fazla! İçlerinden kimileri bin yıl yaşamak ister; oysa bu bile onları azaptan kurtaracak değildir. Zira Allah, onların yaptıklarını görmektedir. 5/18, 62/6, 57/4
İnsanlar arasında, hayatın sadece bir türüne[176] karşı en çok ihtiras taşıyanlar olarak, onları bulursun; hatta, Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştıranlardan da daha fazla.[177] Onlardan her biri ister ki bin yıl yaşasın. Tut ki bunca ömre sahip olsun; bu dahi onu azaptan uzak tutamaz: Zira Allah onların tüm yapıp ettiklerini görmektedir.[178]
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 96. Ayet Açıklaması
[176] Yani: “yalnızca dünya hayatına..” Hayâtindeki belirsizlik çeviriye “bir türü” şeklinde yansımıştır
[177] Şirk Allah’tan rol çalmaya kalkışmaktan öte insanın kendisine tanrı atamasıdır. Bu durumda, atayan âmir atanan memur olmuştur.
[178] İlâhî esmadan olan Basîr, â’mânın karşıtıdır. Kip olarak ism-i faildir. Mübalağa ifade eder. Tam açılımı şöyledir: Görmenin bütün anlamlarıyla, görülenin özüne nüfuz ederek, nitelik olarak derinliğine, nicelik olarak tüm ayrıntı ve cüzlerine varana dek gören ve bu iş için zaman, mekân ve alete muhtaç olmayan Zât.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve andolsun ki onları insanların ve müşrik olanların hayata en hârisi bulacaksınız. Her biri arzu eder ki bin sene muammer olsun. Halbuki bu muammer olması onu azaptan uzaklaştırıcı değildir. Allah Teâlâ ise onların neler yaptıklarını hakkıyla görücüdür.
İnsanlar içinde dünya hayatına en hırslı olanların onlar olduğunu görürsün. Hatta bu hırsta müşriklerden bile daha ileridirler. Onlardan her biri bin yıl yaşamak ister. Fakat uzun ömür onu cezadan uzaklaştıracak değildir. Allah, onların bütün yaptıklarını görür.
“Âhiret sırf bizimdir.” demek, öldükten sonra herkes ya mahvolup yok olacak, sadece biz kalacağız; ya da herkes cehenneme gidecek, yalnızca biz cennete gideceğiz ve orada biz mutlu olacağız.” demek olur. Ölümden sonra böyle ebedi bir mutluluğun yalnız kendilerine ait olduğuna cidden inanmış olanların, zahmetler, elemler ve kederlerle dolu olan şu üç - beş günlük dünya hayatına sımsıkı sarılmalarının hiçbir anlamı yoktur. Bu düşüncede olanların bir an önce ölümü temenni etmeleri gerekirken, onlar asla istemezler. Zira âhiret için hazırladıkları şeyler; zulümler, cürümler, cinayetlerdir. Yani bunlar zaten sabıkalı kimselerdir. O kirli ellerin neler yaptığını, âhirete ne yüzle varacaklarını vicdanları duyar da dünya cennetinden vazgeçmezler, ölümü isteyemezler. Allah o zalimleri bilmez mi sanıyorlar ki, âhiret yurdu bizimdir, diyorlar. Oysa Allah bütün zalimleri bilir. Bu ruh hali, kaçınılmaz olarak iki sebebin birinden ayrı değildir. Ya bunlar: “Âhiret sırf bizimdir.” derken, bunun yalan olduğunu bilerek söylüyorlar. Böylece âhirete asla inanmıyorlar demektir. Ya da bunların maksadı gerçek âhiret olmayıp bekledikleri dünyevî bir gelecektir. Gerçekten Yahudiler son devirlerde âhiret kavramını tahrif ve tevil ederek şu ideale sahip olmuşlardır: Kendilerine vaad edildiğini ileri sürdükleri kutsal topraklarda devlet kurduktan sonra, bütün dünyayı istila edecekler, dünyanın tek devleti olacaklardır.
Süleyman Ateş
Onları, insanların hayata en düşkünü, ortak koşanlardan daha tutkunu bulursun; her biri, bin yıl yaşatılmasını ister. Oysa yaşatılması, onu azabdan uzaklaştıracak değildir. Allah ne yaptıklarını görüyor.
Başka bir ihtimâle göre âyetin anlamı şöyledir: Onları, insanların, hayâta en düşkünü bulursun. Müşrikler içinde de bin yıl yaşatılmasını isteyenler vardır.
Süleymaniye Vakfı
Kesin olarak göreceksin ki insanların içinde, yaşamaya en düşkün olanlar onlardır; müşriklerden bile! İsterler ki ömürleri bin sene olsun! O kadar ömür verilse bile bu, onları azaptan uzaklaştıracak değildir. Yaptıkları her şeyi gören Allah’tır.
Sen onları öteki insanların hayata en düşkünlerinden; hatta, Allah'a ortak koşanlardan bile yaşamaya daha düşkün bulursun. İçlerinden bazıları bin yıl yaşamak ister; oysa bu onları azaptan kurtaracak değildir. Zira Allah, onların yaptıklarını görendir.
Onları, hayata karşı insanların en hırslısı olarak bulursun; hattâ müşriklerden bile daha hırslıdırlar. Onların herbiri bin sene yaşamak ister. Oysa, yaşayacak olsa bile, bu uzun ömür onu azaptan uzaklaştıracak değildir. Çünkü Allah onların bütün yaptıklarını görmektedir.
Sen onları, insanların yaşamaya en düşkünü olarak bulursun. Şirke batanlardan bile... Her biri bin yıl ömür sürsün ister. Oysaki, uzun yaşaması onu azaptan uzaklaştıracak değildir. Allah, yapmakta olduklarını çok iyi görmektedir.
daħı bulasañ anları ādemįlerüñ ḥarıśıraġı, dirlik üzere; daħı anlardan kim müşriķ oldılar. sever birisi anlaruñ kim 'umr virinile biñ; yıl daħı degül ol, ıraķ eyleyicisi 'aźābdan kim 'umr virinile. daħı Tañrı göricidür anı kim işlerler.